Mahfi Eğilmez: Ekonomide asıl tehdit enflasyon değil belirsizlik

Ekonomide yüksek fiyat artışları genellikle en büyük tehdit olarak görülür. Oysa merkez bankacılığı literatüründe asıl risk çoğu zaman farklıdır: öngörülemezlik. Çünkü fiyatların ne kadar artacağı kadar, piyasanın buna nasıl tepki vereceğini belirleyen unsur beklentilerdir. Faiz oranları enflasyonu doğrudan değil, beklentileri yönlendirerek etkiler.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yasası, kuruma açık bir görev verir: fiyat istikrarını sağlamak. Bunun için dünyada yaygın kullanılan yöntem enflasyon hedeflemesi sistemidir. Mantık basittir; hükümet ve merkez bankası belirli bir oran açıklar, para politikası bu hedefe ulaşmaya odaklanır ve piyasalar da bu oranı referans alır.

Ancak teoride net olan bu yapı uygulamada giderek karmaşık bir görünüme bürünüyor.

TEK HEDEF YERİNE ÇOKLU REFERANS

Uzun yıllardır resmi enflasyon hedefi yüzde 5 olarak açıklanıyor. Bu oran kağıt üzerinde yıllık hedef niteliğinde. Fakat son dönemde söylem değişti ve bu oran daha çok “uzun vadeli çıpa” şeklinde ifade edilmeye başlandı. Açık bir politika değişikliği ilan edilmemesine rağmen uygulama fiilen farklı bir çerçeveye kaymış durumda.

Buna ek olarak yıl sonuna ilişkin tahmin bantları paylaşılıyor. Örneğin bir yıl için yüzde 15–21 arası öngörü veriliyor ve bunun orta noktası ayrıca “ara hedef” gibi sunuluyor. Orta Vadeli Program’daki tahmin de bu seviyeye yakın tutuluyor.

Bir ekonomide birden fazla referans oran oluştuğunda piyasalar hangi sayıya inanacağını bilemez.

Yeni tahmin bandının yükselmesine rağmen ara hedefin değişmemesi de ayrı bir soru işareti yaratıyor. Bu durum teknik hesaplama tartışmasından çok kurumsal iletişim meselesine dönüşüyor.

BEKLENTİLER VE RİSK PRİMİ BAĞLANTISI

Enflasyon hedeflemesi aslında bir çıpa mekanizmasıdır. Ama çıpa tek olmalıdır. Bir tarafta yüzde 5 uzun vadeli hedef, diğer tarafta yüzde 16 ara hedef ve üst sınırda yüzde 21 tahmini bulunduğunda piyasalar doğal olarak en kötüyü fiyatlama eğilimine girer.

Belirsizlik arttıkça risk primi yükselir, risk primi yükseldikçe finansman maliyetleri artar.

Bu nedenle iletişimdeki tutarsızlık yalnızca teorik bir problem değildir; kredi faizlerinden kur oynaklığına kadar geniş bir ekonomik maliyet üretir.

HEDEF VE TAHMİN AYNI ANDA OLABİLİR Mİ?

Ortaya üç kritik soru çıkıyor:

Yüzde 5 ve yüzde 16 oranları gerçekten ulaşılabilir mi?

Eğer yüzde 16 gerçekçi ise üst bant neden yüzde 21?

Aynı kurumun hem hedef hem tahmin açıklaması beklenti yönetimini zorlaştırır mı?

Merkez bankasının etkisi uyguladığı politika araçlarının sertliğinden çok inandırıcılığıyla ölçülür.

Güven kaybolduğunda faiz tek başına yeterli bir politika aracı olmaktan çıkar.

Piyasa oyuncuları, açıklanan her yeni veri setinde rakamların birbirini doğrulayıp doğrulamadığına bakar. Tutarlılık sağlanamazsa, enflasyonun düşeceğine yönelik beklenti oluşturmak giderek zorlaşır.

SAYILAR DEĞİL GÜVEN BELİRLEYİCİ

Para politikası sadece matematiksel oranlar bütünü değildir. Aynı zamanda iletişim stratejisidir. Açıklanan hedefler sade, anlaşılır ve gerçekçi olduğunda beklentiler sabitlenir; beklentiler sabitlendiğinde ise fiyatlama davranışı değişir.

Bu nedenle merkez bankacılığında en güçlü araç bazen faiz değil, güven olur.