Hakan Fidan’dan flaş açıklama: Teklifimiz dinlenseydi savaş önlenebilirdi

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, A Haber canlı yayınında gazeteciler Haktan Uysal ve Banu El’in gündeme ilişkin sorularını yanıtlayarak Orta Doğu’daki sıcak gelişmelere dair Türkiye’nin yaklaşımını ayrıntılı biçimde anlattı. ABD, İsrail ve İran hattında derinleşen askeri gerilimin yalnızca bölgeyi değil, küresel ekonomi ve diplomasi dengelerini de sarstığını belirten Fidan, Ankara’nın önceliğinin ilk günden bu yana çatışmanın durdurulması, savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının engellenmesi ve Türkiye’nin bu yıkıcı sürecin dışında tutulması olduğunu vurguladı.

Bakan Fidan, savaşın hem bölgesel toplumlar hem de uluslararası sistem açısından ağır sonuçlar ürettiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu iş birliği, diyalog ve bölgesel sahiplenme merkezli yaklaşımın bugün daha net biçimde önem kazandığını söyledi. Türkiye’nin geçmişte yaptığı diplomatik uyarıların haklı çıktığını ifade eden Fidan, özellikle müzakere zemininin zamanında güçlendirilmesi halinde çatışmanın bu noktaya gelmeyebileceğini dile getirdi.

“Teklifimiz zamanında dikkate alınsaydı, savaşın hiç başlamaması mümkün olabilirdi.”

TÜRKİYE’NİN ÜÇ ANA HEDEFİ

Hakan Fidan açıklamalarında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu çerçeve doğrultusunda Türkiye’nin sahadaki ve masadaki tüm hamlelerini üç temel öncelik üzerinden şekillendirdiğini anlattı. Buna göre Ankara’nın ilk hedefi savaşın hiç çıkmamasını sağlamak, bu mümkün olmadığında ise çatışmaları bir an önce sona erdirmek. İkinci hedef, savaşın komşu ülkelere sıçrayarak daha büyük bir bölgesel kırılmaya dönüşmesini önlemek. Üçüncü hedef ise Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı biçimde bu yangının dışında tutmak.

Fidan, savaşların yalnızca cephede yıkım üretmediğini, uzun yıllar boyunca toplumlar arasında onarılması güç düşmanlıklar oluşturduğunu da vurguladı. Ona göre bugün atılan ya da atılamayan her diplomatik adım, gelecek on yılların bölgesel istikrarını belirleyecek kadar kritik bir değer taşıyor. Çatışmanın uzaması halinde yalnızca askeri değil, sosyolojik ve ekonomik sonuçların da kalıcı hale geleceğini ifade eden Fidan, Türkiye’nin bu nedenle ateşkes ve müzakere çabalarına büyük ağırlık verdiğini söyledi.

“Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır; aynı zamanda bu ateşin daha geniş bir coğrafyaya yayılmaması bizim için hayati önemdedir.”

MÜZAKERE TRAFİĞİNDE YENİ AŞAMA

Dışişleri Bakanı, sahadaki sert tabloya rağmen diplomatik kanalların tamamen kapanmadığını, aksine son günlerde mesaj trafiğinin hızlandığını belirtti. Pakistan başta olmak üzere çeşitli ülkeler üzerinden taraflar arasında dolaylı temasların sürdüğünü söyleyen Fidan, Türkiye’nin hem ABD tarafıyla hem de İranlı yetkililerle görüşmeler yaparak pozisyonları anlamaya ve uygun zemini oluşturmaya çalıştığını kaydetti.

Fidan, savaş öncesindeki müzakere şartları ile bugünkü taleplerin birbirinden farklılaştığını, özellikle İran cephesinde savaşın yarattığı yıkım ve güven kaybı nedeniyle yeni bir müzakere ikliminin ortaya çıktığını ifade etti. Tarafların ilk pozisyonlarını yüksekten açmasının olağan olduğunu söyleyen Bakan, önemli olanın bu ilk talepler değil, gerçek niyetin korunması olduğunu vurguladı. Ona göre masada kalındığı sürece çözüm ihtimali varlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin yalnızca mesaj taşıyan bir aktör olmadığını dile getiren Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yoğun diplomasi trafiği yürüttüğünü, bölgedeki birçok ülkenin Ankara’nın değerlendirmelerine önem verdiğini söyledi. Avrupa’dan Asya’ya kadar çok sayıda muhatabın Türkiye’yi arayarak hem krizin seyrini anlamaya hem de olası çözüm yollarını öğrenmeye çalıştığını belirtti.

KÖRFEZ’E NET UYARI: İSRAİL’İN SENARYOSUNA ÇEKİLMEYİN

Bakan Fidan’ın en dikkat çekici mesajlarından biri de Körfez ülkelerine yönelik uyarıları oldu. İsrail’in bölgede yalnızca İran’ı değil, daha geniş bir İslam coğrafyasını içine çekecek uzun vadeli bir çatışma iklimi oluşturmak istediğini savunan Fidan, bu süreçte Müslüman ülkeler arasında kalıcı fay hatları meydana getirilmek istendiğini söyledi.

İran’a daha önce de itidal çağrısında bulunduklarını anlatan Fidan, benzer şekilde Körfez başkentlerine de sabır tavsiye ettiklerini dile getirdi. Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik yoğun füze ve SİHA saldırılarının bölgede ciddi bir psikolojik baskı yarattığını belirten Bakan, buna rağmen verilmesi muhtemel sert karşılıkların İsrail’in stratejik hesabına hizmet edeceğini ifade etti.

Fidan, özellikle Körfez ülkelerinde halkların alarm, sığınak ve güvensizlik ortamıyla karşı karşıya kaldığını; bu atmosferin karar alıcıları daha sert reflekslere ittiğini anlattı. Buna rağmen Türkiye’nin diplomatik yaklaşımının değişmediğini vurgulayan Bakan, savaşın Müslüman ülkeler arasında kalıcı bir hesaplaşmaya dönüşmesinin en büyük risklerden biri olduğunu söyledi.

“Hem İran’a hem de bölge ülkelerine tavsiyemiz açıktır: İsrail’in kurduğu bu oyuna gelinmemelidir.”

“EN BÜYÜK ENGEL İSRAİL’İN DURDUĞU YER”

Fidan, mevcut krizin sona erdirilmesinde niyet sorunu yaşanan tek başlığın İsrail olduğunu söyledi. Tarafların farklı nedenlerle bir çıkış yolu aradığını ancak İsrail’in bölgesel hesaplarının süreci zorlaştırdığını belirten Bakan, özellikle Tel Aviv yönetiminin savaşın ürettiği sonuçları yeni avantaj alanlarına çevirmeye çalıştığını savundu.

ABD iç siyasetindeki tartışmalara da değinen Fidan, Washington yönetiminin hem kamuoyu baskısı hem de ekonomik sonuçlar nedeniyle yeni bir denge arayışı içinde olduğunu ifade etti. Savaşın başında ilan edilen askeri hedeflerin büyük ölçüde yerine getirildiği yönünde açıklamalar yapılmasına rağmen çatışmaların neden devam ettiğinin artık daha yüksek sesle sorgulandığını belirten Fidan, bunun yeni bir diplomatik baskı alanı ürettiğini söyledi.

Buna karşın İsrail’in Amerikan siyaseti üzerindeki yapısal etkisinin önemli bir sorun alanı olmaya devam ettiğini belirten Bakan, bu durumun yalnızca İran dosyasında değil, Gazze, Filistin meselesi ve bölgenin geleceği açısından da belirleyici olduğunu kaydetti. Fidan’a göre İsrail’in bölgesel krizleri büyüten yaklaşımı artık birçok çevrede daha görünür hale geliyor.

TÜRKİYE’NİN ÖNERDİĞİ MEKANİZMA NASILDI?

Programda en fazla dikkat çeken başlıklardan biri de Türkiye’nin savaş öncesinde devreye sokmaya çalıştığı diplomatik formül oldu. Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede, ABD ile İran arasında kilitlenen müzakerelerin aşılması için bölge ülkelerini de içine alan yeni bir model önerdiklerini söyledi.

Bu modele göre yalnızca Washington ve Tahran arasında sıkışan bir müzakere yerine, bölgesel sahiplenmeyi güçlendirecek daha geniş bir diplomatik mekanizma kurulması planlandı. Türkiye, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge aktörlerinin sürece dahil olduğu bir çerçeve sayesinde hem askeri müdahale ihtimalinin düşürülebileceği hem de tarafların tartışmalı başlıkları daha dengeli biçimde ele alabileceği değerlendirildi.

Fidan, o dönemde bu formülün karşı tarafta belirli ölçüde karşılık bulduğunu ancak İran’ın iç karar alma süreçleri nedeniyle önerinin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini ifade etti. Ankara’nın o aşamada samimi biçimde yapıcı bir yol haritası sunduğunu dile getiren Bakan, diplomatik fırsatların zamanında değerlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguladı.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA İKİ AYRI DOSYA

Hürmüz Boğazı’na ilişkin değerlendirmelerinde Fidan, masada iki ana başlığın bulunduğunu anlattı. Bunlardan ilki, hâlihazırda deniz trafiğinde ve özellikle bazı gemilerde yaşanan aksaklıkların giderilmesi. İkinci başlık ise ateşkes sonrasında kalıcı ve öngörülebilir bir çözüm çerçevesinin inşa edilmesi.

Fidan, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin bu stratejik su yolundan geçtiğini hatırlatarak, Hürmüz krizinin yalnızca bölge ülkelerini değil Avrupa’dan Asya’ya kadar çok geniş bir ekonomik alanı etkilediğini söyledi. Avrupa ülkelerinin, enerji maliyetleri ve ticaret baskısı nedeniyle bu dosyaya giderek daha fazla odaklandığını belirten Bakan, birçok ülkenin savaşın devamından doğrudan zarar gördüğünü anlattı.

Türkiye’nin burada yalnızca diplomatik değil, lojistik anlamda da önem kazandığını ifade eden Fidan, kara bağlantıları ve alternatif ticaret koridorları sayesinde Türkiye’nin bölgesel tedarik zincirinde daha kritik bir rol üstlendiğini kaydetti. Gıda güvenliği ve enerji taşımacılığı açısından Türkiye’nin merkez ülke konumunun kriz ortamında daha da görünür hale geldiğini söyledi.

ENERJİ KORİDORLARI VE TÜRKİYE’NİN HUB VİZYONU

Bakan Fidan, yaşanan krizin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır savunduğu enerji merkezi olma vizyonunu daha görünür kıldığını belirtti. Rusya, Azerbaycan, İran ve Irak kaynaklı hatlarla Türkiye’nin zaten önemli bir enerji geçiş ülkesi olduğunu söyleyen Fidan, ilerleyen dönemde Körfez kaynaklarının da Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanacak yeni boru hatlarıyla Avrupa’ya taşınmasının daha güçlü şekilde gündeme geleceğini ifade etti.

Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projelerin stratejik değerinin bugün daha net anlaşıldığını belirten Bakan, eğer bazı bölgesel altyapılar daha erken tamamlanabilseydi Hürmüz Boğazı’ndaki daralmanın bu denli sarsıcı sonuçlar doğurmayabileceğini söyledi. Fidan’a göre savaş sonrasında enerji güvenliği, tedarik zinciri çeşitliliği ve bölgesel bağlantısallık başlıkları çok daha güçlü biçimde öne çıkacak.

KÜRT GRUPLARIN İSTİSMARI KONUSUNDA AÇIK UYARI

Programda güvenlik boyutuna ilişkin dikkat çeken bir diğer başlık ise bölgedeki Kürt grupların üçüncü aktörler tarafından istismar edilme ihtimali oldu. Fidan, bazı örgütlerin dış istihbarat yapıları tarafından temas altına alınmaya çalışıldığını, bu başlığın Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından yakından izlendiğini söyledi.

Türkiye’nin bu konuda tavrının net olduğunu vurgulayan Bakan, ne bölgedeki Kürt nüfusun ezilmesine ne de başka devletlerin stratejik hesapları için kullanılmasına izin verileceğini belirtti. Ankara’nın Suriye, Irak ve İran’daki Kürt topluluklara ilişkin yaklaşımının güvenlik kadar insani ve siyasi dengeleri de gözeten bir çizgide ilerlediğini kaydetti.

GAZZE GÜNDEMDEN DÜŞMEYECEK

Hakan Fidan, İran-İsrail hattındaki gerilimin Gazze’de yaşanan insani trajediyi görünmez hale getirmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Gazze için yürütülen diplomatik temasların sürdüğünü belirten Fidan, insani yardımların ulaştırılması, hasta tahliyeleri, barınma imkanları ve sınır kapılarının işleyişi gibi birçok başlıkta yoğun mesai harcandığını ifade etti.

Hamas ile de belirli başlıklarda temasların devam ettiğini belirten Bakan, Türkiye’nin Gazze dosyasını ayrı bir öncelik olarak ele aldığını söyledi. Ona göre Gazze’deki en büyük risk yalnızca bombardıman değil, aynı zamanda bölgenin sistematik biçimde insansızlaştırılması ve Filistinsizleştirilmesi.

Fidan, Lübnan’da büyüyen çatışma riskinin, Suriye’ye yansıyan yeni insani sonuçlar doğurduğunu; mülteci hareketliliği, sınır güvenliği ve insani yardım başlıklarının daha hassas hale geldiğini kaydetti. Türkiye’nin bu başlıklarda da bölgedeki aktörlerle temaslarını sürdürdüğünü belirtti.

AVRUPA CEPHESİNDE DE KAYGI BÜYÜYOR

Avrupa’nın başlangıçta bölgesel gibi görünen bu savaşın kendi iç siyasetini, toplumsal dengelerini ve ekonomik düzenini etkilediğini çok daha net görmeye başladığını ifade eden Fidan, özellikle Gazze’deki yıkımın Avrupa başkentlerinde ciddi sosyal kırılmalar yarattığını söyledi. İran merkezli savaşın ise bu kez enerji fiyatları, sanayi maliyetleri ve tüketici enflasyonu üzerinden daha doğrudan bir baskı oluşturduğunu kaydetti.

Rusya-Ukrayna savaşının beşinci yılına girilmiş olmasına rağmen, İsrail-İran-ABD hattındaki çatışmanın çok daha kısa sürede küresel sistem üzerinde daha ağır bir etki yarattığını savunan Fidan, bunun başlıca nedeninin enerji arterlerinin doğrudan risk altına girmesi olduğunu anlattı. Avrupa’nın bu nedenle artık daha yüksek sesle yeni çözüm arayışlarına yöneldiğini dile getirdi.

TÜRKİYE KENDİSİNİ “ZAMANA KARŞI YARIŞ” İÇİNDE GÖRÜYOR

Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarında öne çıkan bir başka vurgu da Türkiye’nin süreci zamana karşı yarış şeklinde görmesi oldu. Ateşkes sağlanmadan sahada meydana gelebilecek yeni askeri hamlelerin, özellikle stratejik adalar, enerji geçiş noktaları ve yeni kontrol alanları üzerinden kalıcı sonuçlar üretebileceğini belirten Fidan, diplomatik çabanın bu nedenle hız kesmeden sürdüğünü söyledi.

Ankara’nın amacı, sahadaki geri dönüşü zor gelişmeler yaşanmadan önce tarafları yeniden bir diplomasi zemininde buluşturmak. Fidan’a göre askeri alanda güç dengeleri değiştikçe masadaki dil de sertleşiyor ve çözüm daha da zorlaşıyor. Bu nedenle müzakerelerin kesintisiz sürmesi büyük önem taşıyor.

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINDA İRADE, BİLGİ VE EYLEM VURGUSU

Hakan Fidan, Türkiye’nin bölgesel krizlerde etkili olabilmesi için üç temel unsurun öne çıktığını söyledi: siyasi irade, doğru bilgi ve etkin eylem kapasitesi. Türkiye’nin uzun vadeli devlet refleksi, sahadaki gelişmeleri doğru okuma kabiliyeti ve aktörlerle kurduğu güven ilişkisi sayesinde bugün bölgesel dosyalarda merkezi bir konumda bulunduğunu belirtti.

Ankara’nın baskı, tahakküm ya da örtülü yönlendirmeler yerine iş birliği ve kazan-kazan anlayışını benimsediğini ifade eden Fidan, bölge ülkeleriyle kurulan ilişkilerin temelinde şeffaflık ve karşılıklı fayda anlayışının bulunduğunu söyledi. Bu yaklaşımın yıllar içinde oluşturduğu güvenin, Türkiye’yi hem kriz anlarında aranan hem de çözüm önerileri ciddiyetle dinlenen bir ülke haline getirdiğini kaydetti.