ING Global’den Türkiye ekonomisi için uyarı: Borçlanma takvimi yoğunlaşıyor
Uluslararası finans kuruluşu ING Global, Türkiye ekonomisine ilişkin yayımladığı son değerlendirme raporunda, 2025 yılında mali disiplin tarafında elde edilen kazanımlara rağmen 2026’da kamu borçlanma ihtiyacının belirgin biçimde artabileceğine dikkat çekti. Raporda özellikle yükselen faiz giderleri ve yaklaşan yoğun itfa takviminin, Hazine’nin finansman programı üzerinde baskı oluşturabileceği vurgulandı.
Kurum, Türk lirası cinsi tahvillere yönelik ilginin sürmesinin ve vadelerin kademeli olarak uzatılmasının, borç yönetiminde öngörülebilirliği destekleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade etti.
2026’DA BORÇLANMA İHTİYACI NEDEN ARTABİLİR?
ING Global analizine göre 2026 yılında kamu maliyesi açısından en kritik başlık, yüksek tutarlı iç ve dış borç itfaları olacak. 2025’te görece kontrollü seyreden bütçe performansına rağmen, artan finansman maliyetleri yeni dönemde borçlanma gereksinimini yukarı çekebilir.
Raporda, 2026’daki yoğun itfa programının borçlanma ihtiyacında keskin artışın ana nedeni olacağı açıkça vurgulandı.
Faiz oranlarındaki yüksek seviyeler, kamu borç stokunun çevrilme maliyetini artırırken, yeni ihraçların da daha yüksek kupon oranlarıyla gerçekleşmesine yol açabilir. Buna karşın, TL cinsi enstrümanlara yönelik güçlü yatırımcı talebi, borç çevirme oranının sürdürülebilirliğini destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor.
BÜTÇE DENGESİNDE 2025 PERFORMANSI
Türkiye’nin kamu finansman açığı, geçtiğimiz yıl Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 2,9’u seviyesine gerileyerek resmi hedef olan yüzde 3,6’nın altında gerçekleşti. Bu iyileşmede faiz dışı dengenin katkısı belirleyici oldu.
Faiz dışı dengedeki toparlanma bütçe disiplinine güç kazandırırken, faiz giderlerindeki artış ise dengeyi sınırlayan başlıca unsur olarak kaydedildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2026 yılı için bütçe açığı hedefi yüzde 3,5 olarak belirlenmiş durumda.
ING Global’e göre artan finansman maliyetleri, geçen yıl yakalanan bütçe performansının aynı ölçüde korunmasını zorlaştırabilir.
BÜYÜME VE ENFLASYON BEKLENTİLERİ
Raporda makroekonomik görünüm de detaylandırıldı. 2025 yılının son çeyreğinde yüzde 3,9’luk bir büyüme öngörülürken, yıl genelinde ekonominin yüzde 3,8 oranında genişlemesi bekleniyor. Bu tahmin, iç talep ve ihracattaki dengeli toparlanmaya dayanıyor.
Enflasyon tarafında ise yukarı yönlü risklerin sürdüğü belirtiliyor. Şubat ayında aylık yüzde 2,9 artış beklentisiyle yıllık enflasyonun yüzde 31,4 seviyesine yükselebileceği tahmin ediliyor. Bu oran, Ocak ayındaki yüzde 30,7 seviyesinin üzerine işaret ediyor.
Beklentilerin üzerinde gelebilecek bir enflasyon verisinin, para politikasında daha temkinli bir yaklaşımı gündeme taşıyabileceği değerlendiriliyor.
TCMB’NİN OLASI POLİTİKA ADIMLARI
ING Global değerlendirmesinde, enflasyon verilerinde oluşabilecek olası yukarı yönlü sapmanın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) karar alma sürecini doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekildi.
Şubat enflasyonunun beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi halinde, Mart ayındaki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faiz artırım sürecine ara verilmesi ihtimali masada olabilir. Banka, özellikle hizmet enflasyonundaki katılığın para politikasının yönü açısından belirleyici olacağını vurguladı.
Önümüzdeki süreçte açıklanacak makroekonomik veriler, hem bütçe dengesi hem de para politikası açısından piyasaların yön arayışında kritik rol oynayacak.
