Morgan Stanley’den TCMB tahmini: Faiz yüzde 37’de sabit kalacak
Küresel yatırım bankası Morgan Stanley, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) önümüzdeki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit bırakmasını beklediğini açıkladı. Kuruluş, enflasyondaki katılığın ve küresel piyasalardaki belirsizliklerin, Merkez Bankası’nın sıkı para politikası duruşunu bir süre daha sürdürmesine neden olacağını öngörüyor.
Morgan Stanley’den yılın son çeyreği için faiz indirimi beklentisi
“CBT Preview: Standby Extended” başlıklı raporda, TCMB’nin faiz indirim sürecine 2026’nın son çeyreğinde yeniden başlayabileceği belirtildi. Kuruluş, yılın son bölümünde toplam 200 baz puanlık indirimle politika faizinin yüzde 35’e gerileyeceğini tahmin etti. Raporda, 2027 yılı boyunca kademeli gevşemenin devam ederek politika faizinin yıl sonunda yüzde 27,50 seviyesine inebileceği ifade edildi.
“TCMB’nin temkinli duruşu korunacak”
Morgan Stanley’e göre yurt içi talepte gözlenen yavaşlama, Merkez Bankası’nın mevcut para politikası çerçevesini daha uzun süre korumasına neden olabilir. Ancak enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel finansal koşullarda yaşanabilecek yeni sıkılaşma dalgalarının, gerektiğinde ek faiz artırımlarını gündeme taşıyabileceği vurgulandı.
Kuruluş, yükselen enerji emtia fiyatlarına ve piyasalardaki oynaklığa rağmen TCMB’nin kısa vadede politika faizinde değişikliğe gitmeyeceğini öngörüyor. Raporda, trend enflasyondaki gerilemenin 2026’nın dördüncü çeyreğinde belirginleşeceği ve bunun faiz indirimleri için alan oluşturacağına dikkat çekildi.
Büyüme verileri ekonomide yavaşlamaya işaret etti
Raporda, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme verileri de değerlendirildi. Buna göre, 2026’nın ilk çeyreğinde Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyümesi, 2025’in son çeyreğindeki çeyreklik yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 3,4 seviyesinden, çeyreklik yüzde 0,1 ve yıllık yüzde 2,5’e geriledi.
Özel tüketimde çeyreklik bazda sınırlı değişim gözlenirken, yıllık büyüme oranının baz etkisiyle yüzde 4,8’den yüzde 6,2’ye yükseldiği belirtildi. İhracatta ise zayıf görünümün sürdüğü, daralmanın yüzde 2,3’ten yüzde 12,7’ye derinleştiği kaydedildi.
Yüksek frekanslı verilerin de iç talepteki yavaşlamayı desteklediği belirtilen raporda, dayanıklı tüketim mallarına yönelik talepte zayıflama yaşandığı ve binek otomobil tescillerinin mayıs ayında yıllık bazda yüzde 23,2 azaldığı ifade edildi.
Enflasyon görünümünde temkinli iyimserlik
Morgan Stanley, mayıs ayı enflasyon verilerinin genel olarak piyasa beklentileriyle uyumlu gerçekleştiğini belirtti. Buna göre yıllık enflasyon oranı nisandaki yüzde 32,4’ten yüzde 32,6’ya, aylık enflasyon ise yüzde 4,2’den yüzde 1,7’ye geriledi.
Çekirdek enflasyon göstergelerinde ise sınırlı yükseliş dikkat çekti. B ve C endeksleri kapsamında hesaplanan çekirdek enflasyonun, nisandaki yüzde 29,8’den yüzde 30,4’e çıktığı aktarıldı. Buna karşın mevsimsellikten arındırılmış verilerin, enflasyondaki temel eğilimin büyük ölçüde yatay seyrettiğini gösterdiği ifade edildi.
Kur stratejisinde dolar pozisyonu öne çıktı
Makro strateji tarafında Morgan Stanley, vadeye dayalı pozisyonlar yerine döviz tarafını tercih ettiğini açıkladı. Kuruluş, 3 aylık kısa USD/TRY taşıma işlemini (carry trade) önermeye devam ettiğini belirtti.
Raporda, TCMB’nin Türk lirasındaki değer kaybını kontrollü şekilde yönetmeyi sürdüreceği ve reel faiz seviyelerinin yatırımcı ilgisini desteklemeye devam edeceği görüşüne yer verildi.
Morgan Stanley’nin faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde kalacağı yönündeki beklentisi, kısa vadede Türk lirası varlıklar açısından destekleyici bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte enerji fiyatlarında yaşanabilecek yeni artışlar ve küresel merkez bankalarının daha şahin adımlar atması durumunda, tahvil faizleri ve kur cephesinde oynaklığın yeniden artabileceği belirtiliyor.
Morgan Stanley’nin değerlendirmesi, TCMB’nin enflasyonla mücadelede ihtiyatlı ve veri odaklı yaklaşımını sürdüreceğine işaret ediyor. Faizlerde kısa vadede değişiklik beklenmezken, 2026’nın son çeyreğinden itibaren kontrollü bir gevşeme sürecinin başlayabileceği öngörülüyor.
