Avrupa’nın gündeminde neler var? 23 Mart 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa’nın gündemini sizler için derledi.

Dünya Turu

ABD’den İran’a 48 saatlik ültimatom: Hürmüz Boğazı krizi tırmanıyor, enerji altyapıları hedefte

Orta Doğu’daki gerilim hızla tırmanırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde yeniden açma ültimatomu vermesi, krizi yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya taşıdı. Trump, aksi halde İran’ın enerji altyapısının “tamamen yok edileceğini” belirterek, özellikle elektrik santrallerinin hedef alınacağını açıkladı.

Tahran yönetimi ise bu tehdide sert yanıt verdi. İranlı askeri yetkililer, ülkenin enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya karşılık olarak ABD ve İsrail’in enerji altyapılarının hedef alınacağını duyurdu. Bu karşılıklı tehditler, halihazırda küresel enerji piyasalarını sarsan krizin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda, ticari gemilere yönelik saldırılar ve güvenlik riskleri nedeniyle tanker trafiği büyük ölçüde durma noktasına geldi. İran tarafı, boğazın teknik olarak açık olduğunu savunsa da, geçişlerin ancak Tahran ile koordinasyon sağlanarak mümkün olduğunu belirtiyor.

Sahadaki askeri gelişmeler de gerilimin arttığını gösteriyor. İran, hafta sonu İsrail’in güneyindeki Dimona ve Arad bölgelerine füze saldırıları düzenlediğini açıklarken, bu saldırıların Natanz nükleer tesisine yönelik önceki saldırılara misilleme olduğu ifade edildi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Natanz’daki olay sonrası radyasyon sızıntısı tespit edilmediğini, ancak taraflara askeri itidal çağrısı yaptı.

ABD’nin bölgeye ek askeri güç ve savaş gemileri göndermesi ve aynı zamanda operasyonları “azaltma” sinyali vermesi, Washington’un stratejisinde çelişkili mesajlar olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu durum, hem askeri hem de diplomatik belirsizliği artırıyor.

Krizin dördüncü haftasına girilirken, taraflar arasında de-eskalasyona dair somut bir işaret bulunmaması, enerji arzı ve küresel ticaret açısından riskleri büyütüyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kesintinin sürmesi halinde, petrol ve gaz piyasalarında yeni şokların kaçınılmaz olacağı değerlendiriliyor.

G7’den enerji piyasalarına güvence: “Küresel tedarik için tüm adımlar atılacak”

G7 ülkeleri, Orta Doğu’daki savaşın küresel enerji piyasalarında yarattığı risklere karşı enerji tedarikinin güvence altına alınması için gerekli tüm adımları atmaya hazır olduklarını açıkladı. G7 dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından yapılan ortak açıklamada, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarında seyrüsefer güvenliğinin korunmasının hayati önemde olduğu vurgulandı.

Açıklamada, enerji arz zincirlerinin kesintiye uğramaması ve piyasalarda istikrarın sağlanması gerektiği belirtilirken, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyelerinin acil petrol rezervlerini devreye alma kararına da atıf yapıldı. G7 ülkeleri, mevcut kriz karşısında küresel enerji akışının devamlılığını sağlamak için koordineli hareket edeceklerini ifade etti.

Öte yandan, açıklamada İran’ın saldırılarına son vermesi çağrısı yapılırken, G7’nin Orta Doğu’daki müttefiklerine desteğinin süreceği vurgulandı. Bu mesaj, enerji güvenliği ile jeopolitik gerilimler arasındaki bağın giderek daha belirgin hale geldiğine işaret ediyor.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ardından bölgede karşılıklı saldırılar hız kazanırken, enerji altyapıları ve ticaret yolları üzerindeki riskler küresel piyasaları doğrudan etkiliyor. Özellikle dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, fiyatlarda sert dalgalanmalara neden oluyor.

G7’nin bu açıklaması, artan belirsizlik ortamında piyasalara güven vermeyi amaçlarken, aynı zamanda büyük ekonomilerin enerji arz güvenliğini koruma konusunda daha aktif bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ortaya koyuyor.

ABD’den dikkat çeken adım: İran petrolünün satışına geçici izin verildi

ABD yönetimi, küresel enerji piyasalarında yaşanan arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla İran petrolünün sınırlı ve geçici olarak satışına izin verdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptığı açıklamada, denizde halihazırda bulunan İran petrolünü kapsayan dar kapsamlı bir genel lisans yayımlandığını duyurdu.

Buna göre, 20 Mart’tan önce gemilere yüklenmiş İran menşeli petrol ve petrol ürünlerinin satışı ve teslimatı geçici olarak serbest bırakıldı. Söz konusu izin 19 Nisan’a kadar geçerli olacak ve yalnızca mevcut sevkiyatları kapsayacak. Yetkililer, bu adımın yeni üretim ya da yeni satış anlaşmalarını kapsamadığını özellikle vurguladı.

ABD yönetimi, bu kararla yaklaşık 140 milyon varil petrolün küresel piyasaya hızlı şekilde sunulabileceğini ve böylece arz üzerindeki baskının azaltılmasının hedeflendiğini belirtiyor. Açıklamada, İran petrolünün özellikle Çin tarafından düşük fiyatla stoklandığına dikkat çekilirken, mevcut arzın devreye alınmasının küresel enerji fiyatlarını dengeleyeceği ifade edildi.

Bessent, bu adımı enerji arzını artırma ve piyasa istikrarını sağlama stratejisinin bir parçası olarak tanımlarken, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını gevşetmediğini, aksine finansal baskının sürdüğünü belirtti. İran’ın bu satışlardan elde edeceği gelirleri kullanmasının zor olacağı ve ülkenin uluslararası finans sistemine erişiminin kısıtlı kalacağı vurgulandı.

ABD tarafı, son dönemde küresel piyasaya toplamda yaklaşık 440 milyon varillik ek arz sağlanmasına yönelik adımlar atıldığını savunurken, bu stratejiyle İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden enerji akışını baskı unsuru olarak kullanma kapasitesinin zayıflatılmasının hedeflendiği ifade edildi.

Bu gelişme, ABD’nin bir yandan İran’a yönelik askeri ve siyasi baskıyı sürdürürken, diğer yandan küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutmak için pragmatik adımlar attığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu politika, kısa vadede piyasaları rahatlatabilir ancak uzun vadede jeopolitik ve ekonomik dengeler açısından karmaşık sonuçlar doğurabilir.

IEA’dan acil çağrı: Petrol talebi düşürülmeli, uzaktan çalışma ve seyahat kısıtları gündemde

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Orta Doğu’daki savaşın küresel enerji piyasalarında yarattığı şok nedeniyle hükümetlere petrol talebini hızla azaltacak önlemler alma çağrısı yaptı. Kurum, özellikle uzaktan çalışma, hız limitlerinin düşürülmesi, toplu taşımanın teşvik edilmesi ve hava yolculuklarının azaltılması gibi adımların kısa vadede önemli tasarruf sağlayabileceğini vurguladı.

IEA’ya göre, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla birlikte ortaya çıkan kriz, “modern tarihin en büyük arz şoklarından biri” olarak değerlendiriliyor. Küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik hat üzerindeki kesintiler, piyasaları sarsarken, petrol fiyatları savaşın başlamasından bu yana 100 doların üzerine çıktı. Analistler, gerilimin sürmesi halinde fiyatların 200 dolara kadar yükselebileceğini öngörüyor.

Ajans, yalnızca arz artırımıyla krizin çözülemeyeceğini açık şekilde belirtiyor. “Dünya bu şoktan üretimi artırarak değil, tüketimi azaltarak çıkmak zorunda” mesajı verilirken, özellikle ulaşım sektörüne dikkat çekiliyor. Küresel petrol talebinin yaklaşık yüzde 45’i kara taşımacılığından gelirken, binek araçlar bu tüketimin büyük kısmını oluşturuyor. Bu nedenle, daha az araç kullanımı, araç paylaşımı ve verimli sürüş alışkanlıkları kritik önlemler arasında gösteriliyor.

IEA ayrıca, iş dünyasına yönelik olarak iş seyahatlerinin azaltılmasını öneriyor. Buna göre, yalnızca iş amaçlı uçuşların azaltılması bile jet yakıtı talebinde yüzde 7 ila 15 arasında düşüş sağlayabilir. Bazı ülkeler şimdiden bu yönde adımlar attı; kamu çalışanları için dört günlük çalışma haftası veya belirli günlerde ofislerin kapatılması gibi uygulamalar devreye alındı.

Kriz yalnızca petrolle sınırlı değil. IEA, artan enerji maliyetlerinin doğal gaz ve elektrik piyasalarına da yansıdığını, bunun da özellikle Avrupa’da fiyatlar üzerinde ek baskı oluşturduğunu belirtiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de savaşın enerji piyasalarında “anında etkiler yarattığını” kabul ederek, arz güvenliği risklerine dikkat çekti.

Uzmanlar, mevcut şokun boyutuna dikkat çekerek, Orta Doğu’dan günlük yaklaşık 10 milyon varillik arzın riske girebileceğini, bunun da küresel tüketimin yaklaşık yüzde 10’una denk geldiğini ifade ediyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde, rafinerilerde üretim kesintileri ve talep daralması kaçınılmaz olabilir.

IEA, artan enerji fiyatlarının özellikle düşük gelirli haneleri daha fazla etkileyeceğini belirterek, hükümetlere hedefli sosyal destek mekanizmaları oluşturma çağrısında bulundu. Avrupa Birliği ise enerji faturalarını düşürmek için vergi ve maliyet kalemlerinde düzenlemeleri tartışmaya başladı.

Genel tablo, küresel enerji sisteminin ciddi bir stres altında olduğunu gösterirken, IEA’ya göre krizin yönetimi için talep tarafında hızlı ve koordineli adımlar atılması kritik önem taşıyor.

İNGİLTERE 

İngiltere’de hükümette İran savaşı endişesi: Artan enerji maliyetleri ve faiz baskısı ekonomiyi tehdit ediyor

İngiltere’de hükümet içinde, İran savaşı nedeniyle oluşan ekonomik risklere yönelik ciddi endişe ve öfke artarken, bazı bakanların ülkenin zaten kırılgan olan mali yapısının daha da zarar görebileceğinden kaygı duyduğu bildiriliyor. Özellikle savaşın tetiklediği enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu ve borçlanma maliyetlerini yukarı çekmesi, ekonomi yönetimini zor bir sürece soktu.

Başbakan Keir Starmer hükümeti, olası senaryolara karşı hazırlıklara başlarken, Hazine bünyesinde bir “İran kriz masası” kurulduğu ve enerji fiyatlarının kalıcı şekilde yüksek seyretmesi durumunda hane halkına destek paketlerinin gündeme alınabileceği ifade ediliyor. Bu desteklerin, Ukrayna savaşı dönemine benzer şekilde geniş kapsamlı olabileceği ancak bunun “son çare” olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

Savaşın etkileri şimdiden piyasalarda hissedilmeye başladı. Analistler, İngiltere’de faiz oranlarının yüzde 4,5 seviyesine çıkabileceğinin fiyatlandığını, bunun da mortgage ve kredi maliyetlerini artıracağını vurguluyor. Aynı zamanda enerji fiyatlarındaki yükselişin, hane halkı faturalarına doğrudan yansıması bekleniyor. Danışmanlık şirketi Cornwall Insight’a göre, yıllık enerji faturaları yaklaşık 330 sterlin artarak 2.000 sterline yaklaşabilir.

Kabine içinde bazı isimlerin, savaşın ekonomik etkileri nedeniyle “derin bir karamsarlık” içinde olduğu belirtilirken, hükümetin yakıt tüketimini azaltmaya yönelik önlemleri dahi değerlendirdiği ifade ediliyor. Bu kapsamda hız limitlerinin düşürülmesi gibi adımlar gündeme gelirken, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da ülkelerin enerji tasarrufu için daha az araç kullanımı ve tüketim kısıtlamaları gibi önlemler almasını önerdi.

Öte yandan İngiltere’nin askeri pozisyonunda da dikkat çekici bir değişim yaşandı. Londra, daha önce yalnızca müttefiklerini korumaya yönelik kullanılan üslerin, artık İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı operasyonlarda da kullanılmasına izin verdiğini açıkladı. Bu adım, gerilimin daha da tırmanabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Siyasi cephede ise ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerini “korkak” olarak nitelendirmesi, Londra’da rahatsızlık yarattı. İngiliz hükümeti bu açıklamaya doğrudan yanıt vermekten kaçınsa da, bazı bakanların savaşın ekonomik sonuçları nedeniyle Washington’a yönelik eleştirilerini artırdığı ifade ediliyor.

Tüm bu gelişmeler, hükümetin yıl başında umut bağladığı ekonomik toparlanma sürecini riske atmış durumda. Hazine’nin mali alanının 7-8 milyar sterlin daralabileceği, artan enerji ve faiz baskısının ise büyümeyi yeniden zayıflatabileceği belirtiliyor. Bir hükümet yetkilisinin ifadesiyle, “ekonomide iyileşme beklentisi bir kez daha ertelenmiş görünüyor.”

Uzmanlar, savaşın süresine bağlı olarak hükümetin ya hedefli sosyal destek paketleri ya da daha geniş çaplı müdahaleler arasında seçim yapmak zorunda kalabileceğini belirtiyor. Ancak artan kamu borcu ve geçmişteki destek paketlerinin maliyeti, karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.

İngiltere’de tahvil piyasasında sert satış: Merkez Bankası’ndan enflasyon uyarısı, faiz artışı beklentilerini güçlendirdi

İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE), Orta Doğu’daki savaşın tetiklediği enerji şokunun enflasyonu yeniden yukarı çekebileceği uyarısı, finansal piyasalarda sert dalgalanmaya yol açtı. Banka, politika faizini yüzde 3,75 seviyesinde sabit tutmasına rağmen, verdiği mesajların “şahin” bulunması sonrası İngiliz devlet tahvilleri (gilt) güçlü satış baskısı altında kaldı.

Özellikle kısa vadeli tahvillerde dikkat çekici bir hareket yaşandı. İki yıllık tahvil getirisi 0,3 puan artarak yüzde 4,4’e yükselirken, 10 yıllık getiriler yüzde 4,85 ile 2008’den bu yana en yüksek seviyelere yaklaştı. Tahvil getirilerindeki bu yükseliş, piyasanın daha yüksek faiz beklentisini fiyatlamaya başladığını gösteriyor.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (MPC), karar metninde enerji fiyatlarındaki artışın ücretler ve genel fiyatlar üzerinde ikinci tur etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu. İran’daki enerji tesislerine yönelik saldırıların ardından petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, para politikasının yönünü yeniden belirsiz hale getirdi.

Piyasalarda oluşan beklenti de bu doğrultuda değişti. Daha önce faiz indirimi öngören yatırımcılar, artık bu yıl içinde en az iki faiz artışı ihtimalini fiyatlamaya başladı. ING ekonomisti James Smith’e göre, Merkez Bankası’nın mesajı “piyasaların daha fazla faiz artışı beklentisi oluşturmasının önünü açtı”.

Ancak bazı yatırımcılar, Banka’nın kullandığı dilin piyasaları gereğinden fazla tedirgin ettiğini savunuyor. Nedgroup Investments’tan David Roberts, “Banka piyasaları korkutmak istediyse bunu fazlasıyla başardı” değerlendirmesinde bulundu.

BoE Başkanı Andrew Bailey ise daha temkinli bir ton benimsedi. Faizlerin sabit tutulmasının “doğru adım” olduğunu vurgulayan Bailey, faiz artışı konusunda kesin bir yönlendirme yapmaktan kaçındı, ancak faiz indirimlerinin artık gündemde olmadığını açık şekilde ifade etti. Bailey ayrıca, ekonomik büyümede zayıflama ve işgücü piyasasında yumuşamaya dikkat çekerek, mevcut ortamın geçmiş yıllara kıyasla daha kırılgan olduğunu belirtti.

Merkez Bankası’nın güncellenen tahminlerine göre, enflasyonun ikinci çeyrekte yüzde 3, üçüncü çeyrekte ise yüzde 3,5 seviyesine kadar yükselmesi bekleniyor. Bu oranlar, Banka’nın yüzde 2’lik hedefinin belirgin şekilde üzerinde kalmaya devam ediyor.

Karar, BoE’nin karşı karşıya olduğu ikilemi net biçimde ortaya koyuyor: Bir yanda enerji kaynaklı enflasyon baskısı, diğer yanda ise zayıf ekonomik büyüme. Bu durum, para politikasında hem sıkılaşma hem de destek ihtiyacının aynı anda hissedildiği zor bir dengeye işaret ediyor.

İngiltere çelik sektörünü korumak için ithalat kotalarını düşürüyor, tarifeleri yüzde 50’ye çıkarıyor

İngiltere hükümeti, uzun süredir daralma yaşayan yerli çelik sektörünü korumak amacıyla önemli bir ticaret hamlesi açıkladı. Buna göre, gümrüksüz çelik ithalat kotası yüzde 60 oranında azaltılacak, bu kotayı aşan ithalat için uygulanan gümrük vergisi ise yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılacak. Yeni düzenlemenin 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe girmesi planlanıyor.

Hükümet, söz konusu adımı ulusal güvenlik, kritik altyapı ve ekonomik dayanıklılık açısından stratejik öneme sahip gördüğü çelik sektörünü korumak için attığını vurguladı. İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, “İngiltere’de çelik üretimi hayati öneme sahip” diyerek yerli üretimin destekleneceğini belirtti. Bu kapsamda Ulusal Varlık Fonu aracılığıyla 2,5 milyar sterline kadar yatırım desteği sağlanması ve ülkede kullanılan çeliğin yüzde 50’sinin yerli üretimden karşılanması hedefleniyor.

Karar, yalnızca iç ekonomik nedenlerle değil, aynı zamanda küresel ticaret ortamındaki gelişmelerle de bağlantılı. ABD ve Avrupa Birliği’nin çelik ithalatına yönelik tarifeleri yüzde 50 seviyesine yükseltmesi ve özellikle Çin kaynaklı ucuz çelik arzının küresel piyasalarda baskı yaratması, Londra’yı benzer önlemler almaya yöneltti. İngiltere’nin ABD ile yaptığı anlaşma kapsamında bazı ürünlerde daha düşük, yüzde 25’lik tarife avantajını koruduğu da belirtiliyor.

İngiltere’de çelik sektörü ekonomik büyüklük açısından sınırlı kalsa da, yaklaşık 37 bin kişiye istihdam sağlaması ve sanayi bölgelerindeki siyasi önemi nedeniyle dikkat çekiyor. Son yıllarda sektör ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı; Tata Steel’in Port Talbot’taki yüksek fırınlarını kapatması ve British Steel’in devlet müdahalesiyle ayakta tutulması, hükümetin daha güçlü koruma adımları atmasında etkili oldu.

Yetkililer, küresel arz fazlası ve rekabet baskısına karşı Avrupa Birliği ile iş birliğine açık olduklarını da ifade ediyor. Ticaret Bakanı Chris Bryant, “AB ve İngiltere’nin çelikte ortak hareket etmesi mantıklı olur” diyerek kota ve muafiyetler konusunda anlaşma sinyali verdi.

Atılan adım, İngiltere’nin ekonomik politikasında daha korumacı ve sanayi odaklı bir yaklaşımın güçlendiğine işaret ederken, bazı ekonomistler bu tür önlemlerin ithalat maliyetlerini artırarak diğer sektörler üzerinde baskı yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

AVRUPA BİRLİĞİ 

İran savaşı Avrupa ekonomisini vuruyor: Enerji şoku büyüme ve bütçe dengelerini tehdit ediyor

Orta Doğu’da tırmanan savaşın tetiklediği enerji krizi, Avrupa ekonomisi üzerinde ağır bir baskı oluştururken, bölgenin bu şoku karşılayacak mali alanının sınırlı olduğu uyarıları yapılıyor. Artan petrol ve gaz fiyatları, zaten zayıf büyüme ve yüksek borçla mücadele eden Avrupa’yı yeni bir kırılganlık dönemine sürüklüyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre, savaşın ilk 10 gününde enerji ithalat maliyetleri yaklaşık 3 milyar euro arttı. Bu artış, enerjiye bağımlı Avrupa ekonomilerinde hızla hissedilirken, özellikle ulaştırma, tarım ve sanayi sektörlerinde maliyet baskısı yükseliyor. Almanya’da sanayi temsilcileri, doğal gaz fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerini ciddi şekilde tehdit ettiğini ve bunun enflasyonu tetikleyebileceğini belirtiyor.

Avrupa Merkez Bankası ve ulusal yetkililer ise politika alanının daraldığına dikkat çekiyor. Fransa Merkez Bankası Başkanı François Villeroy de Galhau, “Artık harcayacak paramız yok” diyerek, hükümetlerin Ukrayna savaşında olduğu gibi geniş çaplı destek paketleri açıklamakta zorlanacağını vurguladı. Nitekim yüksek borç seviyeleri ve artan faiz oranları, kamu maliyesi üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.

Enerji fiyatlarındaki yükselişin sanayi üzerinde kalıcı etkiler yaratabileceği de ifade ediliyor. Özellikle enerji yoğun sektörlerde üretimin ABD ve Çin’e kayma riski, Avrupa’da erken sanayisizleşme endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Tarım sektöründe ise artan dizel ve gübre maliyetleri, gıda fiyatlarında yeni artış dalgası riskini beraberinde getiriyor.

Büyük şirketler de bu risklere dikkat çekiyor. Volkswagen, savaşın jeopolitik riskleri artırarak satışları olumsuz etkileyebileceğini belirtirken, Lindt gibi şirketler de beklentilerini aşağı yönlü revize etti. Ekonomistler, petrol fiyatlarının 120 doların üzerine kalıcı şekilde çıkması halinde Avrupa’nın resesyona sürüklenebileceği uyarısında bulunuyor.

İngiltere ekonomisi de bu süreçten en fazla etkilenebilecek ülkeler arasında gösteriliyor. Enerji ve gıda ithalatına bağımlı olan ülke için Goldman Sachs, büyümenin yüzde 1 civarına gerileyebileceğini öngörüyor. Daha olumsuz bir senaryoda, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve petrol fiyatlarının 120-150 dolar aralığına yükselmesi, Almanya gibi büyük ekonomilerde GSYH büyümesini ciddi şekilde aşağı çekebilir.

Avrupa hükümetleri ise sınırlı araçlarla çözüm arıyor. Stratejik petrol rezervlerinin serbest bırakılması, akaryakıt fiyatlarına yönelik denetimler ve karbon fiyatlama sisteminde reform çağrıları gündemde. Ancak uzmanlara göre bu önlemler, krizin boyutu karşısında sınırlı kalabilir.

Genel tablo, Avrupa’nın yeni bir enerji şokuna önceki krizlere kıyasla daha zayıf bir mali ve ekonomik zeminle yakalandığını ortaya koyuyor. Bu durum, hem enflasyonun yeniden yükselmesi hem de büyümenin daha da yavaşlaması riskini aynı anda artırıyor.

AB–İran ticareti son 20 yılın en düşük seviyesinde: Almanya açık ara lider

Avrupa Birliği ile İran arasındaki ticaret, yaptırımların etkisiyle 2025 yılında son 20 yılın en düşük seviyesine gerilerken, ekonomik ilişkiler sınırlı ölçekte devam ediyor. Eurostat verilerine göre, AB–İran mal ticareti 2025’te 3,72 milyar euroya düşerken, bu rakam 2000’li yılların ortasında 20 milyar euronun üzerindeydi. Zirve ise 2011’de 27 milyar euroyu aşan seviyeler olmuştu.

Gerilemenin temel nedeni olarak, uzun yıllardır devam eden yaptırımlar ve son olarak AB’nin 2026 başında İran’a yönelik yeni yaptırım kararları gösteriliyor. Buna rağmen ticaret tamamen durmuş değil. 2025 yılında AB, İran’a 2,97 milyar euroluk ihracat gerçekleştirirken, İran’dan ithalat 0,76 milyar euroda kaldı. Bu da AB lehine yaklaşık 2,2 milyar euroluk ticaret fazlası oluştuğunu gösteriyor.

İran, AB için oldukça sınırlı bir ticaret ortağı konumunda. 2025 itibarıyla İran’ın payı, AB ihracatının sadece yüzde 0,1’ine karşılık gelirken, ithalat tarafında bu oran neredeyse sıfıra yakın. Bu durum, geçmişte yüzde 1 seviyelerinde olan payın ciddi şekilde eridiğine işaret ediyor.

AB içinde İran ile en fazla ticaret yapan ülke ise açık ara Almanya oldu. 2025 yılında Almanya, toplam ticaretin yüzde 31,8’ini tek başına gerçekleştirirken, İran’a 963 milyon euro ihracat yaptı. Onu İtalya (yüzde 15,6) ve Hollanda (yüzde 15,5) takip etti. Bu üç ülke, toplam ticaretin yaklaşık yüzde 63’ünü oluşturdu. Fransa ve İspanya’nın ticaret hacimleri ise 250 milyon euronun altında kaldı.

Ticaretin yapısına bakıldığında, AB’nin İran’a ihracatında makine ve ulaşım ekipmanları (yüzde 34) ile kimyasallar (yüzde 31) öne çıkıyor. İran’dan yapılan ithalatta ise gıda ve canlı hayvanlar (yüzde 37) ilk sırada yer alırken, bunu kimyasallar ve sanayi ürünleri izliyor.

Öte yandan İran’daki savaşın etkisiyle enerji fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, Avrupa ekonomisi üzerindeki baskıyı artırırken, arz kesintisi riskleri ticaret ve sanayi üzerinde yeni belirsizlikler yaratıyor. Uzmanlar, mevcut ticaret hacmi düşük olsa da, enerji piyasaları üzerinden dolaylı etkilerin çok daha büyük olabileceğine dikkat çekiyor.

NATO’dan Ukrayna’ya kritik ziyaret: Savaş sürerken askeri iş birliği derinleşiyor

NATO’dan üst düzey bir askeri heyet, Rusya’nın 2022’de başlattığı geniş çaplı işgalden bu yana ilk kez Ukrayna’yı ziyaret ederek, Kiev ile askeri iş birliğinin geleceğini ele aldı. Fransız Amiral Pierre Vandier liderliğindeki heyetin ziyareti, savaşın devam ettiği bir dönemde NATO–Ukrayna ilişkilerinde yeni bir aşamaya geçildiğine işaret ediyor.

Görüşmelerde özellikle, Ukraynalı askerlerin NATO tatbikatlarına katılımı ve NATO ile Ukrayna arasında koordinasyonu güçlendiren Ortak Analiz, Eğitim ve Öğretim Merkezi (JATEC) gibi projelerin geleceği masaya yatırıldı. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi yetkilileri, bu temasların operasyonel entegrasyonu artırmayı hedeflediğini belirtti.

Ziyaret, sahadaki çatışmaların yoğun şekilde sürdüğü bir döneme denk geldi. Ukrayna ordusuna göre Rusya, son 24 saatte 139 insansız hava aracıyla saldırı düzenledi, bunların büyük kısmı düşürüldü veya etkisiz hale getirildi. Güneydeki Herson bölgesinde en az bir kişi hayatını kaybederken, Sumi ve Donetsk bölgelerinde de yaralanmalar bildirildi. Sivil yerleşim alanlarının hedef alınması, savaşın insani boyutunu derinleştirmeye devam ediyor.

Ukrayna tarafı ise karşı saldırılarla Rusya içindeki bazı askeri hedefleri vurduğunu açıkladı. Özellikle Bryansk bölgesinde hava savunma sistemlerine yönelik saldırılar düzenlendiği ifade edildi.

Diplomatik cephede ise dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetmesinin Moskova’nın petrol gelirlerini artırdığını ve savaş finansmanını güçlendirdiğini savundu. Bu açıklama, enerji gelirleri ile savaşın finansmanı arasındaki bağlantıyı yeniden gündeme taşıdı.

Öte yandan, Ukrayna ve ABD heyetleri arasında Miami’de gerçekleştirilen temaslar “yapıcı” olarak nitelendirilirken, kapsamlı bir barış anlaşmasına yönelik müzakerelerin henüz somut bir sonuç üretmediği görülüyor. İran’daki savaşın küresel gündemi domine etmesi ise Ukrayna dosyasının diplomatik önceliklerde geri plana itilmesine neden oluyor.

Genel tablo, sahada çatışmaların sürdüğü, diplomatik çabaların sınırlı ilerlediği ve NATO’nun Ukrayna ile daha derin askeri entegrasyona yöneldiği bir döneme işaret ediyor.

AB’de kriz iddiası: Macar Bakan’ın yıllarca Rusya’ya gizli bilgi sızdırdığı öne sürüldü

Avrupa Birliği’nde güvenlik ve diplomasi tartışmalarını alevlendiren bir iddiaya göre, Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun yıllar boyunca AB Konseyi toplantılarındaki gizli bilgileri Rusya’ya aktardığı ileri sürüldü. Washington Post’un bir Avrupa güvenlik yetkilisine dayandırdığı haberde, Szijjártó’nun toplantı aralarında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile iletişime geçerek AB içindeki görüşmeleri ve olası adımları Moskova ile paylaştığı iddia edildi.

Haberde yer alan değerlendirmeye göre, bu durum “yıllardır her AB toplantısında Moskova’nın masada olduğu” anlamına geliyor. İddialar, özellikle Rusya ile ilişkileri nedeniyle sık sık eleştirilen Macaristan’ın AB içindeki konumunu yeniden tartışmaya açtı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, iddialara ilişkin yaptığı açıklamada, “Orbán’ın ekibinin Moskova’ya bilgi aktardığı uzun süredir şüphelenilen bir durumdu” ifadelerini kullanarak, bu tür gelişmelerin sürpriz olmadığını belirtti. Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski de iddialara dolaylı destek vererek, “Bu birçok şeyi açıklar” yorumunda bulundu.

Macaristan cephesi ise suçlamaları kesin bir dille reddetti. Dışişleri Bakanı Szijjártó, söz konusu haberleri “tamamen yalan” olarak nitelendirerek, iddiaların yaklaşan seçimler öncesinde muhalefeti desteklemek amacıyla ortaya atıldığını savundu.

Öte yandan Washington Post’un aynı kapsamda yer verdiği bir diğer iddiaya göre, Rus istihbaratının Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a yönelik sahte bir suikast girişimi planladığı ve bunun seçim sürecini etkilemeyi amaçladığı öne sürüldü. Bu iddia da resmi makamlar tarafından doğrulanmış değil.

Macaristan’da 12 Nisan’da yapılacak seçimler öncesinde siyasi tansiyon yükselirken, kamuoyu yoklamaları muhalefetin önde olduğunu gösteriyor. İddiaların doğruluğu henüz bağımsız kaynaklarca teyit edilmezken, gelişme AB içinde güven ve bilgi güvenliği tartışmalarını derinleştirebilecek potansiyele sahip.

 

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran