ÇIRAĞAN GENEL MÜDÜRÜ RADTKE: TURİZMDE BAZI DEĞİŞİMLER KALICI OLACAK

Dünyanın önde gelen otellerinden İstanbul’daki Çırağan Palace Kempinski Genel Müdürü Ralph Radtke, koronavirüs salgınının turizm ve otelciliğe etkisi, lüks turizmin geleceği ve sektördeki olası uzun vadeli değişimler gibi konularda EKOTÜRK’ten Feyza Gümüşlüoğlu’nun sorularını yanıtladı.

Yaklaşık yarım asırdır turizm ve otelcilik sektöründesiniz. Sohbetimize başlamadan önce biraz sizi tanıyabilir miyiz? Ralph Radtke kimdir?

Tabi… Herkes gibi iki gözüm, iki bacağım var! Dünya çapında bu işte 50 yıl nasıldır az çok hayal edebilirsiniz, uzun bir zaman ve anlatılacak güzel bir hikaye. Ama kısa tutalım. Dünya genelinde 15 ayrı ülkede otel yöneticiliği yaptım. Avustralya dışında tüm kıtalarda çalıştım, bir de Orta Doğu’da hiç çalışmadım. Bunun bazı kişisel nedenleri var. Uluslararası ölçekli oteller ve lüks otellerde çalıştım hep. İsviçre Glion’da eğitim aldım, aynı zamanda dünya çapında 15 bin mezunlu bir networke sahip Glion mezunlar derneğinin de başkanıyım. Miami’deki Florida Eyalet Üniversitesi’nde de finans eğitimi aldım. Kısaca aşağı yukarı böyle. Önümüzdeki yıl buradaki 10. senem olacak. 

Gerçekten mi? 10 yıldır Çırağan’dasınız yani? 

Evet. Önümüzdeki yıl tam 10 olacak.

Uzun bir süre… Şunu söyleyeyim, gerçekten çok şanslısınız! Dünyadaki en güzel ve ikonik saray otellerinden birini yönetiyorsunuz. Bu nasıl hissettiriyor? Kendinizi şanslı hissediyor musunuz?

Evet, elbette. Aslında bu kişisel bir seçimdi. Kempinski’nin eski başkanı benimle iletişime geçti ve İstanbul’da bize katılır mısın diye sordu. Eşimin de Türk kökenli olması sebebiyle kabul ettim. Aslında kişisel bir seçimdi dedim ama benim değil eşimin seçimiydi. Dokuz yıldan biraz daha uzun bir süre önce burada, Çırağan Sarayı’nda başladım. Evet, gerçekten çok mutluyum.

Burada, Saray’da mı yaşıyorsunuz?

Evet. V. Murat dışında sarayda en uzun süre yaşayan sultan benim! O 26 yıl Çırağan Sarayı’nda hapis kalmış, bu rekoru egale edebilmem için biraz daha zamanım var. Ama günün sonunda yine de güzel bir hapishane diyebilirim…

Evet, kesinlikle harika bir hapishane! Demek burada sarayda yaşıyorsunuz. Odanız nasıl, güzel mi?

Benim için çok büyük. Ama tabi çok güzel. Çok mutluyum. Aslında ben burada bir misafirim, onur konuğu gibi. Biliyorum bir gün bu misafirlik sona erecek zira 68 yaşına merdiven dayadım bile!

Gerçekten göstermiyorsunuz!

İltifatınız için teşekkür ederim. Ama dediğim gibi, bir gün bitecek. Bu yüzden kendimi çok şanslı görüyorum çünkü birçok insan yerimde olmak, burada kalmak için para ödemek zorunda. Bana ise Çırağan’da olmam için para veriyorlar. Bu büyük bir avantaj. 

Evet gerçekten de öyle. Biliyorsunuz odalar pek de ucuz sayılmaz…

Görünüşe göre epey araştırma yapmışsınız.

TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİNİN ELÇİLERİYİZ

Evet yaptım! Şunu sormak istiyorum, burayı dünyadaki diğer lüks otellerden, mesela Londra veya Paris’tekilerden veya Dubai’deki Burj el Arab’dan ayıran ne? Rakibiniz var mı?

Fazla kibirli olmamaya çalışarak şöyle diyeyim: Bizimle rekabet etmeye çalışan oteller var. İsimlerimizde aynı kelimeleri kullanıyoruz ama o isimlerin altında yatan anlamlar aynı değil. Altlarında yatan gerçek anlamı çıkarabilirseniz, farkı görürsünüz. Uluslararası ölçekte farkımız ne? Her şeyden önce biz dünyada Türk misafirperverliğinin elçileriyiz. Çırağan Sarayı’nı herkes bilir. Bir gün Brezilya’daydım. Bazıları randevu alamadıkları için, tamam bana telefonu ve numarayı verin, kendim halledeceğim dedim. Daha sonra aradım ve benim adım Radtke dedim, tabi ki tanımadılar ama sonra Çırağan Sarayı’ndan olduğumu söyledim ve karşımdaki kişi; lütfen, hiç sorun değil, istediğiniz zaman gelin. Gelmeniz için uygun zaman nedir dedi. Yani artık oldukça iyi tanınıyoruz. 

Bizim özelliğimiz sadece Türk misafirperverliğinin gerçek elçisi olmamız değil, ayrıca anlatacak bir hikayemizin de olması. Biz çok ikonik bir oteliz. Paris’ten bahsettiniz. Paris’te The Ritz vardır. Sözlükte ‘Ritzy’ diye züppe anlamında gelen bir kelime bile var hatta. Yani bunlar anlatacak hikayeleri olan oteller. Diğerleri ise sadece kalacak yer sunan oteller ama anlatacak hikayeleri yok. Başka otellerden bahsetmek istemiyorum açıkçası ama siz özellikle Burj al Arab’ı andığınız için söyleyeyim. Evet, en gösterişli, en lüks veya en büyük otel ya da bunların hepsi birden olabilir…

RUH PARAYLA OLMAZ, ÇIRAĞAN’IN RUHU VAR

Ama hikayesi mi yok?

Aynen, hikayesi yok. Çırağan’ınsa bir hikayesi var. Burada üç padişah yaşamış. Sultanların çoğunun çocuğu burada doğmuş. Gizemli bazı şeyler olmuş. Hatta burada hayalet olduğunu bile söylerler… 

Gerçekten mi?

Yani 9 yıldır burada Saray’da yaşıyorum ve kapım hiç kilitli olmaz. Hayaletin ne zaman geleceğini hep merak ediyordum ama henüz gelmedi.

Daha hiç görmediniz yani?

Hayır, henüz değil, ama röportajınızı izleyecekse buradan sesleneyim; lütfen hayalet beni her zaman ziyarete gelebilirsiniz. Kapım size her zaman açık. Konuya dönersek, biz ikonik bir yere sahibiz. Anlatacak gerçek bir hikayemiz var. Fark yaratan diğer bir unsur da ruha sahip olmak. Zaman tanımayan bir otelin ruhu da vardır. Bu ruh sadece altına veya süslü sofra takımlarına veya adına ne derseniz sahip olmak anlamına gelmez. Ruh, tüm ortam ve hikayedir, ne anlattığınızdır ve arkadaşlarımızın hikâyeye nasıl katkıda bulunduğudur. Ayrıca bunları anlattığımızda anlattıklarımıza uyumlu hareket etmemiz de gerekiyor. Çırağan Sarayı’na karşı bir sorumluluğumuz var. Benim şahsen Çırağan Sarayı’na karşı sorumluluğum var. Sanki büyük bir tekneyi İstanbul Boğazı’nda gezdiriyorum gibi, bu gerçekten sorumlulukla tam bağlantılı. Bir gün buradan, Çırağan Sarayı’ndan ayrılacağım, muhtemelen Bodrum’da bir yüzme havuzunun başında oturuyor olacağım ve yerime başka biri gelecek. O da şu anda benim sahip olduğum duygulara sahip olmalı. Bu bir aşk meselesi. Çırağan Sarayı ile benim aramda bir aşk ilişkisi var ve ben oteli de böyle yönetiyorum. Eşime söylemeyin ama o benim metresim gibi. Evet, Çırağan Sarayı benim metresim!

PANDEMİ LÜKSÜ BİTİRMEYECEK 

Eşiniz için üzgünüm… Peki. Malum, turizm var, bir de lüks turizm var. Lüksü nasıl tanımlarsınız? Standart bir tanımı var mıdır? Bir de pandeminin bu lüks algısını değiştireceğini düşünüyor musunuz?

Lüks bir şart veya gereklilik değildir. Size bir örnek vereyim. Arabanız olacaksa, A’dan B’ye gitmek istiyorsunuz diyelim. Parayı Royce Royce’a harcar mıydınız? Sadece A’dan B’ye mi gitmek için. Yoksa bilmiyorum belki de Clio yeter mi dersiniz?

Ben şahsen yürümeyi tercih ederim.

Evet yürüyün ya da isterseniz bisiklete binin. Sizin gibi sportif biriyse olur tabi ama benim için işler biraz değişiyor. Bana göre lüks, bir yaşam tarzıdır. Bu kesinlikle sahip olunması gereken bir şey anlamına gelmiyor. İnsanlar kendilerini farklılaştırmak istedikleri sürece lüks var olacak ve bu benim için yaşam tarzından başka bir şey değil. Yaşamak için ihtiyaç duyduğun bir şey sayılmaz. Günlük yaşamınızda buna ihtiyacınız yok. Ama karşılayabilirseniz, kendinizi farklılaştırabilirsiniz. Belli bir yaşam tarzınız vardır ya da belirli bir yaşam biçimine alışmışsınızdır ve bu sizi çok mutlu eder. Bence lüks hep devam edecek, Pandemiden bahsettiniz ve ben bu salgından sonra lüksün daha hızlı geri geleceğini düşünüyorum.

Neden?

İnsanlar, örneğin lüks müşterilerimiz dünyada bir yerden başka bir yere seyahat ederlerdi ve inanın bana istek listemde hayatımda görmediğim ve sadece iki veya üç günlüğüne olsa bile gitmek istediğim birçok yer var. Ama bunları yaparken güvenli bir ortamda olmak istiyorum. Evimde olduğu gibi aynı hizmeti almak istiyorum vb. Birçok insanın evinde onlarla ilgilenen insanlar var, büyük evlerde. Belli bir yaşam tarzına alışmışlar. Böylece sık seyahat edecekler ve gruplar halinde değil, örneğin bireysel halde veya aileleriyle seyahat edecekler. Diğerleri ise madalyonun başka bir yüzü. Uçmak bugün büyük bir sorun çünkü hükümetlerin aynı frekansta olmadığını biliyorsunuz. Avrupa Birliği’nde bile, Almanya bunu yapıyor, Bavyera’da Berlin’dekinden farklı şeyler yapıyorlar örneğin. Fransa veya İtalya’ya gelelim, onlar da farklı. Bu bir nevi şey gibi, Fransızca’da “kakafoni” diyoruz. Herkesin farklı telden konuştuğu ve bazen artık kimsenin bir şey anlamadığı anlamına gelir. Kurallar ve düzenlemeler nedir tam anlayamazsanız, her zaman değişirler.

Aynı şu andaki gibi…

Bu yüzden en azından Avrupa Birliği’nde pandemi yönetimi ve uçuşlarla ilgili ortak bir yaklaşım olmalı. Türkiye’de oldukça iyi idare ettiklerini düşünüyorum. Pandemiyi burada oldukça iyi yönettik.

FAZLA GÜVENLİK ÖNLEMİ MÜŞTERİYİ GÜVENSİZ KILAR

Evet, aslında buna değinecektim. Covid döneminde ne zaman önlemler almaya başladınız? Siz tedbir alırken aynı zamanda lüks standartlarını da korumak zorundasınız. Nasıl idare ettiniz?

Kesinlikle, biz hastane değiliz. Biz bir oteliz. Her şeye rağmen müşterilerimize lüks bir deneyim sunmamız gerekiyor. Asıl mesele, bunu dengelemekte. Çok fazla güvenlik önlemi insanları güvensiz kılar. Bu eski bir deyim ve gerçek tam olarak böyle. Şimdi biz oldukça şanslıydık çünkü Çin’de çok sayıda otelimiz var. Orada bu süreç ilk başladığında, meslektaşımla ve Çin’deki insanlarla iletişim kurmak için onları aradım ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Pandemi kelimesi aslında daha ortalıkta yoktu, COVID-19’du. 19 farklı Covid olduğunu bilmiyordum. Evet, bu dünyada 19 Covid olduğunu kim bilebilir ki! Diğer 18’inin de ne olduğunu bilmiyorum, düşünüp kalıyordum. Sonra bunun neyin nesi olduğunu sorgularken Çin’de çoktan bazı önlemler almaya başladılar ve kendi kendime, bu kadar çok Çinli insanın etrafta dolaştığını ve Çin’in Amerika için, Avrupa için önemli bir merkez olduğunu düşündüm. Yani tüm dünyada milyonlarca insan sağa sola koşuşturuyor. Bu yüzden kendi kendime dedim ki, bu hastalığın ya da bu virüsün buraya Avrupa’ya veya Amerika’ya falan gelmesi an meselesi. Böylece daha önceden meslektaşlarımın aldıkları önlemler nelerdir diye dinleme şansım oldu.  Her şeyi düzeltmek, her şeyi yerine koymak, yapmam gerekeni yapmak için iki aylık bir zamanım oldu ve çok şükür büyük bir sorunla karşılaşmadık.

Yani hızlı çok aksiyon aldınız…

Evet, evet kesinlikle.

MİSAFİR MASKE TAKMAZSA OTELDEN AYRILMASINI İSTERİZ

Peki ilk etapta ne gibi önlemler aldınız? Açık büfeyi kaldırmak gibi şeyler mi?

Duruma göre değişir, faaliyetlerin ciddi şekilde düştüğünü tahmin edersiniz. 2019 ile karşılaştırırsak yaklaşık yüzde 50 daha az doluluğumuz var diyebilirim. Tabi başka önlemlerin de alınması gerekti. Bunun en önemli nedeni uçuşlardı, uçuk yoktu ki. Uçuş yokken insanlar İstanbul’a nasıl gelebilir? Öte yandan karantina veya testler gibi önlemler olacak mı olmayacak mı gibi karışıklıklar vardı. İnsanlar aslında başta biraz durumu es geçti çünkü kimse bunun pandemi olarak adlandırılacak boyutta olacağını düşünmedi. Bu arada, Dünya Sağlık Örgütü’nün bunu bir dünya çapında salgın olarak nitelendirmesi çok uzun zaman aldı.

Pandemi tüm dünyada, her yerde demek. Sonuç olarak kimse gelemedi, gelirler azaldı. Yine de bizimki gibi uluslararası otellerin ve restoranların, kontrol edilmesi zor olan diğer bazı bağımsız yerlere göre çok daha güvenli olduğunu düşünüyorum. Çünkü uluslararası bir şirket olarak, misafirlerimin hastalanmasına izin veremeyiz. Kurallara ve düzenlemelere uymak zorundayız. Şimdi “tamam, neler yaptınız?” dediğiniz noktaya geri dönelim. Basit kurallar ve önlemler hakkında konuşmak istemiyorum, ellerimizi yıkamalıyız, maske takmalıyız, sosyal mesafeye uymalıyız gibi. Dünyadaki en aptal insan bile herhalde ne yapması gerektiğini anlıyordur ve bunlardan haberdar değilse o zaman bilmiyorum, ona yardım etmek mümkün olmaz yani.

Onun dışında ne yaptığımız konusuna gelirsek… Lüks deneyimini bu şartlarda sağlamaya devam etmek için ne yapabiliriz? Bir örnek vereceğim. Bizim kapılarımızda mühürler var, oda dezenfekte edilir edilmez. American Airlines’ın uçakları dezenfekte ederken kullandığıyla aynı donanıma sahibiz. Yani bu bir zorunluluk veya düzenleme değil, Daha çok müşterilerimizin ve iş arkadaşlarımızın güvende olduğundan emin olmak için bizim yöntemimiz diyelim. Şimdi ilk başta odayı elektromanyetik ekipmanla dezenfekte ediyoruz. Sonra ise oda mühürleniyor. Daha sonra müşterileri odaya getirdiğimizde mührü açan yani odaya ilk giren onlar oluyor. Odayı kapattıktan sonra ilk adam atan sizsiniz. Yani her şeyin dezenfekte edildiğinden emin oluyorsunuz. Hizmetler a la carte oluyor. Oda servisi istemiyorsanız veya odanıza yatak açma servisini yapacak bir oda hizmetçisinin gelmesini istemiyorsanız gelmiyorlar. Bu yüzden misafirimize soruyoruz, ne isterdiniz; hizmetin tamamını mı yoksa üç günde bir gelirsek kendinizi daha rahat hisseder misiniz? Veya yatak açma hizmetini isteyip istemediklerini… Aynı şey havluların değiştirilmesi için de geçerli. Bu kararı vermek konuğumuza kalmıştır. Tamam, her gün olmasını isteriz derlerse her gün hizmeti sağlıyoruz. Maskeler konusunda da çok katıyız ve yeri gelmişken size söyleyebilirim, bazen misafirler çok disiplinli olamayabiliyor. Ama şunu net bir şekilde belirteyim; misafire bir iki kez maske konusunda, lütfen maskeyi takın, yönetmelik budur, kanun bu diye uyarı yaptıktan sonra kişi hala takmak istemiyorsa, ondan oteli terk etmesini istiyoruz.

Sahiden mi?

Evet. Daha sonra başka bir yerde bir otel rezerve ediyoruz. Çünkü bu kişiler geri kalan misafirleri ve çalışanlarımızı tehlikeye atıyor. Bu yüzden otelde bulunan herkesin sorumluluğu bizde. Ayrıca size başka bir örnek vereceğim. Biliyorsunuz bizde kolonya var. Türkiye’de bilinen güzel bir gelenek.  Her zaman odalarda dezenfektan bulundurmak yerine onları sağlıyoruz, misafirler geldiklerinde özel maskeleri ve her türlü ekipmanı içeren bir sete sahip oluyor. Güzel bir temizlik aracı olan kolonya da onları bekliyor oluyor.

Türk misafirperverliğinin de güzel bir göstergesi…

Kesinlikle. Başka pek çok şey var, biliyorsunuz, bu tür detaylarla sizi sıkmak istemiyorum ama yine de, esas olan şey bu zor zamanlarda bile sonsuz anılar ve lüks bir deneyim yaşatmak. Hastane gibi hissettirmemek…

SALGIN GELİRİMİZİ YARI YARIYA DÜŞÜRDÜ

Pekala, rakamlara değinmişken biraz daha açalım. Elbette Covid’in etkileri bu yılın sonunda ve önümüzdeki yıl daha netleşecektir ama genel olarak gelirlerinizi karşılaştırırsak… Örneğin, 2014’te tek bir yıldaki gelirinizin 100 milyon dolar olduğunu okudum. Salgının 2020 ve 2021’de gelirleriniz üzerindeki etkisini nasıl tahmin ediyorsunuz? Daha iyi değerlendirebilmemiz için biraz rakam verir misiniz?

Yüzde 50 gelir kaybımız olduğunu söyleyebilirim. Ama bu bir sır değil zaten. Yılda 100 milyon, aslında 2014 yılında tüm şehirde en yüksek geliri elde ettik, yani bir şeyleri doğru yaptık. Şimdi, maalesef az ya da çok yüzde 50 aşağıdayız. Ayrıca doluluk da ciddi anlamda düştü. Bugün 1 Ocak’tan Kasım sonuna kadar belki yüzde 30 ila yüzde 35 arasında bir azalma yaşayacağız. Tamam yazın güzel aylar geçirdik. Bazılarımızın iyi diyebileceği seviyedeydi ancak Ocak, Şubat geleneksel olarak çok düşüktür. Her yıl düşük sezon aylarıdır. Bu yıl öncekinden bile daha fazla düşüş olacak. Çünkü bu salgının ve seyahat etmenin korkusu bitmedi. 

Öte yandan şimdi aşılar hakkında konuşuyoruz. Bazı ülkeler aşı için halihazırda çok iyi organize olmuş durumdalar çünkü buna mecburlar. Konuyu genişletmek için size bir örnek vereceğim. Örneğin, Almanya’da Berlin’deki Tegel’deki eski havaalanı kapatıldı, havalimanını aşı merkezine dönüştürdüler. Aslında Atatürk Havalimanı’nın yarısını veya bir kısmını bir aşı merkezine dönüştürmek iyi bir fikir olabilir. 2021 harika bir yıl olmayacak. Dünya Turizm Forumu’nda tartıştık, bazıları 2021’de her şeyin harika olacağını söyledi fakat ben maalesef bu bakış açısını paylaşamıyorum. Aşı etkili olursa, insanların yüzde 60 ila 70’inin aşılanması gerektiğini söylediler. Örnek olarak Türkiye’de yaklaşık 80 milyon insan var, belki birkaç milyon daha fazladır şimdi bilmiyorum. Ama 80 milyon insan, şimdi bunun, bu insanların yüzde 60-70’i yaklaşık 60-65 milyon kişi eder. Şimdi siz 65 milyonu aşılamanın ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz?

Kesinlikle zaman alacak evet…

Bir yıldan fazla sürecektir. Ayrıca büyük olasılıkla bazı öncelikliler de olacaktır. Muhtemelen halihazırda sağlık sorunu olan yaşlılar ilk olarak aşılanacaktır. Daha sonra doktorlar, hemşireler ve evlerde yaşlılara bakanlar ve risk altındaki kişiler gelecektir. Bunlar aşıyı ilk olanlar olacaktır. Aşıya nasıl devam edileceği konusunda öncelikler nelerdir gibi konularda belirlemeler yapan bir tür organizasyon olacaktır. Bu zamanlarda ise insanlar 2019’da yaptıkları gibi seyahat edemeyecekler. 

BAZI DEĞİŞİMLER EN AZ 20 YIL KALICI OLACAK

Öyleyse, aşı yaygın diyebileceğimiz seviyeye geldikten sonra bile, muhtemelen alışkanlıkların veya seyahat etme korkusunun bir süre daha devam edeceğini düşünüyorsunuz? 

Seyahat davranışlarının değişmesinden bağımsız olarak, ben buna inanıyorum. Evet, bazı değişimler önümüzdeki 20 yıl boyunca geçerli kalacak.

O zaman siz kendinizi bu tür olası değişikliklere adapte ediyorsunuz, değil mi?

Evet, mesele şu. Herkes aşı olsa bile bazı değişiklikler daha kalıcı olacaktır. Bu nedenle özellikle büyük konferanslar vs. yapacağımıza inanmıyorum.

DÜĞÜNLER ARTIK ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

Peki ya Çırağan’ın dillere destan düğünleri?

Düğünlerin artık değişeceğini düşünüyorum. Damat ve çiçekler değil belki ama bir düğün, tabi ki aynı kişiyle olmak üzere 3 ayrı düğüne bölünebilir. Bir anlamda ailemle ve çok yakın arkadaşlarımla bir düğün yapmak istiyorum, daha sonra arkadaşlarımın geniş kitlesiyle ve belki de iş ortaklarımla bir tane daha. Bu sadece şimdi hızlıca aklıma gelen bir fikirdi ama yarınlar için düğünlere bakış şeklimizle de uyum sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca toplantılar da artık değişti… 

Hibrit oldu…

Evet hibrit ve bu büyük toplantıların böyle kalacağına inanıyorum çünkü bu şekilde maliyet tasarrufu da sağlıyor. 

Ve çok daha verimli.

Evet, daha verimli ve özellikle maliyet tasarrufu sağlıyor. Demek istediğim, diğer yolun gerçekten maliyetli olması. Böyle olunca uçak biletlerine ödeme yapmamıza veya otel odası tutmanıza gerek yok. Öte yandan kişiler büyük ekrandalar ve herkesle iletişim kuruyorlar hatta fiziki olarak yakın bir yerde bulunan bazı insanlar oraya bile gelebilirler.

Yani her konuda olmasa da bu konularda kalıcı değişiklikler olacağını düşünüyorum. Biz değişmedik. Otelcilik işi hiçbir zaman önemli ölçüde değişmedi.

Ama en az son 100 yılda böyle bir salgın görmedik ki… 

Normalde otelcilikte çok özel bir şey icat edilmemiştir. Otelcilik işi hep diğer alanları takip etti. Gelir yönetimi ve benzerlerinden bahsediyoruz, ancak o zamanlar biz buna yalnızca kar sağlama dedik. İlk havayolu sektöründen geldi. Sonra biz bunu uyarladık. Koridorda soğuk ve sıcak su olduğu, ardından Bay Ritzer banyoyu icat ettiğinden beri, her odadaki banyoda sıcak ve soğuk su olacak şekilde tasarlanması icat edilen tek şeydi, sonra da başka icat yok. Biz sadece takip ediyoruz, başkalarının bizim için geliştirdiklerini uyguluyoruz. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?

Anlıyorum. Evet…

Bu da biraz olumsuz oldu, otelcilik işi hakkında çok da olumsuz olmak istemiyorum.

MADONNA BOĞAZ’I NEHİR SANMIŞTI, ATLAMASINA MANİ OLDUM!

Olumsuz demeyelim ama gerçekçi. Gerçekçi bir nokta. Son sorum şu olacak, sadece burada bir otel işleterek turizm yapmıyorsunuz, aynı zamanda burası bir diplomasi merkezi, çünkü dünyadaki liderlerin çoğu İstanbul’u ziyaret ettiklerinde otelinizde kalıyorlar. Birkaç hafta önce Bay Pompeo buradaydı mesela. Liderlerle aranız nasıl? Mesela şimdiye kadar hangi konuk sizi gerçekten çok mutlu etti ve heyecanlandırdı? Merak ediyorum… 

Açıkçası, tüm misafirler beni mutlu ediyor. Biliyorsunuz günün sonunda öncelikle Çırağan Sarayı’nı seçtikleri için çok mutluyuz. İkincisi, çoğu zaman insanların yüzde 99,9’u ziyaretlerinin sonunda kelimenin tam anlamıyla mutlu olarak ayrılıyorlar. Aslında farklı ihtiyaçları var diyelim. Pompeo için konuşursak, çok özel ve resmi bir gezideydi. Tatilde değillerdi, İstanbul’un güzel manzaralarını görüp Kapadokya’ya gidip balona binmek için gelmediler. Yani misafirler belirli bir nedenle gelirler, onlara da bu şekilde davranmalısınız. Diğerleri, daha rahat olmak ve kafa dinlemek isterler, bu yüzden o tür misafirlere büyük kalabalıktan biraz uzak durma imkanı vermelisiniz çünkü onların da kamusal yaşamları vardır ve her zaman fotoğraf ve imzalarla uğraşmak istemezler. Gerçi benim için herkes aynı, buraya geldiklerinde herkese kibar davrandıkları ve Türkiye’de sahip olduğumuz misafirperverliği takdir ettikleri sürece herkes aynı. Bu benim için gayet iyi. Beni yaşatan onlar

Herhangi bir liderle ilginç veya eğlenceli anılarınız var mı mesela? Hatırlıyor musunuz?

Açıkçası pek çok komik an var.

Belki onlardan birini anlatabilirsiniz…

Elbette bazılarını size anlatamam ama Madonna buradayken yaşadığımızı pek çok kişi bilir. Madonna buradayken bana “Bay Ralph, bu nehirde yüzebilir miyim?” demişti. Ben “Pekala” diye kaldım. “Bir tuzlu su nehri. Henüz keşfetmedim aslında.” Aslına bakarsanız, Amerikalılar bunun bir nehir olduğunu düşünüyor ama bu bir nehir değil. İki kıta ve iki deniz arasındaki bağlantı. Aynı zamanda tuzlu suya sahip olan Karadeniz ve Akdeniz’in arasında, büyük sulara bağlı. Sonra kendi kendime dedim ki, bu o kadar da iyi bir fikir değil. Sonra ona, “Bu suya atladığında ne olacak, burada büyük akıntılar var. Lütfen kurtar beni diye bağıracaksın ve ben de sorumlu bir genel müdür olarak seni kurtarmak için arkandan atlayacağım ve günün sonunda ikimiz de öleceğiz. Yani, tarih kitaplarına adımı yazdırabilirim.”

Ama hala yapacak çok şeyim olduğunu düşünüyorum, bu yüzden nehre atlamaktansa otelimizdeki yüzme havuzunu kullanmayı tavsiye ve tercih ederim.

Sonra atlamaktan vaz mı geçti?

Evet vazgeçti… 

JOE BIDEN’I AĞIRLAMAK İSTERİM

Şükürler olsun! Peki, gerçekten ağırlamayı çok istediğiniz bir kişi ya da bir ünlü var mı?

Aslında birçok var ama bilirsiniz, Bay Biden neden buraya gelmiyor?

O halde Başkan Biden’i otelinize davet edelim. Mr. Biden, bizi izliyorsanız lütfen buraya gelin, çok güzel bir otel…

Kesinlikle kendisi Türkiye’yi ziyaret edecek Başkanlardan…

Feyza Gümüşlüoğlu/EKOTÜRK