S&P Global Ratings: Türkiye’de enflasyon yıl sonunda %23–25’e gerileyebilir
S&P Global Ratings Finansal Kurumlar Analisti Anais Özyavuz, Türk bankacılık sisteminin görümüne ilişkin olarak EKOTÜRK’ün sorularını yanıtladı.
Özyavuz, temel senaryolarında enflasyonun yıl sonunda %23–25 aralığına gerileyebileceğini söyledi. Mevcut görünüm altında bankacılık sektöründeki sermaye tamponlarının, öngörülen aktif kalitesi baskısını karşılamaya yeterli olduğunu belirten Özyavuz, bankalar arasında belirgin bir ayrışma bulunduğunu vurguladı.
“Ana sınırlayıcı unsurlardan biri enflasyon”
Özyavuz, Türk bankacılık sisteminde daha güçlü bir toparlanmanın önündeki temel unsurlardan birinin enflasyon olduğunu belirterek, devam eden kur geçişkenliğinin para politikasını zorladığını söyledi. Bu nedenle merkez bankasının daha kademeli bir para politikası izlediğini ifade eden Özyavuz, bu hızın en az 2026’nın ilk yarısında devam edeceğini öngördüklerini dile getirdi.
Bankalar açısından bunun, fonlama maliyetlerindeki düşüşün zamana yayılması anlamına geldiğini belirten Özyavuz, fonlama maliyetindeki düşüşün çeyrekler itibarıyla daha kademeli gerçekleşeceğini ve bunun marj genişlemesini sınırlayan faktörlerden biri olduğunu söyledi.
“Makroihtiyati düzenlemeler marj genişlemesini sınırlıyor”
Özyavuz, toparlanmayı etkileyen ikinci temel unsurun hâlen yürürlükte olan makroihtiyati düzenlemeler olduğunu söyledi. Bankaların aktif tarafta aylık kredi büyüme sınırlarına, pasif tarafta ise belirli oranlarda Türk lirası mevduat tutma yükümlülüğüne ve artan zorunlu karşılık oranlarına tabi olduğunu hatırlattı.
Bu çerçevenin bankaların yeniden fiyatlama gücünü ve fonlama maliyetlerindeki düşüşü etkilediğini belirten Özyavuz, bunun marj genişlemesini sınırladığını ifade etti.
“2026’da da aktif kalitesinde baskı bekliyoruz”
Kârlılık görünümünü etkileyen bir diğer başlığın aktif kalitesi baskısı olduğunu vurgulayan Özyavuz, 2026 yılında da bu baskının süreceğini öngördüklerini söyledi.
Hanehalkları ve özellikle emek yoğun KOBİ’lerin, sıkı finansman koşulları ve yüksek işletme maliyetleri nedeniyle zorlandığını belirten Özyavuz, bunun bankalar açısından karşılık ayırma ihtiyacının devam etmesi anlamına geldiğini ve kârlılık üzerinde baskı yarattığını ifade etti.
“Temel senaryomuzda enflasyonun yıl sonunda %23–25 aralığına gerilemesini bekliyoruz”
Enflasyon görünümüne ilişkin değerlendirmesinde Özyavuz, temel senaryolarında tüketici enflasyonunun yıl sonunda %23–25 aralığına gerileyebileceğini söyledi.
Daha düşük enflasyonun bankalar açısından operasyonel maliyet artış hızının yavaşlaması anlamına geldiğini belirten Özyavuz, buna karşılık enflasyonun düşmesinin enflasyona endeksli gelirlerin de azalması sonucunu doğurduğunu ifade etti. Özyavuz, bu iki etkinin zaman içinde net faiz marjındaki genişleme ile dengelenebileceğini söyledi.
Merkez bankasının tutarlı politikasını sürdürmesi ve enflasyondaki düşüşün 2027’ye kadar devam etmesi halinde, aktif kalitesi üzerindeki baskının azalabileceğini belirten Özyavuz, bunun 2027’de sınırlı bir kârlılık iyileşmesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.
“Ekonomik büyüme ile aktif kalitesi arasında yüksek bir korelasyon var”
Ekonomik büyümenin Türk bankacılık sistemi açısından kilit bir değişken olduğunu vurgulayan Özyavuz, Türkiye’de ekonomik büyüme ile aktif kalitesi arasında yüksek bir korelasyon bulunduğunu söyledi.
Yıl sonu itibarıyla GSYH büyümesinin %3–3,5 aralığında gerçekleşmesini beklediklerini belirten Özyavuz, “Bu bir miktar yavaşlamaya işaret etse de hâlâ destekleyici bir seviye” dedi. Bu görünüm sayesinde keskin bir aktif kalitesi bozulması beklemediklerini ifade eden Özyavuz, “2019’daki gibi ekonominin resesyonun eşiğinde olduğu bir senaryoda değiliz” değerlendirmesinde bulundu.
Özyavuz ayrıca, bankaların kredileri yoğun biçimde yeniden yapılandırmasının ve sorunlu kredilerin ikincil piyasada satışlarının, takipteki kredi oranlarını başlık göstergeler açısından desteklediğini söyledi.
“Faizler düştüğünde bu bankalar için genelde olumlu olur”
Faiz indirimlerinin bankalar üzerindeki etkisine değinen Özyavuz, Türk bankalarının genel olarak faiz oranlarıyla negatif korelasyon gösterdiğini belirtti. Faizler düştüğünde bunun bankalar için genelde olumlu olduğunu söyleyen Özyavuz, etkinin bankaların bilanço yapısına göre farklılaştığını ifade etti.
Özyavuz, bilançosunda Türk lirası talep mevduatının payı yüksek olan ve faiz değişimlerine daha hızlı tepki veren kısa vadeli para piyasası araçlarını daha yoğun kullanan bankaların, faiz indirimleriyle birlikte marj genişlemesini 2026 yılında diğer bankalara kıyasla daha hızlı ve daha belirgin yaşayabileceğini söyledi.
“Sermaye tamponlarının, bugün konuştuğumuz aktif kalitesi baskısını karşılamaya yeterli olduğunu görüyoruz”
Sermaye yapısına ilişkin değerlendirmesinde Özyavuz, sermaye tamponlarının bugün konuşulan aktif kalitesi baskısını karşılamaya yeterli olduğunu gördüklerini söyledi ve bankaların karşılık ayırmaya devam etmesini olumlu bir unsur olarak değerlendirdi.
Bununla birlikte bankalar arasında ayrışma bulunduğunu belirten Özyavuz, özel ve yabancı sermayeli bankaların güçlü tamponlara sahip olduğunu, bazı kamu bankalarının ise muafiyetler hariç tutulduğunda daha kırılgan bir sermaye yapısıyla faaliyet gösterdiğini ifade etti. Temel senaryoda bunun sistemik bir risk oluşturmadığını, ancak daha olumsuz bir görünümde büyümenin sınırlandırılması veya temettü ödemelerinin azaltılması gibi sermaye optimizasyonu adımlarının gündeme gelebileceğini söyledi.
Riskler ve fırsatlar
Özyavuz, en büyük riskin ani bir para politikası değişimi olduğunu belirterek, bunun erken seçimler ya da enflasyon görünümünde bir sapma halinde ortaya çıkabileceğini ifade etti. İç siyaset ve jeopolitik gelişmelerin yatırımcı ve yerleşik güvenini zedeleyebileceğini, bunun da bankalar açısından fonlama profili üzerinden olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Petrol fiyatlarında olası bir artışın ise Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığı nedeniyle dış kırılganlıkları artırabileceğini ekledi.
Olumlu senaryoda ise Özyavuz, 2026–2027 döneminde enflasyonun %10–15 bandına yaklaşması, büyümenin korunması ve düzenleyici çerçevenin sadeleştirilmesi halinde bankalar için daha güçlü bir görünüm oluşabileceğini, aktif kalitesi baskısının azalabileceğini ve gelir görünümünde iyileşme sağlanabileceğini ifade etti.
