Doç. Dr. Gökhan Işıl: Eylülde faizi sabit tutmak, indirimden vazgeçmek değildir

Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için yaptığı değerlendirmede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 10 Eylül'deki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 37'de sabit tutmasını beklediğini belirtti. Işıl, yeni bir jeopolitik şok yaşanmaması ve petrol fiyatlarında kalıcı yükseliş görülmemesi halinde ekim ve aralık toplantılarında toplam 200-300 baz puanlık indirimle faizin yıl sonunda yüzde 34-35 aralığına gerileyebileceğini öngördü.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 10 Eylül'de yılın altıncı faiz kararını açıklayacak. Politika faizi ocak ayından bu yana yüzde 37 seviyesinde bulunuyor.
Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için yaptığı değerlendirmede, eylül toplantısında faizlerin değiştirilmemesinin para politikasında yön değişikliği anlamına gelmeyeceğini belirtti.
Işıl'a göre eylülde faiz indirimi yapılmaması, yılın son bölümünde kullanılabilecek sınırlı indirim alanının korunmasını sağlayabilir.
Enflasyon ihtiyatlı duruşu destekliyor
Ağustos ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84 artarken, yıllık enflasyon yüzde 31,51'e geriledi. Ancak Işıl, faiz kararı açısından yalnızca manşet enflasyona bakılmasının yeterli olmadığını belirtti.
Ağustosta hizmet fiyatları aylık yüzde 3,08 artarken, bu grupta yıllık enflasyon yüzde 40,28 oldu. Enerji fiyatları aylık yüzde 5,46, akaryakıt fiyatları ise yüzde 11,23 yükseldi. C endeksinde yıllık artış da yüzde 30,07'ye çıktı.
Işıl, yıllık enflasyondaki gerilemenin dezenflasyon sürecinin devam ettiğini gösterdiğini ancak hizmet ve enerji fiyatlarındaki görünümün ihtiyatlı duruş gerektirdiğini ifade etti.
Yurt içi üretici fiyatlarının ağustosta yüzde 2,57 artmasına da dikkat çeken Işıl, enerji maliyetlerinin ilerleyen aylarda tüketici fiyatlarına yansıma riskinin bulunduğunu belirtti.
Fiilî fonlama maliyeti zaten geriledi
Işıl'ın eylül ayında faizlerin sabit tutulması gerektiği görüşünün bir diğer gerekçesini TCMB'nin fonlama politikasındaki normalleşme oluşturuyor.
TCMB'nin ağustos ayında bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlamasının ardından ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti yüzde 40'tan politika faizi olan yüzde 37'ye geriledi.
Işıl, PPK politika faizini değiştirmese de bankacılık sisteminin fiilî fonlama maliyetinin yaklaşık 3 puan düştüğüne dikkat çekerek, eylül ayında politika faizinin de indirilmesinin kısa sürede finansal koşullarda ikinci bir gevşeme etkisi yaratabileceğini ifade etti.
Işıl'a göre kredi, mevduat, döviz talebi ve enflasyon beklentileri üzerindeki etkiler görülmeden yeni bir adım atılması gereksiz risk oluşturabilir.
Ekonomideki soğuma indirim için alan açıyor
Ekonomik aktivitedeki görünüm ise yılın ilerleyen bölümünde faiz indirimi için alan oluşabileceğine işaret ediyor.
Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yıllık yüzde 2,3, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 büyüdü. Hanehalkı tüketimi yüzde 3,5 artarken, yatırımlardaki büyüme yüzde 0,6 ile sınırlı kaldı.
Temmuz ayında işsizlik oranının yüzde 8,1'e yükselmesi ve istihdamın aylık bazda gerilemesi de iş gücü piyasasında soğumaya işaret etti.
Işıl, ekonominin sert bir daralma içerisinde olmadığını ancak iç talebin önceki dönemlere göre zayıfladığını ve sıkı finansal koşulların büyüme üzerindeki etkisinin belirginleştiğini ifade etti.
Yıl sonunda yüzde 34-35 bandı mümkün
Işıl'ın temel senaryosuna göre yeni bir jeopolitik şok yaşanmaması ve petrol fiyatlarında kalıcı bir yükseliş oluşmaması halinde TCMB, ekim ve aralık toplantılarında kademeli faiz indirimlerine başlayabilir.
Toplam 200-300 baz puanlık indirimle politika faizinin yılı yüzde 34-35 aralığında tamamlamasının mümkün olduğunu belirten Işıl, bu seviyenin koşulsuz bir yıl sonu hedefi olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Faiz patikasında aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet fiyatlarındaki katılık, enflasyon beklentileri, kredi büyümesi, döviz talebi, rezervler ve maliye politikasının para politikasıyla eşgüdümünün belirleyici olacağını kaydetti.
Işıl, petrol fiyatlarının da hem cari denge hem üretim maliyetleri hem de enflasyon beklentileri açısından kritik olduğunu belirterek, kalıcı bir enerji şokunun faiz indirim alanını daraltabileceğini ifade etti.
Fed kaynaklı risklere dikkat
Küresel para politikası görünümünün de TCMB'nin faiz patikasında etkili olacağını belirten Işıl, Fed'de yeniden faiz artışı ihtimalinin gündeme gelmesinin gelişmekte olan ülkeler açısından yakından izlenmesi gerektiğini kaydetti.
Işıl'a göre ABD faizlerindeki yükselişin doları güçlendirmesi ve gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarını zayıflatması, Türkiye açısından risk primi, Türk lirası ve ithal enflasyon kanalları üzerinden baskı oluşturabilir.
Böyle bir senaryoda TCMB'nin faiz indirimlerine ara vermesi gerekebileceğini belirten Işıl, küresel faiz artışının petrol şoku, rezerv kaybı, kur oynaklığı ve enflasyon beklentilerindeki bozulmayla birleşmesi halinde faiz artırımının da yeniden seçenekler arasına girebileceğini ifade etti.
“Faiz indirimi kalıcı dezenflasyonu izlemeli”
Işıl, eylül toplantısında verilmesi gereken temel mesajın önceden belirlenmiş bir faiz indirim takvimi yerine, kararların verilere bağlı olarak şekilleneceğinin vurgulanması olduğunu belirtti.
Işıl, değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Bu hafta faizi sabit tutmak, indirim sürecinden vazgeçmek anlamına gelmez. Tam tersine, dezenflasyonun devam etmesi halinde daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir indirim sürecinin önünü açar. Faiz indirimleri dezenflasyonu başlatan değil, dezenflasyondaki kalıcı ilerlemeyi izleyen adımlar olmalıdır.”





