İngiltere ve AB arasındaki yakınlaşma ne anlama geliyor?

Bugün bu ilk yazımda yakında izlediğim çalkantılı bir aşk ve nefret ilişkisini anlatmak istiyorum size. “Ne seninle ne sensiz” denecek, simbiyotik bir ilişki. Birbirini iten kakan, ama düştüğü yerden de birlikte kalkan bir ilişki; İngiltere ve Avrupa Birliği.

İngiltere ekonomisini önce yıllarca uzaktan, daha sonra 2013 yılından itibaren de bizzat içinden çok yakın bir şekilde takip ettim. Bu geçen 12 yıl içerisinde İngiltere gibi sağlam bilinen yaklaşık 2 trilyon dolarlık hacmi olan bir ekonominin en çalkantılı dönemlerine tanıklık ettim. Bir benzerini görebilmeniz için 1940’larda yaşamak gerekirdi herhalde.

Doğrudan demokrasinin maliyeti 

İngiltere aslında 2016 yılındaki referandumla temsili demokrasi yerine doğrudan demokrasiyi uyguladı. Yakın tarihinde ilk kez bu kadar önemli bir konuyu İngiliz parlementosunda halkı temsil eden vekillere değil de halkın bizzat kendisine sordular. Bir daha kolay kolay böyle bir referandumu göreceğimizi sanmıyorum. Bugün teknoloji el verse de doğrudan katılımlı demokrasi iktidarlar tarafında aslında pek sevilmez. Çünkü halkın referandumlarda neyi neden seçeceği her zaman tam olarak bilinemez. O yüzden de halka doğrudan sormak riskli görülür.

İngiltere’de o dönem sıklıkla farklı sosyo ekonomik gruplardan insanlarla görüşme şansım olmuştu. Hepsinin ayrılık gerekçeleri birbirinden farklıydı; kimisi AB’nin yeni üyelerinden gelen ucuz iş gücünden şikayetçiydi. İngilizlerin “işlerini ellerinden alıyor”, piyasayı düşürüyorlardı. Kimisi Brüksel gibi “bürokratik bir cehennemden” yönetilmeyi emperyal geçmişlerine yediremiyordu. Kimisi artık eskide kalan üzerinde güneş batmayan krallık günlerini özlüyor, kimisi açık açık artık yabancıları bu ülkede istemediklerini bile söyleyebiliyordu.

Burada bir not düşmeden geçemeyeceğim. Aslında fikrimce AB’den çıkış çalışmaları konusunda kesenin ağzını açan küçük elit bir kesmin ise asıl amacı İngiltere’nin deniz aşırı topraklarındaki vergi cennetlerini koruyabilmekti. AB içerisinde kalınmaya devam edilseydi er yada geç bir gün bu vergi cennetleri AB’nin kıskacına girecekti. Bunu önümüzdeki günlerde size daha detaylı bir şekilde anlatacağım. Konu İngiltere olunca turpun büyüğü her zaman vergi cennetleridir. Bunu anlamadan İngiliz ekonomisi konuşmak sakız çiğnemeye benzer. Çiğnersiniz, çiğnersiniz ama doyurucu bir yere varamazsınız.

Elitlerin formülü:  Popülizm rüzgarını finanse ederek kazanmak 

Halkın ekseriyetinin farklı sebeplerle AB’den çıkışı arzuladığını fark eden eden elitler, dünyada yükselen popülizm rüzgarını da doğru okuyarak, Londra sokaklarının bisikletli çılgın siyasetçisi olan Boris Johnson’ı parlatma kararı aldı. Ayrılık kampanyasını yürüten Johnson’ın dedesinin Osmanlı İmparatorluğu’nun son Dahiliye Nazırı (İç İşleri Bakanı) Ali Kemal’in torunu olduğunu zaten sanırım artık bilmeyen yok. Fakat Türk torunu Johnson’ın liderliğini yürüttüğü ekip, Londra’nın simgesi kırmızı otobüslerin üzerine “Türkiye AB’ye katılacak, milyonlarca Türk İngiltere’ye gelecek” yazdırdı. Kimse de o zaman “yahu liderimizin dedesi Türk, Johnson’ın Türkiye’nin birliğe katılmasını destekleyen daha önce yapılmış açıklamaları var” demedi: Diyemedi; İngiltere’de ayrılıkçıların fonlandığı, sosyal medyada algoritma savaşlarının yoğun olarak kullanıldığı bir dönemdi.

Eksen kayması 

Aradan geçen zamanda İngiltere sadece AB’den çıkmakla kalmadı. Aynı zamanda İngiltere ve Çin arasında ilişkilerin altın yılı olarak belirtilen 2015 yılından sadece bir yıl sonra Çin’e mesafe koyulmaya başlandı. Çinli teknoloji şirketleri güvenlik tehditi olarak görülmeye başlandı. O zamana kadar Avrupa ile birlikte Çin ve Rusya ile yakın ilişkiler kuran İngiltere, boşanmanın ardından kendini adeta ABD’nin kollarında buldu. AB’den çıkan İngiltere adeta bir anda ABD’ye girmişti.

AB referandumu 2016’da yapıldı. İngiltere ise birlikten 2020 yılının ocak ayında ayrıldı. O zamandan bu yana İngiltere’de büyük siyasi çalkantılar yaşandı. Bir türlü dikiş tutturamayan siyasetçiler,  artan belirsizlikler, gümrük bürokrasisi, hayat pahalılığı İngiltere’yi zayıflattı. 2020 yılında Brexit’in üstüne bir de karantina dönemlerini geçiren İngiltere’de sıradan halk giderek fakirleşti. Gıda bankalarından beslenmek zorunda kalan insan sayısı dünyanın en gelişmiş ekonomisinde 2,5 milyonu aştı. Hayat pahalılığı, mutsuzluk Thatcherlı dönemleri arattı.

AB ile adı konmamış özel ilişki

Tüm bu yaşasanların ardından şimdi İngiltere, AB ile arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemeye, onarmaya çalışıyor. Bunu İngiltere’nin İşçi Partisi iktidarında görmek mümkün. Sıkça İngiltere Başbakanı Starmer’i AB ülkelerinin liderleriyle birlikte gördüğümüzde aslında “ortak bir Avrupa” mesajının verilmeye çalışıldığını anlayabiliyoruz.

Geçtiğimiz hafta, İngiltere ve AB tarihi bir anlaşmaya imza atıldığını açıkladı. Peki nedir bu anlaşma? Anlaşmanın en dikkat çeken yönlerinden biri, Avrupa Birliği balıkçılarına İngiliz karasularında 12 yıl daha avlanma izni verilmesi. Bu madde, özellikle İskoçya’daki balıkçılar ve muhalefet partileri tarafından sert şekilde eleştiriliyor. Aşırı sağcı Reform UK lideri Nigel Farage, anlaşmayı “bir ihanet” olarak nitelendiriyor.

Öte yandan, İngiltere Başbakanı Starmer ise bu uzlaşmanın karşılığında ülke ekonomisine 9 milyar sterlinlik katkı sağlayacak  bir gıda ihracatı anlaşmasının da elde edildiğini belirtti. Yeni düzenleme sayesinde İngiliz ürünlerinin AB pazarına girişi artık daha hızlı ve kolay olacağı savunuluyor.

Ayrıca anlaşma; savunma, seyahat ve çevre politikalarında daha yakın iş birliğini de kapsıyor. İngiliz vatandaşları AB havalimanlarında yeniden e- gate adı verilen elektronik geçiş kapılarını kullanabilecek, Ayrıca İngiltere’nin Erasmus+ gibi öğrenci değişim programlarına dönüş görüşmeleri sürüyor.

Çıkış sonrası kapıyı yeniden aralamak

Peki insan şunu sormadan edemiyor? Madem en nihayetinde İngiltere, ayrılık sonrasında adım adım yapılan yeni anlaşmalarla adeta defacto olarak birliğe katılacaktı, neden 2016 yılından bu yana bunca çile çekilmişti. Bunu anlamak için 2015 yılında Çin’le ilişkilerini altın yılını yaşayan İngiltere ile şu anda aşırı sağın tırmanışta olduğu ABD eksenli bir çizgi izleyen İngiltere’yi kıyaslamak yeterli olacaktır. Aslında özetle şunu diyebiliriz, büyük bir eksen kayması yaşanırken, İngiltere yeni kurulacak düzende yeniden yerini almaya çalışıyor. Bu amaçla fillerin geçtiği züccaciye dükkanı onarılıyor, yeni ittifaklar aranıyor. Bunun detaylarını önümüzdeki günlerde daha detaylı bir şekilde sizlere anlatacağım.