Fransa-Almanya otomotiv uzlaşısı Türkiye için ne anlama geliyor?

Fransa ile Almanya, otomotivde Avrupa üretimine öncelik veren ortak bir yaklaşım üzerinde uzlaştı. Henüz AB mevzuatına dönüşmeyen öneriler, Türkiye’deki üreticilerin teşviklere erişimi ve yeni yatırımlar açısından belirsizlik yaratıyor.
EKOTÜRK’ten Şenay Toluay, Fransa-Almanya otomotiv uzlaşısının ayrıntılarını ve Türkiye’nin ihracatı, teşviklere erişimi ve yeni yatırımlar açısından olası etkilerini derledi.
Fransa ve Almanya, 16 Ekim’de Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine ilişkin uzlaşı açıkladı. İki ülke, Avrupa’da üretimi destekleyen önlemlerle emisyon hedeflerindeki esnekliği aynı pakette buluşturmayı amaçlıyor.
Türkiye açısından tartışmanın merkezinde, “Avrupa’da üretilmiş” sayılacak araçların kapsamı bulunuyor. Bu tanım, Türkiye’deki fabrikaların belirli kamu alımları ve desteklerden yararlanmasını etkileyebilir.
Uzlaşı neyi kapsıyor?
Fransa ve Almanya, kamu alımları ve desteklerde Avrupa üretimine öncelik verilmesini istiyor. Bunun yanında otomotiv üreticilerine emisyon hedeflerinde daha fazla esneklik sağlamayı öneriyor.
Élysée’nin resmî açıklaması, iki ülkenin ortak yaklaşımını doğruladı. Ancak kapsama girecek ülkeleri ve ayrıntılı menşe koşullarını açıklamadı.
Dolayısıyla iki ülkenin uzlaşısı, henüz bütün AB için yürürlüğe giren bir düzenleme niteliği taşımıyor.
Üretim yeri ve parça kaynağı neden önemli?
Uzlaşıya ilişkin haberlerde, araçların belirlenen Avrupa üretim alanında monte edilmesi koşulu öne çıkıyor. Ayrıca batarya dışındaki bileşenlerde, değer bakımından en az yüzde 70 Avrupa içeriği gündemde. Bataryalar için ise başlangıçta yüzde 10 Avrupa içeriği şartı konuşuluyor.
Bu koşullar henüz nihai kuralları oluşturmuyor. Ancak Türkiye açısından parçanın menşei ile aracın montaj yeri arasındaki ayrım önem taşıyor.
Türkiye’de üretilen bir parça, Avrupa içeriği hesabına katılabilir. Buna rağmen Türkiye’de monte edilen araç, üretim yeri koşulu nedeniyle destek dışında kalabilir.
Gümrük Birliği otomatik güvence sağlıyor mu?
Avrupa Komisyonu, Sanayi Hızlandırma Yasası teklifini 4 Mart 2026’da sundu. İlk teklif, AB’nin serbest ticaret ve Gümrük Birliği ortaklarına belirli koşullarda katılım zemini sağlıyor.
Ancak Fransa-Almanya uzlaşısı, otomotivde bu kapsamın nasıl şekilleneceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin Gümrük Birliği ilişkisi, her yeni teşvik programından otomatik yararlanma garantisi vermiyor.
Nihai metindeki üretim yeri, menşe ve destek koşulları Türkiye’nin konumunu belirleyecek.
Satışlar, kamu alımları ve yeni yatırımlar etkilenebilir
Türkiye’de üretilen araçların belirli desteklerden yararlanamaması, satışta rekabet dezavantajı yaratabilir. Aynı destekleri alan rakip araçlar, alıcı açısından daha avantajlı hâle gelebilir.
Ayrıca Avrupa’da üretim şartı, Türkiye’deki fabrikaların belirli kamu ihalelerine erişimini sınırlayabilir.
Bir diğer risk ise yeni model ve kapasite yatırımları üzerinde yoğunlaşıyor. Üreticiler, gelecekteki yatırımlarında teşvik kapsamındaki ülkeleri tercih edebilir. Bu durum, Türkiye’nin yeni otomotiv yatırımlarını çekmesini zorlaştırabilir.
Bununla birlikte bu riskler, gerçekleşmiş ihracat kaybı veya açıklanmış fabrika taşıma kararı anlamına gelmiyor.
AB’de müzakere süreci devam ediyor
19 Ekim itibarıyla Fransa-Almanya uzlaşısı, Türkiye’yi dışlayan nihai bir AB düzenlemesine dönüşmüş değil. İki ülke, Avrupa düzeyindeki görüşmeler için ortak bir tutum oluşturdu. Yasalaşma sürecinde Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyinin kararları belirleyici olacak.
Mevcut tartışma, Türkiye’nin AB’ye otomotiv ihracatını yasaklamıyor. Ancak Türkiye’deki üretimin yeni destek sisteminin dışında kalması, ihracatta rekabet koşullarını ve yatırım kararlarını etkileyebilir.





