AB’den İsrail’in Batı Şeria kararına tepki: Uluslararası hukukla bağdaşmıyor
Kaja Kallas ile Dubravka Suica, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletme yönündeki kararının uluslararası hukukla bağdaşmadığını açıkladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas ile AB Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Suica, İsrail Güvenlik Kabinesi’nin Batı Şeria’daki arazi kayıt ve mülk edinme prosedürlerinde değişiklik yapma kararına ilişkin ortak bir açıklama yayımladı.
Açıklamada söz konusu kararın “verimsiz” olduğu ve “uluslararası hukukla bağdaşmadığı” vurgulanarak, bu adımın bölgede istikrarı sağlamaya ve barış çabalarını ilerletmeye yönelik uluslararası girişimleri zayıflatma riski taşıdığı belirtildi.
AB’nin, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda Haziran 1967’den bu yana işgal altındaki topraklarda İsrail egemenliğini tanımama yönündeki tutumunu sürdürdüğü hatırlatılan açıklamada, İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki El Halil Protokolü’nü etkileyen kararların dini mekanlardaki hassas statükoyu tehlikeye atabileceği kaydedildi.
Birlik, iki devletli çözüm temelinde kalıcı ve sürdürülebilir barış çağrısını yineleyerek, tarafları gerilimi artıran ve müzakere zeminini aşındıran tek taraflı adımlardan kaçınmaya davet etti.
İsrail’in “A” ve “B” bölgelerine yönelik kararı
İsrail Güvenlik Kabinesi, uluslararası anlaşmalara göre Filistin yönetiminin idaresinde bulunan “A” ve “B” bölgelerinde de İsrail’e bağlı sivil yönetim birimlerinin faaliyet gösterebilmesine karar verdi.
1995 tarihli İkinci Oslo Anlaşması uyarınca Batı Şeria; tamamen Filistin yönetimindeki “A Bölgesi”, Filistin sivil idaresi ile İsrail güvenlik kontrolündeki “B Bölgesi” ve tamamen İsrail kontrolündeki “C Bölgesi” olmak üzere üçe ayrılıyor. “C Bölgesi”, Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 61’ini kapsıyor.
Yeni düzenlemeyle İsrail’in yalnızca idari ve askeri olarak sorumlu olduğu C Bölgesi’nde değil, Batı Şeria’nın tamamında idari yetkilerini genişletme ve yıkım kararları uygulama imkânı elde edeceği belirtiliyor.
İsrail yönetiminin, “kültürel miras”, “arkeolojik alanlar”, “çevresel riskler” ve “su kaynakları” gibi gerekçeleri öne sürerek işgal altındaki bölgelerde yeni sivil idare yapıları kurmayı hedeflediği ifade ediliyor. Bu kapsamda Filistinlilere ait yapıların çevreye zarar verdiği ya da arkeolojik değer taşıdığı gerekçesiyle yıkılabileceği veya müsadere edilebileceği kaydediliyor.
