ABD Hazinesi Üzerindeki Büyüyen Yük: Yüksek Faiz Oranının Sistemik Riskleri

Son yıllarda ABD’de faiz ödemelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payında hızlı ve yapısal bir artış gözlemlenmektedir. Bu artış, özellikle Federal Rezerv’in (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında faizleri agresif şekilde artırmasının ardından belirginleşmiştir. Aşağıda 2014–2024 döneminde faiz ödemelerinin GSYH içindeki gelişimi analiz edilmiş ve yüksek faiz ortamının ABD Hazinesi açısından oluşturduğu sistemik riskler ele alınmıştır. Ayrıca borç sürdürülebilirliği, bütçe esnekliği, kredi notu etkileri ve finansal istikrar açısından ileriye dönük senaryolar tartışılacaktır.

ABD ekonomisi son on yılda küresel krizlerin ve iç dinamiklerin etkisiyle büyük bir değişim yaşamıştır. 2008 yılı sonunda ABD’de başlayıp bütün dünyaya yayılan ve Mortgage Krizi olarak adlandırılan kriz sonrası süreçte ekonomik daralmadan çıkabilmek için uygulanmaya başlanan 2010’ların düşük faizli genişlemeci para politikalarının ardından, özellikle COVID-19 sonrası enflasyonist baskıların güçlenmesi, Fed’i faiz artırımlarına zorlamıştır. Bu durum, ABD federal hükümetinin borç yükünü dramatik biçimde artırarak Hazine’nin faiz ödemelerini tarihsel zirveye taşımıştır.

Bu oran 2024 yılında yaklaşık 1,13 Trilyon dolar faiz harcamasına denk gelmektedir. Aynı yıl faiz ödemeleri, ABD’nin savunma ve sağlık harcamalarının bütçesini aşmıştır.

Peki, ABD’deki bu yüksek faiz ödemelerinin ABD Hazinesi üzerindeki riskleri nelerdir? Öncelikle ABD’de Borç servisi maliyetini artırmaktadır. Yüksek faiz ortamı, yeni borçlanmaların maliyetini artırmakla kalmayıp, mevcut kısa vadeli tahvillerin yeniden finansman yükünü de büyütmektedir. 2025 itibarıyla her 1 dolarlık federal gelirden 18 cent’i sadece faiz ödemelerine gitmektedir.

Ayrıca Bütçe esnekliği azaltmaktadır. Bunun anlamı nedir? Yüksek faizler neticesinde Faiz dışı harcamalar üzerindeki daralma baskısı artmaktadır. Eğitim, altyapı ve iklim yatırımları gibi stratejik harcama kalemleri, faiz yükü nedeniyle kısıtlanmaktadır. Bu durum uzun vadede üretkenliğin ve büyümenin üzerinde tehdit oluşturmaktadır. Bunun yanısıra, ABD’nin toplam kamu borcu 2024 itibarıyla yaklaşık 34,6 trilyon dolar olup, borç/GSYH oranı %123’e ulaşmıştır. Yüksek faiz bu oranın yukarı yönlü spiraline katkı sağlayacak kısır döngü yaratmaktadır.

Yüksek faiz oranları ABD’de Kredi notu ve yatırımcı güvenini de olumsuz etkilemektedir. 2023–2025 döneminde Moody’s ve Fitch gibi kredi derecelendirme kuruluşları ABD’nin notunu düşürmüş veya görünümünü “negatif”e çevirmiştir. Bu durum, risk primini artırarak borçlanma faizlerinin daha da yükselmesine neden olabilir. Ayrıca, Çin ve Japonya gibi büyük dış yatırımcılar, son dönemde ABD Hazine tahvillerindeki pozisyonlarını azaltma eğilimindedir. Bunun süreklilik arz etmesi, Hazine’nin iç piyasaya daha yüksek faizle borçlanmasını gerektirebilir.

ABD Hazinesi, tarihsel olarak benzeri az görülmüş bir faiz yüküyle karşı karşıyadır. Bu durumun sürdürülebilirliği; mali reformlara, para politikasının dikkatli yönetimine ve küresel sermaye akımlarının istikrarına bağlıdır. Aksi halde, faiz ödemeleri ABD bütçesinin en büyük kalemi haline gelebilir ve bu da hem iç politika hem küresel finansal sistem için ciddi tehditler doğurmaktadır. Bundan dolayı da ABD’de Başkan Trump ile FED Başkanı Powell faiz indirimleri konusunda karşı karşıya gelmektedir. Aşağıdaki tabloda Trump ve Powell’ın faiz indirimleri konusunda anlaşamadıkları başlıklar gösterilmeye çalışılmıştır.

 

ABD’de yüksek faizin sebep olduğu temel problemlerin yanında ABD Başkanı Trump’ın seçim vaatleriyle beraber uygulamaya koyduğu politikaların başarısı için FED’in faiz indirimi konusundaki ısrarı sürmektedir. Ancak FED Başkanı Powell’da ABD ekonomisinin faiz indirimine hazır olmadığını savunmaktadır. Bu hususla ilgili karşılaştırma yukarıdaki tabloda detaylı olarak gösterilmektedir. Bu iki durum birlikte değerlendirildiğinde hem hazine yükü açısından hem de ekonomik beklenti açısında FED’in faiz indirimlerine temmuz ayı ile birlikte yeniden başlayacağı öngörülmektedir. Fakat Powell’ın bu dönemde faiz indirime gitmesinin FED’in bağımsızlığına zarar vereceğini düşünmesinden dolayı FED’in temmuz ayını da pas geçmesi ihtimali hiç de az değildir. Bu faiz savaşını kimin kazanacağını yakında göreceğiz. Ancak Başkan Trump’ın elinde siyasi koz olarak FED Başkanını değiştirme silahı olduğu sürece bir adım daha avantajlı olduğu söylenebilir.