Türkiye’nin temiz teknoloji girişimleri Ankara’da buluştu: Sinek gübresinden kedi maması üreten de var, mantar liflerinden ambalaj üreten de 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı işn birliğinde yürütülen “GCIP Türkiye 2023 Hızlandırıcı Programı” kapsamında pek çok temiz teknoloji üreten girişim, ödüle layık görüldü

Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO), gelişmekte olan ülkelerde, iklim ve çevresel krizlere temiz teknoloji yardımıyla çözüm arayan girişimleri önemli bir programla destekliyor: Küresel Temiz Teknolojiler Girişimcilik Programı (Global Cleantech Innovation Programme/ GCIP). 

İlk kez 2011’de Güney Afrika’da yeşil binalar, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji konularına odaklanan küçük ve orta ölçekli şirketler için düzenlenen Temiz Teknoloji Yarışması, GCIP’ın temelini oluşturdu. 

Bugün ise aralarında Kamboçya, Endonezya, Kazakistan, Moldova, Moğolistan, Fas, Nambia, Nijerya, Pakistan, Senegal, Güney Afrika, Ukrayna, Uruguay, Vietnam ve Türkiye’nin aralarında olduğu 15 ülkede girişimler, toplamda 27 milyon dolarlık bir bütçeyle destekleniyor. Bu sayının 2025’e kadar 25 ülkeye çıkarılması planlanıyor. 

GCIP’nın Türkiye ayağı ise 2013’ten bu yana, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayesinde, TÜBİTAK ve UNIDO tarafından Küresel Çevre Fonu (GEF) finansmanı ile devam ediyor. 

Projenin birinci fazında, başvuruları 2018’da alınan Temiz Teknolojiler Yenilik Yarışması ve Girişimcilik Hızlandırıcı Programı düzenlenmişti. Türkiye’de yenilikçi temiz enerji teknolojisi girişimciliğinin teşvik edilmesinin amaçlandığı birinci faz, 2022’de sona ermişti. 

TÜBİTAK’ın yürütücü kuruluş olarak yer aldığı ikinci faz ise 2022-2027 yılları arasını kapsayan süreç için planlandı. 

İlk başvurularının Haziran 2023’te alındığı GCIP Türkiye Hızlandırıcı Programı ise 26 Şubat 2024 itibarıyla nihayete erdi ve temiz teknoloji alanındaki pek çok iş fikri, TÜBİTAK tarafından para ödülüyle ödüllendirildi. 

İkinci fazın birinci yılının da tamamlandığı bu sürede 91 temiz teknoloji girişimi başvuru yaptı. Seçilen 28 takım, 2023’ün ikinci yarısında hızlandırıcılık eğitiminin yanı sıra UNIDO ve mentorlardan danışmanlık aldı. 

Şirketlerin çalıştığı yedi alan ise şunlardı: Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, atık zenginleştirme, su verimliliği, çevre dostu yapılar, ulaşım, ileri malzeme ve kimyasallar. 

26 Şubat’ta Ankara’da düzenlenen GCIP Türkiye 2023 Hızlandırıcı Programı Ödül Töreni’nde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yeşil teknolojilere yönelik talebin 2030’a kadar yıllık 12 trilyon dolarlık bir ekonomi oluşturacağını hatırlattı. 

Kacır, yeşil büyümeye yönelik “Girişimcilik Destek Programı (BiGG) Yeşil Büyüme Çağrıları”nı başlattıklarını ve girişimcilik projelerine 900 bin liraya kadar destek sunduklarını belirterek, çağrılar kapsamında yeşil büyümeye hizmet eden öncelikli AR-GE ve yenilik konularında 237 girişimin hayata geçirilmesini sağladıklarını bildirdi.

Kacır’ın açıklamasına göre GCIP Türkiye’de dereceye giren takımlar, haziranda Avusturya’nın başkenti Viyana’da yapılacak “Global Cleantech Innovation Days’ etkinliğinde Türkiye’yi temsil edecek.

Temiz teknoloji girişimcilerine seslenen Bakan Kacır, “Bu azminiz ve kararlılığınız, 2030’da 100 bin tekno girişim ve 100 turcorn hedefimize daha yakın olduğumuzu gösteriyor. Teknoloji insanlığın huzur ve refahına hizmet ettiği sürece kalkınma yolculuğumuzda daha fazla anlam ifade ediyor. Bundan dolayı Milli Teknoloji Hamlesi’ni başarıyla gerçekleştirmek aynı zamanda ‘insanlık için adalet ve merhamet’ ilkemizi daha gür bir sesle haykırmanın yoludur” ifadelerini kullandı. 

Beyaz eşyalar, mantar liflerinden üretilen ambalajla taşınacak

Peki hangi girişim hangi ödülü aldı?

GCIP Türkiye 2023 Hızlandırıcısı Ödülleri kapsamında 300 bin lira değerindeki birincilik ödülü mantardan kompozit malzemeler üreten Myconom’un oldu. 

Myconom’un kurucu ortakları Burcu Arıkan ve Cem Dildar, Ekotürk’e yaptıkları açıklamada mantarın, yer altında bulunan ipliksi, köke benzeyen liflerini kullanarak kompozit malzeme geliştirdiklerini söyledi. 

Materyallerin içinde hiçbir petrokimyasal bağlayıcı olmadığını söyleyen Arıkan, ağırlıklı olarak ambalaj sektörüne yönelik çalıştıklarını, istenilen ürünün kalıbına uygun olarak bu malzemenin geliştirilebileceğini aktardı. 

Myconom’un amacı, buzdolaplarından yatak başlarına kadar özellikle büyük hacimli eşyaların taşınmasında kullanılan, halk arasında “köpük” denen strafora alternatif üretmek. 

Arıkan, straforun şu anda dünyada geri dönüştürülemeyen, geri dönüşümü çok maliyetli olan, köpük köpük dağılan bir malzeme olduğuna değindi. 

Ürettikleri malzemenin akustik ve yalıtımda da kullanılabildiğini aktaran Burcu Arıkan, kompozitin yanmaz özellikte olduğunu ifade etti. 

Arıkan’ın açıklamasına göre kompozit üretiminde, kenevir kıtığı, pamuk atığı, ayçiçek küspesi, meşe talaşı gibi atık malzemeler kullanılıyor. Miselyum ise bu malzemeleri birleştiren güç oluyor. Tarımsal atığın türüne ve mantarın türüne göre son ürün de değişebiliyor. 

Kenevir gibi malzemelerden kompozit malzemeler üretildiğini ancak bağlamak için bir kimyasala ihtiyaç duyulduğunu hatırlatan Cem Dildar ise miselyumun doğal bir bağlayıcı özelliği olduğunu vurguladı. 

“Miselyum teknolojisi ile üretilen kompozit malzeme” denildiğini aktaran Dildar, “Diğer biyomalzemelerde yüksek sıcaklık, reaktör, katalizör hatta kimyasal kullanmanız gerekirken burada mantar bunu kendisi yapıyor. 25 ila 30 derecelerde yapıyor, yüksek basınç gerektirmiyor. Mantar laboratuvarın kendisi olmuş oluyor” açıklamasını yaptı. 

İşe araştırma geliştirme ile başlayan Arıkan ve Dildar, Myconom şirketini İTÜ Teknokent’te 2022’de kurduklarını, bugün ise bir de Kadıköy’de AR-GE laboratuvarlarının olduğunu söylüyor. 

Satışlar ise yeni yeni başlamış. Büyük bir elektronik firmasıyla çalışmaya başladıklarını ifade ediyorlar. 

Burcu Arıkan, yeni karbon düzenlemeleri regülasyonlarının Türkiye dahil her ülke için katılaşacağını hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor: 

“Özellikle, İngiltere, Fransa ve Avrupa’ya ihracatta karbon vergisini minimum seviyede ödemek için strafor kullanmamaları gerekecek. Şu anda en çok ilgiyi elektronik firmaları gösteriyor. Örneğin Fransa, Vestel’in üçüncü büyük pazarı. Orası onlar için önemli. Bu ülkelerde strafor yasaklanacak, dolayısıyla yerli şirketler de bir çözüm arayışında.” 

Mantar kompozit malzemenin strafora göre çok daha pahalı olduğu yönündeki eleştirilere yanıt veren Cem Dildar, “Fiyat farkı petrol fiyatları yükselmeye devam ettikçe zaten artacak. Bir de üzerine karbon vergisi gelecek. Bunu da geçtim, strafor bedava bile olsa ülkeler almayacaklar. Televizyon ya da beyaz eşya üreticileri milyarlarca doları strafor yüzünden ya kaybedecekler ya da bu doğal ürüne dönecekler” ifadelerini kullandı. 

Günde 70 kilogram çöp toplayabilen insansız deniz aracı

200 bin lira değerinde ikincilik ödülünü alan firma ise deniz ve kıyı ekosistemlerini güçlendirmeyi amaç edinen teknoloji girişimi Vessel X oldu. 

Vessel X’in açıklamasına göre 2020’de plastik atıkların deniz ekosistemlerine verdiği zarar, 13 milyar dolar oldu. Türkiye’de ise bir günde denize karışan plastik atık miktarı 144 ton. 

Bu anlamda İzmirli firma, önemli bir ürün üretti. İsmi Vatoz. 

Firmanın arayüz yazılımcısı, ODTÜ Biyoloji Bölümü mezunu Tuğçe Köseoğlu, Ekotürk’e yaptığı açıklamada Vessel X olarak ürettikleri, “Vatoz” isimli üründen bahsetti. 

Sıfır emisyonlu, yapaya zeka tarafından desteklenen Vatoz,sığ su bölgelerinde altı saat boyunca otonom veya uzaktan çalışarak hafta 1700 kilograma kadar çöp toplayabiliyor. Bunun yanında bu insansız deniz aracı, su kalitesini izleme ve iyileştirme işlevlerini de yürütüyor. 

Firmanın arayüz tasarımcısı, ODTÜ Biyoloji Bölümü mezunu Tuğçe Köseoğlu, Ekotürk’e yaptığı açıklamada Vatoz’un test sürüşleri devam eden ilk prototip olduğunu söyledi. 

Gelen atığın plastik şişe mi, organik atık mı, poşet mi olduğunu çözümleyebilen Vatoz, A noktasından B noktasına programlı olarak gidebiliyor. Köseoğlu’nun açıklamasına göre hedef, Vatoz’u ileride tamamen otonom seviyeye yükseltmek ve yüzey alanında alan taraması yapabilmesini sağlamak. 

“Günde 70 kilogram çöp toplayabildiğini biliyoruz” diyen Köseoğlu, “Suya girişi 17 santimetre ve 50-60 santimetre derinlikteki yerlere girebiliyor. Sığ alanlarda çalışıyor” açıklamasını yaptı. 

Firmanın kurucu ortağı Oğul Görgülü ise Ekotürk’e yaptığı açıklamada Vatoz’u ileride port ve marina gibi alanlarda kiralama ve satış modelleriyle pazarlamak istediklerini söyledi. 

Açıklamalara göre belediyelerle görüşmelerde oluyor ancak resmi sürecin başlaması için prototip testlerinin de nihayete ermesi gerekiyor. 

Vessel X firması, 20 Eylül 2022’de TÜBİTAK desteği ile kuruldu. 

Yapı ve yat tasarımı üzerine Antalya’da bir firma üzerine çalıştıktan sonra insansız deniz araçları konularına yöneldiğini söyleyen Oğulcan Görgülü, başlangıç sürecini anlatırken “Hem çevresel sorunlar hem de Türkiye’nin stratejik konumu nedeniyle pazarda çok önemli bir büyüme gördük. Bununla beraber bu ürünü geliştirmeye başladık” dedi. 

Diğer kurucu ortak Serkan Kaskan’la geliştirmeye başladıkları projeye daha sonra Tuğçe Köseoğlu ve sonrasında Gemi ve İnşaat Mühendisi Genco Atalay dahil oluyor. 

TEKNOFEST’te Çevre ve Enerji alanında ödül aldıklarını söyleyen Görgülü, projelerinin disiplinler arası devam ettiğini ve kapsamlı bir yatırım ve sermaye arayışlarının olduğunu aktardı.

“Farklı fonlama mekanizmaları ve yatırım kısmıyla beraber ciddi bir dokümantasyonumuz oldu” diyen Görgülü, ciddi yatırım potansiyelleri keşfettiklerini söyledi. 

Hem üçüncülük hem başarılı kadın girişimci ödülü

150 bin lira değerindeki üçüncülük ödülü ile 100 bin liralık başarılı kadın girişimci ödülünü alan firma ise Microhobist oldu. 

Sultan Gül, Tuğçe Nur Erçetin, Züleyha Demirci ve Büşra Yılmaz isimli dört kadının kurduğu Microhobist, sürdürülebilir ve yenilikçi ürünler üreten bir biyoteknoloji şirketi. 

Toprak üretkenliğini artıran yüzde 100 doğal bitki gelişim ürünleri üreten Microhobist’in internet sitesinde “Mikroorganizmalar doğanın en önemli görünmez savaşçıları. Bu mikroskobik canlıları laboratuvarımızda bitkinizi korumak ve verimini arttırmak için çalıştırıyoruz ve onların yararlı ürünlerini içeren süper formülümüzü siz üreticilerin hizmetinize sunuyoruz” açıklaması yer alıyor. 

Tarımda yüksek verim için yüksek dozda kimyasal kullanıldığı hatırlatan dört girişimci, bitki kök ve toprağındaki mikroorganizmaların metabolitlerini kullanarak bitki gelişim düzenleyicisi ürettiklerini ifade ediyor. 

Tarımın ihtiyaçlarına tamamen doğal çözümler bulma hedefiyle yola çıkan firmanın ürettiği MHOne adlı ürünün bitkiyi zararlı böcek istilalarından koruduğu ve bitki verimini arttırdığı belirtiliyor. 

Toprakta yüzde 35 verim artışı tespit ettiklerini belirten Microhobist, “Kimyasala pestisit kullanımından kaynaklı 155 milyon dolar değerinde ihracat kaybını azaltmak hedeflenmektedir” açıklamasına yer veriyor. 

Alglerden otomobil yakıtı üretmek

Ankara’daki ödül töreninde ilk üç sıraya giremese bile fikirleriyle ilk 12’ye kalan pek çok firma vardı. 

Bunlardan biri de İTÜ Teknokent merkezli Algbio. 

Doktorasını Yeditepe Üniversitesi’nde Biyoteknoloji üzerine yapan Selen Şenal tarafından kurulan şirket, atık suları ve karbondioksiti mikro algler ile arıtarak, bu atıklardan biyoyakıt ve biyoplastik üretiyor. 

Sanayideki fosil temelli ekonomiden sürdürülebilir bir üretime geçilmesini hedefleyen Algbio, arıtımdan sonra kınaya benzer bir çeşit biyokütle üretiyor. Daha sonra ise bu alg biyokütlesinin yağı çıkartılıp biyodizel yakıt yapılıyor. 

Firma ayrıca, alglerden elde edilen biyolojik olarak parçalanabilen, yenilenebilir biyoplastik malzeme de üretebiliyor. 

Siyah asker sineğinin gübresi nasıl besine dönüşür?

Bugüne kadar solucan gübresinin tarımda kullanıldığını duymuş olabilirsiniz.

Ancak Ankara merkezli NSECT adlı bir girişim, bunu birkaç adım daha ileriye taşıyarak, bir siyah asker sineği ile hem iklim krizinin nedenlerinden biri yemek artıklarına çözüm buluyor hem de hayvanlar için kaliteli besin üretebiliyor. 

Şirketin kurucu ortağı Hasan Doğan’ın sürdürülebilir ürünlere merakı ve İskenderun’da beslediği tavuklarının yem maliyetlerinin artmasıyla başladı her şey NSECT için. 

Doğayı ve sonsuz sayıları temsil eden N ve İngilizce “sector” kelimesinin kısaltması ve İngilizce “insect” (böcek) kelimesinin çağrışımıyla NSECT ismini alan şirket, bugün iki adet patenli ürüne bile sahip. Ürettikleri ürünlere ciddi bir talep olduğu için yatırım arayışları da devam ediyor.

GCIP Türkiye 2023 Hızlandırıcısı Ödül Töreni’ne katılan Hasan Doğan, yaptıkları işin her aşamasını şöyle anlattı Ekotürk’e: 

Sürece, gıda atıklarının toplanması, ayrıştırılması ve işlenmesinden sonra böceklere mama olarak verilmesi ile başlıyoruz. 

Böcekten kastımız, siyah asker sinekleri. Bunlar özel bir tür. Sıcak iklim ve tropik iklimde yaşayan, zararsız, iğnesi ve sokma riski olmayan, hastalık taşıma riski olmayan türler. 

Bu sinekler bir haftalık ömürlerinde çiftleşip yumurtalarını bıraktıktan sonra hayatlarını kaybediyorlar. Yumurtalarından bebek larvalar çıkıyor. Bu larvalara biz gıda atıklarını servis ediyoruz. Gıda atıklarını hızlı bir şekilde tükettikten sonra kocaman larvalara dönüşüyorlar. 

Elbette ilk çıktımız, gübreleri oluyor. Bu tarım için çok kaliteli bir ürün. Özellikle süs bitkisi yetiştiriciliğinde çok ciddi verim artışları gözlemlendi. 

Larvalar aynı zamanda, yağ ve protein kaynağı. Bu proteinden evcil hayvanlara mama yapıp geliştiriyoruz. O da şöyle oluyor: Larvalar kurutuluyor. Kurutulduktan sonra yağsızlaştırılıyor. Kalan posa, yüksek kaliteli bir protein. İnsanlar da yiyebiliyor. Yediğimiz tüm etlerden çok daha zengin bir proteine sahip. Bu protein başlıca yem endüstrisinde, tavuk ve balık çiftliklerinde, kedi köpek mamalarında kullanılabilen çok yükse potansiyelli bir kaynak. 

Bunlar zaten kedilerin, köpeklerin, kuşların doğada tükettiği canlılar. Biz bunları dikey tarımla tonlarca üretip tüm hayvanların beğenisine sunabiliyoruz. 

Diğer ürün larva yağı ise içerik olarak anne sütündekine eş değer derecede laurik asit barındırıyor. Bu durum da yağın, antimikrobiyel, antibakteriyel ve antifungal etki göstermesini ve anti-ageing (yaşlanmayı önleyici) özellik göstermesine neden oluyor. Bu da kendisine kozmetik sektöründe yer buluyor. Bu yağdan biyodizel de geliştirdik. Sabun ve yem endüstrisinde kendisine yer edinebiliyor. 

Hasan Doğan’ın açıklamasında önemli bir nokta var ki o da şu: Tüm işletmelerde hammadde, para verip alınırken, NSECT’in hammaddesi çöpe atılan gıda. 

“Biz bu işletmelere bir atık bertaraf hizmeti sunuyor ve bundan da bir hizmet geliri elde ediyoruz” diyor Doğan. 

Elektrikli araç sürücülerinin ayağına giden şarj

Elektrikli otomobiller, yavaş yavaş Türkiye’nin büyükşehirlerinin trafiğinde kendine yer buluyor. Ancak hâlen çözülemeyen bir şarj problemi var. İstanbul-Ankara arası mesafe bile şarj süresinin beklenmesi nedeniyle 4-5 saat üzerine çıkabiliyor. 

İstanbul merkezli EVBee ise bu sorunun çözümüne odaklanıyor. 

Ekotürk’e konuşan EVBee Kurumsal İletişim Uzmanı Yasemin Bayar, yaptıkları işi kısaca “Elektrikli araç sahiplerine mobil ve hızlı şarj sağlıyoruz” diyerek açıklıyor. Bir nevi sürücülerin ayağına “Powerbank” götürmek gibi. 

Kullanıcı şarja ihtiyaç duyduğu zaman şarj istasyonu aramak yerine EVBee’nin filosundaki şarj eden araçlardan birini çağırıyor. Hızlı şarj ise 30 dakika içerisinde sağlanabiliyor. 

“İnsanların şarj sorunu olmasın istedik” diyen Bayar, flolarında araçlarının içinde bataryalardan oluşan bir sistem olduğunu ifade ediyor. 

Bayar’ın açıklamasına göre EVBee, bu sene İstanbul ve Ankara’da faaliyete başladı ve henüz altı araçlık bir filoları var. 

2022’nin ortasında kurulan şirket, 1,5 yıl içerisinde yatırım almayı başardı. Bayar’ın açıklamasına göre ilk seferde yaklaşık 8 milyon lira, ikinci yatırımda ise 32 milyon lira almaya başarabildiler. 

Bir kitle fonlaması platformuyla bu yatırımı almayı başardıklarını aktaran Bayar, daha sonra prototip üretildiğini ve sonra da filo oluşturulduğunu söylüyor. 

(Haber: Gökçen Tuncer)