Afrika Boynuzu’nda oyun değişti: Ankara sahaya indi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Addis Ababa ziyareti, sıradan bir diplomatik turdan çok daha fazlasını ifade ediyor. Afrika Boynuzu’nda son yıllarda artan güvenlik riskleri, liman rekabeti ve bölgesel güç mücadelesi göz önüne alındığında temasların zamanlaması dikkat çekici bir stratejik hamle olarak değerlendiriliyor.

Ziyaret, yalnızca ikili ilişkilerin geliştirilmesi değil; aynı zamanda Kızıldeniz hattından Sudan’a, Somali’den Eritre’ye kadar uzanan kırılgan jeopolitik denklemin merkezine yerleşmiş durumda.

Türkiye, bölgede yalnız ekonomik ortak değil; arabulucu ve denge kurucu aktör rolünü fiilen üstlenmiş görünüyor.

TARİHİ BAĞDAN STRATEJİK ORTAKLIĞA

Türkiye’nin Sahra Altı Afrika’daki ilk büyükelçiliğini 1926’da Etiyopya’da açmış olması, bu temasların sembolik yönünü güçlendirdi. Erdoğan’ın ziyaretinde “kardeş ülke” vurgusu yapılırken, diplomatik geçmiş güncel stratejiyle birleşti.

Abiy Ahmed yönetimi de Türkiye ile ilişkileri yalnız yatırım boyutunda değil, güvenlik ve bölgesel denge perspektifinde ele alıyor. İmzalanan anlaşmalar; enerji, sanayi, altyapı ve savunma sanayi başlıklarında geniş bir çerçeve oluşturdu.

Bu ziyaret, diplomatik nezaketin ötesinde yeni bir bölgesel ortaklık modelinin işareti olarak yorumlanıyor.

KIZILDENİZ HATTI VE BÖLGESEL GERİLİM

Afrika Boynuzu bugün küresel ticaret için hayati bir geçiş noktası. Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen deniz trafiği, Yemen’deki çatışmalar ve Sudan iç savaşı nedeniyle zaten risk altındaydı. Buna bir de Somali-Etiyopya liman gerilimi eklendi.

Etiyopya’nın Somaliland ile imzaladığı liman mutabakatı, Mogadişu yönetimi tarafından egemenlik ihlali olarak görülmüş ve diplomatik kriz büyümüştü. Türkiye’nin devreye girmesiyle Ankara’da yürütülen görüşmeler tansiyonu düşürdü.

Ankara’nın arabuluculuğu, yalnız krizi yatıştırmakla kalmadı; Türkiye’yi bölgesel diplomasi masasının vazgeçilmez aktörü haline getirdi.

DENİZE ERİŞİM: ETİYOPYA’NIN VAROLUŞSAL MESELESİ

1993’te Eritre’nin bağımsızlığı sonrası kıyı hattını kaybeden Etiyopya, dış ticaretinin yaklaşık %90’ını Cibuti üzerinden yürütüyor. Bu durum Addis Ababa için ekonomik maliyet ve stratejik bağımlılık anlamına geliyor.

Alternatifler üç başlıkta toplanıyor:

Cibuti: Mevcut ana liman ancak maliyet yüksek

Berbera: Siyasi gerilim riski taşıyor

Assab: Coğrafi avantajlı fakat güvenlik belirsiz

Türkiye’nin yaklaşımı, Somali’nin egemenlik hassasiyeti ile Etiyopya’nın ihtiyaçlarını aynı denklemde tutmaya dayanıyor.

EKONOMİK DİPLOMASİ: YATIRIM VE ÜRETİM HATTI

Etiyopya’da faaliyet gösteren 200’den fazla Türk şirketi yaklaşık 20 bin kişiye istihdam sağlıyor. Türkiye ülke ekonomisinde en büyük ikinci yabancı yatırımcı konumunda.

İmzalanan anlaşmalar şu alanları kapsıyor:

enerji üretimi ve dağıtımı

tekstil ve sanayi bölgeleri

tarım işleme tesisleri

altyapı projeleri

savunma teknolojileri

Tigray savaşı, kuraklık ve borç baskısı yaşayan Etiyopya için bu iş birlikleri ekonomik toparlanma açısından kritik görülüyor.

DIŞ GÜÇ REKABETİNE KARŞI “BÖLGESEL ÇÖZÜM” MESAJI

Afrika Boynuzu son dönemde ABD, Çin ve Körfez ülkelerinin yoğun ilgisine sahne oluyor. Türkiye ise farklı bir yaklaşım benimsiyor: sorunların bölge ülkeleri tarafından çözülmesi.

Bu politika, Ankara’nın Afrika açılımının yeni aşamasını oluşturuyor: kriz izleyen değil, çözüm kuran aktör modeli.

GÜVENLİK MİMARİSİNDE TÜRKİYE ETKİSİ

Türkiye’nin Somali’de askeri eğitim üssü bulunuyor ve Etiyopya ile savunma iş birliği sürüyor. Sudan’daki iç savaş ve Kızıldeniz güvenlik riskleri düşünüldüğünde bu ilişkiler yeni bir güvenlik hattı oluşturuyor.

Afrika Boynuzu’nda oluşan tablo artık üç ayaklı:

diplomasi

ekonomi

güvenlik

Türkiye bu üç alanda aynı anda aktif rol üstleniyor.

YENİ DÖNEMİN BAŞLANGICI

Addis Ababa temasları, sadece ikili ilişkileri güçlendirmedi; Afrika Boynuzu’nun geleceğine dair denklemin de ipuçlarını verdi. Liman rekabeti, enerji iş birlikleri ve diplomatik diyalog süreci birlikte ilerliyor.

Bölgenin geleceği; Somali-Etiyopya dengesi, Eritre’nin tutumu ve Kızıldeniz güvenlik ortamına bağlı olacak. Türkiye ise bu denklemin merkezinde kalmaya hazırlanıyor.