Halklar uyanıyor, algoritmalar sansürlüyor
Batıda halklar Filistin için sokaklara dökülürken, sistem çatırdıyor. Peki algoritmalar eliyle yükselen dijital sansür çağında, geleceğin Goebbels’i yapay zekâ mı olacak? Bunun önüne nasıl geçebililiriz?
İşte bu hafta bu iki çarpıcı meselenin ilişkisinden bahsederek başlamak istiyorum. Dünyada neredeyse ilk kez naklen yayınlanan savaş Birinci Körfez Savaşı’ydı. Almanya’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının getirdiği umut iklimi fazla sürmemiş, bu kez Ortadoğu bir kez daha emperyalist devletlerin açgözlü liderleri tarafından talan edilmişti. Üstelik bu yapılırken olan biten, konvansiyonel haber kanalları tarafından da naklen verilmişti. Bu, bu zamana kadar bildiğimiz savaş metotlarının üzerinde psikolojik bir savaş tekniğiydi. Kimin güçlü olduğu bir kez daha dünyaya ilan ediliyordu.
Ardından 1995 yılında, yani bundan tam 30 yıl önce, Avrupa’nın tam ortasında dünyanın gözü önünde başka bir soykırım yaşandı. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, daha sonra Sırplara teslim edildi. Sırplar, 8.372 erkeği ormanlık alanda, fabrikalarda ve depolarda katletti ve toplu mezarlara gömdü. Avrupa her seferinde “bir daha asla” dese de, dünyanın farklı yerlerinde devam eden soykırımlarda maalesef hep tarihin yanlış sayfasında yer aldı.
Tüm bunların ardından şimdi İsrail, gözlerimizin önünde, cep telefonlarımızın ekranlarında büyük bir soykırıma imza atıyor. Tüm dünyada sesini yükselten Yahudilere, dünya halklarına rağmen İsrail rejimi, bitmek bilmez bir motivasyonla Filistinlileri yeryüzünden silmeye çalışıyor. Fakat bu kez sistemin çarkları İsrail rejiminin istediği gibi işlemiyor. Avrupa’da bitmek tükenmek bilmeyen bir dirençle halklar “Özgür Filistin” diyor. İnsanlar artık işlerini kaybetmekten, gözaltına filan alınmaktan korkmuyor.
Sistemik çatırdama
Belki de iktidarların fark etmediği şey, sistemin tam temelinden çatırdadığı gerçeği. Halklar, toplumsal sözleşmenin yöneticileri tarafından defalarca ihlal edildiğinin, demokrasi temelli nutukların arkasında perde arkasında yürütülen kirli pazarlıkların, sırt sıvazlamalarının farkında. Bir anlamda büyü bozuldu ve insanlar uyandı! Şimdi sorun şu: Bu uyanmış milyonlarla, milyarlarla sistem nasıl mücadele edecek? Cevap açık: Bildik strateji; “böl, parçala, yönet, birbirine düşür, marjinalleştir, terörle ilişkilendir, kaos yarat ve baskıcı sistemleri güçlendir”. Fakat bu eski reçete, bugünün kronik Frankenstein sistemini ayakta tutmaya yetecek gibi görünmüyor.
Neden mi dersiniz? Çünkü 28 haftadır her tür tehdide ve yıldırmaya rağmen İngiltere’nin hemen her yerinde Filistin’e destek mitingleri yapılıyor. Ülkenin en büyük festivali olan Glastonbury Festivali’nde sahneye çıkan gruplar, Filistin bayrağı önünde daha adil bir sistem talep ediyor. Gençler ülkenin dört bir yanında İsrail’le iş yapan şirketlere boykot çağrıları yaparken, hayatında hiç Ortadoğu’da bulunmamış dedeler, nineler torunlarını da yanına alıp seslerini yükseltmek için sokaklara çıkıyor. Filistin meselesinde Batı’nın düşen maskesini gören milyonlar artık “Kral çıplak” diyor. Kral, yani sistemin destekçileri, kamudan semirenler bu durumdan huzursuz.

Almanya’da barışçıl gösterilerde polis, gösterilere orantısız güç kullanmaktan geri durmuyor. İngiltere’de bir günde neredeyse yüz kişi gözaltına alınıyor. Fakat yıldırma, korkutma işe yaramıyor. Aslında derinden gelen ve sivil itaatsizliğe evrilen ciddi bir dip dalga var ve bugünün siyasileri bunu görmüyor. Dünya halkları, Filistin meselesini artık kendi insanlık onurlarına ilişkin bir varoluş mücadelesi olarak görüyor. Zulmün karşısında susmuyor.
Tarihin doğru tarafında yer almak
Avrupa’da bu uyanışta İrlanda ve İspanya siyasetçilerini takdir etmek lazım. Başından beri tarihin doğru sayfasında yer aldılar. Maalesef Almanya gibi tarihten ders alması gereken bir ülkenin çiçeği burnunda Şansölyesi ise Filistin’de soykırım yapan İsrail’i sadece desteklemekle kalmadı, bir de soykırımın mimarı Netanyahu’yu ülkesine davet etti. Aymazlığın bu kadarı. Fakat hâlihazırda Almanya’da siyaset de gerilmiş durumda. Almanya’nın bir kez daha tarihin yanlış sayfasında yer almasını istemeyenler seslerini gürleştirmeye başlamış durumda. Reuters, Merz’in tavrının İsrail’e koşulsuz destek mesajı taşıdığını, ancak bu yaklaşımın Almanya iç siyasetinde yeni bir dış politika tartışmasını tetiklediğini belirtiyor.
İrlanda ve İspanya zaten Filistin’i devlet olarak tanıdıklarını açıklamıştı. Geçtiğimiz ay İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, 26 Haziran 2025’te yaptığı açıklamada, Gazze’deki durumu “soykırım” olarak tanımlayan en üst düzey Avrupa lideri oldu. Sánchez, Avrupa Birliği’ni İsrail ile iş birliği anlaşmasını derhal askıya almaya çağırdı.
Bu hafta ise beklenen haber Fransa’dan geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, eylül ayında ülkesinin Filistin devletini resmî olarak tanıyacağını açıkladı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a yazdığı mektuba da yer verdiği paylaşımında Macron, ülkesinin Filistin devletini tanıma kararını eylül ayında yapılacak BMGK toplantısında resmen ilan edeceğini açıkladı. Sorunun çözümü konusunda “başka bir alternatifin olmadığını” kaydeden Macron, “bölgede barışın mümkün olduğunu gösterme sorumlulukları” bulunduğunu söyledi.
Bakın bu ifade önemli. Artık çantadan çıkarılabilecek başka bir tavşan yok. Artan halk baskısının sonucunda Fransız liderler bir anda sorumluluklarını hatırlamaya başladı. Bu güzel bir gelişme. Fakat yeterli mi? Hayır. Yetmez ama evet diyoruz.
Yapay zekânın Goebbels’leşmesi mümkün mü?
Sevgili okuyucular! Joseph Goebbels, Nazi Almanyası’nın Propaganda Bakanı ve Adolf Hitler’in en sadık destekçilerinden biriydi. 1933’te Nazi Partisi iktidara geldikten sonra Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı’nı kurarak basın, radyo, film ve sanat gibi tüm iletişim araçlarını Nazi ideolojisini yaymak için kullandı. Öyle etkili propaganda metotları uyguladı ki, kitle iletişiminin kurucuları arasında yer aldı.

Peki şimdi ne alakası var yapay zekâ ile Goebbels’in? Bence çok alakası var. Sizlerden ricam, ChatGPT ve benzeri yapay zekâ programlarını kullanırken “Filistin’deki çatışmalar”, “Filistin’deki olaylar” gibi cümlelerle olan biteni masumlaştırmaya çalışan ifadeleri düzeltin. Kesin ve sert bir şekilde, olan bitenin İsrail rejimi tarafından uygulanan sistematik bir soykırım olduğunu ve bizlerin de bunun tanıkları olduğumuzu belirtin.
Çünkü maalesef mevcut algoritmayı her kim yazıyorsa, özellikle son haftalarda benim gözüme çarpan ciddi bir değişim var. Ne zaman Filistin’deki soykırıma ilişkin bilgi istesem, bu yapay zekâ platformları bilgiyi sterilize etmeye, olan biteni sanki insanlar orada kendi kendilerine aç kalmış, bombalanmış gibi ifade etmeye başlıyor. İsrail rejiminin eylemleri yok sayılıyor, hastane bombalamalarına yer verilmiyor, “insani kriz” filan gibi suya sabuna dokunmayan ifadeler kullanılıyor.
Düşünün, şu an tanıklık ettiğimiz bir soykırımı bugün bile yapay zekâ kendi tarihine böyle kaydediyor. Yarını düşünmek bile istemiyorum. Kâğıdı, kalemi, araştırmayı uğruna feda ettiğimiz bu yapay zekâ, sizce tarihin tanıkları olan bizler artık bu dünyada olmayınca bu olanları yeni nesillere nasıl anlatacak? Sansür şimdiden başlamış, bizim habermiz bile yok.
Görünen o ki algoritmalar üzerinde Goebbels’in ruhu canlandırılmaya çalışıyor. Bununla mücadele etmek de yine bize düşüyor. Kritik, sorgulayıcı bir tavır, sansürcü yapay zekânın gelişimini engelleyebilir. Algoritmalar savaşında nerede durduğumuzu bilmeli ve yapay zekâyı da gerekiyorsa eğitmeliyiz. Yoksa her dediğini ilahi kanun gibi alıp kafamızın üzerinde taşıyacak değiliz. Goebbels’leşen bir yapay zekâ ihtiyacımız olan son şey!
Sağlıcakla kalın, barış içerisinde kalın!
