Onuncu Köy’ü kurmak: İngiltere’de bir direnişin hikayesi
Otoriter rejimlerin kök saldığı, aşırı sağın yükseldiği, toplumların kendi içerisinde bölünerek ayrıştığı, salgın dönemlerinde evlerine kapanmaya alışan kalabalıkların siyasal anlamda çaresizleştiği bir dönemde, size bu hafta İngiltere’den bir direniş hikayesi anlatmak istiyorum.
Halkın sesi olmak
Jeremy Corbyn, İngiliz siyasetinde simge bir isim. En önemli özelliği, halkın arasından gelmesi; lüks ve şatafattan uzak, sıradan bir yaşam sürerken İngiliz siyasetinin en gür sesi olması. Fakat bu sesin gücü bağırıp çağırmasında değil, sessiz kalabalıkların sorunlarını İngiliz Parlamentosu’nda ve sokaklarda bıkmadan, usanmadan dile getirmesinden kaynaklanıyor. Gençlik yıllarında sol hareket içerisinde insan hakları ve özgürlükler için hemen her gösteriye katılmış, defalarca gözaltına alınmış bir isim.
İngiltere’de“mavi kan” bir asilzade değil. Siyasetçilerin mutlaka tedrisatından geçtiği Eton Koleji mezunu filan da değil. Eski Başbakanlar David Cameron ve Boris Johnson gibi vergi cenneti offshore adalarda yatırım fonları da yok. 1983’te İngiliz Parlamentosu’na giriyor ve kısa sürede anti-emperyalist söylemleri ile dikkatleri üzerine çekiyor. İngiltere’de “Demir Leydi” Margaret Thatcher’lı yıllarda en ciddi eleştirileri dillendirip, 90’larda İşçi Partisi lideri Tony Blair’in “Yeni İşçi Partisi” söylemine karşı çıkıyor. Zaman içerisinde muhalefete muhalif olabilecek kadar onurlu bir duruş sergilerken, iktidarı korkutabilecek kadar ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yaklaşık 400 kez kendi partisinin çizgisinin dışında oy kullanıyor. Kısacası lider sultasına biat etmemiş bir isim.

Gelelim Irak Savaşı’na. 2003 yılında İngiltere’de Tony Blair, ABD’de George Bush, tüm dünyayı Saddam rejiminin kitle imha silahları olduğuna ve bu yüzden işgal edilmesi gerektiğine inandırmaya çalışırken, Corbyn yine ciddi bir muhalefet oluşturuyor. Londra’da milyonlarca insanın katıldığı Irak’ın işgaline karşı düzenlenen gösterilerin liderlerindendi.
Gençlerin Umudu: 2015
2015 yılına geldiğimizde, özellikle ülkede genç seçmenlerin desteğini alarak İşçi Partisi’nin yeni lideri oluyor. İngiliz siyasetinde monarşiden ziyade cumhuriyeti desteklediği bilinen bir ismin ana muhalefet partisinin lideri olması büyük bir gelişmeydi. O yıllarda Londra’da mitinglerini takip etmiş bir gazeteci olarak, daha önce hiç karşılaşmadığım bir heyecanın sokaklarda olduğunu söyleyebilirim. Corbyn’in sade, dürüst ve halkın dertleriyle dertlenen hali gençleri yakalıyor; fildişi kulelerde Londra partilerinde halktan uzak eğlenen siyasetçilerden farklı olarak adeta nefes gibi geliyordu.
İktidardaki Muhafazakâr Parti, 2010’dan itibaren finans krizinde batan bankaların faturasını halka kesmiş; kemer sıkma programının acı reçetesi halkın huzurunu iyiden iyiye kaçırmıştı. Corbyn iktidara hiç bu kadar yakın olmamıştı. 2017 yılında genel başkan olarak girdiği genel seçimde İşçi Partisi’nin oyunu artırdı. Manifestosunda yer alan kamu hizmetlerinin yeniden kamulaştırılması, üniversite eğitiminin ücretsiz hale getirilmesi gibi vaatler toplumdan çok ciddi bir karşılık aldı.
Linç kampanyası ve antisemitizm suçlamaları
Fakat ne olduysa bu seçimden sonra oldu. Corbyn gibi müesses nizamın temsilcisi olmayan, sıradan, halkın içinden çıkan, Filistin meselesinde İsrail’in değil Filistin halkının yanında yer alan, bölgede barışın ancak bu şekilde sağlanabileceğine inanan bir isim olarak Başbakanlık koltuğuna çok yaklaşmıştı. Artık ciddi bir risk haline gelmişti. İngiliz medyasında Corbyn’e karşı adeta bir linç başlatıldı.
Yahudi toplumu temsilcileri, Corbyn’in liderliğini açıkça protesto etti. The Times ve The Guardian gibi gazetelerde Yahudi toplumu üyeleri tarafından imzalanan açık mektuplar yayınlandı. Corbyn’in geçmişte katıldığı bazı etkinliklerde çözüm için tüm unsurlarla görüşmeye hazır olduğun belirtmek için Hamas ve Hizbullah’ı “arkadaşlarım” diye anması yeniden gündeme taşındı. Aralık 2019 genel seçimleri öncesinde antisemitizm konusu sürekli olarak gündemde tutuldu. Eski İşçi Partili milletvekili Luciana Berger, partide kendini güvende hissetmediğini belirterek istifa etti. Baş Haham Ephraim Mirvis, bir başyazı yayınlayarak Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin “İngiltere’deki Yahudi yaşamı için tehdit oluşturduğunu” söyledi. Seçimlerde İşçi Partisi büyük oy kaybı yaşadı.
Partiden ihraç ve bağımsız mücadele
Dünyanın salgınla evlerine kapandığı ve herkesin kendi canından endişe ettiği 2020 yılı ise istenen ortamı yarattı. Ekim 2020’de Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (EHRC) raporu yayımlandı ve Corbyn’in liderliğindeki partinin antisemitizm şikâyetlerini sistematik olarak ele almakta başarısız olduğu belirtildi. Aynı gün Corbyn, yaptığı açıklamada antisemitizmi küçümsememekle birlikte, “sorunun büyüklüğünün bazı kişilerce dramatize edildiğini” savundu. Fakat bu da işe yaramadı. Corbyn, işlemediği bir suç sebebiyle apar topar partiden uzaklaştırıldı.
Önce partiden geçici olarak uzaklaştırıldı. Sonra iç disiplin sürecinde parti üyeliğine yeniden alındı. Fakat bu arada istenen olmuştu; İşçi Partisi’nin başına bir “Sir” olan Keir Starmer geçmişti. Bundan sonraki süreçte Starmer, Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi vekilliğini iade etmedi. İngiliz siyasetinin en simge isimlerinden Jeremy Corbyn, 2020 yılından beri parlamentoda bağımsız milletvekili olarak bulunuyor. Bu arada, 2024 yılında İşçi Partisi’nin İngiltere’de iktidara geldiğini de hatırlatalım. Şimdi geriye bakıldığında, 2020 yılında Jeremy Corbyn’in nasıl sistem dışına itildiğini anlamak zor değil.
Onuncu Köy: yeni bir umut
Peki bu tür durumlarda bir Onuncu Köy var mıdır? Elbette vardır. Halka doğruları anlatmanın her zaman bir yolu ve yöntemi olacaktır.
İşte geçtiğimiz hafta İngiltere’de önemli bir gelişme yaşandı. 2020 yılında İşçi Partisi’nden ihraç edilen Jeremy Corbyn, dört yıl süren bağımsız milletvekilliğinin ardından, 2025 yazında yeni bir sol parti kurma çalışmalarını hızlandırdı. Süreç, 2025 Temmuz’unda Coventry South Milletvekili Zarah Sultana’nın İşçi Partisi’nden istifa ettiğini duyurmasıyla kamuoyuna yansıdı. Sultana, hem Muhafazakâr Parti’yi hem de İşçi Partisi’ni “yönetilen bir çöküşe liderlik etmekle” suçladı ve Corbyn ile birlikte “yeni bir sol alternatif” inşa edeceklerini açıkladı. Bu gelişme, uzun süredir İşçi Partisi’nin merkezileşmesine ve Keir Starmer’ın liderliğine tepki gösteren kesimlerde heyecan yarattı. Uzmanlar, daha parti kurulmadan Corbyn’in yaklaşık yüzde 15’e yakın bir oy alabileceğini tahmin ediyor.
Yükselen dip dalgayı görmek
Ayrıca, İngiltere’de bu ayın başında yayınlanan YouGov anketine göre, aşırı sağcı Nigel Farage’ın liderliğini yaptığı Reform UK şu anda yüzde 26 oy oranı ile ülkede birinci parti konumunda. İktidardaki İşçi Partisi ise yüzde 24’te kalmış durumda. Ülkeyi yaklaşık 14 yıl boyunca kemer sıkma politikalarıyla yöneten Muhafazakâr Parti ise yüzde 16 seviyesinde. Kısacası, İngiliz siyasetinde bildiğimiz iki partili sistemin sonuna gelmiş durumdayız. Yeni bir şeyler söylemek gerekiyor. “Dostlar alışverişte görsün” siyaseti, 10 Numara’nın önünden yapılan yavan açıklamalar artık halkı tatmin etmiyor.
Corbyn, 2015 yılındakine benzer bir dip dalgayı tam 10 yıl sonra yeniden görmüş gibi. Doğruları söylediği için 9 köyden kovulan 76 yaşındaki Jeremy Corbyn, şimdi bu kez Onuncu Köy’ü kurmak için kolları sıvamış durumda.
Bu mücadeleyi sizler için Londra’da yakından takip etmeye ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
