AB’den Çin’e karşı ekonomik savunma hamlesi: Yeni ticaret duvarları geliyor
Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ekonomik gerilim giderek daha sert bir döneme girerken, Brüksel yönetimi Çin’in ucuz ürün akınına karşı yeni savunma mekanizmalarını hızlandırdı. Özellikle otomotivden yeşil teknolojiye, kimya sektöründen telekomünikasyona kadar birçok stratejik alanda Çin’in artan etkisi Avrupa sanayisinde alarm zillerini çaldırıyor.
Çin’in düşük maliyetli üretim gücü sayesinde Avrupa pazarlarında hızla hakimiyet kurması, binlerce istihdamın risk altına girmesine neden olurken Avrupa Komisyonu da “ekonomik güvenlik” başlığı altında yeni önlemleri masaya yatırıyor.
AB ile Çin arasındaki ticaret açığının tarihi seviyelere ulaşması, Brüksel’de ekonomik bağımsızlık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
2026’nın ilk dört ayına ilişkin Çin gümrük verileri, Pekin’in AB-27 ülkeleri karşısında 113 milyar dolarlık ticaret fazlası verdiğini ortaya koydu. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 91 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece yalnızca bir yıl içinde fark 22 milyar dolar büyüdü. Avrupa Birliği’nin Çin karşısındaki toplam ticaret açığı ise 2025 yılı sonunda 359,9 milyar euroya kadar yükseldi.
Pekin yönetiminin son haftalarda Avrupa’nın Çinli şirketlere yönelik düzenlemelerine karşı misilleme sinyali vermesi de tansiyonu daha da artırdı. Çin hükümeti ayrıca cuma günü aldığı kararla, Çinli firmaların Avrupa Komisyonu’nun yabancı sübvansiyon soruşturmalarında Brüksel ile iş birliği yapmasını yasakladı.
AB Komiserleri’nin 29 Mayıs’ta Çin dosyasını özel gündemle ele alması beklenirken, Brüksel’in değerlendirdiği başlıca seçenekler de netleşmeye başladı.
ÇİN’E TEDARİK BAĞIMLILIĞINI AZALTMA PLANI
Avrupa Komisyonu’nun üzerinde çalıştığı en dikkat çekici adımlardan biri, kritik ürünlerde Çin’e olan bağımlılığı azaltacak yeni tedarik modeli oldu.
Financial Times’ın haberine göre Brüksel, Avrupa şirketlerini stratejik bileşenleri en az üç farklı tedarikçiden alma zorunluluğu getirecek bir sistem üzerinde çalışıyor. Plan kapsamında tek bir tedarikçiden alınabilecek ürün miktarı için yüzde 30 ila 40 arasında sınır uygulanması gündemde.
Kalan ihtiyacın ise aynı ülkeye bağlı olmayan en az üç ayrı tedarikçiden karşılanması hedefleniyor.
Bu hamlenin arkasında ise Çin’in geçtiğimiz yıl nadir toprak elementleri, yarı iletkenler ve savunma sanayisinde kullanılan kritik çiplerin ihracatına yönelik kısıtlamaları bulunuyor. Özellikle yeşil enerji teknolojileri ve elektrikli araç üretiminde Avrupa’nın Çin’e bağımlı hale gelmesi Brüksel’de ciddi endişe yaratmış durumda.
STRATEJİK SEKTÖRLERE YENİ GÜMRÜK DUVARLARI
Avrupa Birliği, Çin’in “aşırı üretim kapasitesi” nedeniyle küresel piyasalarda yarattığı fiyat baskısını da kontrol altına almak istiyor.
Avrupa Komisyonu geçen aralık ayında açıkladığı ekonomik güvenlik stratejisinde, Eylül 2026’ya kadar yeni ticaret savunma araçlarının devreye alınacağını duyurmuştu.
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Avrupa şirketlerinin haksız rekabete maruz kalması durumunda tüm imkanların kullanılacağını belirterek, Avrupa sanayisinin korunmasının öncelik olduğunu söyledi.
Halihazırda Çin’in küresel çelik sektöründeki baskın rolü nedeniyle AB, çelik ithalatına yeni kota uygulamaları ve iki katına çıkarılan gümrük tarifelerini kabul etmiş durumda.
Şimdi ise gözler kimya sektörüne çevrildi. Son beş yılda Çin’den Avrupa’ya yapılan kimyasal ürün ihracatı yüzde 81 arttı. Ancak Avrupa’daki kimya şirketlerinin önemli bölümü aynı zamanda Çin pazarına ihracat yapıyor.
Bu nedenle Çin’e yönelik sert yaptırımların Avrupa şirketleri için de ciddi maliyet oluşturabileceği belirtiliyor.
Cefic bünyesinde görev yapan ticaret uzmanı Philipp Sauer, Avrupa kimya sektörünün satışlarının yüzde 30’dan fazlasını yurt dışı pazarlarda gerçekleştirdiğini belirterek, Çin’e yönelik olası önlemlerin karşı misilleme riskini büyüttüğünü ifade etti.
AB, ÇİNLİ ŞİRKETLERE “ANTI-DAMPING” VERGİLERİ UYGULAMAYA HAZIRLANIYOR
Brüksel yönetimi ayrıca Çinli üreticilere yönelik anti-damping ve anti-sübvansiyon soruşturmalarını da artırmayı planlıyor.
Bu kapsamda Avrupa Komisyonu, Çinli firmaların ürünlerini Avrupa pazarında gerçek değerinin altında satıp satmadığını inceliyor. Aynı zamanda Pekin yönetiminden haksız devlet desteği alınıp alınmadığı da soruşturuluyor.
Ancak bu soruşturmaların tamamlanması yaklaşık 18 ay sürebiliyor. Komisyon bünyesinde yalnızca yaklaşık 140 yetkilinin bu dosyalarla ilgilenmesi ise süreci yavaşlatıyor.
Uzmanlara göre devam eden soruşturmaların önemli kısmı doğrudan kimya sektörüyle bağlantılı bulunuyor.
“TİCARET BAZUKASI” MASADA
AB’nin elindeki en sert araçlardan biri olarak görülen “Zorlamaya Karşı Araç” da yeniden gündeme geldi.
“Ticaret bazukası” olarak tanımlanan bu sistem, ekonomik baskı uygulayan ülkelere karşı lisans kısıtlamaları, kamu ihalelerinden dışlama ve ticari erişim engelleri gibi ağır yaptırımlar uygulanmasına imkan tanıyor.
Ancak bu mekanizmanın devreye girebilmesi için üye ülkelerin nitelikli çoğunluk desteği gerekiyor.
Özellikle Almanya’nın Çin’e yönelik elektrikli araç tarifelerine daha önce karşı çıkması ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Pekin ile yakın ekonomik ilişkileri desteklemesi, Avrupa içinde ortak tavır alınmasını zorlaştırıyor.
AB İÇİNDE ÇİN ÇATLAĞI DERİNLEŞİYOR
Brüksel’in Çin’e karşı ortak ekonomik savunma stratejisi oluşturma çabası, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorlu ilerliyor.
Bu ayrışma özellikle telekomünikasyon sektöründe açık şekilde görülüyor. Avrupa Birliği, Huawei ve ZTE gibi “yüksek riskli tedarikçilerin” stratejik altyapılardan çıkarılmasını öngören yeni düzenlemeler üzerinde çalışıyor.
Ancak Almanya ve İspanya gibi bazı ülkeler uzun yıllardır Çin ekipmanlarını kullandıkları için bu geçişin yüksek maliyet yaratacağından endişe ediyor.
Avrupa’nın Çin’den ekonomik olarak kopmasının maliyetinin milyarlarca euroyu bulabileceği değerlendiriliyor.
Avrupalı telekom şirketleri, ABD’nin uyguladığı “sök ve değiştir” modelini örnek göstererek Çin altyapısının değiştirilmesi için kamu desteği talep ediyor. Ancak ne Avrupa Birliği ne de ulusal hükümetler bu mali yükü üstlenmeye sıcak bakıyor.
Bu nedenle Avrupa’nın Çin’den tamamen ayrışıp ayrışamayacağı ve bunun siyasi bedelini göze alıp almayacağı önümüzdeki dönemin en kritik ekonomik tartışmalarından biri olarak öne çıkıyor.
