Merkez Bankaları alarm veriyor: Fed üzerindeki baskı küresel dalga mı başlatıyor?

Küresel ekonomide artan kamu borçları, kronik bütçe açıkları ve seçim baskıları, merkez bankalarının bağımsızlığını yeniden tartışmaların merkezine taşıdı. Para politikası ile siyasi karar alma süreçleri arasındaki sınırlar birçok ülkede bulanıklaşırken, merkez bankaları giderek daha görünür bir siyasi baskı alanı içinde kalıyor.
The Economist UYARIYOR: BU SADECE FED’İN MESELESİ DEĞİL
Uluslararası ekonomi çevrelerinin yakından takip ettiği değerlendirmede, merkez bankalarına yönelik siyasi müdahalelerin artık tekil örnekler olmaktan çıktığına dikkat çekiliyor. Analize göre, kurumsal bağımsızlık yalnızca ABD’de değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada aşınma riskiyle karşı karşıya.
FED ÜZERİNDEKİ BASKI KÜRESEL TARTIŞMAYI ALEVLENDİRDİ
ABD’de yaşanan son gelişmeler, tartışmayı küresel gündemin ilk sıralarına taşıdı. Federal Reserve Başkanı Jerome Powell hakkında, merkez bankası binasının yenilenme sürecine ilişkin başlatılan Adalet Bakanlığı incelemesi, Washington’daki siyasi iklimin para politikasına yaklaşımını yeniden gündeme getirdi.
Powell’ın görev süresinin yakında sona erecek olması, yeni başkan atamasının teknik bir süreçten çok siyasi bir hesaplaşmaya dönüşebileceği endişelerini artırıyor.
BAĞIMSIZLIK NEDEN HÂLÂ HAYATİ?
Merkez bankalarının siyasi etkilerden arındırılması fikri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yüksek enflasyon deneyimlerinin ardından güç kazandı. 1990’lı yıllardan itibaren bağımsız merkez bankaları; daha öngörülebilir enflasyon, istikrarlı büyüme ve piyasa güveniyle özdeşleşti. Ancak bugün yüksek borç stokları, bu dengeyi yeniden zorluyor.
Kamu maliyesinin artan yükü, para politikasını siyaset için “kısa vadeli bir araç” haline getirme riskini büyütüyor.
BORÇ YÜKÜ SİYASETİ PARA POLİTİKASINA DAHİL EDİYOR
Japonya’da kamu borcunun millî gelire oranı yaklaşık yüzde 130 seviyesinde bulunuyor. Faizlerdeki her artış, bütçe üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırıyor.
Birleşik Krallık’ta merkez bankası bilançosundan kaynaklanan maliyetler doğrudan kamu harcamalarına yansırken, Euro Bölgesi’nde tablo daha karmaşık. European Central Bank’ın bağımsızlığı antlaşmalarla güvence altında olsa da, toplam kamu borcunun millî gelirin yüzde 88’ine ulaşması yeni gerilim alanları yaratıyor.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ZEMİN DAHA KIRILGAN
Gelişmekte olan ekonomilerde merkez bankaları, siyasi baskılara karşı daha savunmasız bir yapı sergiliyor. Endonezya’da kamu yatırımlarının finansmanında merkez bankasının doğrudan rol alması dikkat çekerken; Gana, Türkiye ve Nijerya gibi ülkelerde merkez bankası yöneticilerinin hukuki ve idari süreçlerle karşı karşıya kalması, kurumsal bağımsızlığın ne kadar hassas bir çizgide yürüdüğünü gösteriyor.
Uzmanlara göre, merkez bankası bağımsızlığının zayıfladığı her ekonomi, uzun vadede enflasyon ve finansal istikrarsızlık riskini daha yüksek bedellerle ödüyor.





