Avrupa’nın gündeminde neler var? 14 Ocak 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi.

İNGİLTERE 

Mehmet Şimşek’in Londra Temasları: Enflasyon ve Vergi Politikası Mesajları Öne Çıktı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra’da uluslararası yatırımcılarla gerçekleştirdiği temaslarda Türkiye ekonomisinin orta vadeli görünümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bloomberg’e dayandırılan bilgilere göre, toplantıların ana gündemini enflasyonla mücadele, mali disiplin ve yatırım ortamına yönelik beklentiler oluşturdu.

Bloomberg kaynaklarının aktardığına göre Şimşek, Bank of America Securities tarafından düzenlenen yatırımcı toplantısında, uygulanan politikaların etkisiyle 2026 yılı sonunda enflasyonun yaklaşık yüzde 19 seviyesine kadar gerileyebileceğini ifade etti. Bu oran, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın hedef aralığının üst bandına yakın bir beklenti olarak değerlendirildi. Aynı toplantılarda, küresel finans kuruluşlarının bir bölümünün 2026 sonu için yüzde 20’nin üzerinde enflasyon öngördüğü, Şimşek’in ise daha iyimser bir çerçeve sunduğu belirtildi.

Toplantılarda vergi politikalarına ilişkin mesajlar da öne çıktı. Bloomberg’e göre Şimşek, dezenflasyon sürecini desteklemek amacıyla akaryakıt, sigara ve alkollü içkilerde uygulanan maktu özel tüketim vergilerinde (ÖTV) Temmuz ayında planlanan artışların ertelenmesinin değerlendirilebileceğini yatırımcılarla paylaştı. Bu başlığın, kısa vadeli enflasyon görünümü açısından yatırımcıların yakından takip ettiği konular arasında yer aldığı ifade edildi.

Bakan Şimşek’in temasları yalnızca büyük fonlarla sınırlı kalmadı. Program kapsamında uluslararası bankaların üst düzey yöneticileri, portföy yöneticileri ve kredi derecelendirme kuruluşlarının temsilcileriyle de görüşmeler yapıldı. Görüşmelerde, para ve maliye politikaları arasındaki eşgüdüm, yapısal reform başlıkları, doğrudan yabancı yatırımların artırılmasına yönelik adımlar ve finansal istikrarın korunması öne çıkan başlıklar oldu.
Şimşek’in yatırımcı turunun, Londra’daki görüşmelerin ardından ABD’de yapılacak benzer temaslarla devam etmesi planlanıyor.

İngiltere, İran’a Yönelik Yeni ve Genişletilmiş Yaptırımlar Açıklayacak

İngiltere, İran genelinde devam eden protestolara yönelik güvenlik güçlerinin sert müdahalesi ve artan can kayıplarının ardından İran’a karşı yeni ve kapsamı genişletilmiş yaptırımlar açıklayacağını duyurdu.

Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada, yeni yaptırım paketinin finans, enerji, ulaştırma, yazılım ve diğer kritik sektörleri kapsayacağını söyledi. Cooper, İran’ın Londra Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını da doğruladı.

Cooper, İngiltere’nin hâlihazırda İran’ın petrol, enerji, nükleer ve finans sistemlerinde faaliyet gösteren kişi ve kurumlara yaptırım uyguladığını hatırlatarak, yeni önlemlerin İran ekonomisinin daha geniş bir bölümünü hedef alacağını ifade etti. İngiltere’nin bu adımları Avrupa Birliği ve diğer müttefiklerle koordinasyon içinde atacağı belirtildi.

Avrupa Birliği cephesinde ise Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, İran’daki göstericilere yönelik baskılardan sorumlu kişi ve kurumlara karşı ek AB yaptırımlarının hızla gündeme alınacağını açıkladı.

Trump: İran’la Ticaret Yapan Ülkelere Yüzde 25 Gümrük Tarifesi

ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestolara ilişkin yaptığı açıklamada, İran’la ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında ek gümrük tarifesi uygulanacağını duyurdu.

Trump, bu adımın İran yönetimi üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı amaçladığını belirtirken, karar özellikle İran’la enerji ve emtia ticareti yürüten ülkelerde tepkiyle karşılandı. Açıklama, ABD’nin ikincil yaptırımları yeniden devreye alabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.

İran’ın En Fazla İhracat Yaptığı Ülkeler
-Çin – İran ihracatının en büyük alıcısı (ham petrol ve petrokimya ürünleri)
-Birleşik Arap Emirlikleri – enerji ürünleri ve yarı mamuller
-Türkiye – enerji ve petrokimya ürünleri
-Hindistan – petrol ve kimyasal ürünler
-Pakistan – enerji ve sanayi girdileri
-Bu ülkeler İran’dan ağırlıklı olarak petrol, doğalgaz türevleri ve petrokimya ürünleri satın alıyor.

İran’ın En Fazla İthalat Yaptığı Ülkeler
-Çin – makine, elektronik, sanayi ekipmanları
-Birleşik Arap Emirlikleri – yeniden ihracat, tüketim malları
-Türkiye – makine, gıda, sanayi ürünleri
-Hindistan – tarım ve sanayi ürünleri
-Almanya – makine ve endüstriyel ekipman
-Bu kalemler, İran’ın üretim ve iç tüketim zinciri açısından kritik öneme sahip.

İngiltere Başbakanı Starmer ve Maliye Bakanı Reeves’ten Davos Öncesi Yatırım ve İstikrar Mesajı

İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Maliye Bakanı Rachel Reeves, önümüzdeki hafta İsviçre’de düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu (Davos) öncesinde İngiltere ekonomisine ilişkin yatırım ve istikrar vurgusu yaptı.

Hükümet yetkilileri, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde İngiltere’nin “istikrarlı ve yatırım yapılabilir bir ekonomi” olarak öne çıkarılmasını hedefliyor. Reeves’in Davos’ta uluslararası yatırımcılarla görüşmeler yaparak İngiltere’ye sermaye girişini artırmayı amaçladığı belirtildi.
Starmer’ın başlangıçta Davos’a katılması planlanmazken, hükümete yakın kaynaklar başbakanın foruma katılma ihtimalini “yüzde 50” olarak değerlendiriyor. Olası temasların başında Ukrayna savaşı ve küresel güvenlik başlıklarının yer alması bekleniyor. Starmer’ın Davos kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile de görüşebileceği ifade ediliyor.

Bütçe Sonrası Piyasa Sakinleşti, Mesaj Tonu Değişti

Hükümet cephesi, Kasım ayında açıklanan ve iş dünyasında belirsizlik yaratan bütçe sürecinin ardından daha iyimser bir ekonomik anlatı kurmayı hedefliyor. Reeves’in açıkladığı 26 milyar sterlinlik vergi artışı paketi sonrasında tahvil piyasalarında tansiyonun düştüğü, enflasyon endişelerinin sınırlı kaldığı ve yatırımcıların İngiltere Merkez Bankası’ndan ek faiz indirimleri beklediği belirtiliyor.

Starmer, İşçi Partisi milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, yaşam maliyetiyle mücadeleyi hükümetin öncelikleri arasında gösterdi. Başbakan, ücret artışlarının enflasyonun üzerinde seyrettiğini ve Bank of England’ın Temmuz 2024’ten bu yana altı kez faiz indirdiğini hatırlatarak bunun hanehalkı ve işletmeler için önemli bir rahatlama sağladığını savundu.

“İzolasyon Değil, Masada Olmak” Mesajı

Starmer, İngiltere’nin ABD ve AB ülkeleriyle yoğun diplomatik temas yürütmesini savunarak, küresel sorunların içe kapanma politikalarıyla çözülemeyeceğini söyledi. Başbakan, yaşam maliyeti krizinin ancak uluslararası iş birliği ve aktif diplomasiyle aşılabileceği mesajını verdi.
Reeves ise Davos’ta İngiliz iş dünyasıyla birlikte hareket ederek, hızlı büyüyen sektörlere yatırım çekmeyi hedeflediklerini ifade etti. Maliye Bakanı’nın JPMorgan CEO’su Jamie Dimon ve Citigroup CEO’su Jane Fraser dahil olmak üzere çok sayıda küresel banka ve şirket yöneticisiyle görüşmesi bekleniyor.

AVRUPA BİRLİĞİ 

Avrupa’dan Powell’a Açık Destek: Merkez Bankası Bağımsızlığı Vurgusu

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell hakkında başlatılan cezai soruşturmanın ardından, Avrupa başta olmak üzere küresel merkez bankalarından ortak ve güçlü bir destek mesajı geldi. Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülkenin merkez bankası başkanı, Powell’a destek veren ortak bir açıklama yayımladı.

Açıklamaya imza atanlar arasında Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde ve İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey de yer aldı. Metinde, merkez bankası bağımsızlığının fiyat istikrarı, finansal istikrar ve ekonomik güven açısından temel bir ilke olduğu vurgulandı.
Merkez bankası başkanları, Powell’ın görev süresi boyunca yetki alanı içinde kaldığını, kamu yararını esas aldığını ve görevini dürüstlükle yürüttüğünü ifade etti. Powell için “yüksek saygı duyulan bir meslektaş” tanımlaması yapıldı.

Avrupa’dan Mesaj Net: Siyasi Baskı Kabul Edilemez

Avrupalı merkez bankalarının bu çıkışı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Powell üzerindeki uzun süredir devam eden faiz indirimi baskısının ardından geldi. Powell, hakkındaki soruşturmanın, Beyaz Saray’ın daha hızlı ve daha agresif faiz indirimi taleplerine karşı durmasının bir sonucu olduğunu savundu.

Avrupa cephesinde verilen mesaj ise açık: Merkez bankalarının siyasi baskı ya da tehdit altında karar alması, yalnızca ABD için değil, küresel finansal sistem için de risk oluşturur. Bu nedenle açıklama, sadece Powell’a kişisel bir destek değil; aynı zamanda merkez bankası bağımsızlığına yönelik siyasi müdahalelere karşı bir kırmızı çizgi olarak değerlendiriliyor.

Avrupa Neden Bu Kadar Net Konuştu?

Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası açısından bu mesele, ABD iç siyasetiyle sınırlı görülmüyor. Avrupalı yetkililer, Fed’in bağımsızlığının zedelenmesinin:
Küresel faiz beklentilerini bozabileceği,
Dolar ve tahvil piyasalarında oynaklığı artırabileceği,
Gelişmiş ve gelişen ülke merkez bankaları üzerinde siyasi baskıyı normalleştirebileceği endişesini taşıyor.
Bu nedenle Avrupa’dan gelen destek, sistemik risklere karşı önleyici bir pozisyon olarak okunuyor.

Avrupa Borsalarında “Aşırı Alım” Uyarısı: Ralli Son 10 Yılın Zirvesinde

Avrupa borsalarında yılın başından bu yana hızlanan yükseliş, teknik göstergelerin son on yılın en yüksek “aşırı alım” seviyelerine çıkmasıyla birlikte sürdürülebilirlik tartışmalarını beraberinde getirdi.

Avrupa genelini temsil eden Stoxx Europe 600 endeksinin 14 günlük Göreli Güç Endeksi (RSI), 80 seviyesinin üzerine çıkarak son 20 yılda nadiren görülen bir eşiği aştı. Piyasalarda bu seviyeler, genellikle kısa vadede düzeltme ya da duraksama riski olarak yorumlanıyor.
Piyasa stratejistleri, bu görünümün uzun vadeli bir düşüş anlamına gelmediğini ancak rallinin mevcut hızını korumasının zorlaştığını vurguluyor.

“Bu Tempoyla Devam Etmesi Zor”

Oddo BHF’de hisse stratejisi alanında görev yapan Thomas Zlowodzki, yükselişin teknik açıdan kırılgan hale geldiğini belirterek, Avrupa piyasalarının bu hızda yukarı gitmesinin zor olduğunu söyledi. Zlowodzki, kısa vadede geri çekilme riskine rağmen, endeksin 2026 sonuna kadar 650 puan seviyesine ulaşabileceği görüşünü koruyor.

Zlowodzki’ye göre yatırımcılar, geçmiş yıllarda yıllık getirilerin önemli bölümünün ilk çeyrekte gerçekleşmesi nedeniyle piyasadan uzak kalmak istemiyor. Bu durum, teknik uyarılara rağmen alım iştahının canlı kalmasını sağlıyor.

Avrupa, ABD’yi Geride Bıraktı

Stoxx Europe 600 endeksi yıl başından bu yana yüzde 3’ün üzerinde yükselirken, ABD’nin S&P 500 endeksi aynı dönemde daha sınırlı bir performans sergiledi. 2025’teki güçlü yükselişin ardından Avrupa hisseleri, “ABD istisnacılığı” söyleminin zayıflamasıyla birlikte küresel fon akımlarından daha fazla pay almaya başladı.

Fon yöneticileri, ABD varlıklarından çıkışla birlikte Avrupa ve gelişen piyasalara yönelirken, bu hareket dolar üzerinde baskı yarattı. Avrupa hisseleri hâlâ ABD’ye kıyasla görece ucuz olsa da, mevcut değerlemeler tarihsel ortalamaların üzerine çıkmış durumda.

Faiz Avantajı ve Kamu Harcamaları Desteği

Avrupa’nın yatırımcı ilgisi çekmesinde, faiz oranlarının ABD’ye kıyasla daha düşük seviyelerde olması etkili oluyor. Ayrıca Avrupa Birliği’nin altyapı ve savunma harcamalarını artırma planları, özellikle Almanya öncülüğünde piyasalar için destekleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Ancak piyasa aktörleri, ABD Merkez Bankası’nın bu yıl iki faiz indirimi yapabileceğini fiyatlamaya başladı. Bu senaryo, ABD ile Avrupa arasındaki para politikası farkını daraltarak Avrupa piyasalarının avantajını sınırlayabilir. Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomilerdeki bütçe kısıtları da kamu harcamalarının geneline yayılmasını zorlaştırıyor.

Kredi piyasalarında da risk alma eğilimi dikkat çekiyor. Yatırım yapılabilir şirketleri izleyen Markit iTraxx Europe endeksi, yaklaşık son dört yılın en düşük seviyelerinde işlem görüyor. Yüksek getirili tahvillerde risk primi de benzer şekilde gerilemiş durumda.

Bu tablo, yatırımcıların olası bir düzeltme riskini ikinci plana attığını, ancak piyasanın giderek daha hassas bir zeminde ilerlediğini gösteriyor.

Kazançlar Değil, Değerlemeler Yükseliyor

Societe Generale’de Avrupa hisse stratejisi başkanı olan Roland Kaloyan’a göre, özellikle döngüsel hisselerdeki hızlı yükseliş endişe verici. Kaloyan, Almanya’daki mali teşviklerin etkisinin büyük ölçüde ülke ile sınırlı kalacağını ve Avrupa genelinde kazanç artışlarını destekleyecek güçlü bir ekonomik ivme görülmediğini belirtiyor.

Avrupa şirketlerinin kârları geçen yıl yatay seyrederken, hisse senedi fiyatlarındaki yükselişin büyük ölçüde değerleme genişlemesinden kaynaklandığına dikkat çekiliyor. Avrupa ekonomisinin bu yıl yaklaşık yüzde 1,2 büyümesi beklenirken, bu oran ABD’nin öngörülen büyüme hızının belirgin şekilde altında kalıyor.

AI Rüzgârı Avrupa’da Sınırlı

Wall Street’te rekorları tetikleyen yapay zekâ teması Avrupa’da daha sınırlı bir etki yaratıyor. Çip üretim ekipmanları alanında faaliyet gösteren ASML dışında, Avrupa endekslerinin ağırlığını ilaç ve lüks tüketim şirketleri oluşturuyor.

Bu durum, Avrupa rallisinin tematik büyümeden ziyade portföy çeşitlendirmesi ve makro akımlar tarafından beslendiğine işaret ediyor.

AB – VENEZUELA VE GRÖNLAND

ABD, Danimarka ve Grönland Yetkililerini Ağırlayacak: Trump’ın İlhak Tehditleri Gölgesinde Kritik Görüşme ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Danimarka ve Grönland’ın dışişleri bakanlarıyla Çarşamba günü Washington’da bir araya gelecek. Görüşme, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ABD kontrolüne alma yönündeki açıklamalarını yeniden gündeme taşıdığı bir dönemde yapılacak.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, Grönlandlı mevkidaşı Vivian Motzfeldt ile birlikte ABD tarafıyla görüşme talebinde bulunduklarını açıkladı. Rasmussen, Trump’ın Grönland’a ilişkin söylemlerini sertleştirmesinin ardından, konunun doğrudan muhataplar arasında ele alınmasını istediklerini belirtti. Rasmussen, “Bu tartışmayı göz göze konuşabileceğimiz bir ortama taşımak istedik,” dedi.

Son haftalarda Washington, Kopenhag ve Nuuk arasındaki gerilim hızla tırmandı. Trump, Grönland’ı ABD’nin kontrolüne almak için askerî güç kullanma ihtimalini açıkça dışlamazken, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda bu hedefin “kolay yoldan ya da zor yoldan” gerçekleşebileceğini söyledi. Trump ayrıca, ABD’nin harekete geçmemesi halinde Rusya ya da Çin’in Grönland üzerinde nüfuz kuracağını savundu.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD’nin Grönland’ı ele geçirmesinin NATO’nun sonu anlamına geleceği uyarısında bulundu. Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise ada yönetimi ve diğer siyasi liderlerle birlikte yayımladığı ortak açıklamada, Grönland’ın geleceğine yalnızca Grönland halkının karar verebileceğini vurguladı ve ABD’nin ülkeye yönelik yaklaşımının sona ermesi çağrısında bulundu.

NATO ve Grönland hükümeti, Pazartesi günü yaptıkları açıklamada, yarı özerk bölgenin savunmasının güçlendirilmesi için birlikte çalışacaklarını duyurdu. Nielsen, güvenlik ve savunma mimarisinin NATO çerçevesinde ele alınmasının “temel ve değişmez bir ilke” olduğunu ifade etti.

Eski Danimarka bakanı ve Avrupa Komisyonu’nun eski rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager ise, ABD’nin Grönland’a müdahalesinin NATO tarihindeki “en varoluşsal tehdit” olacağını söyledi.

Öte yandan, ABD Kongresi’nden iki partili bir heyetin de hafta içinde Kopenhag’a gitmesi bekleniyor. Senatör Chris Coons başkanlığındaki heyetin, ABD ile Danimarka arasındaki uzun soluklu ortaklığa bağlılık mesajı vermeyi amaçladığı belirtildi. Heyet, Washington’un Grönland’ın statüsüne ilişkin iç tartışmalara müdahale etmek istemediği mesajını iletmeyi hedefliyor.

Yaklaşık 57 bin nüfusa sahip olan Grönland, büyük ölçüde işlenmemiş maden kaynakları ve stratejik konumuyla dikkat çekiyor. 1953’e kadar Danimarka’nın sömürgesi olan ada, daha sonra özerklik kazandı ve uzun vadede Danimarka ile bağlarını gevşetme seçeneğini tartışıyor. Kamuoyu yoklamaları ise Grönland halkının büyük çoğunluğunun ABD’ye bağlanmaya karşı olduğunu gösteriyor.

Grönland Başbakanı’ndan Trump’a Net Mesaj: “ABD Değil, Danimarka’yı Seçiyoruz”

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ABD kontrolüne alma yönündeki açıklamalarına karşı açık bir tutum sergileyerek, Grönland’ın tercihini Danimarka’dan yana kullandığını söyledi.

Nielsen, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile birlikte Kopenhag’da düzenlenen ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Eğer bugün ABD ile Danimarka arasında bir tercih yapmak zorunda kalırsak, Danimarka’yı seçiyoruz. NATO’yu, Danimarka Krallığı’nı ve Avrupa Birliği’ni seçiyoruz,” dedi.

Açıklamalar, ABD, Danimarka ve Grönland yetkililerinin Çarşamba günü Washington’da Beyaz Saray’da yapacağı kritik görüşmeler öncesinde geldi. Nielsen, “Birlikte durma zamanı geldi,” ifadelerini kullanarak, Grönland’ın siyasi ve güvenlik tercihlerinin net olduğunu vurguladı.

Danimarka Başbakanı Frederiksen ise, ABD’den gelen baskıların kabul edilemez olduğunu belirterek, “En yakın müttefiklerimizden gelen bu baskılara karşı durmak kolay olmadı. Ancak önümüzdeki sürecin daha da zor olacağına işaret eden çok sayıda gelişme var,” değerlendirmesinde bulundu.
Trump’ın Grönland’a yönelik ilgisi, 3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik askerî operasyonunun ardından yeniden gündeme gelmişti. Trump, Grönland’ın Rusya ve Çin’in nüfuz alanına girmesini engellemek için ABD’nin kontrolüne girmesi gerektiğini savunarak, adanın “bir şekilde” Washington tarafından alınacağını öne sürmüştü. Trump ayrıca, zengin maden kaynaklarına sahip ve Avrupa ile Kuzey Amerika arasında stratejik bir konumda bulunan Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği açısından kritik olduğunu dile getirmişti.

Kamuoyu yoklamaları ise Grönland halkının büyük çoğunluğunun ABD’ye bağlanmaya karşı olduğunu gösteriyor. Anketler, Grönlandlıların önemli bir bölümünün uzun vadede Danimarka’dan bağımsızlık fikrine sıcak baktığını, ancak ABD yönetimi altına girmeyi kesin olarak reddettiğini ortaya koyuyor.

Bu süreçte Danimarka hükümeti, Grönland’da sağlık ve altyapı harcamalarını artırma sözü verirken, Washington ile tansiyonu düşürmek amacıyla Arktik savunmasına yönelik yatırımlarını da hızlandırdı. Bu kapsamda Danimarka, savunma kapasitesini güçlendirmek için 16 adet ilave F-35 savaş uçağı satın alma planını devreye aldı.

AB’den X’e Sert Uyarı: Grok Düzeltilmezse Acil Yaptırım Gündemde

Avrupa Birliği, Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformuna, yapay zekâ aracı Grok üzerinden üretilen cinsel içerikli görseller nedeniyle acil uyarı yaptı. Brüksel, Grok’un kadınları ve çocukları “çıplaklaştıran” içerikler üretmesine izin verdiğini belirterek, sorunun hızla giderilmemesi halinde Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında yaptırım uygulanabileceğini açıkladı.

AB Komisyonu, Grok ile bağlantılı tüm iç yazışmalar ve verilerin korunmasını öngören ve geçen yıl X’e gönderilen veri muhafaza emrinin süresini 2026 sonuna kadar uzattı. Karar, Grok tarafından üretilen ve küresel tepkiye yol açan görsellerin ardından alındı.

AB’nin teknoloji politikalarından sorumlu komiseri Henna Virkkunen, X’in yapay zekâ aracını Avrupa Birliği sınırları içinde derhal düzeltmek zorunda olduğunu söyledi. Virkkunen, aksi halde AB’nin DSA’yı “tüm gücüyle” devreye sokacağını belirterek, Grok’un bu şekilde kullanılmasını “dehşet verici” olarak niteledi.

İngiltere’de X’e Soruşturma: Grok’un Ürettiği Cinsel İçerikler İnceleme Altında

İngiltere medya düzenleyicisi Ofcom, Elon Musk’ın sahibi olduğu X hakkında, yapay zekâ aracı Grok üzerinden üretilen cinsel içerikli görseller nedeniyle resmî soruşturma başlattı.

Soruşturma, Grok’un kadınların ve çocukların görüntülerini rızaları dışında cinselleştirdiği, kıyafetlerini dijital olarak kaldırdığı ya da cinsel çağrışım içeren pozlara dönüştürdüğü içeriklerin platformda yayılması üzerine gelen yoğun kamuoyu ve siyasi tepkilerin ardından açıldı. Ofcom, incelemenin 2023 yılında yürürlüğe giren Online Safety Act (Çevrimiçi Güvenlik Yasası) kapsamında ve “en yüksek öncelik” düzeyinde yürütüleceğini açıkladı.
Düzenleyici kurum, Grok’un yasa dışı mahrem görüntülerin ve çocuklara yönelik cinsel içeriklerin üretilmesine ve paylaşılmasına aracılık etmiş olabileceğine dair ciddi endişeler bulunduğunu belirtti. Ofcom, platformların İngiltere’de yasa dışı olan içeriklere karşı kullanıcıları korumakla yükümlü olduğunu vurguladı.

Teknolojiden sorumlu bakan Liz Kendall, Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada X’te dolaşıma giren içeriklerin kabul edilemez olduğunu ve İngiliz yasalarına aykırı olduğunu söyledi. Kendall, X’in Ofcom soruşturmasının sonucunu beklemek zorunda olmadığını, söz konusu içeriklerin paylaşılmasını önlemek için derhal adım atabileceğini ifade etti.

Kendall ayrıca, X gerekli önlemleri almadığı takdirde Ofcom’un yasaların kendisine verdiği tüm yetkileri kullanması konusunda hükümetin tam desteğine sahip olduğunu belirtti. Bu yetkiler arasında, ihlalin boyutuna bağlı olarak şirketin küresel cirosunun yüzde 10’una kadar para cezası uygulanması ve en ağır durumlarda mahkeme yoluyla platforma İngiltere’den erişimin engellenmesi de bulunuyor.