Fed kararı Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Emre Alkin’den kritik uyarılar
Küresel piyasaların odağında yer alan ABD Merkez Bankası (Fed), son toplantısında politika faizini sabit bırakarak temkinli duruşunu sürdürdü. Ancak bu kararın yankıları yalnızca ABD ile sınırlı değil. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler açısından Fed’in attığı her adım, para politikası manevra alanını doğrudan etkiliyor.
Ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin’in değerlendirmelerine göre, Fed’in faiz indirimi dönemleri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) için görece rahatlama sağlarken, küresel parasal sıkılaşma süreci Türkiye’de baskıyı artırıyor. Ancak Türkiye’nin mevcut ekonomik görünümünde yalnızca dış faktörler değil, iç dinamikler de belirleyici rol oynuyor.
GÜNÜN YORUMU
⏳Prof. Dr. @emrealkin1969 her gün 5 dakikada gündemi yorumluyor. pic.twitter.com/ddnutSUVMl
— EKOTÜRK (@Ekoturktv) January 29, 2026
ENFLASYON BELİRSİZLİĞİ EKONOMİ YÖNETİMİNİ ZORLUYOR
Türkiye’de enflasyon verileri etrafındaki tartışmalar, piyasa beklentilerinin sağlıklı oluşmasını zorlaştırıyor. Resmi veriler ile piyasa algısı arasındaki makasın açık olması, para politikasına olan güveni sınırlıyor.
Ekonomi yönetiminden gelen “ocak ayı enflasyonu beklentilerin üzerinde gelebilir” yönündeki mesajlar ise fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Anketlerde aylık yüzde 4’ün üzerinde enflasyon beklentisi bulunması, dezenflasyon sürecinin tahmin edilenden daha sancılı ilerleyebileceğini gösteriyor.
Piyasa beklentileri ile resmi hedefler arasındaki farkın açılması, para politikasının inandırıcılığı açısından önemli bir risk unsuru olarak görülüyor.
2026 HEDEFLERİ GERÇEKÇİ BULUNMUYOR
Orta Vadeli Program’da 2026 yılı enflasyon hedefi yüzde 16 olarak açıklanmıştı. Ancak ekonomi yönetiminin farklı platformlarda daha yüksek oranlara işaret etmesi ve piyasa katılımcılarının beklentilerinin yüzde 23–24 bandında yoğunlaşması, hedeflerin yukarı yönlü revizyon ihtimalini güçlendiriyor.
Uzmanlara göre, hedef ile beklenti arasındaki makas büyüdükçe fiyatlama davranışları da bozuluyor. Bu durum, enflasyonla mücadelede politika araçlarının etkinliğini azaltıyor.
2026 yılına ilişkin enflasyon beklentilerinin çift hanelerde kalmaya devam etmesi, fiyat istikrarı konusunda kalıcı risklerin sürdüğünü gösteriyor.
FAİZ İNDİRİMİ VE KREDİ FAİZLERİ ARASINDAKİ KOPUKLUK
TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın “politika faizindeki düşüşün kredi faizlerine yansımayabileceği” yönündeki açıklaması, para politikası aktarım mekanizmasına dair soru işaretlerini artırdı.
Bu tablo, politika faizinde yapılan indirimlerin reel sektöre aynı ölçüde yansımadığına işaret ediyor. Uzmanlar, piyasa güveni ve enflasyon beklentileri düşmeden kredi maliyetlerinde kalıcı gerileme sağlanamayacağını belirtiyor.
Enflasyon beklentileri düşmeden yapılan faiz indirimleri, finansman koşullarında kalıcı iyileşme yaratmakta yetersiz kalıyor.
HANEHALKI BEKLENTİLERİ YÜKSEK SEVİYEDE
Anket sonuçları, vatandaşların enflasyon algısının hâlâ yüksek seyrettiğini ortaya koyuyor. Hanehalkı enflasyon beklentisinin yüzde 52 seviyesinde olması, fiyat istikrarı konusunda toplum nezdinde güven sorunu yaşandığını gösteriyor. Küçük gerilemeler “iyileşme” olarak yorumlansa da genel tablo hâlâ temkinli duruşu gerektiriyor.
TCMB HER TOPLANTIDA FAİZ İNDİREMEYEBİLİR
Ekonomistler, önümüzdeki aylarda yüksek aylık enflasyon verileri gelmesi halinde TCMB’nin faiz indirimlerine ara vermek zorunda kalabileceğini ifade ediyor. Hedeflerin tutturulabilmesi için ilerleyen dönemde aylık enflasyonun yüzde 1’in altına inmesi gerektiği belirtiliyor.
Mevcut görünüm, para politikasında “sınırlı ve seçici” adımların süreceğine işaret ediyor.
