Üçlü Sınav Haftası: Enflasyon, Fed ve Hürmüz

Piyasaların yeni haftadaki yönünü yurtiçinde ağustos enflasyonu, küresel cephede ABD istihdamı ve jeopolitik hatta petrolün seyri belirleyecek.

Yeni hafta, piyasalar açısından sıradan bir veri takviminden çok eş zamanlı bir stres testi niteliğinde. Yurtiçinde büyüme, işsizlik ve özellikle ağustos enflasyonu; ABD’de ISM, JOLTS, ADP, Beige Book ve tarım dışı istihdam; jeopolitik cephede ise Hürmüz Boğazı’ndaki fiziki geçişlerle petrol fiyatı aynı anda fiyatlanacak. Bu nedenle piyasaların yönünü tek bir manşet değil, enflasyon, küresel faiz ve enerji riskinin nasıl bir bileşim oluşturduğu belirleyecek.

Geçen haftanın fiyatlaması bu hassasiyeti açık biçimde gösterdi. BIST 100 haftayı yüzde 0,87 yükselişle tamamlarken banka endeksi yüzde 6,25 arttı. Bankacılık hisselerindeki ayrışmanın arkasında TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihalelerine dönmesi ve para piyasası faizlerinin politika faizine yaklaşması vardı. Aynı dönemde dolar endeksi ve ABD’nin iki yıllık tahvil faizi yükselirken Brent petrol yüzde 5’in üzerinde, ons altın ise yaklaşık yüzde 3 geriledi. İlk bakışta risk iştahını destekleyen bu tablo, aslında risklerin ortadan kalktığını değil, fiyatların yeni bir denge aradığını anlatıyor.

Yurtiçinde karar verisi: Ağustos enflasyonu

Haftanın yurtiçi veri akışı 31 Ağustos’ta açıklanacak ikinci çeyrek büyüme ve temmuz işsizlik verileriyle başlayacak. Yıllık büyümede yüzde 2,5-2,8 aralığı öne çıkıyor. Ancak manşet orandan daha önemlisi büyümenin bileşimi olacak. Tüketim ağırlıklı bir büyüme enflasyonla mücadele açısından soru işareti yaratırken yatırım, ihracat ve verimlilik katkısının güçlenmesi daha dengeli bir görünüm sağlayacaktır. İşgücü piyasasında ise yalnızca işsizlik oranı değil, işgücüne katılım, istihdam artışı ve atıl işgücü göstergeleri birlikte okunmalıdır.

1 Eylül’deki imalat PMI ve İstanbul enflasyonu, 3 Eylül’de açıklanacak resmi TÜFE öncesinde iki önemli erken sinyal verecek. İmalat PMI’ın 50 eşiğinin altında kalması üretimdeki zayıflığın sürdüğüne işaret ederken, İstanbul verisinin yüksek gelmesi fiyat baskısının genele yayılabileceği endişesini artırabilir. Ağustos TÜFE’sinde hafta başı piyasa medyanı aylık yüzde 1,95, yıllık yüzde 31,63 civarında bulunuyor. Aylık artışın yüzde 1,7’nin altında kalması dezenflasyon açısından güçlü bir teyit; yüzde 2,2’nin üzerine çıkması ise para politikasının operasyonel gevşemesinin zamanlamasını tartışmaya açacak bir sürpriz olacaktır.

TCMB’nin 24 Ağustos’ta, mart ayından beri ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine 1 milyar TL ile dönmesi tutar olarak küçük, sinyal etkisi bakımından ise büyüktü. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ve TLREF’in yüzde 37 çevresine yaklaşması, gecelik üst banda kıyasla yaklaşık 300 baz puanlık fiili bir gevşeme yarattı. Operasyonel çerçevenin sadeleşmesi doğru yönde bir adımdır; ancak bu adımın piyasa tarafından teknik normalleşme mi, erken gevşeme mi olarak okunacağını ağustos enflasyonu belirleyecek. Düşük TÜFE bankalar, GYO’lar ve 2-5 yıl vadeli tahviller için olumlu zemini güçlendirebilir. Yüksek TÜFE ise kur, uzun vadeli faiz ve banka hisseleri üzerindeki baskıyı yeniden artırabilir.

Fonlama kompozisyonundaki değişimin bir başka sonucu da mevduat ve para piyasası fonlarının yeni getirilerinde aşağı yönlü ayarlama ihtimalidir. Bu nedenle yatırımcı açısından mesele yalnızca daha uzun vadeye geçmek değil, bunu hangi veri teyidiyle ve hangi hızda yapmak gerektiğidir. Enflasyon ana eğiliminde belirgin iyileşme görülmeden uzun vadeli faiz riskini hızlı biçimde artırmak, kısa süreli rahatlamayı kalıcı eğilim zannetme hatasına dönüşebilir.

ABD verileri: Fed patikasının ikinci sınavı

Küresel fiyatlamanın merkezi ise ABD işgücü piyasası olacak. Salı günü ISM imalat ve JOLTS, çarşamba ADP özel sektör istihdamı ile Fed’in Beige Book raporu, perşembe ISM hizmetler ve cuma günü tarım dışı istihdam paketi açıklanacak. Tarım dışı istihdamda yaklaşık 55 bin kişilik artış ve yüzde 4,1 işsizlik oranı baz senaryo olarak öne çıkıyor. Ancak ücret artışının yönü en az istihdam kadar önemli; çünkü Fed açısından hizmet enflasyonu ile ücretler arasındaki bağ henüz tamamen kopmuş değil.

İstihdamın 100 binin üzerine çıkması ve ücret artışının güçlenmesi, Fed’in daha şahin kalacağı beklentisini besleyerek ABD’nin iki yıllık tahvil faizini ve doları yukarı taşıyabilir. Bu senaryo gelişen ülke varlıkları, Türkiye eurobondları, büyüme hisseleri ve altın açısından baskı yaratır. Tersine, istihdam artışının 20 binin altında kalması veya işsizliğin yüzde 4,2’ye yükselmesi kısa vadeli faizleri aşağı çekebilir; fakat veri sert bir büyüme kaygısı üretirse riskli varlıkların vereceği olumlu tepki sınırlı kalabilir. Piyasalar için en elverişli kombinasyon, 20-80 bin bandında ılımlı istihdam artışı ve kontrollü ücret görünümüdür.

Avrupa ve Çin verileri de bu çerçeveyi tamamlayacak. Çin PMI göstergelerinin 50 eşiğine yaklaşması küresel sanayi ve emtia talebini destekleyebilir. Euro Bölgesi’nde yüksek öncü enflasyon ise Avrupa Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltabilir. Güçlü aktivite enflasyonla birlikte gelirse küresel tahvil faizleri yükselerek hisse senedi çarpanlarını baskılayabilir.

Hürmüz’de risk azalmadı, yalnızca fiyatı geriledi

Brent petrolün geçen haftayı 89 dolar çevresinde tamamlaması ve yüzde 5’in üzerinde gerilemesi, enerji risk priminin bir bölümünün geri verildiğini gösteriyor. Ancak Hürmüz’den geçen emtia gemisi sayısının perşembe günü 7’ye düşmesi, fiziki akışın hâlâ düzensiz olduğunu ortaya koyuyor. Brent’in 85 doların altına inmesi normalleşme; 85-95 dolar bandı kırılgan baz senaryo; 100 doların üzeri ise yeniden stres bölgesi olarak izlenmelidir.

Türkiye açısından petrol; cari açık, enflasyon beklentileri, döviz talebi ve uzun vadeli tahvil faizleri arasında doğrudan bir aktarım kanalı kurar. Brent’in 100 doların üzerine çıkması, düşük bir aylık TÜFE verisinin olumlu etkisini dahi gölgeleyebilir. Rusya-Ukrayna enerji altyapısı saldırıları ile Kızıldeniz’deki navlun ve sigorta primleri de enerji fiyatındaki her düşüşün kalıcı arz rahatlaması anlamına gelmediğini hatırlatıyor.

Bu haftanın stratejisi: Tahmin değil teyit yönetimi

Borsa İstanbul’da banka öncülüğünün sanayi ve ulaştırmaya yayılması, yükselişin kalıcılığı açısından önemlidir. Düşük enflasyon ve Brent’in 85 doların altına yönelmesi banka, GYO ve ulaştırmayı; yüksek enflasyon veya petrol şoku ise savunma, telekom ve döviz geliri yüksek şirketleri görece destekleyebilir. Kısa vadeli TL taşıma getirisi çekirdek olmayı sürdürürken, 2-5 yıl vadeye geçiş enflasyon ve rezerv teyidiyle kademeli yapılmalıdır.

Altındaki sert düzeltme de jeopolitik riskin bittiği anlamına gelmiyor. ABD reel faizleri ve güçlü dolar kısa vadede baskı yaratsa da rezerv çeşitlendirmesi, yüksek kamu borcu ve yaptırım riskleri orta vadeli koruma talebini canlı tutuyor. Çekirdek altın pozisyonunun sigorta niteliği korunurken, taktik pozisyonlarda fiyat teyidi öne çıkmalıdır.

Özetle en olumlu bileşim; düşük ağustos enflasyonu, ılımlı ABD istihdamı, Brent’in 85 doların altına gerilemesi ve Avrupa ile Çin’de kontrollü toparlanmadır. Yüksek yurtiçi enflasyon, güçlü ABD istihdamı ve petrolün 100 doların üzerine çıkması ise kur, faiz ve risk primini aynı anda zorlar. Bu haftanın doğru stratejisi tek bir veriyle yön tahmini yapmak değil, birbirini doğrulayan sinyalleri beklemektir. Çünkü piyasalar çoğu zaman verinin kendisinden değil, verilerin birbirini teyit edip etmemesinden yön bulur.

Doç. Dr. Gökhan Işıl