BAE’li siyaset bilimci Abdullah: Türkiye ile yeni bir sayfa açıyoruz

Saat Farkı’nda Feyza Gümüşlüoğlu bu hafta, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilişkilerinde son dönemde görülen yumuşamayı, BAE’li akademisyen ve yazar Abdulhalık Abdullah ile konuştu.

Öncelikle zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Türkiye ile BAE arasındaki son gelişmelerle başlayalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed el Nahyan ile bir telefon görüşmesi yaptı. Öncesinde de BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun’u Ankara’da kabul etti. Tüm bunlar gerçekten kritik gelişmeler. Önce şunu sormak istiyorum, yıllarca süren gerilimden, hatta düşmanlıktan bu noktaya nasıl geldik? BAE’yi, Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeye iten ne?

BAE bir süredir bölgedeki gerilimi azaltmak için harekete geçmiş durumda. Yaklaşık 1-2 yıldır bölgedeki tansiyonun düşürülmesi konusunda bölgenin önde gelen gücü ve sesi oldu. BAE’ye göre bölgede önde gelen aktörler arasında yeterince rekabet, gerginlik ve çatışma yaşandı. Bu nedenle gerilimi kademeli olarak ama emin adımlarla azaltmaya çalışıyor. Bu çaba aslında sadece Türkiye ile alakalı değil; Katar, Yemen ve Libya ile, genel olarak BAE’nin bölgeye ihtiyaç duyulan istikrarı geri getirme çabasının bir parçası. Sonuç olarak yıllardır devam eden anlaşmazlıklar, çatışmalar bizi hiçbir yere ulaştırmadı ve herkese pahalıya patladı, pek çok insana zarar verdi ve istikrar ihtiyacı duyan bölgeye yıkım getirdi. Şu an yeni bir dönemdeyiz, BAE’nin Türkiye ile ilişkilerinde de yeni bir döneme giriyoruz. Tekrardan 2011’deki durumumuza dönmeye çalışıyoruz. 10 yıl süren bir gerginlik yaşadık ve artık bunu geride bırakmanın vakti geldi.

BAE’nin dış politikasındaki daha genel dönüşüme ayrıca geleceğim fakat önce biraz daha açmak istiyorum. Arap Baharının başından bu yana ikili ilişkiler giderek kötüleşti. Müslüman Kardeşler muhtemelen en büyük sorundu, tabi Libya, Doğu Akdeniz gibi başka konularda da siyasi farklılıklar mevcut. Sizce bunca anlaşmazlığa rağmen Türkiye ve BAE arasındaki bu yakınlaşmanın devam etme potansiyeli var mı? Ya da şöyle sorayım; Müslüman Kardeşler halen büyük bir sorun mu?

Türkiye’nin Müslüman Kardeşlere verdiği destek nedeniyle bir kriz yaşadık. Bu sadece BAE için değil aynı zamanda Suudi Arabistan, Mısır ve bölgedeki birçok ülke için de sorun teşkil ediyordu. 2013’te Müslüman Kardeşlerin Mısır’da iktidara gelmesinden itibaren Türkiye’nin kucak açması, desteği, İhvan’ı bir değişim gücü olarak görmesi, bölgedeki etkisini artırmak üzere kullanması, bunlar büyük bir sorundu. Ancak nihayetinde Türkiye’nin Müslüman Kardeşler ile ilişkilerini gözden geçirmeye başlaması BAE ile ilişkilerde çok büyük bir itici güç. Ancak şunu da unutmayalım ki Türkiye son 10 yılda Mısır’la da karşı karşıya geldi, Sisi yönetimiyle ipleri kopardı, Mısır’ı istikrarsızlaştırma adına bazı adımlar attı. Son on yılda bu yönde davrandı. Ancak artık bu da geride kaldı. Keza Libya da bu dönemde Ankara ve Abu Dabi arasındaki krizi derinleştiren sorunlardan biriydi. Yani ortada birden fazla sorun mevcut. Müslüman Kardeşler bu problemlerden sadece bir tanesi. Şu anda Türkiye, BAE’yi önemli bir bölgesel aktör olarak tanıyor ve kabul ediyor ve bir uzlaşma sağlamak istiyor. BAE bu konuda çok esnek, çok pragmatik ve Ankara ile yeni bir sayfa açmaya hazır. Ankara ve BAE arasındaki ilişkiler, tekrar olması gerektiği yere dönüyor; ekonomik olarak, yatırımlar açısından, politik olarak, jeopolitik olarak, tekrar 2011’deki durumuna doğru gidiyor. Yani kısaca kötü ilişkilerle geçen bir 10 yılın sonunda, yeni bir 10 yılın başlangıcındayız…

İlişkilerimizin temel dayanak noktası ekonomi

İlişkilerin bu yeni döneminde sizce ekonomi mi ön planda olacak? Ankara’daki görüşmede her iki taraf da özellikle ekonomiye ve gelecek yatırımlara dikkat çekti. Sizce daha çok ekonomik ilişkiler mi önde olacak yoksa diplomatik ilişkiler de aynı oranda gelişecek mi?

BAE-Türkiye ilişkilerini yakından takip edenler iyi bilir; jeopolitik gerginliğe ve derin siyasi çatlağa rağmen… Bilhassa Türkiye’deki darbe sonrası Erdoğan’ın BAE’yi işaret etmesi ve daha pek çok şey, Türkiye bölgede ters giden her şey için BAE’yi suçladı, aynı şekilde BAE de bölgede olan her şey için İran ve Türkiye’yi suçladı. Yani böyle bir retoriğe rağmen ticari ilişkiler neredeyse hiç etkilenmedi. Yatırım tarafı, ilişkinin ekonomik tarafı. Bu, siyasi çatlağa rağmen hep devam etti. Hatta giderek daha da arttı ve iyiye gitti. Dolayısıyla ekonomi her zaman sağlamdı ve şimdi de iyi ilişkilerin geleceği için temel dayanak noktası olacak. Dolayısıyla jeopolitik bir yana, siyasi meseleler bir yana, gelecek yıllarda ilişkinin temel taşı ekonomi olacak.

Kimileri BAE’nin artık diplomasi stratejisini güçlendirdiğini ve maceracı dış politikasında yeni bir sayfa açtığını savunuyor. Siz ne dersiniz? BAE, özellikle ABD’de Biden’ın başkanlığını takiben nasıl bir politika adaptasyonuna gitti?

BAE son on yılda gelişmekte olan bir güç ve ağırlık merkezi haline geldi ve etkisi doğuda da batıda da arttı. Fas’tan Hindistan’a ve ötesine uzanan müttefikleri ve ortakları ile yükselen bir orta ölçekli güç olarak halen devam eden bir ivmeye sahip. Bu nedenle son on yılda Fas’tan Batı’ya, Hindistan’a, doğuya ve aradaki bölgelere uzanan geniş bir ilişkiler ağını kurmayı başardı. Dolayısıyla BAE önemli bir bölgesel güç olduğunu biliyor ve buna göre hareket ediyor. Bu konuda iddialı bir şey yok. Bunda maceracı bir şey de yok. Bu hayatın bir gerçeği. BAE, bölgenin en büyük ikinci ekonomisi, 400 milyar doların üzerinde bir ekonomi olarak sadece sert bir güç olarak değil yumuşak bir güç olarak da kullanılabilecek bir varlık fonu ile her yerde çok ciddi yatırımlar yapıyor. BAE, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve ötesinde önemli bir bölgesel oyuncu. Türkiye bir dönem bunu kabul etmek istemedi, ters gitti. BAE, Türkiye’nin yanı başına kadar ulaştı, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile Kıbrıs ile, Mısır ile iyi ilişkiler geliştirerek. Hiç kimse yükselen bir güç olarak BAE’yi küçümsememeli. Ya onunla iyi geçineceksin ya faydalanacaksın ama eğer ters düşersen bence bunun bedelini herkes öder. Bu nedenle Erdoğan’ın Şeyh Tahnun ile görüşmesinden hemen sonra yaptığı ve bölgesel bir güç olarak BAE’yi tanıdığını gösteren açıklamasını olumlu buluyor/takdir ediyoruz…

Görünüşe göre BAE de aynı şekilde Türkiye’yi bölgesel bir güç olarak kabul ediyor artık. Yani her iki taraf da farklılıklarına rağmen aradan geçen yaklaşık 10 yıl sonra birbirini kabul etti mi diyelim?

Kesinlikle, bunun her iki taraf için de önemli bir tanıma olduğunu düşünüyorum. Türkiye her zaman bölgesel bir güç olmuştur. BAE bunu çok iyi anladı, ama Türkiye daha da ileri gittiğinde, bölgede Suriye, Libya ve Tunus’ta, Afrika Boynuzu’nda vb. yayılmacı politikasında veya Müslüman Kardeşlere verdiği destekle. Bunlar zor zamanlar yaşamamıza sebep olan adımlardı. Sadece BAE-Türkiye ilişkileri değil, Suudi Arabistan, Mısır ve diğer büyük ülkelerle ilişkileri de zarar gördü. Türkiye’nin geri çekilmesi ve ekonomik olarak, yatırımlar ve jeopolitik bakımdan bu ülkelere ihtiyacı olduğunu kabul etmesiyle Türkiye ile ilişkileri yeniden gözden geçirme oldu. Türkiye bence artık ılımlı ve istikrarlı bir güç olma yolunda, BAE ve diğer tüm ülkeler de son on yıldır çatıştığımız bu yeni Türkiye’yi memnuniyetle karşılıyor…

Katar’la buzları tamamen eritiyoruz

Katar’daki ablukanın bu yılın başında sona ermesi de kritik bir politika değişimiydi. Abluka uygulayan dört ülke ve Katar arasındaki temel farklılıklar şüphesiz hala mevcut ama, sizce Körfez ülkeleri gerçekten yeni bir sayfa açtı mı? Birliğin (Körfez İşbirliği Konseyi) gelecekteki istikrarı için önündeki zorluklar neler?

Aslında biz buna boykot diyoruz, abluka değil. Katar’a hiçbir zaman abluka uygulanmadı ama evet üç buçuk yıllık bir boykot oldu. Ülkeler bu tür durumlarda genellikle ellerindeki her kozu kullanır, bazen büyükelçilerini geri çeker, bazen diplomatik ilişkileri düşürür, gerçekten ciddi bir hoşnutsuzluk olduğundaysa boykot yoluna giderler. Nitekim düşmanca bir tavırla karşılaştıklarında Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn; dört büyük ülke Katar’ın bu şekilde devam edemeyeceğini, taahhütlerini yerine getirmediğini gördü ve boykot etti. Ama üç küsür yıl sonra, altı ay önce Ocak 2021’de yapılan El Ula Zirvesi’nde bu boykotu, geçmişi ve gerilimi geride bıraktığımızı ve Katar ile ilişkilerde yeni bir sayfa açtığımızı düşünüyorum. Doğru yöne doğru gittiğimizi düşünüyorum. Bunun önemli bir sebebi BAE, Suudi Arabistan ve diğer aktörlerin oynadığı bu yeni rol çerçevesinde gerilimi azaltmak, çatışmaları aşmak ve yeni bir sayfa açmak. Bence bugün çok daha iyi bir noktadayız. Altı Körfez ülkesi bugün, geçen yıla göre daha iyi durumda. Ve bence bundan sonrası daha da iyi olacak. İlişkilerin eskisi gibi tamamen normale döndüğünü göreceksiniz. Şeyh Tahnun’un Katar’a yaptığı son ziyarette, Katar Emiri Şeyh Temim ile Şeyh Muhammed bin Raşid arasında Bağdat’taki zirvede gerçekleşen görüşmede de bunu gördük. Artık buzları eritme aşamasındayız, tren son durağına doğru gidiyor ve neredeyse varmak üzereyiz…

13 talep müzakere amaçlıydı, çoğu karşılandı”

Bu noktada şunu da merak ediyorum; Katar’dan 13 ayrı talep vardı. Katar’daki Türk üssü, İran’la çok yakın ilişkiler, Müslüman Kardeşlere verilen destek gibi konulardaBu yöndeki talepler hala geçerli mi yoksa artık gündemden tamamen çıktı mı?

Bu talepler sadece müzakere amaçlıydı. Katar’ın Müslüman Kardeşler ile ilişkisini yeniden gözden geçirmesi de dahil olmak üzere söz konusu taleplerin hepsine olmasa da birçoğuna ulaşıldığını düşünüyorum. Birincisi bu. Mısır’ı istikrarsızlaştırmaya yönelik söylemler ikinci bir meseleydi. Üçüncüsü, Al Jazeera’nin editoryal çizgisini değiştirdiğini düşünüyorum. Kabul edilebilir, makul bir seviyeye indirdiklerini gördük. Bu yüzden bence birçok cephede, genellikle bir anlaşmazlık olduğunda orta yolu buluyoruz ve bence bu konuda da orta yolu bulduk, hatta daha fazlasını elde ettik. Evet, Katar’ı boykot eden dört ülkenin kendi talepleri vardı ama bunlar müzakere içindi ve bunların yarısından fazlasının yerine getirildiğini düşünüyorum…

Riyad ile aramızda ekonomik bir rekabet var”

Son dönemde Suudi Arabistan ile BAE arasındaki bazı anlaşmazlıklar da ittifakın sorgulanmasına yol açtı. İki sıkı müttefik arasındaki sürtüşme sizce abartıldı mı?

Evet. Sanırım Veliaht Prens Şeyh Muhammed bin Zayed’in Suudi Arabistan’ı ziyareti sırasında Suudi veliaht Muhammed bin Salman ile görüşmesinde de bu ilişkinin ne kadar sağlam olduğu görüldü. Müttefikler gerek ikili gerekse bölgesel konularda aynı yerde duruyor. Bu yüzden önceden nasılsak hala öyleyiz. İki güçlü müttefikin ilişkisi eskisi kadar sağlam. Ancak son zamanlarda Arap dünyasının en büyük iki ekonomisi arasındaki rekabetin arttığını da görüyoruz. Suudi Arabistan ve BAE bölgede en büyük iki ekonomi. Özelleştirme açılımları var, bu nedenle birçok yasa ve yeni düzenleme yapılması gerekiyor. Bazen bu ekonomik rekabet çok sağlıklı olabilir. Ama eğer kontrolden çıkarsa sağlıksız ve kötü bir yöne de evrilebilir. Siyasi bir anlaşmazlık olursa işler daha da kötüye gider. Ama bence iki ülkenin de lideri bu rekabeti sağlıklı bir şekilde korumaya çalışıyor. Ekonomik rekabet her ikisi için de iyi…

ABD’ye olan güvenimiz en dip seviyede”

Biraz da ABD’yi konuşalım. Malum bölgedeki ABD varlığı bir süredir azalıyor. Son olarak Afganistan’dan çekilmesi de bunun açık bir işaretiydi. Şunu sormak istiyorum, Afganistan örneği özellikle Washington’a bağımlılık bakımından Körfez için ne gibi dersler taşıyor?

Washington, Körfez ülkeleri için vazgeçilmez bir partner olmaya devam edecek, her ne yaparsa yapsın hala bir süper güç. Afganistan’dan ya da başka bir yerden çekilse de gerçek şu ki halen tek süper güç. Tabii ki şimdi bir Çin rekabeti var ama yine de politik, askeri, teknolojik, finansal olarak, Türkiye’nin de bizim de Japonya’nın da Kore’nin de hatta Avrupa’nın da ihtiyaç duyduğu bir süper güç. Bu nedenle Amerika halen vazgeçilmez ve herkes de iyi ilişkiler istiyor. Körfez ülkeleri, özellikle de BAE, ABD ile son derece iyi ilişkilere sahip, 1971’deki kuruluşundan bu yana böyle. Ancak diğer yandan gerek dünya siyasetinde gerekse Washington’da yeni dinamikler var. ABD, küresel ölçekte rolünü yeniden düşünmeye başlıyor. Pek çok bölgeyle, özellikle de Orta Doğu’yla giderek daha az bağlantı istiyor. Bu kapsamda şimdi Afganistan’dan çekildiklerini görüyoruz. Irak, Suriye ve diğer yerlerde varlıklarını azaltmaktan bahsettiklerine şahit oluyoruz. Bu yüzden kendisini artık Orta Doğu’dan soyutlamaya çalışan yeni Amerika’ya uyum sağlamamız gerekiyor. Diğer yandan Afganistan’dan çekilmesi, bir başka sorunu daha gündeme getirdi: ABD’ye duyulan güven. Bence bugün ABD’ye, ABD’nin istihbarat öngörülerine, korumasına olan güven en düşük seviyesinde. Bir gün bir şey söyleyen, sonraki hafta fikrini değiştiren ve aslında neler olup bittiğinden haberdar olmadığını anladığımız Amerikan başkanlarına güven çok azaldı. Amerika’nın bunu telafi edip edemeyeceğini açıkçası bekleyip görmemiz gerekiyor Feyza…

Peki BAE’nin “Amerika-sonrası dönemiçin vizyonu nedir? Veya ne öneriyorsunuz?

ABD ile mümkün olan en iyi ilişkiyi sürdüreceğiz, ancak dünya Amerika sonrası aşamaya geçiyor ve bu Amerika sonrası aşama, Amerika’nın artık dünyayı tek başına yönetemeyeceği anlamına geliyor. Ama aynı zamanda tüm ülkeler birlikte ABD olmadan yine dünyayı yönetemez. Bizim anladığımız kadarıyla Amerika sonrası dönem bu. Dolayısıyla bu Amerika sonrası döneme hazırlanmak gerekiyor. Bunun Körfez güvenliği için de önemli sonuçları olacak ve muhtemelen “Amerika sonrası Körfez” denilen yeni bir aşamaya gireceğiz. ABD, önümüzdeki beş yıl içinde muhtemelen askeri, belki siyasi olarak yüzde 1, belki yüzde iki veya yüzde 10 varlığını azaltacak ve Körfez ülkeleri o günün geleceği yöne doğru gidiyor.

Taliban ülke yönetmeyi bilmiyor”

Afganistan’dan bahsetmişkenÇok kısa bir süremiz kaldı ama kapatmadan önce bunu da sormak istiyorum. Taliban’ın yönetimi ele geçirmesini nasıl görüyorsunuz? ABD’nin çekilmesinden sonra Katar Afganistan’da kilit bir oyuncu olarak sahneye çıktı. Ayrıca Taliban’ın Katar ve Türkiye ile Kabil havalimanının işletilmesi için görüşmelerde bulunduğunu, yine ABD operasyonlarının Katar’a kaydırıldığını biliyoruz. Tüm bunlar şüphesiz Doha’nın etkinliğini artıracak. Öte yandan Eşref Gani ise BAE’de. 1990’larda BAE, o dönem Taliban yönetimini tanıyan birkaç ülkeden biriydi. Peki şimdi ne olacak? BAE’nin yeni Taliban dönemi için stratejisi nedir?

Doğrusu Taliban’ın bu şekilde yönetimi ele geçirmesi pek rahatlatıcı değil. Açık olalım, Taliban hala çok ideolojik bir hareket, 1996 ila2001 arası ilk dönemde gördüğümüz gibi, bir ül1keyi nasıl yöneteceğini de bilmiyor. El Kaide gibi terör örgütleriyle ilişkileri var ve şimdi belki bir de IŞİD ile uğraşmak zorundalar. Ortaya çıkan kargaşa ve kaostan yararlanmaya çalışıyorlar. Afganistan, Körfez ülkelerinden sadece 2 bin kilometre uzakta ve eğer Afganistan’da istikrarı bozan bir durum oluşursa bu elbette endişe verici. Ancak yine de BAE’nin Taliban ile geçmişten gelen bir ilişkisi var. Taliban ve ABD arasındaki ilk tur görüşmelere 2018’de Abu Dabi’de ev sahipliği yaptık ve bu yüzden onlarla iyi ilişkilerimiz var, tıpkı diğer Körfez ülkeleri gibi. Yani sadece Katar değil. Hep birlikte bekleyip görelim, altı ay sonraki Taliban nasıl olacak. Şayet gerektiği gibi davranırlarsa, o zaman bence dünyadaki her ülkenin Afganistan’ın istikrara kavuşmasından çıkarı var. Ama eğer 1996’daki gibi davranırlarsa, o zaman uluslararası toplumun onlara karşı duracağını ve işlerin kendileri için pek iyi gitmeyeceğini düşünüyorum. Bu sefer daha önceki gibi beş yıl bile dayanamayabilirler…

Kısaca bekleyip görelim diyorsunuz o zaman…

Kesinlikle, hepimiz beklemedeyiz. Afganistan’ı çok yakından takip ediyoruz ve herkes gibi olayları izliyoruz.

Ne yazık ki zaman doldu. İnşallah İstanbul’a geldiğinizde kahve içer ve bölgesel gelişmeleri konuşmaya devam ederiz…

Ankara’da veya İstanbul’da buluşmak için sabırsızlanıyorum.

Lütfen İstanbul’da yapalım çünkü Ankara’yı pek sevmiyorum

Tamam İstanbul olsun inşallah…

Çok teşekkürler, Profesör. Şükran cezilen…

Röportaj: Feyza Gümüşlüoğlu