Borsa

Küresel piyasalarda büyük yıkım: Dünya borsalarında 14 trilyon dolar buhar oldu

Küresel piyasalarda büyük yıkım: Dünya borsalarında 14 trilyon dolar buhar oldu

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri hamleleriyle başlayan jeopolitik gerilim, küresel ekonomide derin bir sarsıntıya yol açtı. Savaşın etkileri yalnızca bölgesel güvenlik dengeleriyle sınırlı kalmazken, finansal piyasalardan enerji arzına kadar geniş bir alanda hissedildi. Son bir ayda dünya borsalarında yaklaşık 14 trilyon dolarlık değer kaybı yaşanması, krizin ekonomik boyutunu gözler önüne serdi.

“Küresel piyasalarda yalnızca bir ay içinde yaklaşık 14 trilyon dolarlık değer kaybı yaşandı.”

Savaş öncesinde toplam değeri 157,5 trilyon dolar seviyesinde bulunan küresel hisse piyasalarının büyüklüğü, mart ayı sonu itibarıyla 143,5 trilyon dolara kadar geriledi. Bu düşüş, yatırımcı güveninde ciddi bir erozyon yaşandığını ortaya koyarken, risk algısının küresel ölçekte yükseldiğine işaret etti.

HÜRMÜZ BOĞAZI KRİZİ ENERJİ PİYASALARINI SARSTI

Orta Doğu’da artan askeri hareketlilik, küresel enerji arzının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda ciddi aksamalara yol açtı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin gerçekleştiği bu stratejik hat üzerinde yaşanan riskler, petrol ve LNG sevkiyatında kesintilere neden oldu.

“Hürmüz Boğazı’ndaki riskler petrol fiyatlarını 100 doların üzerine taşıdı.”

Brent petrol fiyatlarının yeniden üç haneli seviyelere çıkması, enerji maliyetlerini hızla yukarı çekerken, jet yakıtı başta olmak üzere türev ürünlerde de fiyat baskısını artırdı. Artan enerji maliyetleri yalnızca ulaşımı değil, üretimin tüm aşamalarını doğrudan etkileyen bir zincirleme etki oluşturdu.

ENERJİ ŞOKU ÜRETİM ZİNCİRİNİ VURDU

Enerji fiyatlarındaki yükseliş, küresel ölçekte üretim maliyetlerini yukarı taşırken, lojistik ve sigorta giderlerindeki artış da bu süreci daha da ağırlaştırdı. Özellikle tarım sektörü başta olmak üzere birçok alanda maliyet baskısı belirgin hale geldi.

“Artan enerji, lojistik ve sigorta maliyetleri küresel üretim zincirinde yeni bir maliyet dalgası başlattı.”

Uzmanlar, bu gelişmelerin yalnızca kısa vadeli fiyat artışlarıyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda küresel enflasyon dinamiklerini de yeniden şekillendirebileceğini belirtiyor.

ASYA EKONOMİLERİ İÇİN KRİTİK RİSK

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Erhan Aslanoğlu, Hürmüz Boğazı’nın küresel üretim açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, özellikle Asya ekonomilerinin bu süreçten doğrudan etkilenebileceğini vurguladı.

Dünyanın üretim merkezleri olarak öne çıkan Güney Kore, Çin, Hindistan ve Japonya’nın enerji ihtiyacının büyük bölümünü bu hat üzerinden karşıladığını belirten Aslanoğlu, enerji akışında yaşanacak aksaklıkların arz tarafında ciddi sorunlar doğurabileceğini ifade etti.

Hürmüz Boğazı’ndan yalnızca petrol ve doğal gaz değil; aynı zamanda gübre, alüminyum ve çeşitli kritik hammaddelerin de taşındığını hatırlatan Aslanoğlu, bu hattın kapanmasının gıda ve sanayi üretimi üzerinde ciddi baskı oluşturacağını dile getirdi.

RİSK PRİMİ FİNANSAL PİYASALARI BELİRLİYOR

Aslanoğlu’na göre mevcut tabloda risk primi özellikle finansal varlıklarda daha belirgin şekilde hissediliyor. Petrol fiyatlarında savaş sona erse bile kalıcı bir risk primi oluşabileceğine dikkat çekilirken, altın ve diğer emtialarda da benzer hareketlerin gözlenebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan uzmanlar, borsalarda yaşanan sert kayıpların kısa vadede telafi edilmesinin zor olabileceğini, piyasalarda dalgalı seyrin devam edebileceğini öngörüyor.

PETROLDE AŞIRI YÜKSELİŞ SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Enerji fiyatlarının aşırı yükselmesinin üretici ülkeler açısından bile uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Aslanoğlu, petrol fiyatlarının çok yüksek seviyelere çıkmasının talep daralmasına yol açabileceğini ifade etti.

Bu nedenle, piyasada oluşan aşırı fiyatlamaların kalıcı olmayabileceği ve zamanla dengelenebileceği değerlendiriliyor.

KAZANAN VE KAYBEDEN ÜLKELER AYRIŞIYOR

Enerji ve emtia fiyatlarının yükseldiği bu dönemde, doğal kaynak ihracatçısı ülkelerin görece avantajlı konuma geçtiği görülüyor. Latin Amerika ve Afrika’daki bazı üretici ülkeler bu süreçte pozitif ayrışırken, enerji ithalatına bağımlı ekonomiler daha fazla baskı altında kalıyor.

Buna karşın, çatışmaların merkezinde yer alan Orta Doğu ülkeleri için tablo daha karmaşık. Artan gelir potansiyeline rağmen, savaşın yarattığı yıkım ve maliyetler bu kazançları gölgede bırakıyor.

BÜYÜK ŞİRKETLER AVANTAJLI, KÜÇÜKLER ZORDA

Artan riskler ve finansal belirsizlikler, şirketler arasında da belirgin bir ayrışmaya neden oluyor. Büyük ölçekli firmalar güçlü likidite yapıları sayesinde bu süreçte daha dirençli kalırken, küçük ve orta ölçekli işletmeler finansmana erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle daha kırılgan hale geliyor.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar