Avrupa’nın gündeminde neler var? 18 Şubat 2026
EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi.
İNGİLTERE
İngiltere’de İstihdam Yeniden Geriledi, Ücret Artış Hızı Yavaşladı
İngiltere’de istihdam Aralık ayında yeniden düşerken, özel sektör ücret artışları son beş yılın en düşük seviyesine geriledi. Resmi verilere göre işsizlik oranı yüksek seyrini korurken, özellikle perakende ve konaklama sektörlerinde işe alımlar zayıfladı.
İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) verilerine göre, bordrolu çalışan sayısı Aralık ayında bir önceki aya kıyasla 43 bin azalarak 30,2 milyona geriledi. Bu düşüş, Kasım 2020’den bu yana görülen en sert aylık gerileme olarak kaydedildi. İşsizlik oranı ise Kasım ayı sonuna kadarki üç aylık dönemde %5,1 ile son dört yılın zirvesinde kaldı. Bu oran geçen yıl aynı dönemde %4,4 seviyesindeydi. Kasım ayının tek aylık işsizlik oranı ise %5,4’e çıkarak son beş yılın en yüksek seviyelerinden birine ulaştı.
Perakende ve Konaklama Sektörü Baskı Altında
İstihdamdaki gerileme özellikle mağazalar, restoranlar, barlar ve otellerde yoğunlaştı. ONS Ekonomik İstatistikler Direktörü Liz McKeown, son bir yıldaki düşüşün perakende ve konaklama sektöründe yoğunlaştığını ve zayıf işe alım faaliyetlerini yansıttığını belirtti.
Özel sektörde ikramiyeler hariç ücret artışı %4,5’e gerilerken (önceki çeyrekte %4,6), ikramiyeler dahil artış oranı %4,7’ye düştü (önceki çeyrekte %4,8). Özel sektörde düzenli kazanç artışı ise üç aylık dönemde %3,6’ya gerileyerek İngiltere Merkez Bankası (BoE) açısından önemli bir öncü gösterge olarak zayıfladı.
Reeves’in Bütçesi İşverenleri Tedirgin Etti
Hazine Bakanı Rachel Reeves’in Kasım sonunda açıkladığı ve 26 milyar sterlinlik vergi artışını içeren bütçe paketi, işverenler arasında belirsizlik yarattığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Özellikle işveren sigorta primlerindeki artış ve asgari ücret düzenlemeleri, şirketlerin personel tutma ve yeni istihdam kararlarını zorlaştırdı.
Perakende ve konaklama sektörü temsilcileri, işyeri vergilerindeki artışların (business rates) yükü artırdığını savunuyor. Hükümetin, özellikle pub’ları hedefleyen destek paketi üzerinde çalıştığı ve aksi halde bu işletmelerin önümüzdeki üç yılda ortalama %76’lık vergi artışıyla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
UK Hospitality İcra Kurulu Başkanı Allen Simpson, artan maliyet baskısının sektörde istihdam kayıplarını hızlandırdığını ifade etti.
İş Gücü Piyasasında Genel Zayıflama
İşsiz sayısı 1,8 milyona yükselirken, açık iş pozisyonlarının sayısı pandemi öncesi ortalamanın altına geriledi. Kasım ayında ülke genelinde 155 bin iş günü grevler nedeniyle kaybedildi. Bu, Ocak 2024’ten bu yana en yüksek seviye oldu. Kayıpların yarıdan fazlası İngiltere’de asistan doktorların grev yaptığı sağlık ve sosyal hizmet sektöründe gerçekleşti.
PwC UK Kıdemli Ekonomisti Jake Finney, iş gücü piyasasının politika belirsizliği ve zayıf işe alım nedeniyle ivme kaybettiğini belirterek, gençlerin işsizlik artışından en fazla etkilenen kesim olduğunu vurguladı.
Öte yandan bazı ekonomistler, hastalık nedeniyle işgücüne katılmayanların sayısı yüksek kalmaya devam etse de, genel olarak çalışma çağındaki nüfusta ekonomik olarak pasif olanların oranının son altı yılın en düşük seviyelerine yakın olmasının arz tarafı açısından olumlu bir işaret olduğunu ifade ediyor.
Faiz İndirimi Beklentileri Güçleniyor
Piyasa ekonomistleri, zayıflayan istihdam görünümü ve enflasyondaki yavaşlama nedeniyle İngiltere Merkez Bankası’nın bu yıl en az iki faiz indirimi yapmasını bekliyor. Politika faizinin %3,75’ten %3,25’e düşürülebileceği öngörülüyor. Mart ayında bir faiz indirimi ihtimali daha güçlü görülüyor.
Çalışma ve Emeklilik Bakanı Pat McFadden ise geçen yıla kıyasla istihdamda 513 bin kişilik artış olduğunu hatırlatarak, özellikle genç istihdamı konusunda daha fazla adım atılması gerektiğini belirtti.
Öte yandan ONS, kurum hakkında yapılan eleştirel incelemenin ardından veri kalitesini iyileştirmek için çalışmalar yürütüyor.
AVRUPA BİRLİĞİ
İsveç ve Üç AB Ülkesi, Yeni Karbon Piyasasının Ertelenmesine Karşı Çıktı
İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Lüksemburg, Avrupa Birliği’nin 2028’de devreye girmesi planlanan ikinci karbon piyasasının (ETS2) ertelenmesi yönündeki çağrılara karşı çıktı. Reuters’ın gördüğü ve üye ülkelere dağıtılan ortak belgeye göre dört ülke, sistemde yeni bir gecikmenin AB’nin iklim politikasının güvenilirliğini ve etkinliğini zayıflatacağını savundu.
Belgede, ETS2’nin piyasa bazlı fiyat mekanizmasına yönelik ilave değişikliklerin yatırım kararlarında belirsizlik yarattığı ve sistemin kredibilitesini aşındırdığı ifade edildi. AB ülkelerinin büyükelçileri, Çarşamba günü sistemde fiyat oynaklığını sınırlamaya yönelik daha güçlü kontrol mekanizmalarını onaylamak üzere bir araya gelecek.
ETS2 Neyi Getirecekti?
ETS2, mevcut AB Emisyon Ticaret Sistemi’nden (ETS) farklı olarak sanayi ve enerji santrallerini değil, binalarda ısınma ve karayolu taşımacılığında kullanılan yakıtları kapsayacak. 2028’den itibaren bu sektörlerde yakıt tedarikçileri, sattıkları fosil yakıtların neden olduğu CO₂ emisyonları için karbon kredisi satın almak zorunda kalacak.
Bu maliyetin, dolaylı olarak dizel, benzin, doğalgaz ve ısınma yakıtı fiyatlarına yansıması bekleniyor. Sistem, karbon fiyatı üzerinden tüketici davranışını değiştirmeyi ve elektrikli araçlara, ısı pompalarına ve enerji verimliliği yatırımlarına geçişi hızlandırmayı amaçlıyor.
Karbon fiyatı piyasada belirlenecek olsa da AB, aşırı fiyat artışlarını önlemek için bir tavan ve istikrar mekanizması öngörüyor. Daha önce sistemin yürürlüğe giriş tarihi bir yıl ertelenmiş ve gelirlerin üye ülkelere aktarımı öne çekilmişti.
Sosyal İklim Fonu ve Destek Mekanizması
ETS2’den elde edilecek gelirler, “Sosyal İklim Fonu” aracılığıyla düşük gelirli haneler ve küçük işletmelere destek sağlamak için kullanılacak. Bu kapsamda:
- Elektrikli araç teşvikleri
- Konutlarda enerji verimliliği yatırımları
- Isı pompası ve temiz ısınma sistemleri desteği
- Yakıt maliyetlerine geçici sübvansiyonlar
gibi önlemler devreye alınabilecek.
Ancak Slovakya ve Çekya başta olmak üzere bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, sistemin özellikle düşük gelirli hanelerin yakıt faturalarını artıracağını savunarak yeni bir erteleme talep ediyor. Enerji fiyatlarının hâlâ siyasi hassasiyet taşıdığı bir dönemde karbon maliyetlerinin doğrudan tüketiciye yansıyabileceği endişesi dile getiriliyor.
Daha Geniş Karbon Piyasası Tartışması
Brüksel üzerindeki baskı yalnızca ETS2 ile sınırlı değil. Mevcut karbon piyasasında (sanayi ve elektrik üretimini kapsayan sistem) da gevşeme çağrıları artıyor. Avrupa Komisyonu’nun mevcut sistemi yıl içinde gözden geçirmesi bekleniyor. Diplomatlara göre bazı hükümetler bu süreci ETS2’de değişiklik yapmak için de fırsat olarak görüyor.
Karbon fiyatlarının Avrupa’da 100 euro eşiğine yaklaşması, siyasi tartışmaları daha da yoğunlaştırmış durumda.
AB, Seçim Öncesi Viktor Orbán’a Yönelik Eleştirileri Yumuşattı
Avrupa Birliği kurumları, Nisan ayında yapılacak seçimler öncesinde Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a yönelik kamuoyu eleştirilerinin tonunu düşürdü. Brüksel’deki yetkililer, seçim sürecine müdahale ediyor görüntüsü vermekten kaçınmak istiyor.
Konuya yakın kaynaklara göre Avrupa Komisyonu, hem seçimlere etki ettiği algısını önlemek hem de Orbán’ın AB karşıtı kampanyasına malzeme vermemek için daha temkinli bir iletişim stratejisi izliyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, seçimlerden önce Budapeşte’ye yaklaşık 2,4 milyar euroluk yeni AB fonunun serbest bırakılması da gündeme gelebilir.
Anketler, 12 Nisan’daki seçimde Orbán’ın liderliğindeki Fidesz partisinin, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin gerisinde kalabileceğini gösteriyor. Muhalefet lideri Magyar, hafta sonu yaptığı konuşmada Macaristan’ın AB içindeki konumunu güçlendirme sözü verdi.
Hukukun Üstünlüğü ve Dondurulan Fonlar
Macaristan’a ayrılmış yaklaşık 17 milyar euroluk AB fonu, yargı bağımsızlığı ve ayrımcılık konusundaki kaygılar nedeniyle hâlen dondurulmuş durumda. Avrupa Komisyonu ayrıca, Macar hükümetinin AB kurumlarında görevli bazı yetkilileri casusluk amacıyla işe almaya çalıştığı iddialarını da inceliyor.
Geçen hafta AB’nin en üst mahkemesinden gelen hukuki görüş, Komisyon’un 2023’te Macaristan’a 10 milyar euroluk fonu serbest bırakma kararını sorguladı. Bu adım, Orbán’ın Ukrayna’ya yönelik AB yardım paketini veto etmesini aşmak için atılmıştı.
Orbán yönetimi ise Brüksel’i iç siyasete müdahale etmekle suçluyor. Macaristan’ın AB Bakanı János Bóka, Avrupa Adalet Divanı üzerinden ülkeye baskı uygulandığını savundu.
Savunma Fonları da Gündemde
Budapeşte’nin, AB’nin 150 milyar euroluk ortak savunma tedarik programı “SAFE” kapsamında yaklaşık 16 milyar euroya kadar kaynak alabileceği belirtiliyor. Planın onaylanması halinde ilk etapta 2,4 milyar euroluk ödeme yapılabilir.
Bazı Avrupa Parlamentosu üyeleri, seçim öncesi böyle bir fon aktarımının “yanlış mesaj” vereceğini savunurken, Komisyon yetkilileri henüz savunma fonları konusunda nihai bir karar alınmadığını açıkladı.
Brüksel Neden Temkinli?
AB diplomatlarına göre Komisyon, sert açıklamaların Orbán tarafından seçim kampanyasında “Brüksel müdahalesi” olarak kullanılmasından çekiniyor. Orbán, uzun süredir AB’yi ulusal egemenliğe müdahale etmekle suçluyor ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri ve Ukrayna’ya askeri yardıma karşı çıkışı nedeniyle Brüksel ile sık sık karşı karşıya geliyor.
ABD’de Donald Trump’a yakın çevrelerin Orbán’a verdiği destek de seçim sürecini uluslararası boyuta taşıdı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Budapeşte ziyareti ve Macaristan’ın ev sahipliği yapacağı muhafazakâr konferans (CPAC) da dikkat çekiyor.
Komisyon ise seçim nedeniyle girişimlerin askıya alındığı iddiasını reddederek, karar takviminin yalnızca teknik ve hukuki süreçlere bağlı olduğunu vurguladı.
Macaristan’da genel seçimler 12 Nisan 2026’da yapılacak. Son kamuoyu yoklamaları, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin Fidesz’in önünde olduğunu gösteriyor. Ancak Macaristan’ın tek turlu ve karma seçim sistemi nedeniyle oy oranı ile sandalye dağılımı farklılaşabiliyor; bu nedenle anket üstünlüğü iktidar değişimi anlamına gelmeyebilir
AB’den “Avrupa’da Üret” Yasası 26 Şubat’ta Geliyor
Avrupa Komisyonu, kamu kaynaklarıyla desteklenen stratejik teknolojilerde asgari “Avrupa’da üretilmiş” içerik şartı getirecek yasa teklifini 26 Şubat 2026’da açıklamaya hazırlanıyor. “Sanayi Hızlandırma Yasası” (Industrial Accelerator Act) adı verilen taslak, Reuters’ın gördüğü metne göre önümüzdeki hafta resmen yayımlanacak.
Düzenleme, AB’nin Çin ve diğer düşük maliyetli üreticilerle rekabetini güçlendirmeyi hedefliyor. Brüksel, üye ülkelerin yıllık 2 trilyon euroyu aşan kamu alım gücünü (AB ekonomisinin yaklaşık %14’ü) yerli sanayiyi desteklemek için kullanmayı planlıyor.
Hangi Sektörlere Zorunluluk Getiriliyor?
Taslak; batarya, güneş ve rüzgar enerjisi ekipmanları, hidrojen üretimi ve nükleer santral projelerini kapsıyor. Kamu ihaleleri veya devlet teşvikleriyle desteklenen ürünlerde belirli oranlarda Avrupa menşeli üretim şartı aranacak.
Örneğin:
- Kamu alımıyla satın alınan güneş panellerinde, bir yıl içinde invertör ve iki ana bileşenin Avrupa üretimi olması gerekecek; iki yıl sonra bu sayı üç ana bileşene çıkacak.
- Kamu alımıyla satın alınan ya da kiralanan elektrikli araçların AB içinde monte edilmesi ve batarya hariç parçalarının değer bazında en az %70’inin Avrupa üretimi olması istenecek.
- Devlet teşviki alan alüminyum üreticileri için %25 Avrupa menşeli ve düşük karbonlu üretim şartı getirilecek.
- Beton için asgari %5 Avrupa üretim oranı öngörülüyor.
Taslak ayrıca çelikte düşük karbon yoğunluğunu gösteren gönüllü bir etiket sistemi oluşturulmasını da içeriyor.
Yabancı Yatırımlara Kısıtlama
Stratejik sektörlerde 100 milyon euroyu aşan yabancı yatırımlar için de yeni koşullar getiriliyor. Küresel üretim kapasitesinin en az %40’ını kontrol eden ülkelerden gelen yatırımcılar AB şirketlerinde çoğunluk hissesi alamayacak ve fikri mülkiyetlerini AB yatırımı lehine lisanslamak zorunda kalacak.
“Avrupa” Tanımı ve Tartışmalar
Taslakta “Avrupa’da üretilmiş” tanımı Avrupa Ekonomik Alanı’nı kapsıyor. Bu kapsamda 27 AB üyesi ülkenin yanı sıra Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn yer alıyor; İngiltere kapsam dışında kalıyor. Komisyon, ileride “güvenilir ortaklar” için istisna getirme yetkisini saklı tutuyor.
Fransa taslağa güçlü destek verirken, Almanya daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. İsveç ve Çekya ise düzenlemenin maliyetleri artırabileceği ve yatırımları caydırabileceği uyarısında bulunuyor.
Komisyonun 26 Şubat’ta açıklayacağı teklif, ardından üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu arasında müzakere sürecine girecek.
AB Konseyi’nden SAFE Programı Onayı: Sekiz Ülke Daha Savunma Finansmanına Erişecek
Avrupa Birliği (AB) Konseyi, 150 milyar euroluk “Avrupa Güvenlik Eylemi” (SAFE) ortak savunma finansman programı kapsamında sekiz üye ülkenin ulusal savunma planlarını onayladı. Kararla birlikte İtalya, Polonya ve Yunanistan’ın da aralarında bulunduğu ülkeler, kendilerine ayrılan finansmana erişim sağlayacak.
AB Konseyi’nin açıklamasına göre Estonya, Yunanistan, İtalya, Letonya, Bulgaristan, Polonya, Slovakya ve Finlandiya’nın ulusal savunma programları kabul edildi. Bu ülkeler, SAFE kapsamında modern savunma ekipmanları temini için AB düzeyinde sağlanan mali kaynaktan yararlanabilecek.
150 Milyar Euroluk Ortak Program
SAFE programı, AB’nin savunma hazırlık seviyesini artırmayı ve üye ülkelerin ortak silah ve savunma ekipmanı tedarikini hızlandırmayı amaçlıyor. Program, ortak alım mekanizmaları yoluyla maliyetleri düşürmeyi ve savunma sanayii kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.
AB üyesi 19 ülke, 1 Aralık 2025’te SAFE kapsamında hazırladıkları ulusal planları Avrupa Komisyonu’na sunmuştu. Komisyon, 15 Ocak’ta Belçika, Bulgaristan, Danimarka, İspanya, Hırvatistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Portekiz ve Romanya’nın planlarını; 26 Ocak’ta ise Estonya, Yunanistan, İtalya, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya ve Finlandiya’nın planlarını onaylamıştı.
AB Konseyi de 11 Şubat’ta ilk grup ülkelerin planlarını kabul ederek finansmana erişim sürecini tamamlamıştı. Son kararla birlikte ikinci grup ülkeler de resmi olarak SAFE fonuna erişim hakkı kazandı.
Macaristan, Çekya ve Fransa’nın ulusal savunma planları ise halen Avrupa Komisyonu tarafından değerlendiriliyor.
Ifo: Almanya Nüfusu 2070’e Kadar Yüzde 10 Azalabilir
Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo), güncellenen nüfus projeksiyonlarına göre Almanya’nın nüfusunun 2070 yılına kadar mevcut seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 10 azalmasının beklendiğini açıkladı. Bu oran, önceki tahminlerde öngörülen yüzde 1’lik düşüşe kıyasla belirgin bir revizyona işaret ediyor.
Ifo’nun “Almanya’da Gelecekteki Nüfus Gelişimi: Nüfus Azalması ve Yaşlanması” başlıklı analizinde, Federal İstatistik Ofisi’nin (Destatis) 2022 nüfus sayımı verileri esas alındı. Çalışmada, Almanya’nın mevcut nüfusunun daha önce tahmin edilen 81,9 milyondan daha düşük olduğunun ortaya çıkmasının, projeksiyonlarda sert aşağı yönlü revizyona yol açtığı belirtildi.
Nüfus Azalması ve Hızlanan Yaşlanma
Analize göre Almanya yalnızca nüfus kaybı değil, aynı zamanda hızlanan bir yaşlanma süreciyle karşı karşıya kalacak. Nüfus kaybının ülke genelinde eşit dağılmayacağı, özellikle Doğu Almanya eyaletlerinin daha sert bir düşüş yaşayacağı öngörülüyor. Buna karşılık Berlin, Hamburg ve Bremen gibi şehir eyaletlerinde 2070’e kadar nüfus artışı görülebileceği belirtiliyor.
Ifo Dresden Şubesi Müdürü Joachim Ragnitz, hızlanan nüfus azalması ve yaşlanmanın uzun vadeli siyasi ve ekonomik planlamada dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ragnitz, konut ihtiyacı, ulaşım altyapısı ve kamu personel planlamasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, buna karşılık sağlık ve bakım hizmetlerine olan talebin hızla artacağını ifade etti.
Göç İşgücü Açığını Telafi Etmeye Yetmeyebilir
Analizde, yıllık ortalama 250 bin kişilik net göç varsayımına rağmen bu seviyenin işgücü kaybını tamamen dengelemeye yetmeyeceği uyarısı yapıldı. Bu durum, Almanya’nın üretim kapasitesi, sosyal güvenlik sistemi ve kamu maliyesi üzerinde uzun vadeli baskı oluşturabilir.
