KKM’nin Ardından: Uygulamanın Faturası Ne Oldu?
Türkiye’nin son yıllarda en çok tartışılan ekonomi politikası araçlarından biri tarihe karıştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının sona erdiğini açıkladı. 2021’in son aylarında büyük bir döviz talebini frenlemek amacıyla devreye sokulan KKM, aradan geçen üç yılda yalnızca ekonomide değil, siyaset ve toplumda da geniş yankı uyandırdı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, KKM’nin bilançosunu yalnızca rakamlarla değil, ekonomi yönetimine ve güvene bıraktığı izlerle de değerlendirmek gerekiyor.
Krizin Gölgesinde Doğuş
KKM’nin çıkış noktası, 2021 yılının Eylül ayında başlayan faiz indirim süreciydi. Enflasyon yüzde 19’a tırmanmışken, Merkez Bankası politika faizini düşürmeye başladı. Bu karar, döviz talebini patlatırken, Türk lirasındaki değer kaybını hızlandırdı. Aralık 2021’de yaşanan sert kur şoku, ekonomiyi ciddi bir istikrarsızlığa sürükledi. İşte o günlerde devreye sokulan KKM, vatandaşın dövizden uzaklaştırılması için bir tür “güvence mekanizması” olarak kurgulandı: Mevduat sahibine, kur farkı ile faiz getirisi arasındaki fark devlet tarafından ödenecek, böylece TL’ye dönüş teşvik edilecekti.
O günün koşullarında KKM, döviz talebini kısa vadede frenledi. Panik havasının dağılmasına katkı sağladı. Ancak sorun, bu aracın bir geçici tedbir değil, kalıcı bir enstrüman gibi yıllarca uygulanması oldu.
Görünen Maliyet: 60 Milyar Dolar
KKM’nin en kolay ölçülen maliyeti, Hazine ve Merkez Bankası üzerinde yarattığı yük oldu. Kur farkı ödemeleri için aktarılan devasa kaynak, bütçe dengelerini bozdu. Çeşitli hesaplamalara göre, KKM’nin toplam maliyeti 60 milyar doları buldu. Bu rakam, bir yandan kamu maliyesinde manevra alanını daraltırken, diğer yandan da kaynakların üretim, yatırım ve istihdam gibi alanlara yönelmesini engelledi.
Bu yükün vergi mükellefleri üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu da unutmamak gerek. Sonuçta Hazine’den çıkan her lira, kamu harcamalarında kesintiye ya da yeni vergilerle telafiye dönüşüyor. Bu açıdan bakıldığında KKM, yalnızca bütçe açığını büyüten bir araç değil, toplumun tamamına paylaştırılmış bir maliyet oldu.
Görünmeyen Maliyetler
KKM’nin maliyeti yalnızca rakamlarla sınırlı değil. Daha az konuşulan ama en az bütçe yükü kadar önemli olan başka zararlar da var.
İlk olarak, KKM para politikasını felce uğrattı. Normal şartlarda faiz kararlarıyla enflasyon ve kur arasında ilişki kurmaya çalışan Merkez Bankası, KKM nedeniyle farklı bir denklemle karşılaştı. Faiz artırımı yapılsa da KKM’nin kur farkı yükü arttığı için, politika araçlarının etkinliği azaldı.
İkinci olarak, KKM finansal sistemde ciddi bir adaletsizlik yarattı. Elinde yüksek mevduat tutan kesimler, kur artışından korunurken; tasarruf yapamayan geniş kitleler bu maliyetin yükünü sırtlamak zorunda kaldı. Başka bir ifadeyle, KKM gelir dağılımını bozucu bir etki yarattı.
Üçüncü olarak, KKM ekonomide öngörülebilirliği azalttı. Yatırımcı açısından bu tür olağanüstü enstrümanlar, ekonomi yönetiminin rasyonel politika setine ne kadar bağlı olduğu konusunda soru işaretleri doğurur. KKM’nin uzun süre yürürlükte kalması, Türkiye’nin kredibilitesine zarar verdi.
Kurun Gölgesinde Yaşanan Yıllar
KKM’nin en büyük yan etkisi, ekonomiyi döviz kuruna kilitlemesi oldu. Piyasanın gözü her gün dolar/TL’deydi. Çünkü kurdaki her oynaklık, KKM’nin Hazine’ye yükünü artırıyor, bu da piyasa psikolojisini bozuyordu. Ekonomi yönetimi, para politikası ve maliye politikası kararlarını çoğu zaman KKM’nin gölgesinde almak zorunda kaldı. Bu durum, ekonomi yönetiminde stratejik esnekliği azalttı.
Kısa Vadeli Kazanç, Uzun Vadeli Bedel
KKM’nin savunucuları, bu enstrümanın o dönemde yaşanabilecek daha büyük bir kur şokunu engellediğini ileri sürüyor. Doğrudur, Aralık 2021’de yaşanan sert dalgalanma KKM sayesinde frenlenmiş olabilir. Ancak mesele şu ki, kısa vadeli istikrar uğruna uzun vadeli maliyet çok daha ağır oldu. Eğer o günlerde daha geleneksel para politikası araçları devreye alınsaydı, belki kur şoku yine yaşanacaktı ama bu büyüklükte bir kamu maliyeti ortaya çıkmayacaktı.
Bundan Sonrası
Bugün KKM tarihe karıştı. Ama geride bıraktığı fatura, Türkiye’nin ekonomi politikasında derslerle dolu bir dönemi işaret ediyor. İlk ders, kısa vadeli çözümlerin kalıcı hale getirilmesinin yarattığı yıpratıcı sonuçlar. İkincisi, şeffaflık ve öngörülebilirlikten uzaklaşıldığında, ekonomide güven kaybının çok hızlı bir şekilde yaşandığı. Üçüncüsü ise, maliyetin yalnızca bütçeyle sınırlı olmadığı, toplumsal adaletten piyasa dengelerine kadar geniş bir alana yayıldığı.
Benim açımdan KKM, Türkiye ekonomi tarihinde “olağanüstü şartların ürünü” olarak anılacak. Ancak olağanüstü şartların, olağanüstü maliyetleri de beraberinde getirdiğini hatırlamak gerekiyor. Bugün gelinen noktada, KKM’nin kapanışı yalnızca bir politika değişimi değil, aynı zamanda bir muhasebe anı.
Sonuç: Bedeli Kimin Üstlendiği
KKM’nin toplam maliyetini 60 milyar dolar olarak hesaplamak mümkün. Ama bunun ötesinde, ölçülmesi daha zor olan bir güven ve adalet kaybı da söz konusu. Yatırımcının, vatandaşın ve piyasanın hafızasında kalan bu deneyim, Türkiye’nin bundan sonraki ekonomi politikalarında daha rasyonel adımlar atmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Sonuçta, KKM’yi kapatan da piyasanın kendi gerçekleri oldu. Çünkü hiçbir ekonomi, uzun vadede yapay çözümlerle ayakta kalamaz. Rekabetçi, öngörülebilir ve şeffaf politikalar olmadan sürdürülebilir büyüme mümkün değil.
Benim için KKM, bir dönemin simgesi oldu: Kısa vadede nefes aldıran ama uzun vadede ekonomiye ağır bir yük bindiren bir politika aracı. Bugün geriye dönüp bakıldığında, en büyük ders şu: Ekonomide kolay çözümler yoktur; her tercih, mutlaka bir faturayla birlikte gelir. Ve KKM’nin faturası, yalnızca Hazine’nin değil, tüm toplumun omuzlarına yüklenmiş durumda.
*ChatGPT tarafından yazılmıştır.
