Tarım

İş Bankası’ndan tarıma stratejik destek: Gıda güvenliği için yeni dönem başladı

İş Bankası’ndan tarıma stratejik destek: Gıda güvenliği için yeni dönem başladı

EKOTÜRK TV’de yayımlanan İmece Tarım’ın 26. bölümünde, Ahu Tanrıverdi ve Emrah İnce’nin sunumuyla Türkiye tarımının en kritik gündem başlıkları ele alındı. Programda; gıda enflasyonundan iklim krizine, çiftçinin finansmana erişiminden teknolojik dönüşüme kadar pek çok konu, İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın çarpıcı değerlendirmeleriyle kapsamlı şekilde masaya yatırıldı. Tarımın geleceğine ışık tutan bu bölümde, yalnızca sorunlar değil; çözüm odaklı yaklaşımlar ve uygulanabilir yol haritaları da izleyiciyle paylaşıldı.

İmece Tarım programının 26. bölümünde, Türkiye tarımının bugünü ve geleceği masaya yatırıldı. İş Bankası’nın tarım alanındaki vizyonunu anlatan Genel Müdür Hakan Aran, gıda enflasyonundan iklim krizine, çiftçinin finansmana erişiminden tarım teknolojilerine kadar pek çok kritik başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Programda, tarımın artık yalnızca kredi verilen bir sektör değil; doğrudan doğruya stratejik, ekonomik ve milli güvenlik boyutu taşıyan bir alan olduğu vurgulandı.

Son yıllarda Türkiye’de enflasyonun en dirençli kalemlerinden biri olan gıda fiyatları, tarım sektöründeki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı. Küresel ölçekte gıda fiyatlarında görece geri çekilmeler görülürken, Türkiye’de gıda enflasyonunun yüksek seyrini koruması; iklim koşulları, üretim kayıpları, maliyet baskısı, verimlilik sorunu ve tedarik zincirindeki aksaklıklarla ilişkilendiriliyor. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran da bu tabloyu değerlendirirken, yaşanan gelişmelerin geçici değil, kalıcı dönüşümlere işaret ettiğini söyledi.

GIDA ENFLASYONUNDA İKLİM ETKİSİ BELİRLEYİCİ OLDU

Hakan Aran’a göre gıda fiyatlarındaki yapışkanlığın temel nedenlerinden biri, geçtiğimiz yıl tarım sektörünün ağır darbeler alması oldu. Sel, don, kuraklık ve şap hastalığı gibi çok sayıda olumsuzluğun aynı döneme denk gelmesi, birçok bölgede çiftçinin üretim gücünü zayıflattı. Bu durum yalnızca tarımsal büyümenin yavaşlamasına neden olmadı; aynı zamanda arz tarafındaki bozulmayla birlikte gıda fiyatlarını da yukarı taşıdı.

Tarımın artık eski iklim düzeniyle devam edemeyeceğini vurgulayan Aran, iklim değişikliğinin etkilerinin dönemsel değil, sürekli hale geldiğine dikkat çekti. Bir yıl yaşanan felaketin ertesi yıl tekrarlanmayacağı varsayımının artık geçerli olmadığını belirten Aran, üretim planlamasının bu yeni gerçeklik üzerinden yapılması gerektiğini ifade etti.

Geçtiğimiz yıl yaşanan sel, don, kuraklık ve hayvansal hastalıklar, tarımsal üretimi baskılayarak gıda enflasyonunu yukarı taşıyan en önemli unsurlardan biri oldu.

Programda ayrıca Ramazan döneminin Türkiye’de gıda fiyatları üzerinde oluşturduğu dönemsel baskıya da değinildi. Her yıl olduğu gibi bu dönemde talep yoğunluğunun fiyatlar üzerinde yukarı yönlü bir etki yaptığı, yılın ilk aylarında yüksek gelen gıda enflasyonunun bu nedenle daha da belirginleştiği kaydedildi. Buna karşın kış aylarında yağışların görece olumlu seyretmesinin, yaz döneminden itibaren gıda enflasyonunda daha makul bir görünüm oluşturabileceği yönünde beklenti paylaşıldı.

TARIM, TÜRKİYE İÇİN ARTIK SADECE EKONOMİK DEĞİL STRATEJİK BİR ALAN

İş Bankası’nın tarıma yaklaşımında en dikkat çekici vurgu, sektörün yalnızca finansman ihtiyacı olan bir faaliyet alanı olarak görülmemesi oldu. Hakan Aran, tarımı turizmle birlikte diğer sektörlerden ayrı bir yerde konumlandırdıklarını belirtirken, bunun arkasında yatan temel nedenin gıda güvenliği olduğunu söyledi.

Enerjinin sanayi ve küresel ekonomi için taşıdığı kritik rolün, insanlar ve toplumlar için tarım karşısında gıdaya denk düştüğünü belirten Aran, ülkelerin ulusal güvenliğinin artık gıda güvenliğinden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etti. Tarımın terk edilebilecek, küçülebilecek ya da ikinci plana atılabilecek bir alan olmadığını kaydeden Aran, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde daha verimli, teknoloji destekli ve iklim risklerini gözeten bir üretim modeline yönelmesi gerektiğini dile getirdi.

İş Bankası, tarımı yalnızca kredi kullandırılan bir sektör olarak değil, gıda güvenliği nedeniyle ulusal güvenliğin ayrılmaz parçası olan stratejik bir alan olarak tanımlıyor.

Sanayileşme ve ardından dijital ekonomiye geçiş süreciyle birlikte tarımın görece geri planda kaldığını ifade eden Aran, bu eğilimin tarımla uğraşan nüfusu azaltırken sektörü daha kırılgan hale getirdiğini söyledi. Tarımın giderek daha az kazandıran bir alan haline gelmesinin devlet desteği, finansman erişimi ve özel çözümleri daha önemli hale getirdiğini kaydeden Aran, İş Bankası’nın tam da bu boşluğu görerek harekete geçtiğini anlattı.

FİNANSMANA ERİŞİMDE YENİ MODEL: DİJİTAL KOOPERATİF YAKLAŞIMI

Programda küçük ve orta ölçekli üreticiler ile kooperatiflerin yaşadığı finansman sorunları da gündemin önemli başlıklarından biri oldu. Türkiye’de tarımın omurgasını oluşturan üretici yapısının büyük ölçüde küçük işletmelerden oluştuğu, bu nedenle finansmana erişim kadar uygun maliyetli girdiye ulaşmanın da hayati önem taşıdığı vurgulandı.

Hakan Aran, burada iki büyük boşluğa dikkat çekti: girdi kooperatifleri ve satış kooperatifleri. Üretim tarafında bir araya gelme kültürü sürse de, çiftçinin maliyet yükünü hafifletecek girdi kooperatiflerinin ve pazarlama sorununu çözecek satış kooperatiflerinin eski gücünü kaybettiğini belirtti. İş Bankası’nın geliştirdiği İmece Mobil uygulaması ise tam bu noktada “dijital kooperatif” mantığıyla devreye giriyor.

Uygulama üzerinden çiftçilere mazot, gübre ve benzeri temel girdilerde toplu alım avantajı sağlanırken; özel indirimler, taksit imkânları ve ödemesiz dönemlerle finansman yükü hafifletiliyor. Böylece hem maliyetler düşüyor hem de çiftçinin ödeme planı üretim döngüsüne daha uygun hale getiriliyor. İş Bankası’nın toptan satın alma gücünü çiftçi lehine kullanması, mevcut finansman modeline yeni bir boyut kazandırıyor.

PAZARAMA İLE KOOPERATİFLERE SATIŞ DESTEĞİ

Üretici kooperatiflerinin yalnızca üretim değil, satış tarafında da ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Aran, bu boşluğun giderilmesi amacıyla Pazarama platformunun devreye alındığını anlattı. Üretim kooperatiflerinin burada herhangi bir mağaza kirası ödemeden ürünlerini doğrudan tüketiciyle buluşturabildiğini belirten Aran, satıştan elde edilen gelirin tamamının üreticide kaldığını ifade etti.

Bu modelde dikkat çeken bir diğer unsur ise kargo desteği oldu. İş Bankası, belirli üretim kooperatiflerinin satışlarında kargo maliyetini üstlenerek üreticinin dijital pazardaki rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Böylece yalnızca üretim maliyeti değil, satış sürecindeki operasyonel yük de hafifletilmiş oluyor. Programda bunun özellikle kadın üretici kooperatifleri açısından son derece kıymetli bir destek olduğu vurgulandı.

Sahada gözlenen örnekler de bu dönüşümün somut çıktıları olarak paylaşıldı. Dronla çobanlık yapan kadın üreticilerden, küçük ölçekli ürününü farklılaştırarak dijital kanallarda pazarlayan çiftçilere kadar birçok başarı hikâyesinin arkasında doğru platform, eğitim ve finansman desteği olduğu ifade edildi.

TARIMDA TEKNOLOJİ DÖNÜŞÜMÜNE START-UP DESTEĞİ

Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri de tarım teknolojileri ve girişimcilik ekosistemi üzerine yapılan değerlendirmeler oldu. İş Bankası’nın yalnızca çiftçiye değil, tarıma çözüm üreten girişimcilere de destek verdiği vurgulandı. Bu çerçevede girişimcilik programlarına tarım dikeyinin eklenmesiyle birlikte, agritech alanında çalışan çok sayıda girişimcinin bir araya getirildiği belirtildi.

Hakan Aran, Workup Agri programının bu alanda önemli bir işlev gördüğünü ifade ederek, tarım teknolojilerinin sahaya inebilmesi için yalnızca geliştirilmelerinin yetmediğini, çiftçinin bunları görmesi ve deneyimlemesi gerektiğini söyledi. Bu amaçla Türkiye’nin 50 ovasında Tarım İhtisas Şubeleri açıldığını belirten Aran, bu şubelerin klasik banka şubelerinden farklı olarak birer buluşma noktası gibi tasarlandığını kaydetti.

Tarım teknolojisi geliştiren girişimlerle çiftçilerin aynı çatı altında buluşturulduğu bu model sayesinde, yeni nesil çiftçiler sensörlerden sulama teknolojilerine, dronlardan veri tabanlı üretim sistemlerine kadar birçok yeniliği doğrudan tanıma fırsatı buluyor. Teknolojiyi görmek, dokunmak ve sahada test etmek isteyen üretici için bu yapı önemli bir geçiş kapısı işlevi görüyor.

TEKNOLOJİ KULLANMAK İSTEYEN ÇİFTÇİYE ÖZEL FİNANSMAN

İş Bankası’nın modelinde yalnızca teknolojiyle tanıştırmak değil, o teknolojiye erişim için uygun finansman sağlamak da önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. Bir tarım teknolojisinin üreticiye katkısının çoğu zaman kısa vadede değil, belirli bir süre sonunda ortaya çıktığını söyleyen Aran, bu nedenle geri ödeme yapısının da buna uygun kurulması gerektiğini ifade etti.

Çiftçinin verimlilik artışı, üretim maliyeti düşüşü ya da kalite yükselişi sağlayacak bir teknolojiyi kullanmak istemesi durumunda, iki yıl ödemesiz gibi esnek koşullarla finansman sağlandığını aktaran Aran, böylece üreticinin teknolojiyi kullanmaya başlarken mali baskı altında kalmamasının hedeflendiğini dile getirdi. Bu yaklaşımın hem girişimcilere müşteri kazandırdığını hem de tarımda verimlilik artışını desteklediğini belirtti.

Bankanın tarım bankacılığında ulaştığı rakamlar da bu dönüşümün boyutunu ortaya koydu. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı yüz binlerce üreticinin İş Bankası müşterisi haline geldiği, tarım kredilerinde önemli bir büyüklüğe ulaşıldığı ve özel bankalar içinde dikkat çekici bir pazar payı elde edildiği ifade edildi. Bu başarının temelinde ise sahada hissedilen çözüm odaklı yaklaşımın yattığı vurgulandı.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI EN KRİTİK KALKAN: SİGORTA VE ERKEN UYARI

Programın bir diğer önemli başlığı da iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkileri ve buna karşı geliştirilen koruma mekanizmaları oldu. Tarımın iklim risklerinden en doğrudan etkilenen sektörlerden biri olduğuna dikkat çeken Hakan Aran, her riskin teknolojiyle tamamen ortadan kaldırılamayacağını, bu nedenle sigorta kültürünün güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Tarım sigortalarının hâlâ birçok üretici tarafından isteğe bağlı, ertelenebilir ya da gereksiz görüldüğünü belirten Aran, oysa tarımda risk gerçekleştiğinde yalnızca kârın değil, tüm sezon gelirinin sıfırlanabildiğini ifade etti. Bu nedenle TARSİM ve benzeri koruma mekanizmalarının daha yaygın kullanılması gerektiğini dile getirdi.

Bunun yanında İmece Mobil uygulamasının sunduğu erken uyarı sistemlerinin de çiftçiye ciddi katkı sağladığı kaydedildi. Tarlaya özel hava tahmini, bölgesel risk takibi ve zamanında müdahale imkânı sağlayan dijital altyapının, üreticinin zararı en aza indirmesi açısından önemli olduğu vurgulandı.

Kuraklık riskine karşı su verimliliği sağlayan yeni sulama teknikleri, basınçlı sulama sistemleri ve daha az suyla daha yüksek verim alınmasına dönük uygulamalar da bankanın destek verdiği alanlar arasında gösterildi. Ancak programda, bu sistemlerin tek başına yeterli olmadığı; otomasyon, sensör teknolojisi ve yapay zekâ destekli yönetim modelleriyle birlikte kullanılması gerektiği de belirtildi.

Tarımda iklim risklerine karşı yalnızca üretim tekniklerini değil, sigorta anlayışını, erken uyarı sistemlerini ve su verimliliği sağlayan akıllı teknolojileri birlikte devreye almak gerekiyor.

KATMA DEĞERLİ ÜRETİM TÜRK TARIMININ YENİ EŞİĞİ OLABİLİR

Programın son bölümünde katma değerli üretim, markalaşma ve ihracat potansiyeli üzerinde duruldu. Türk tarımında asıl sıçramanın yalnızca üretim miktarını artırmakla değil, değer zincirinin daha üst halkalarına çıkmakla mümkün olacağı vurgulandı.

Hakan Aran, çiftçinin çoğu zaman ürününü ham halde sattığını, oysa işleme, depolama, lojistik, markalaşma ve yan ürün üretimi gibi aşamalarda çok daha yüksek gelir elde edilebildiğini belirtti. Örnek olarak Malatya kayısısını veren Aran, ürünün taze, dondurulmuş, kurutulmuş, organik ya da markalı şekilde pazara sunulmasının her aşamada farklı gelir düzeyleri yarattığını anlattı. Kayısının çekirdeğinden yağ elde etmek gibi ileri aşamalarda ise katma değerin katlanarak arttığını ifade etti.

Benzer şekilde mısır örneği üzerinden de tarımsal sanayiye geçişin önemine dikkat çekildi. Ham ürün olarak satılan mısırın biyoplastik, nişasta türevleri, kozmetik ve ilaç sanayi girdilerine dönüştürülmesiyle çok daha yüksek ekonomik değer üretilebildiği belirtildi. Bu nedenle çiftçinin yalnızca toprağa değil, ürününün tüm değer zincirine hâkim olması gerektiği vurgulandı.

İş Bankası’nın da bu dönüşümde üreticiye yalnızca kredi vermekle kalmayıp, hangi halkaya yatırım yaptığında nasıl bir gelir artışı sağlayabileceğini anlatan bir yol arkadaşlığı üstlendiği ifade edildi. Tarım bankacılığı ekipleri ve uzmanlar aracılığıyla sahada örneklerin gösterildiği, yatırım kararlarının daha bilinçli verilmesinin amaçlandığı belirtildi.

TÜRKİYE TARIMINDA YENİ DÖNEMİN ŞİFRESİ: VERİM, TEKNOLOJİ, GÜVENLİK

İmece Tarım programında yapılan değerlendirmeler, Türkiye’de tarımın artık sadece üretim başlığıyla ele alınamayacağını bir kez daha gösterdi. Gıda enflasyonu, iklim krizi, çiftçinin finansmana erişimi, dijitalleşme, kooperatifleşme, kadın üreticilerin güçlendirilmesi ve katma değerli üretim, sektörün yeni ana eksenlerini oluşturuyor.

Tarımın geleceğinin yalnızca daha çok üretmekte değil; daha akıllı, daha dayanıklı, daha örgütlü ve daha yüksek gelir üreten bir modele geçişte olduğu mesajı öne çıktı. İş Bankası’nın ortaya koyduğu yaklaşım da bu geçişin finansman, teknoloji ve saha organizasyonu tarafında özel sektörün nasıl tamamlayıcı rol üstlenebileceğini gösteren örneklerden biri olarak dikkat çekti.

Önümüzdeki dönemde Türkiye tarımının kaderi; iklim risklerini ne kadar iyi yönettiğine, çiftçiyi teknolojiyle ne ölçüde buluşturabildiğine ve ürettiği ürünleri ne kadar yüksek katma değerle pazarlayabildiğine bağlı olacak gibi görünüyor. Bu da tarımın artık yalnızca tarlada değil; veride, teknolojide, markada ve stratejide kazanılacağını ortaya koymakta.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar