Dijital otoriterlik yükselişte, sosyal medya yeni cephe

Feyza Gümüşlüoğlu, Saat Farkı programında bu hafta dijital medya ve siyaset ilişkisi üzerine çalışan, Katar’daki Hamad bin Halifa Üniversitesi’nde görev yapan İngiliz akademisyen Doç. Dr. Marc Owen Jones ile yeni çıkan “Ortadoğu’da Dijital Otoriterlik” isimli kitabı üzerine konuştu.

FG: Hoş geldiniz Dr. Marc, programıma katıldığınız için çok teşekkür ederim. 

MJ: Beni ağırladığınız için ben teşekkür ederim. Burada olmak harika…

Kitap için de ayrıca tebrik ve teşekkürler. Kitap hakkında detaylı konuşacağız, “Ortadoğu’da Dijital Otoriterlik”. Hükümetlerin vatandaşlarını teknoloji aracılığıyla kontrol etmelerinin bir yolu olarak, dijital otoriterlik şüphesiz sadece Orta Doğu ile sınırlı değil, aynı zamanda köklü demokrasiler tarafından da destekleniyor. Öncelikle, bölgeye odaklanmadan önce küresel bir perspektif almak istiyorum. Hükümetler ve diğer devlet dışı aktörler Orta Doğu ve ötesinde sosyal medya ve dijital teknolojiyi nasıl kullanıyor? Küresel eğilim ne yönde? Bazı yaygın uygulamalar neler? Önce bize geniş bir resim çizebilir misiniz?

Evet, tüm hükümetler nüfuslarını kontrol etmek için dijital teknoloji formları kullanıyor. Bunu farklı şekillerde yapıyorlar. Mesela küresel perspektiften ortak olanı sosyal medya. Sosyal medya her yerde. Facebook, Twitter, Snapchat, Tik Tok. Bu teknolojiler insanları gözetlemek için nasıl kullanılabilir? Örneğin, ABD’de gördüğümüz şey, verilerin vatandaşlardan toplanması ve bunların daha sonra kullanılıp şirketlere satılması. Orta Doğu’da ise verilerin genellikle başka şekillerde kullanıldığını görüyoruz. Bu bilgiyi bu kişinin kim olduğunu bulmak için kullanabilir ve sonra bu bilgiyi onları tutuklamak veya suçlamak veya hapse atmak için kullanabilir miyiz?  Ama daha uğursuz şeyler de var. Bakın, örneğin, ABD. Evet, dünyanın en büyük demokrasilerinden biri. Ancak yıllar önce Edward Snowden’dan e-postanıza, gmailiniz’e, özel bilgilerinize erişme yeteneğine sahip olduklarını gördük. İngilizler web kameranıza erişebilecek ve dizüstü bilgisayarınızı açıp neye baktığınızı görebilecek teknolojiye bile sahip. Bunlar bazı örnekler. Özellikle Ortadoğu’da giderek daha fazla gördüğümüz şeyse casus yazılım olarak adlandırılan, genellikle bir e-posta eki olarak veya yalnızca Iphone’unuz aracılığıyla kötü niyetli olarak gönderilen, Pegasus gibi, Avrupa veya İsrail teknolojisinin kullanılması. Bu telefonunuza erişir, mikrofonunuzu etkinleştirmek ve özel konuşmalarınızı kaydetmek için WhatsApp’ınıza, mesajlarınıza bakabilir. Bunlar da olan şeyler. Bu daha çok gözetleme. Ve bir de elbette dezenformasyon var…

Evet, bunun hakkında konuşacağız. 

Evet konuşacağız…

Sizin de değindiğiniz dezenformasyon konusunda genelde Rusya ve Çin gibi ülkelere odaklanma eğilimi var. Ancak sizin odak noktanız Orta Doğu. Biraz burayı konuşalım o nedenle. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan gibi birçok bölgesel ülkenin bu alana yoğun bir şekilde yatırım yaptığı bir sır değil. Şunu sormak istiyorum Dr. Jones, hangi ülkeler dijital güvenlik için ciddi bir tehdit oluşturuyor sizce? Hangilerini en tehlikeli olarak tanımlarsınız, ve neden? 

Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail için dijital süper güçler diyebilirim. Peki dijital süper güç nedir? Dijital bir süper güç, nüfusunu kontrol etmek veya yurtdışındaki nüfusları etkilemek için dijital teknolojiyi hem yerel hem bölgesel hem de uluslararası olarak kullanabilen ülkedir. Ve özellikle Arap dünyasında BAE ve Suudi Arabistan’ın en baskın olduğunu söylememin nedeni, bu teknikleri diğer ülkelerden daha fazla kullandıklarını gösteren kanıtlarımız olması. Bu konuda örnekler vermekten mutluluk duyarım. Örneğin, Suudi Arabistan özellikle ilginç bir vaka. Veliaht prens ve de-facto hükümdar Muhammed bin Selman’ın yükselişinden beri birden fazla teknik benimsediklerini biliyoruz. Bunlardan biri de ‘elektronik sinekler’ ile Twitter’ı kontrol etmek. Bu da Twitter orduları demek. İnsanlara gerçekten propaganda yapmaları ve internette insanları korkutup taciz etmeleri için para ödüyorlar. Ve mesele şu ki, dijital bir süper güç olduğunuzda önemli olan nüfusunuzdur. Arap dünyasında Suudi Arabistan, en kalabalık devletlerden biri. En kalabalık değil, ama en derin teknolojik altyapıya sahip. Bu nedenle, insanlara bu propagandaya katılmaları için ödeme yapmak için bir nüfustan ve onun petro kaynaklarından yararlanabiliyor. Ve yurtdışında operasyonlar yapıyorlar. Timeline’ı manipüle eden Suudi yanlısı hesaplar gördük, mesela eski ABD başkanı Donald Trump’ın Twitter timeline’ını. Bunu manipüle ettiler. Twitter’ın San Francisco’daki merkezine casuslar gönderdiler ve onlara para ödediler. Yakın zaman önce bir jüri, Suudi Arabistan için casusluk yapmaktan bir adamı suçlu buldu. Bu adam aslında geçmişte Twitter’da çalışmış, Suudi Twitter kullanıcılarından özel bilgiler almak ve ardından Suudi Arabistan’a göndermek karşılığında para almaktan suçlu bulundu. Bu gerçekten korkunç. Ve en önemlisi, bunu gerçekten ölçebiliriz. Bu nedenle bir örnek daha alalım. Twitter, devlet destekli etki operasyonları dedikleri arşivleri yayınlıyor. Bunlar, hükümetler tarafından propaganda ve dezenformasyon yaymak için çalıştırıldığına inandıkları Twitter hesapları. Hangi ülkenin en çok hesaba sahip olduğunun listesini sayarsanız, en üstte Çin var. Ama iki numara İran veya Rusya değil, Suudi Afrabistan ve BAE, birlikte. Bu ikisini bir olarak aldılar çünkü aradaki farkı bile anlayamadılar. Twitter bu hesapları incelediğinde, Suudi Arabistan’la BAE’yi bir arada aldı. Yani bunu tespit etmenin yolları var. Gözetim açısından, BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail casus yazılımı Pegasus’un müşterileri olduğunu biliyoruz ve bunu vatandaşlarına karşı kullandılar. En önemlisi, gazeteciler yakın zamana kadar, Pegasus kullanan bilinen en büyük saldırıya uğramış gazeteci grubu El Cezire gazetecileriydi. Bu yüzden bu ülkelerin bölgedeki diğer tüm ülkelerden daha ciddi bir sabıkaya sahip olduklarını biliyoruz. Bunu yapabilmelerinin sebebi de paraya sahip olmaları. Muhammed Bin Salman, Muhammed Bin Zayed, bu adamların yükselen padişahlar olduğunu biliyoruz. Kendilerini bölgenin kaderini değiştiriyor olarak görüyorlar. Ve bölgede İran ve Türkiye’ye karşı bir güç bloğu oluşturmak istiyorlar.

ARAP BAHARI SONRASI DİJİTAL OTORİTERLİK YÜKSELİŞE GEÇTİ

Bu arada, Dr. Jones, size ayrıca bunların ne kadar etkili olduğunu da sormak istiyorum. Sosyal medyanın bölgedeki halk ayaklanmalarındaki rolü ne? Arap Baharı çok iyi bir örnekti bence. İnternet ve sosyal medya demokrasileri bozmak için de kullanılabilir, diktatörlükleri istikrarsızlaştırmak için de. Bu yüzden sosyal medyanın Arap Baharı’ndaki ve diğer popüler ayaklanmalardaki rolünü gerçekten merak ediyorum. Sadece bir gazeteci değil aynı zamanda aktif bir Twitter kullanıcısı olarak da sormak istiyorum, manipüle edilmiş bir kampanyayı nasıl fark ediyorsunuz, veya edebiliyor musunuz? Çünkü bazen, belki de çoğu zaman, gerçek bir toplumsal hayal kırıklığı gibi görünen şey, aslında sahte hesaplar tarafından tetiklenmiş oluyor. Nasıl ayırt etmeli? Buradaki ince çizgi ne? 

Bunların hepsi önemli sorular. İlkine döneceğim, Arap ayaklanmalarında sosyal medyanın rolü… Ve bu gerçekten iyi bir soru çünkü 2011’de ayaklanma başladığında herkes olumlu tekno ütopik vizyonundan bahsediyordu. Sosyal medya Arap dünyasına demokrasi getirecekti. Ve bir dereceye kadar bu doğruydu. Ama bu konuda net olmalıyım. Sosyal medyanın etkisi bence abartılıydı. Evet, önemliydi, ama o sırada başka birçok şey de oldu. Ekonomik durgunluk, sübvansiyonların kaldırılması… Örneğin, Mısır’da devam eden otoriterliğe karşı yıllarca hatta onlarca yıllık aktivizm vardı. Ve bütün bunlar bir araya geldi. Ve evet, bir kıvılcım. Muhammed Bouazizi’nin Tunus’ta kendini kurban etmesi gerçekten önemliydi ve insanlar sosyal medyayı ağ kurmak için kullanabildiler. Ama aynı zamanda geleneksel medya, forumlar gibi geleneksel internet medyası da önemliydi. Ve bu, insanların bir ağ kurmasına izin verdi. Yani başlı başına sosyal medya değil, insanların sosyal medyaya karşı tutumları onu tanımlar. Yeni bir teknoloji çıktığında önce bir balayı dönemi vardır. Ve balayı dönemi, insanların sosyal medya veya yeni bir teknoloji konusunda saf olduğu zamandır. Twitter’ı kullanacaklar, Facebook’u kullanacaklar ve aktivist gibi görünen bir kişiyle bağlantı kuracağım diye düşünecekler. Sohbete başlayacağız, başka bir kişiyle bağlantı kuracağız, diye. Bu ağları zamanla oluşturursunuz, otoriterliğe direnmek için bu ağlara ihtiyacınız vardır. Problem şu ki, insanlar bunu yaparak farkına varmadan, eylemci gibi görünen anonim bir hesapla konuşarak tuzaklara düştü, halbuki pekala gizli polisle veya istihbaratla konuşuyor olabilirlerdi. Ve tam olarak olan da buydu. Kısa süre içinde de rejimler bunu fark etti. Peki ne yaptılar? Sosyal medyayı seçtiler ve istihbarat toplama aracı olarak kullanmaya başladılar. Sanırım sosyal medyanın önemli olduğu bir dönem geçirdik, ama tek başına sosyal medya değildi. İnsanların sosyal medyadaki naifliği, onların ağ kurmalarına izin verdiği için etkili olmasına izin verdi. Ama çok geçmeden rejimler bu ağları paramparça etti ve bunu akılda tutmak gerçekten önemli.

Arap Baharı, sonrasında bölgede dijital otoriterliğin yükselişine katkıda bulundu öyleyse… 

Kesinlikle, çünkü otoriter rejimlerde olan şey, hiçbir rejim statik değildir. Sanayileşme; zaman değişir, teknolojiler değişir. Ve otoriter rejim yeni tehditlere uyum sağlamalıdır. Bu şekilde hayatta kalırlar. Hayatta kalamasalardı zaten otoriter rejimler olmazlardı. Yani yeni bir teknoloji geldiğinde, yetmişli yıllarda İran örneğinde mesela, insanlar eskiden ne yapıyordu? Dini liderlerin vaazlarıyla kasetleri paylaşırlardı. Ama bu yasaktı. Yeni teknoloji buydu o zaman. Şimdi ise dijital medya. Yani rejimler düşünmek zorunda, bu yeni teknolojiyi nasıl kontrol edebiliriz? Bu da onların tepki vermesini sağladı, yeni yasalar oluşturup yeni baskı teknikleri yaratarak. Yani bir bakıma evet, dijital otoriterliğin yükselişine yol açtı. Ama bu sadece bu özgürlük anına karşı tepkiydi.

HÜKÜMETLERİN DEZENFORMASYONLA MÜCADELEDE ROLÜ ÖNEMLİ

O zaman şunu sorayım, daha az otoriter bir dijital alan yaratmak için potansiyel çözümler neler? Uluslararası kuruluşların, büyük teknoloji firmalarının, yanlış bilginin sınırlandırılması veya sansürlenmesindeki rolü ne olmalı sizce? Hükümetler daha fazla dahil olmalı mı? Çünkü çok fazla dahil olduklarında da bu defa daha fazla devlet kontrolü riski doğuyor. Buradaki denge ne olmalı? Hükümetlerin ve diğer devlet dışı aktörlerin rolü ne olmalı?

Bunlar gerçekten büyük sorular ve önemli sorular, dijital alanın nasıl düzenleneceği konusu… Ve bence, yine hükümete bağlı. Her hükümet aynı değildir. İster demokratik ister otoriter olsun, başarılı olmuş ve sorunu çözebilen çok az hükümet örneği var. Ama önemli olan, dezenformasyon ve dijital otoriterlik sistemi içinde ele alınabilecek farklı stratejiler var. Bir örnek vermem gerekiyor çünkü büyük bir problemden bahsediyoruz. Mesela, Arap dünyasında gördüğünüz bazı dezenformasyonlara bir göz atalım. Nasıl yaratıldılar? Bunların hepsi sadece rejimler tarafından yaratılmadı. Bir İngiliz şirketi var, havalı bir İngiliz şirketi, Mayfair ile çalışıyor, belki Oxford veya Cambridge’den gerçekten iyi maaşlı mezunlar var. Bir halkla ilişkiler (PR) şirketi için çalışıyorlar. Bu PR şirketi, BAE Yüksek Medya Konseyi tarafından, örneğin Katar aleyhine karalama kampanyası yapmak için işe alındı. Bu örnekte, Cambridge Analytica’ya bağlı, işi kelimenin tam anlamıyla başka bir ülke hakkında çatışmaya yol açabilecek düşmanca, olumsuz dezenformasyon yaratmak olan bir İngiliz şirketi var. Bu sorunu nasıl çözersiniz? Bunu sosyal medya düzeyinde ele alabilirsin. Veya, örneğin, Birleşik Krallık hükümetine gidip diyebilirsin ki, nitekim ABD’de olan bu, bu tür operasyonlarda bulunmak için yabancı bir güçten para alan her şirketin kayıtlı veri tabanına sahip olmak zorundasınız. Ve belki de bu, sorunun bir parçasını keser. Sorunu tamamen çözmez, ama sorunun çok büyük olduğunu söylüyorum. Bunu nasıl ele alırız? Farklı şekillerde ele almalısınız. Hükümet rolü önemli. Sosyal medyayı kontrol etmek için kimsenin hükümete güvenebileceğini sanmıyorum. Bu nedenle en azından bu sorunu gidermeye yardımcı olacak tüm olası çözümlere sahip olmak gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN DEZENFORMASYONA MARUZ KALMASI DIŞ POLİTİKAYLA İLGİLİ

Dr. Jones, Türkiye hakkında da bir soru sormak istiyorum, çünkü Türkiye ile ilgili ilginç bir durum var. Birkaç yıl önce -2018’de- yayınlanan bir rapora göre, dezenformasyona en çok maruz kalan ülke %49 ile Türkiye olmuş. İlk olarak, neden böyle sizce? Bazı ülkeleri dezenformasyona ve sahte haberlere karşı daha savunmasız kılan şey ne? Ve buna bağlı bir başka soru; Türkiye’de sosyal medyada bazı etiketleri ve dijital kampanyaları analiz ettiğinizi biliyorum. Genel olarak gözlemleriniz neler?

Türkiye büyük bir ulus. Avrupa’nın ve Asya’nın merkezinde. Suriye’de; Ortadoğu’da menfaatleri var. Rusya ve Suudi Arabistan gibi devletlerin de aynı şekilde burada menfaatleri var. Bu kombinasyon söz konusu olduğunda, dezenformasyon kampanyaları kaçınılmazdır. Ama başka bir örnek söyleyeyim. Özellikle Orta Doğu’ya geri dönelim. Türkiye neden bu dezenformasyonun hedefi oldu? Bunun bir kısmı Muhammed Bin Selman’ın ve Muhammed bin Zayed’in yükselişiyle alakalı. İran’a karşı çıkmak için başka bir blok oluşturmak istediler ve hedef Türkiye’ydi. Çünkü Türkiye’yi ve Katar’ı bölgede İslamcı bir hareket yaratan güçler olarak gördüler. Ve İslamcılığa karşı savaşmak istediler. Bu nedenle Türkiye’nin eylemlerini hedef alan propaganda ve dezenformasyon yoluna başvurdular. Yani bir bakıma bu dezenformasyon, bu devletlerin dış politika hedefleri ile ilgiliydi. Ama Rusya’ya da bakabilirsiniz. Örneğin Türkiye’nin Suriye’deki varlığına bakabilirsiniz. Kürt meselesine bakabilirsiniz. Türk hükümetini hedef almak isteyebilecek her türlü çıkar grubu var ve bu bilgi savaşı, dezenformasyon, propaganda, savaşta yeni bir cephe. Türkiye de bunun kurbanlarından biri oldu. Geçen yıl yaptığım bir analizde, “Help Turkey” etiket kampanyasını incelemiştim…

Orman yangınları zamanında…

Evet. Bu anlaşılırdı çünkü insanlar gerçekten önemli konulara girmek istiyorlar ve bunlar da ekolojik olarak önemli konular, ve Türk hükümetini zayıf göstermek istediler. Ancak diğer yandan Türk hükümetinin de kendi dezenformasyon aygıtları var. Biliyorsunuz, kaynaklarını seferber edebiliyorlar. Ve bu sadece hükümet değil, partiler. Siyasi partiler, daha sonra kullanabilecekleri, veya herhangi bir şekilde kamuoyundaki tartışmayı etkilemeye çalışmak için dezenformasyon operasyonlarına sahipler. Ve bu, daha önce meşru endişeler hakkında sorduğunuz soruya geri dönüyor. Eğer şu anda bir siyasi partiyseniz, neden görevi sosyal medyayı izlemek ve kamuoyunu etkilemeye çalışmak olan bir propaganda ekibiniz olmasın? Dijital otoriterliğin korkutucu yanı da bu. Ortada dönen tartışmaların gerçekten organik oldukları için mi yoksa hükümetler, siyasi partiler veya Londra’da çalışan şirketler tarafından başlatıldığı için mi yapıldığını bilmiyoruz…

Ve sıradan bir insanın bunu bilmesinin bir yolu yok?

Çoğunlukla hayır…

Sizin gibi bir uzman olmak gerekiyor herhalde…  

Açığa çıkarabilecek bazı şeyler var, ama genel olarak konuşursak, bu şeyleri fark etmek kolay değil çünkü manipülasyonu tespit etmek için, kalıpları ve anormallikleri bulmak için bazen büyük bir veri kümesine bakmanız gerekir. Ve bunu her zaman anında yapamazsınız. Evet, bir bot hesabı tamamen büyük harflerle yazdığı için fark edebilirsiniz ya da örneğin, 2012’de açılmış çok eski bir hesaptır ve sadece dört tane twiti vardır. Bunun gibi küçük şeyler var, ama bunlar sahte hesapları tanımlamanın harika yolları değil. Genellikle binlerce hesaba bakmanız ve ardından bunları bulmak için birbirleriyle karşılaştırmanız gerekiyor…

Bir sürü iş…

Çok ciddi iş evet. Bu yüzden buradayım…

ELON MUSK BOTLAR KONUSUNDA HAKLIYDI

Evet, öyle… Son bir soru, malum Elon Musk’ın Twitter’ı satın almasıyla ilgili büyük tartışmalar koptu. Musk anlaşmayı feshetti ama çok soru da doğdu; kendisi platformda şirketin iddia ettiğinden daha fazla bot ve sahte hesap olduğunu öne sürdü. Merak ediyorum, sizce haklı mıydı? Botların ve sahte hesapların gerçek yaygınlığı nedir? Ve bunların küresel ölçekte kamuoyu üzerindeki etkisi sizce ne?

Elon Musk’tan ne kadar nefret etsem de bence bu konuda haklı olabilir. Çalışmalar aslında Twitter’da kaç bot olduğuna baktı, ama aralık değişiyor. Bazıları Twitter’daki hesapların yüzde 30’una kadarının bot olduğunu tahmin ediyor. Bazıları belki yüzde 5 diyor. Yani büyük bir varyasyon var. Kendi deneyimim, Twitter’ın botlardan kurtulmak için iyi bir iş çıkarmadığı yönünde. Bu yüzden Twitter’da çok daha fazla bot olduğunu düşünüyorum. Kamuoyunu etkilemeye gelince, bunu belirlemek çok zor. Ama şu şekilde düşünün. Twitter botları belirli eğilimlerin öne çıkmasını artırabilir ve diğerlerinin önemini azaltabileceği için görülmeyen tartışmalar var. Sanırım günün sonunda çoğumuz en azından bazı şeylere tanık olduk, bir bot veya troll tarafından yaratılan bazı haberlerden mutlaka etkilendik. Büyük ve korkutucu olan şey, sahte olduğunu bilmiyorsak sahte bir şeyden etkilendiğimizi nasıl bileceğiz?

Evet bütün mesele de bu… 

Ve bu yüzden sorunun çok büyük olduğunu düşünüyorum. Twitter’ın açığa çıkaracağından çok daha büyük. Elon Musk’la hem fikir olduğum tek konu bu. Özellikle Arapça dilinde Ortadoğu’da büyük tartışmalar var, bunların çoğu muhtemelen botlar, troller veya hükümet yanlısı hesaplar tarafından tetikleniyor. Dolayısıyla tüm sivil toplum, kamusal alan, demokratik bir şeyleri tartışmak istediğimiz alan ya botlar ya troller ya da hükümet yanlısı hesaplar tarafından yönetiliyor. Ve bu büyük bir problem…

Sıradan sosyal medya kullanıcılarına tavsiyeleriniz var mı? Çok kısa, son bir dakikada da tavsiyelerinizi alayım… 

Sanırım tavsiyem her zaman şu; biraz da şakayla karışık; Twitter’dan ayrılın diyebilirim, bu benim tavsiyem. Ayrıca bir şey haddinden fazla ilginç, çok sulu veya çok müstehcen görünüyorsa, retweetlemeyin. İki kere düşünün. Çünkü büyük olasılıkla sahte haberdir. Çünkü sahte haberler hakkında bildiğimiz şeylerden biri de, doğru bilgilerden çok daha hızlı yayılmaları ve sorumlu olmanız gerekmediği için sahte haberler yapmanın kolay olması. Siz bir gazetecisiniz, iyi bilirsiniz. Bunlar duygusal duyularımıza hitap etmek için tasarlanmış şeyler. Yani bir şey sizde belirli duyguları fazlasıyla harekete geçiriyorsa, mutlaka sorgulayın…