Bir dünya savaşı kimin işine yarar?
Çocukluk yıllarımda en büyük abim İlhan’ın bana verdiği kitabı hatırlıyorum. Sanırım benim o yıllarda savaşın ne fena bir şey olduğuna dair ilk düşüncelerimi bu kitap belirlemiştir: Erich Maria Remarque’ın Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok. Bu kitaptan bazı cümleler akıma geldi;
“Savaş bir felakettir. İnsanların akıllarını kaybettikleri, hayvanlaştıkları bir delilik halidir… Savaş başladığında halk coşkuyla bağırır; ama ölmesi gerekenler bizleriz.”
Fakat içinde bulunduğumuz dünya, birçok açıdan cihan harpleri öncesindeki dünyaya benziyor. Tüm gelişmelere rağmen savaştan, silahtan, ölümden para kazanan şirketler; “Nasıl geliri paylaşırız? Nasıl halkın refah seviyesini artırırız? Nasıl yoksulluğu, açlığı, eğitimsizliği ortadan kaldırabiliriz?” sorularını yok sayıyor.
Önce enerji fiyatlarının artmasına, daha sonra gıda fiyatlarının yükselmesine Ukrayna meselesi neden olmuştu. Rusya’nın yanı başında adeta bir sınır karakolu olarak kullanılmak istenen Ukrayna karşısında Rusya’nın harekete geçmesiyle, ABD de Batı da Rusya ile aslında vekâlet savaşlarının ilk serisine başlamış oldu.
Bu da yetmedi; Batı’nın desteklediği İsrail’in Filistin’de yürüttüğü soykırım alabildiğine devam etti. Fakat iş burada duracak değildi. Suriye’de rejim değişince İsrail Başbakanı Netanyahu bu kez Suriye sınırında poz verdi, Suriye’yi bombaladı. Ardından İran’a karşı atağa geçti. Zaten nükleer güç olan İsrail, İran’ın nükleer güç olma ihtimaline karşı harekete geçmişti. Tabii, eğer yerseniz. İsrail’in bugün bölgede neyi amaçladığı, fitne, bölücülük ve doğrudan saldırarak bölgeyi dizayn etmeye, yönetmeye ve işgal etmeye ilişkin planları olduğu aşikâr. Filistin’de yaşananların sadece orayla kalacağı tabii ki düşünülmüyor. Ateş hattı büyür, karışıklık artarsa bu en çok İsrail yönetiminin işine gelecek. Merak edenler Arz-ı Mev’ud’u araştırabilir, yıllar önce Netanyahu’nun oğlunun sosyal medyada paylaştığı haritayı inceleyebilir.
– Tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımı
Bakın, şurayı atlamayalım: 20 aydır sadece Gazze bombalanmadı. Aynı zamanda tüm dünya tarihin ilk canlı soykırımını izledi. Bunun insan ruhu üzerindeki travmatik bir etkisi var. Seyirci kaldığımız her eylemin insan ruhu üzerinde tartışılmaz etkileri var. Zaten amacı da bu olduğunu düşünüyorum. İşkence yapanlar kurbanlarını öldürmektense onların ruhlarını kırmak, ümitlerini yok etmek isterler. Küresel olarak çok ciddi bir örgütlenme tarafından esir alındık. Lütfen zamanlamaya bakın: ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in 20 ay boyunca soykırımını sürdürmesine destek verdikten sonra, üstüne bir de Müslüman Körfez ülkelerine bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Kesenin ağzı açıldı, kim ne istediyse verildi, yüzlerce milyar dolarlık anlaşmalar yapıldı.
– Manipülasyonun kitabı
Sonrasında İsrail ve ABD, İran’ı vurdu. İsrail giriş ve gelişmeyi, ABD ise sonucu yazdı. Tüm dikkatler Filistin’deyken bir anda herkes kendi derdine düştü; manşetleri İran süsledi. Hâlbuki birkaç hafta önce İsrail’in gıda yardımlarının ulaşmasını engellemesi sebebiyle ölümün eşiğinde bebekleri konuşuyorduk. Dünyada tam bir uyanış olmuş, İsrail köşeye sıkışmışken bir anda “Hürmüz Boğazı kapanırsa petrol fiyatları artar” analizleri yapmaya başladık. Bu, İsrail ve ABD’nin gündem yaratabilme ve dikkat dağıtabilme becerisinin bir ürünü; manipülasyonun kitabını yazanlar onlar.
ABD ve İran arasında sonunda kimsenin tam olarak anlayamadığı 12 günlük bir savaş yaşandı. Sonrasında ABD yönetiminin, İran’daki nükleer tesisleri vurmadan önce İran yönetimine haber verdiği; İran’ın tüm ekipmanı ve nükleer maddeleri bölgeden çıkardığı belirtildi. Ardından İran’ın, yine ABD’nin Katar’daki üslerini vurmadan önce ABD yönetimine haber verdiğini öğrendik. Bir tiyatro ki sormayın! İran rejimi bunu zafer diye sundu, ABD Başkanı da istediğini almış muzaffer bir general edasıyla artık Hollanda’daki NATO Zirvesi’ne gidebilirdi. Tiyatronun tümü şimdi reverans ile aile pozunu vermeliydi. Sanırsınız o fotoğraf karesindekiler barışın mimarı, medeniyetin en üst seviyesinin temsilcileri! Öyle olmadığını, İsrail’e hangi ülkelerin silah, mühimmat ve politik destek sağladığına bakarak görebilirsiniz. Bölgemizde de vesayet savaşları sürmekte ve çoğu bölge ülkesi para, imtiyaz, güç transferi yoluyla satın alınmaktadır.
– Silahlanma bütçelerinde yüzde 100’ün üstünde artış
NATO Zirvesi’nde de ABD Başkanı Donald Trump istediğini aldı. 32 üye birden savunma harcamalarını ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının (GSYH) yüzde 5 seviyesine çıkarma kararı aldı. Bu artış 10 sene içerisinde olacak. Bugün çoğu ülkenin savunma harcamalarının GSYH’larına oranı yüzde 2 seviyelerinde. Bu, yüzde 100’ün de üzerinde bir artış. Silah firmalarının, savaş endüstrisinin yüzünü güldürecek bir strateji. Üstelik örneğin İngiltere’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı yüzde 96,4 seviyesine yükselmiş; hükümet 5 milyar sterlin için engellilere yapılan sosyal yardımlara bile el atmaya yeltenmişken…
– Doğru soruları sorabilmek
Kimse sormuyor, o hâlde ben sorayım: Kim, kime karşı bu küresel silahlanma yarışı içinde? Tehdit olarak görülen kim? Halkın bu konuda desteği var mı? Bir cihan harbine mi hazırlanıyoruz? Değilse neden insanların refahını artırmaya odaklanmıyoruz? Hayır, bu soruların artık hiçbir önemi yok. Savaş tamtamları çalmaya başladı. Trump’ın NATO Zirvesi öncesinde bir İran savaş senaryosu izlettirmesi de o yüzden.
Fakat Rus tiyatro yazarı Anton Çehov’un o çok meşhur ifadesini hatırlatmak istiyorum:
“Eğer bir oyunun ilk perdesinde arkada duvarda asılı bir silah görünüyorsa, oyunun üçüncü perdesinde o silah patlar.”
Çehov’un silahı üzerinden son aylarda izlediklerimizi bir kez daha düşünün. Uzun süredir devam eden bir soğuk savaşı sıcak savaşa döndürmek, kaos ve kandan beslenmek isteyenleri düşünün. Böyle bir cihan harbine kimin ihtiyacı var? Bu işten kim kazanır?
Ben yazımı, nerede durmanız gerektiği ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’in Maide Suresi’nin 32. ayetiyle bitirmek istiyorum. Barış içerisinde kalın, barış kuranlardan, savunanlardan olun, sağlıcakla kalın.
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”
