Z kuşağı çocuk yapma konusunda isteksiz

Feyza Gümüşlüoğlu, Saat Farkı programında bu hafta dünya genelinde doğurganlık ve doğum oranları, ebeveyn rolleri ve aile kavramı üzerinde çalışan, çocuk yapmama kararı alan çiftlerin motivasyonlarını incelediği “Childfree by Choice” adlı kitabın yazarı ABD’li sosyolog Dr. Amy Blackstone’u konuk etti. 

Hoşgeldiniz profesör. Yayına katıldığınız için teşekkür ederim…

Teşekkürler, burada olmaktan mutluyum.

Çok teşekkürler. Profesör, “Childfree by Choice” (Tercihen Çocuksuz) adlı kitabınız çok ilgimi çekti. Öncelikle size şunu sormak istiyorum, bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Sadece akademik bir araştırma mı yoksa sizin için aynı zamanda kişisel bir seçim mi?

Dürüst olmak gerekirse ikisinden de azar azar. 2008’den beri bu araştırmayı yapıyorum ve başladığımda gerçekten kendi hayatımda bir dönüm noktasındaydım. 30’lu yaşlarımın ortalarındaydım. Büyürken hayatım boyunca bir gün anne olacağımı varsaymıştım ve birçok arkadaşımın tarif ettiği o anne olma dürtüsünü hala hissetmiyordum. Bende bir sorun olduğunu düşündüm ve bu yüzden benim gibi insanlar hakkında biraz daha fazla şey öğrenmek, okumak için sosyoloji literatürüne döndüm. Ebeveyn olmayan insanların deneyimleri nelerdi? İnsanlar ebeveynliğin kendileri için doğru olup olmadığına nasıl karar veriyordu? Benim sorunum bir kadın olarak bu anne olma dürtüsünü hissetmememdi, 2008 yılıydı. Kariyerimin iyi bir noktasında; üniversitede tam kadrolu olarak göreve yeni başlamıştım, her türlü iş güvencem vardı ve bu, mesleğim açısından çok fazla risk almadan yeni bir araştırma alanına girebileceğim anlamına geliyordu. Ben de düşündüm ki, çocuksuz olma deneyimiyle ilgili tüm bu sorularım var. Literatüre başvurarak onlara cevap alamadım, aslında bu konuda beklediğimden çok daha az araştırma vardı ve bu yüzden madem öyle kendim araştırayım dedim! Keşfettiğim için de çok mutlu oldum. Tamam, bazı alanlarda bende ters giden bir şeyler olabilir. Ama ebeveyn olmak istememem, daha az kadın olduğum veya bir kadın olarak bende bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Kendimize bugüne kadar söylediğimiz şeylerden biri, kadınların doğal olarak anne olmaya yöneldiği, doğal olarak anne olmaya meyilli olduklarıdır. Ama okudukça öğrendim ki, kadınlar için, onları ebeveynliğe iten herhangi bir şey olduğunu gösteren hiçbir bilimsel kanıt yok. Cinsellik dürtümüz var ve bu da bazı çiftler için nihayetinde çocukla sonuçlanıyor. Ama bizi asıl yönlendiren şey annelik değil cinsellik dürtüsü. Kadınlar en az 20 yıl boyunca başka bir insanı beslemek gibi doğal bir eğilime sahip olduğundan değil yani…

Bunu özellikle soracaktım, madem değindiniz şimdi sormuş olayım. Zira bu 30’lu yaşlarının başında bir kadın olarak şahsen benim de merak ettiğim bir konu… Sizin dediğiniz gibi bir “annelik içgüdüsü” kavramı var. Ama anladığım kadarıyla bu kadınlar için biyolojik bir realiteden ziyade daha çok sosyal ve kültürel olarak kurguladığımız bir şey?

Evet doğru. Ancak annelik içgüdüsü terimini kullandığımızda tam olarak neden bahsettiğimize dikkat etmemiz gerekiyor. Hamile kalmadan önce bizi hamile kalmak istemeye iten hiçbir şey yok. Bizi hamile kalmadan önce emzirmek istemeye iten hiçbir şey yok. Oksitosin adı verilen ve hamile kaldıktan sonra kadınlarda harekete geçen bir hormon var evet, ama bunun doğumdan sonra aktive olduğu biliniyor. Buna besleyici gen de denir. Bu hormon, evlat sahibi olduktan sonra onu beslemek için bir dürtü. Ama hamile kaldıktan sonra, çocuk sahibi olduktan sonra. Hamile kalma dürtüsü değil…

Harika. Bu durumda bende de bir sorun yok o zaman!

Hayır! Tebrikler.

ÇOCUĞU OLMAYANLARIN BENCİL VE DAHA AZ SEVECEN OLDUĞU ALGISI YANLIŞ

 

Bunu duyduğuma sevindim! Peki hocam, çocuk yapmamaya karar verenlere toplumun genel tepkisi nasıl? Çocuksuz insanlar çoğunlukla “mutsuz ve bencil” olarak görülüyor. Siz bu algı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hakim algının bu olduğu konusunda haklısınız ve bu oldukça güçlü de bir algı. 2016’da Türkiye Cumhurbaşkanı bile çocuğu olmayan kadınların bencil ve her yönden sorunlu olduğuna dair bazı yorumlar yapmıştı. Dünya genelinde çocuksuz insanların bencil, daha az sevecen, iyi ilişkiler sürdürmeye daha az yatkın oldukları klişesi hakim, ancak araştırmalar bunun doğru olmadığını gösteriyor. Örneğin, ebeveynlerin mutluluğu ile ebeveyn olmayanların mutluluğunu karşılaştıran araştırmalara bakarsanız, sonuçların karışık olduğunu görürsünüz. Bazı araştırmalar, aslında ebeveyn olmayan, çocuksuz kişilerin ebeveynlerden daha mutlu olduğunu söylüyor. Özellikle bir ülkenin ebeveynlere verdiği desteği göz önünde bulundurduğunuzda, mutluluk veya yaşam tatmiminde gerçekten hiçbir fark olmadığını gösteren yeni araştırmalar da var. Örneğin Batı Avrupa ülkelerini ABD ile karşılaştıran bir çalışmada, araştırmacılar Batı Avrupa’daki ebeveynlerin ve ebeveyn olmayanların mutluluğunda gerçek bir fark bulamadı. Ancak ABD için bir fark bulundu. Ebeveynlere hem çocuk sahibi olma ve hem de çalışmalarında desteklemek için uygulanan politikalara bakınca, Batı Avrupa ülkelerinde bu desteklerin çok daha iyi olduğunu görüyoruz. Bu nedenle ABD’de ebeveynlerin daha az mutlu olması şaşırtıcı değil çünkü üzerlerinde maksimum baskı var. Bu zor bir konu çünkü bence mutlulukla ilgili bazen gözden kaçan noktalardan biri de insanların kendi seçtikleri hayatı yaşıyor olmaları. Çocuksuz insanlar söz konusu olduğunda evet… Ebeveyn olmayan, ancak istemesine rağmen çocuk sahibi olamayan veya çeşitli nedenlerden dolayı isteyip de çocuk yapmayan insanlar da var. Araştırmaların çocuk sahibi olmayan bu grubun daha az mutlu olduğu bulgusuna ulaşması şaşırtıcı değil. Bu nedenle tam olarak kimlerden bahsettiğimiz ve insanların gerçekten kendi tercih ettikleri hayatı yaşayıp yaşamadığı konusunda dikkatli ve temkinli olmalıyız…

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE ÇOCUK İSTEMEYENLERİN SAYISI ARTIYOR

 

Profesör, biraz da pandemiden konuşmak istiyorum. Bazılarının beklediğinin aksine, kapanmalar sırasında bir “bebek patlaması” olmadı. Bilakis; ABD’de doğum oranları son 40 yılın en düşük seviyesine geriledi. Çin son dönemde azalan nüfusla mücadele etmek için çiftlerin üç çocuk sahibi olmasına izin verdi. Sizin de andığınız gibi, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha gençlere erken evlenmelerini ve en az üç çocuk sahibi olmalarını tavsiye etti. Tüm bunlara baktığımızda, daha az çocuk sahibi olmak ya da hiç çocuk sahibi olmamak küresel bir trend diyebilir miyiz? Eğer öyle ise arkasındaki motivasyonlar nelerdir? Bir de, bu nedenler ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor mu yoksa her yerde ortak mı? ABD’de durum nasıl örneğin?

Pandemi ile ilgili ilk sorunuzdan başlarsam… Çocuksuz bir hayatı tercih eden çiftleri inceleyen biz sosyal bilimciler için, özellikle tarihin bu noktasında pandemi sonucunda bir bebek patlaması görmemek şaşırtıcı olmadı. Bilim sağolsun, artık hamileliği önlemenin her türlü yoluna sahibiz. Bu yüzden, insanlar eşleriyle evde mahsur kalmış olsalar da… Ki burada varsayım çiftlerin daha fazla birlikte olacaklarıydı çünkü yapacak başka pek bir şey yoktu. Ama yine de doğum kontrolü denen bir şey var! Pandemi ile ilgili duyduğum bir başka nokta da, her gün pijamalarınızla otururken görmek zorunda kaldığınız ve başka bir aktivite yapamadığınız kişiyle cinsellik yaşamayı daha az düşünebilirsiniz. Pandemi döneminde doğurganlıktaki düşüşün bir nedeni de bu olabilir.

İnsanların çocuk sahibi olmaktan vazgeçme nedenleri konusunda, dürüst olmak gerekirse bu konu hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyacımız var. Amerika’da çok araştırma var. Dünya çapında da araştırmalar var ama benim görmek istediğim kadar değil. Ve çok fazla karşılaştırmalı araştırma da yok. Eldeki araştırmalardan bildiğimiz kadarıyla ebeveynlikten vazgeçen insanlar özgürlüklerine değer verme eğiliminde. Kendi yaşamlarını ve zamanlarını nasıl geçirdikleri üzerinde kontrol sahibi olma yetenekleri yüksek. Spontanelikle de ilişkili olan bağımsızlığa değer veriyorlar. Benim kendi araştırmamda da bulduğum bir şey, görüştüğüm çocuksuz çiftlerin bu kararı alma nedenlerinden biri de gerçekten kendilerine ait zaman ve mekan ayırmak istiyor olmaları. Birbirleriyle olan ilişkilerini beslemek için duygusal enerji ayırmak istiyorlar. Bu nedenle önceliği eşleriyle olan ilişkilerine veriyorlar zira çocuklar olduğunda biliyorsunuz, eğer iyi bir ebeveynseniz, bu illa ki dikkatinizi eşinizden çocuğa kaydırır, en azından çok uzun bir süre için… Bunlar başlıca sebeplerden bazıları.

Diğer sorunuza gelince… Evet, çocuksuz olmayı tercih eden insan sayısı artıyor. Sanayileşmiş ülkelerde bunun özellikle böyle olduğunu görüyoruz. Kadınların sağlık ve eğitim hizmetlerine erişiminin iyi olduğu bölgelerde doğurganlık oranlarının daha düşük olduğunu biliyoruz. Dünyanın her yerinde kadınlar için bunlar daha kolay erişilebilir hale geldiğinde doğurganlıkta devam eden bir düşüş göreceğimizi düşünüyorum. Ancak küresel olarak, en azından şu an için, az insan sorunumuz olmadığını da belirtmek istiyorum. Hatta çevreciler çok fazla insan olduğunu söylüyor. Dolayısıyla doğurganlık oranları hakkında ulusal sınırlarımız içinde konuşmak başka şey, küresel olarak konuşmak başka şey…

Evet, aslında işin biraz ekonomik boyutunu da konuşmak istiyordum. Burayı biraz açalım. Genellikle çocuk sahibi olma kararı ekonomik şartlarla ve yaşam standartlarıyla ilişkilendirilir. Ancak GSYİH ile doğum oranları arasında güçlü bir negatif korelasyon var. Daha zengin ülkelerde doğurganlık genellikle daha az. Gelir/GSYİH ile doğum oranları arasında tam olarak nasıl bir ilişki var? Araştırmalar bu konuda neler söylüyor?

Evet, önceki konuya geri dönersek, genel olarak daha yüksek GSYİH’ye sahip olan ülkeler, aynı zamanda kadınların eğitime, sağlık hizmetlerine ve işgücüne erişiminin daha rahat ve eşit olduğu ülkeler. Tüm bunlar da toplu olarak doğurganlık oranlarını şekillendirmede rol oynuyor…

DAHA FAZLA GÖÇMEN ALARAK NÜFUS SORUNUNU ÇÖZEBİLİRİZ

 

Profesör, bir yandan da azalan doğum oranlarının mutlaka ekonomik ve sosyal etkileri olacaktır. Bunlardan başlıcaları neler olabilir? Doğumların azalması ülke ekonomisi için her zaman kötü bir haber midir?

Buna hayır cevabı verirdim. Çoğu ekonominin, üretime devam etmek için işgücüne bel bağlamasını anlıyorum. Yaşlandıkça o insanlara bakacak yeni insanların gelmesi gerek, bugün çoğu ekonominin düzeni böyle işliyor. En azından ikame edecek bir doğurganlık oranı gerekiyor. ABD’de olmayan ama daha fazla ciddiye alınması gerektiğini düşündüğüm bir çözüm aslında var. Küresel nüfusun çok da azalmadığı konusundaki tespitime dönersek, ABD’nin güney sınırında kendine ev arayan ve ABD’ye girmek isteyen çok sayıda insan var ve bence göçmenlik politikalarımızı serbestleştirirsek, ikamede sorun yaşamayacağız. Şu anda ABD’de bir işçi sıkıntısı var. Yaşlanan nüfusa kimin bakacağı konusunda bir endişe var. Ebeveyn olmak istemeyen güçlü kadınlara bel bağlamadan ekonomiye katkıda bulunabilecek çok sayıda insan var…

Evet göçmen ve mülteci konusunu da özellikle sormak istiyorum. Özellikle gelişmiş ekonomilerde artan bu çocuksuzluk eğilimini göz önünde bulundurduğumuzda, nüfus sorununu çözmede göçmenlerin anahtar olabileceğini mi söylüyorsunuz?

Evet, Yüzde 100. Çözüm konusunda yardımcı olabilecek başka bir şey daha düşünüyorum: Özellikle ABD özelinde, ebeveynler için daha iyi bir destek. Doğru olduğunu iddia ettiğimiz şeye, yani çocukların değerli olduğuna ve insanların ebeveyn olmasını istediğimize gerçekten inanıyorsak, bu roldeki insanları desteklememiz gerekiyor. İş, ev ve çocuk doğurmayı dengelemeyi daha mümkün kılmalıyız. Şu anda ABD’de bunu pek iyi yapmıyoruz. Başka ülkelerde de daha iyisini yapabiliriz…

Bu alanda hangi ülkeler iyi gidiyor? Karşılaştırmalı çalışmalar var mı?

Evet, daha önce bahsettiğim çalışma ebeveynlerin ve ebeveyn olmayanların mutluluğunu karşılaştırmaya odaklanmıştı. Özellikle hangi ülkeler olduğunu hatırlamıyorum, İskandinav ülkeleri ve ABD’ye kıyasla birkaç Batı Avrupa ülkesi vardı. Yine, Batı Avrupa ülkelerindeki ebeveynlerin mutluluğu, ABD’deki ebeveynlerin mutluluğundan çok daha yüksekti ve araştırmacılar, bu durumu ABD’de ebeveynler için sunulan desteklerin yetersiz olması ile açıklamıştı…

BİYOLOJİK ÜREME KADAR TOPLUMSAL YENİDEN ÜRETİM DE ÖNEMLİ

 

Peki içinde bulunduğumuz bu çağda aileyi nasıl tanımlıyorsunuz profesör? Aile kavramı ve algısı giderek değişiyor mu sizce ve pandeminin buna katkısı nasıl oldu?

Ben bir sosyal bilimci olarak aileyi, toplum için yerine getirdiği işlevler açısından değerlendiriyorum. Aileler üyelerine ekonomik destek sağlarlar. Üyelerine bir yuva sağlarlar, duygusal destek sağlarlar. Tüm bunlar çocuk olsun ya da olmasın ailenin toplumda yerine getirdiği işlevlerdir. Benim durumumda aile ben ve eşimden oluşuyor, birbirimize her türlü desteği sağlıyoruz. Ailenin toplumda özellikle odaklanılan bir diğer büyük işlevi de üreme. Ama bu kavram birden farklı anlama gelebilir. Çoğu zaman aklımıza elbette biyolojik üreme geliyor; kendimizi çoğaltmak, yeni insanlar yaratmak… Bu da birçok ailenin yerine getirdiği bir işlev, ancak üremenin çok önemli bir yönü de toplumsal yeniden üretim. Bu kavram, aslında yetişkinlerin çocuklara içinde bulundukları toplumun normlarını öğretmek için giriştiği tüm faaliyetleri ifade eder. Dolayısıyla, yetişkinlerin gelecek neslin şekillenmesine yardımcı olmak için yaptıkları her şey, sosyal yeniden üretim olarak nitelendirilir ve çocuksuz insanlar da bu işlevi yerine getirir. Kitabım için görüştüğüm, çocuksuz olan birçok insan, çocukların hayatında çok önemli roller oynuyor. Araştırmam için görüştüğüm kişilerin yüzde 25’i çocukların hayatında rol oynamak, hayatlarında bir fark yaratmak istedikleri için onların hayatına dahil olmalarını gerektiren işleri seçtiklerini söyledi. Çocuk doktorları, öğretmenler, sosyal hizmet görevlileri veya danışmanlar…Tüm bu roller, çocukların yetiştirilmesine yardımcı olmak ve onların olmasını umduğumuz üretken ve topluma katkıda bulunan üyeler olmalarına yardımcı olmak için gereken roller. Araştırmalar da çocukların hayatlarında ebeveynlerinin dışındaki yetişkinlere de ihtiyaç duyduklarını gösteriyor, bu yüzden toplumsal yeniden üretimin bu rolünün önemini anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Benimsediğimiz değere, çocukları önemsediğimize gerçekten inanırsak, onların sevilmeyi, beslenmeyi ve yetiştirilmeyi hak ettiğine de inanırız. Ve değerlerimizle uyumlu bir şekilde, çocuksuz ailelerin de tüm bu işlevleri yerine getirdikleri için kelimenin tam manasıyla “aile” olduğunu savunuyorum. Tarihsel olarak aile terimi, otomatik olarak çocuklu ebeveynlerle özdeşleştirilen bir kavram, ben umuyorum ki bunları konuşarak, neyin aile olarak tanımlanması gerektiği hakkında biraz daha geniş düşünmeye başlayacağız. Ailenin ne olduğu ve neyin aile olarak sayıldığı konusunda yavaş yavaş farklı düşünmeye başladığımızı da düşünüyorum…

Pandeminin bu sürece bir etkisi oldu mu peki sizce? Yoksa bu yönde bir trend zaten var mıydı?

Bence aile kavramını sorgulamaya dair eğilim çoktan başlamıştı, ancak pandeminin bir katkısı, ebeveynlik konusunu yeniden gündeme getirmek oldu. İnsanları ebeveyn olmaya iten nedir? İnsanları bundan vazgeçmeye iten nedir? Demek istediğim, pandemi ebeveyn olmanın gerçekten ne kadar zor olduğuna yönelik tatsız gerçeği ortaya çıkardı. Dünyanın her yerinde evden çalışarak aynı zamanda çocuklarıyla ve onların eğitimiyle ilgilenen, bir yandan da her zamanki ev işlerini yapmaya devam eden ebeveynleri gördük. Bunları dengelemenin ne kadar zor olduğunu zaten biliyorduk ama pandemi sonucunda daha da görünür hale geldi…

Evet… Bu arada merak ettiğim bir konu daha vardı, evlat edinmeye yönelik bakış nasıl, özellikle ABD’de? İnsanların tercih ettiği bir şey mi?

Evet. Bu, çocuk yapmamayı tercih eden insanlarla, özellikle de çevreci olanlarla yaptığım röportajlarda gördüğüm bir şeydi. Bana, “Tüm şartlar eşit olsa, sanırım ebeveyn olmaktan mutlu olurdum, ama özellikle ABD’de bebeklerin ekolojik ayak izi konusunda gerçekten endişelerim var, ayrıca aşırı nüfusla ilgili endişelerim var, bu nedenle çocuk yapmakyan vazgeçtim ama evlat edinmeyi düşünüyorum” diyenler vardı. Böyle bir eğilimin kesinlikle var olduğunu söyleyebilirim. Çocuk yapmama kararı alan pek çok insan, muhtemelen evlat edinmek istemelerini de engelleyecek bir dizi nedenden dolayı bu kararı almıştır ama bence bu, özellikle çocuk yapmadan da evlat sahibi olmak isteyen insanlar için konuşmamız gereken bir konu…

Z KUŞAĞI ÖNCEKİ NESLE GÖRE ÇOCUK YAPMAKTA DAHA İSTEKSİZ

 

İlginç… Son sorum Z kuşağı hakkında olacak. Çocuksuzluk eğiliminin özellikle gençler arasında giderek daha popüler hale geldiğini görüyorum kendi çevremden. Bilhassa “Z Kuşağı” dediğimiz kesim. Sizin gözlemleriniz neler?

Bugün Z kuşağına sorarsanız, onların davranışlarına bakarsanız, önceki nesillere göre ebeveyn olmaya daha az niyetli olduklarını kesinlikle görebilirsiniz. Tabi bunun gerçekten olup olmayacağını görmek için zaman gerekiyor. Bu kararlarını hayata geçirip geçirmeyeceklerini, genç ve doğurgan oldukları yılları yaşayana kadar bilemeyeceğiz. Ancak o zaman bilebileceğiz gerçekten beklenildiği oranda ebeveynlikten vazgeçmişler mi? Tahminimce bu nesil arasında çocuk yapmayanların oranı daha yüksek olacak. Ancak eğer ülkeler ebeveynleri daha iyi desteklemek için yapmaları gerekenleri yaparsa bu değişebilir. Eğer küresel nüfus artışını yavaşlatabilirsek, aşırı nüfus endişesi nedeniyle çocuk yapmaktan vazgeçenler belki tekrar tercih edebilir. Bu yüzden kesin olarak bir öngörüde bulunmak zor ama şu an için Z kuşağının, önceki nesillere göre ebeveyn olma konusunda daha isteksiz olduğu bir gerçek…

Kesinlikle haklısınız. Aslında ben de Childfree By Choice kitabınızdan henüz 20’li yaşlarında olan ve çocuk yapmayı düşünmeyen kuzenim sayesinde haberdar oldum! Yani gözleminiz doğru…
Çok teşekkür ederim Profesör. Benim için çok ilginç bir sohbetti. Özellikle anneme bu röportajı mutlaka izleteceğim ki çocuk baskısı yapmaktan vazgeçsin!

Bol şans!

Yani sizin de dediğiniz gibi, çocuk istemiyor olmakta bir tuhaflık yok. Anneme kesinlikle izleteceğim…

Kesinlikle öyle. Çocuksuz da mutlu ve dolu dolu bir hayat yaşayabilirsiniz…

Evet, hepimiz yaşayabiliriz… Çok teşekkür ederim. Çocuksuz hayatınızın tadını çıkarın!

Teşekkürler, siz de!