Alüminyum piyasasında kırmızı alarm: Körfez üretimi 10 yılın dibine indi

Ortadoğu’da büyüyen jeopolitik gerilim, küresel emtia piyasalarında yeni bir dalgalanma başlattı. Özellikle İran savaşı sonrası Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan lojistik sorunlar, alüminyum sektöründe son yılların en sert arz daralmasını gündeme taşıdı. Küresel üretimin önemli merkezlerinden biri olan Körfez bölgesindeki eritme tesislerinde kapasite kullanımının hızla düşmesi, piyasada “kara kuğu” senaryolarının konuşulmasına neden oldu. Londra Metal Borsası’nda (LME) fiyatların 3.670 dolar seviyesini aşması ise endişelerin artık fiyatlara doğrudan yansıdığını gösterdi.

Uluslararası Alüminyum Enstitüsü’nün (IAI) yayımladığı son verilere göre, küresel birincil alüminyum üretimi nisan ayında günlük ortalama 197 bin 400 tona kadar geriledi. Toplam aylık üretim ise bir önceki aya göre yüzde 5,3 düşüş yaşayarak 5,92 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Böylece hem aylık hem yıllık bazda üretim temposunda belirgin bir zayıflama kaydedildi.

KÖRFEZ BÖLGESİNDE ÜRETİM SON 10 YILIN DİBİNDE

Piyasalarda asıl dikkat çeken gelişme ise Körfez ülkelerindeki sert üretim kaybı oldu. Bölgedeki toplam alüminyum üretimi nisan ayında aylık bazda yüzde 29, yıllık bazda ise yüzde 34,6 düşüş göstererek yaklaşık 330 bin tona geriledi. Bu seviye, Kasım 2013’ten bu yana kaydedilen en düşük üretim rakamı olarak öne çıktı.

Körfez ülkeleri normal şartlarda küresel alüminyum arzının yaklaşık yüzde 9’unu karşılıyor. Ancak Çin hariç tutulduğunda uluslararası piyasalardaki payın yüzde 25 seviyelerine ulaştığı belirtiliyor. Japonya’nın toplam alüminyum ithalatının yüzde 28’i, ABD’nin ise yaklaşık yüzde 21’i Körfez kaynaklı tedarikten oluşuyor. Bu nedenle bölgede yaşanan üretim kaybının yalnızca yerel değil, dünya sanayisi açısından da kritik sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.

UZMANLAR “YÜZYILIN EN BÜYÜK ARZ ŞOKU” UYARISI YAPIYOR

Uluslararası Alüminyum Enstitüsü Genel Sekreteri Jonathan Grant, mevcut verilerin henüz piyasanın dip seviyesini göstermeyebileceğini söyledi. Grant’e göre bölgedeki eritme tesisleri, Hürmüz Boğazı üzerinden hammadde tedarikinde ciddi zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Şirketlerin alternatif kara taşımacılığı yöntemleriyle üretimi sürdürmeye çalıştığı ancak bunun maliyetleri artırdığı belirtiliyor.

Emtia devi Mercuria’nın metal araştırmaları biriminin başındaki isim Nick Snowdon ise yaşanan sürecin sıradan bir arz daralması olmadığını ifade etti. Snowdon, küresel baz metal piyasalarının 2000 sonrası dönemde karşılaştığı en büyük arz şoklarından birinin yaşanabileceğini dile getirdi.

MERCURIA’YA GÖRE KÜRESEL PİYASADA EN AZ 2 MİLYON TONLUK AÇIK OLUŞABİLİR.

Analistlere göre mevcut görünür ve görünmeyen küresel stokların toplamı yaklaşık 3 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bu durum, arz açığının derinleşmesi halinde piyasadaki kırılganlığın daha da büyüyebileceği anlamına geliyor.

ÇİN VE BATI CEPHESİNDE TELAFİ İMKANI SINIRLI

Dünyanın en büyük alüminyum üreticisi olan Çin’de üretim kapasitesi yıllık 45 milyon ton sınırıyla kontrol altında tutuluyor. Bu nedenle Çin’in kısa vadede agresif kapasite artışına gitmesi beklenmiyor. ABD ve Avrupa tarafında ise uzun süredir kapalı durumda bulunan tesislerin yeniden devreye alınabilecek seviyede olmadığı belirtiliyor.

Enerji maliyetlerinin yüksek seyretmesi ve çevresel regülasyonların ağırlaşması nedeniyle Batı’daki üretim altyapısının hızlı şekilde genişleyemediği ifade ediliyor. Uzmanlar, Körfez bölgesinde yaşanan kayıpların kısa sürede telafi edilmesinin oldukça zor olduğuna dikkat çekiyor.

LME’DE FİYATLAR 4 YILIN ZİRVESİNE ÇIKTI

Arz tarafındaki bozulma fiyatlara da güçlü şekilde yansıdı. Londra Metal Borsası’nda alüminyum fiyatları ton başına 3 bin 672 dolara yükselerek son dört yılın en yüksek seviyesini gördü. Fiziki piyasadaki primler de tarihi zirvelere ulaştı.

ABD’de fiziki alüminyum primi pound başına 1,14 dolara kadar çıkarak rekor kırarken, Avrupa piyasasında ton başına 599 dolarlık prim seviyesi dikkat çekti. Uzmanlar, fiyat artışlarının yalnızca geçici lojistik sorunlardan değil, küresel üretim sistemindeki yapısal kırılganlıktan kaynaklandığını vurguluyor.