ABD’den Harvard’a şok dava: Gazze protestoları yargıya taşındı

ABD’de üniversite kampüslerinde büyüyen Filistin’e destek gösterileri, bu kez ülkenin en köklü akademik kurumlarından biri olan Harvard Üniversitesi’ni doğrudan hedef alan bir hukuki sürece dönüştü. ABD Adalet Bakanlığı, Harvard yönetiminin kampüs içindeki gelişmelere karşı tutumunu mercek altına alarak, “Yahudi ve İsrailli öğrencilere yönelik ayrımcılığa göz yumulduğu” iddiasıyla dava açtı.
Son dönemde özellikle Gazze’de yaşanan çatışmaların ardından ABD genelinde üniversitelerde düzenlenen protestolar, siyasi ve hukuki tartışmaları da beraberinde getirmişti. Harvard’daki eylemler de bu tartışmaların merkezinde yer alırken, federal hükümetin müdahalesi yeni bir boyut kazandı.
FEDERAL SUÇLAMA: MEDENİ HAKLAR YASASI İHLALİ
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, Harvard Üniversitesi’nin 1964 tarihli Medeni Haklar Yasası’nın 6. maddesini ihlal ettiği ileri sürüldü. Bu madde, federal fon alan kurumlarda ırk, renk veya ulusal köken temelli ayrımcılığı açıkça yasaklıyor.
Bakanlık, Harvard’ın kampüs ortamında Yahudi ve İsrailli öğrencilere yönelik taciz, dışlama ve korkutma eylemlerine karşı yeterli önlem almadığını iddia etti.
Açıklamada ayrıca, bazı öğrenci grupları ve akademik çevrelerin İsrail karşıtı söylemlerinin, Yahudi kimliğiyle ilişkilendirilen öğrencilere yöneldiği ve bunun sistematik bir baskı ortamına dönüştüğü savunuldu.
“GÖRMEZDEN GELİNDİ” İDDİASI
Yetkililer, Harvard yönetiminin yaşanan olaylar karşısında pasif kaldığını ve gerekli disiplin mekanizmalarını işletmediğini öne sürdü. Üniversitenin, kampüste oluşan gerilimi yatıştırmak yerine görmezden geldiği iddia edilirken, bu durumun öğrenciler arasında güvenlik endişesine yol açtığı ifade edildi.
Açıklamada, Harvard’ın Yahudi ve İsrailli öğrencilerin yaşadığı sorunlara bilinçli şekilde kayıtsız kaldığı yönünde güçlü ifadeler kullanıldı.
Bu kapsamda, üniversitenin söz konusu süreçte aldığı federal fonların da incelemeye alındığı ve hukuki sürecin mali sonuçlar doğurabileceği belirtildi.
MİLYARLARCA DOLARLIK FON RİSKTE
Davanın en dikkat çekici boyutlarından biri ise finansal yaptırım ihtimali oldu. ABD yönetimi, Harvard’ın ilgili yasa ihlalini sürdürdüğü dönemde aldığı milyarlarca dolarlık federal desteğin geri talep edilebileceğini gündeme getirdi.
Yetkililer, dava sonucunda Harvard’ın geçmişte aldığı federal fonların geri alınmasının da masada olduğunu açıkça dile getirdi.
Bu gelişme, yalnızca Harvard için değil, benzer protestoların yaşandığı diğer üniversiteler için de ciddi bir emsal oluşturma potansiyeli taşıyor.
KAMPÜSLERDE GERİLİM TIRMANIYOR
ABD genelinde 2024’ten itibaren hız kazanan Filistin’e destek gösterileri, başta Columbia, Yale ve Harvard olmak üzere birçok prestijli üniversitede geniş katılımlı protestolara sahne oldu. Ancak bu eylemler, bazı çevreler tarafından “antisemitizm” olarak nitelendirilerek sert eleştirilerin hedefi haline geldi.
Federal hükümet, bu süreçte yalnızca hukuki adımlar atmakla kalmadı; aynı zamanda üniversiteleri fon kesintileriyle de tehdit etti. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) programları da inceleme kapsamına alınarak, kampüs politikaları üzerinde baskı artırıldı.
ANTİSEMİTİZMLE MÜCADELE İÇİN ÖZEL GÖREV GÜCÜ
Yaşanan gelişmelerin ardından ABD’de çok sayıda federal kurumun katılımıyla “Antisemitizmle Mücadele Görev Gücü” kuruldu. Bu yapı, üniversitelerdeki olayları izlemek, raporlamak ve gerektiğinde yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor.
Adalet Bakanlığı’nın yanı sıra Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı ve Genel Hizmetler İdaresi (GSA) da sürece aktif olarak dahil edildi.
ÜNİVERSİTELER ÜZERİNDE SİYASİ VE MALİ BASKI ARTIYOR
ABD’deki birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasi grup da üniversite yönetimlerine yönelik baskıyı artırmış durumda. Filistin’e destek gösterilerinin ardından açılan soruşturmalar ve başlatılan incelemeler, akademik özgürlük ile güvenlik dengesi tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Özellikle elit üniversitelerin hedef alınması, bu sürecin yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda politik bir mücadele alanına dönüştüğünü gösteriyor.


