Ekonomi büyürken sofralar küçüldü: Sessiz yoksulluk büyüyor
Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve eski Merkez Bankası Başekonomisti Prof. Dr. Ali Hakan Kara, Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerinden hazırladığı grafiklerle Türkiye’deki yaşam koşullarına dair dikkat çeken bir tablo ortaya koydu. Kara’nın değerlendirmesine göre, toplumun refah seviyesini anlamada en sade ama en güçlü ölçütlerden biri düzenli protein tüketebilme imkânı.
Grafik, hanelerin gün aşırı et, tavuk veya balık tüketebilme kapasitesinin yıllar içindeki değişimini ortaya koyuyor. 2006 sonrası dönemde iyileşme görülse de 2014’ten sonra tablo tersine dönüyor ve özellikle 2018–2022 arası belirgin bir gerileme yaşanıyor.
2023 itibarıyla Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı düzenli şekilde et, tavuk veya balık tüketemiyor.
Halkın yoksulluğunu en iyi yansıtan göstergelerden biri gün aşırı et, tavuk, balık yiyebilme imkanına sahip olmayanların oranıdır.
2014’e kadar iyileştikten sonra 2018-2022 arası tekrar bozuluyor. 2023 itibarıyla halkın yaklaşık %40’ı düzenli şekilde et, tavuk, balığa erişemiyor. pic.twitter.com/zgxsDqXYKQ— Hakan Kara (@ali_hakan_kara) February 14, 2026
2014 SONRASI KIRILMA NOKTASI
Veriler, ekonomik göstergelerdeki dalgalanmaların doğrudan sofraya yansıdığını ortaya koyuyor. Gelir dağılımındaki bozulma ve yüksek enflasyonun etkisi, en temel gıda grubuna erişimde bile hissediliyor.
Uzmanlara göre protein tüketimi yalnızca beslenme alışkanlığını değil, aynı zamanda gelir güvencesini ve yaşam kalitesini ölçen kritik bir kriter kabul ediliyor.
Türkiye’de bu göstergenin son yıllarda hızla kötüleşmesi, yoksulluğun günlük hayat üzerindeki etkisinin büyüdüğüne işaret ediyor.
OECD KARŞILAŞTIRMASI: TÜRKİYE ZİRVEDE
Kara’nın paylaştığı ikinci grafik OECD ülkeleri arasında yapılan kıyaslamayı içeriyor. Buna göre gün aşırı et, tavuk ya da balık tüketemeyenlerin oranında Türkiye açık farkla ilk sırada yer alıyor.
Bu veri, Türkiye’nin yalnızca ulusal ölçekte değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında da olumsuz ayrıştığını gösteriyor.
OECD listesinde Türkiye’nin açık ara en yüksek orana sahip olması, sorunun yapısal hale geldiğini ortaya koyuyor.
Üzülerek bu veri setine bakıyorum. Birçok endeks var: kaygı düzeyi, güven, yaşam tatmini, kaliteli beslenme, rüşvet algısı vs vs. Özetle durum iyi değil.
Bana en çarpıcı gelen şu oldu: 2022’de parasızlık nedeniyle ayda en az bir gün aç kaldığını söyleyen öğrencilerin oranı %18 🙁 https://t.co/IvDUPTnl45— Hakan Kara (@ali_hakan_kara) February 14, 2026
SOSYAL GÖSTERGELER DE AYNI YÖNDE
Ekonomik göstergelerle sınırlı kalmayan değerlendirmede, toplumsal refahı ölçen başka veriler de dikkat çekiyor. Kaygı düzeyi, yaşam memnuniyeti ve güven endekslerinde gerileme yaşanırken, kaliteli beslenmeye erişim de paralel şekilde düşüyor.
En çarpıcı sonuçlardan biri ise öğrencilerle ilgili:
2022 yılında maddi yetersizlik nedeniyle ayda en az bir gün aç kaldığını belirten öğrencilerin oranı yüzde 18 olarak ölçüldü.
Uzmanlara göre bu veri, gelecekteki insan sermayesini etkileyebilecek uzun vadeli sosyal sonuçlar doğurabilecek bir risk taşıyor.
GENEL TABLO NE SÖYLÜYOR?
Ortaya çıkan veriler yalnızca gelir seviyesini değil, yaşam standardının sürdürülebilirliğini de sorgulatıyor. Düzenli beslenmeye erişimde yaşanan gerileme, ekonomik büyümeden bağımsız olarak refah paylaşımındaki sorunlara işaret ediyor.
Ekonomistler, temel gıdaya erişimin toplum sağlığı, eğitim başarısı ve üretkenlik üzerinde doğrudan etkisi olduğuna dikkat çekiyor.
