Haberler

Sosyal Dinamikler Üzerine İnceleme: Zenginleşmeden Yaşlanan Toplumlar

Sosyal Dinamikler Üzerine İnceleme: Zenginleşmeden Yaşlanan Toplumlar

Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2023 yılı doğum istatistiklerine göre ülkede toplam doğurganlık hızı kayıtlara geçen en düşük seviyeye geriledi. 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızının 2023 yılında 1,51’e düşmesiyle ve 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğünün 2023 yılında 3,14 kişiye inmesiyle göze çarpan bu gerçeğin nedenlerini ve olası sonuçlarını beraber inceleyelim.

İlk olarak istatistiklere bakacak olursak Türkiye'de 2001 yılından bu yana doğurganlık hızında artış kaydedilen bir yıl yok. Doğurganlık hızı da 2016'dan bu yana yenilenme düzeyinin altında seyrediyor. Doğurganlık hızının en yüksek olduğu iller %3.27 ile Şanlıurfa, %2,72 ile Şırnak ve %2,40 ile Mardin olarak sıralanıyor.
En düşük olduğu iller ise % 1,13 ile Bartın, %1,14 ile Zonguldak, Karabük ve % 1,16 ile Kütahya şeklinde belirtiliyor.

Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2023 yılında binde 101 ile 25-29 yaş grubunda görülüyor. Doğum yapan kadınların ortalama yaşı 2001 yılında 26,7 iken 2023 yılında 29,2'ye çıkarak doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösteriyor.

Demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryoya göre; 2023 yılında 85 milyon 372 bin 377 kişi olan Türkiye nüfusunun 2050 yılında 93 milyon 774 bin 618 kişiye ulaşması bekleniyor. Nüfusun 2050'li yılların ortasına kadar artması ve sonrasında azalışa geçmesi, 2100 yılında ise 77 milyonun altına düşmesi öngörülüyor.

Doğum hızını artırmaya yönelik çalışmalar yapılacak

Türkiye’de doğurganlık hızının eşik değerin altına gerilediğini gören Adalet ve Kalkınma Partisi, doğurganlık hızının düşüş nedenleri ve artırılması konusunda neler yapılabileceğinin kapsamlı olarak araştırılması için “Demografik Nüfus Yüksek Kurulu” oluşturulacağını açıkladı. Kurul çalışmalarına başlamadan önce konuyu inceleyen haber merkezi olarak bizim üzerinde durduğumuz başlıklar şu şekilde;

Kadınlar doğum yapmak ile çalışmak arasında seçim yapmak zorunda kalıyor

Eğitim seviyesinin yükselmesi ve kadınların da meslek hayatına dahil olması elbette birçok alanda farklılık yarattı. Hiç şüphesiz ki bu alanlardan biri de üzerinde durduğumuz doğum hızı ve nüfus konusu. İlk olarak kadınların meslek hayatına dahil olmasını ele alacak olursak; Türkiye'de kadınlara doğum yapmasından önce sekiz ve doğum yapmasından sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta süreyle doğum izni veriliyor. Devlet kurumlarında çalışan kadınlar bu haktan daha sağlıklı bir şekilde yararlanabilirken özel sektörde çalışan kadınlar maalesef haklarını tam anlamıyla kullanamayabiliyor. İzin hakkının tam olarak kullanılabildiği bir durumda dahi, doğum yapan kadınlar bebeklerini 8 haftalıkken evde bırakıp işe gitmek istemiyor. İsteyen kadınlar da yüksek bakıcı ücretlerini karşılamakta zorlanıyor. Yani kadınlar bu noktada doğum yapıp eve kapanmak ile kariyerine devam etmek noktasında bir seçim yapmak durumunda kalıyor.

Yüksek fiyatlar çocuk yapma isteğini etkiliyor

Türkiye'de oluşan enflasyonist ortam bireylerin geçinmesini giderek daha da zorlu kılarken çocuk yapma ve hatta evlenme isteği giderek azalıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkede şu anda kendisine ait bir konutta yaşayanların oranı %56,1. Çocuk yapma potansiyeli taşıyan çiftlerde bu oranın kaç olduğuna ilişkin bir veri yok. Ancak mülk sahipliği oranı giderek düşerken ve fiyatlar da giderek yükselirken çocuk sahibi olmanın giderek zorlaştığını belirten çiftlerin sayısı azımsanacak durumda değil.

Sosyolojik nedenler çocuk yapma konusunda endişe yaratıyor

Ekonomik sebeplerin tetiklediği sosyolojik travmalar çiftler üzerinde çocuk yapma isteğini azaltıyor. Uzmanlara göre ekonomik sebepler geçici izler taşırken, sosyolojk nedenler daha uzun bir süreçte etki ediyor. Dünya genelinde yaşanan savaşlar, saldırılar ve diğer tüm terör eylemleri “Bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” görüşünü destekliyor. Dünyadan örneklere bakıldığında; The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, ABD'nin 2023'te toplam doğurganlık hızı 1,62 çocuk olarak belirlendi. Toplam doğurganlık hızının ABD'de nüfus kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1930'lardan bu yana en düşük seviyeye gerilemesi, ABD'li gençlerin ev sahibi olmak, öğrenim kredisi borçlarının ödenmesi, çocuk bakımı gibi ekonomik ve sosyal zorluklar karşısında çocuk sahibi olmaktan vazgeçmesi ya da süreci ertelemesi eğilimiyle açıklandı.

Almanya'da Federal İstatistik Dairesi verilerine göre toplam doğurganlık hızı kadın başına 1,35'e geriledi. 2023, 682 bin 69 bebeğin dünyaya geldiği 2013 yılından bu yana Almanya'da en az doğumun gerçekleştiği sene oldu.

Avrupa İstatistik Ofisi'nin 2022 yılı verileri, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin çoğunda doğum sayılarının azaldığını ortaya koyuyor. Bu konuda başı çeken ülkeler, doğum oranının bir yıl öncesine kıyasla yüzde 10 ve daha fazla azaldığı Estonya, İrlanda, Çekya, Danimarka ve Finlandiya olarak karşımıza çıkıyor. Almanya'da bu oran yüzde 8, Fransa, İspanya, Polonya, Macaristan ve Hırvatistan'da yüzde 3 olarak bildiriliyor.

Uzmanlar, ekonomik sebepler ve savaşların çocuk yapma kararını etkilediğini belirtiyor

Doğum hızında küresel çapta bir düşüşten söz edilirken Türkiye özeline indiğimizde uzmanlar haberin başında sunduğumuz açıklamaları destekliyor. Konuya ilişkin görüşlerini paylaşan Sosyolog Evrim Aksoy; geleceğin belirsizliği, ekonomik sorunlar ve yaşam tarzı değişikliklerine dikkat çekiyor. Aksoy, kadınlara sunulabilecek desteklerle doğum hızının artırılabileceğini vurgularken, Academic Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ertan Özen de evlense dahi ekonomik nedenlerden dolayı çocuk yapmak istemeyen çiftlere dikkat çekiyor.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar