Sistem çöküyor ve dünya uyanıyor

1945 sonrası kurulan; ABD ve Batı Avrupa’nın değerlerinin ve çıkarlarını şekillendirdiği, sömürgeciliğin, iki cihan harbinin şekillendirdiği bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Fakat bunun da artık sonuna geldiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Sistemin büyük oranda bütün maskelerinin düştüğü, vatandaşın artık bu sistemin oburlarını, liderlerini, sistemin Frankenstein’ı siyasetçilerini sorguladığı, kısacası halkların uyandığı yeni bir çağ açılıyor.

Farkında olmayanlar, kaybetmekten korkanlar, eski sisteme sıkı sıkıya sarılmış durumda. Fakat Victor Hugo’nun da dediği gibi: “Vakti gelmiş bir düşüncenin önünde hiçbir ordu duramaz.”

Zaten bu uyanışın farkında olan küçük bir azınlığın, suçlu ve güçlü olanların da durmadan 2030’dan bahsediyor olması; elimize kendi tasarladıkları “onların” yeni dünya düzenini, büyük Ortadoğu planlarını filan tutuşturmaya çalışması bu yüzden.

Biliyorlar ki insanlar değişiyor, farkındalık artıyor. Eski sistemin manipülasyon araçları da, mesajları da istenen etkiyi yaratmıyor.

Uğur Mumcu’nun çok güzel bir kitabının adıdır: “Suçlular ve Güçlüler.” Dünyanın suçlu ve güçlü olanları, eski düzenin mimarları yeni dünyanın da temelini atmak istiyor. Fakat piramidi inşa edecek köleler uyanıyor; içimizdeki Musa başkaldırıyor. Dünya halklarının yürekleri usul usul Filistin’e hicret ediyor.

Onlar istiyorlar ki bu Monopoly devam etsin; onlar zenginleştikçe halklar köleleşsin, haksız kazançları, güçleri ve iktidarları onları tiranlaştırdıkça karşılarına bir Musa çıkmasın.

Hiçbir çocuk “kral çıplak” demesin. Kimse uykusundan uyanmasın. Fakat bugün Avrupa’nın en büyük kentlerindeki Filistin protestolarını inceleyin, hatta mümkünse katılın. Bir değil, milyonlarcasının tek vücut olduğunu göreceksiniz. Marjinalleştirilenlerin aslında çoğunluk olduğunu fark edeceksiniz.

İsimden ve kınamadan ibaret işlevsiz kurumlar

Dünya Savaşı sonrasında kurulan o zamanki dünya düzeninin kurumları bugün işlevsiz.

Birleşmiş Milletler, kınama mesajından fazlasını yapamıyor. Malum, beş büyüklerin veto hakkı, zaten bu ülkelerin çıkarlarına hizmet etmeyen herhangi bir konuda sağır, kör ve dilsiz. Büyük ideallerle kurulan; birbirleriyle kıyasıya savaşmış devletleri bir araya getirecek ve barışı hâkim kılacak Avrupa Birliği de benzer şekilde atıl bir hipokrasi kalesi durumuna gelmiş. Kalenin penceresinden, yani Brüksel’den habire kınama mesajları atılıyor. Surların arkasında, göçmen korkusu ile yaşayan, yaşlanan ve en kötüsü, en temel insan haklarına kör ve sağır bir Avrupa var.

Fakat artık bu da değişiyor. Çünkü artık liderlerinin karşısında susmayan, haykıran vicdanlar var. Dün hipodromda, bugün siyaset sirkinde cambaza bakmak, artık halklara yetmiyor.

Geçen 5 yıl içerisinde şunu çok rahatça söyleyebilirim ki herkesin maskesi düştü. Halkta giderek inanılmaz bir farkındalık oluşuyor. Artık 1984 vari propaganda bakanlıkları, basın açıklamaları, uyutma politikaları filan aynı etkiyi yaratmıyor. Adeta ilahi bir el, ruhlarımızda Allah’ın ona ait olan özünü harekete geçirmiş durumda. Kısacası sistem ayarlarımız resetlendi; artık her şeyi çok net görüyoruz. Hani sık sık “Büyük Reset” diyorlar ya… Bence asıl reset bu; gaflet uykusundan uyanmak.

19 aylık sancılı bir uyanış

Buna dair inancım, geçen hafta Londra’da siyasetin kalbi Westminster’da, İngiliz Başbakanlığı önünde binlerce kişinin katıldığı bir protestoda daha pekişti. Binlerce insan, artık İngiltere’nin İsrail ile silah ticareti yapmasının kabul edilemez olduğunu haykırıyordu. Londra’da 10 numaralı konutun duvarlarında “Filistin’e Özgürlük” sesleri yankılanıyordu.

Üstelik sadece Londra’da değil, son 19 aydır İngiltere’nin her köşesinde, en ufak kasabalara kadar halk bir araya gelerek liderlerine sesini duyurmaya çalıştı. İnsanlar, mesleklerini, konumlarını, hatta özgürlüklerini riske atarak hiç tanımadığı Filistinli kardeşleri için sokaklara döküldü. Norveç’te, Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, İspanya’da halklar sadece protesto etmedi; aynı zamanda uyandıklarını da duyurdular. Dahası, halk ilk kez son 19 ayda kendi liderlerinin, siyasi partilerinin, kurumlarının, medyalarının, kısacası bütün bir sistemin nasıl çürümüş olduğunu gördü. Bu çok ciddi bir paradigma kaymasıdır. Bu farkındalığın sonuçları inanın çok büyük olacak.

Temsili demokrasi yetmiyor; doğrudan demokrasi

İşte tam da bu yüzden, eski, çürümüş sistemin ekonomik oyuncuları, kazananları temsili demokrasiden vazgeçmek istemiyor. Öyle ya da böyle, onlar olmazsa yakın arkadaşları şu ya da bu şekilde ülkelerin iktidarlarına geliyor; en önemli kararlar yine halka sorulmadan alınıyor.

Bugün aslında teknolojide geldiğimiz konum, bize doğrudan demokrasi imkânını tanıyor. Bugün hepimiz,  çeşitli referandumlar düzenlense telefonlarımız üzerinden doğrudan demokrasiye katılabiliriz. Örneğin, dünyanın en büyük altıncı ekonomisi İngiltere’de, tıpkı Brexit konusunda olduğu gibi, İsrail’e silah ticareti ya da Filistin’in devlet olarak tanınması halka sorulabilir. Teknik olarak da, teknolojik olarak da bu mümkün. Koltuklarımızdan kalkmadan oy kullanabiliriz.

Fakat partilere bölünmek, 4-5 senede bir her kararı bizim adımıza verecek olanları seçmek, sistemin kazananları açısından çok işlevsel. Ne gerek var şimdi soykırım gibi bir meseleyi halka sormaya, değil mi ama? Aman halk uyanmasın!

Fakat meşhur Pandora’nın kutusu açıldı; kralın çıplak olduğu, tüm ahali tarafından görüldü. Bugün dünyanın her yerinde, İsrail’in Filistin soykırımını destekleyen ve İsrail’e yatırımlarını sürdüren şirketler biliniyor. İnsanlar, yıllarca marka aidiyeti olan tüketim maddelerinden vazgeçiyor; alışkanlıklarını değiştiriyor. Halkların, çevreci meselelerde ekolojik ürünler kullanırken; insani meselelere gelince, katliamlar ve bebek cinayetleri karşısında duyarsız kalması beklenemezdi zaten. Bunun da ötesinde, dünyanın en prestijli üniversitelerinden mezun olan gençler, üniversitelerinin İsrail’i desteklemekten vazgeçmesi gerektiğini söylüyorlar.

Kazananlar, vicdanı uyananlar olacak

İngiltere’de örneğin, yerel yönetimlerin İsrail’de faaliyetleri olan emeklilik fonlarından yatırımlarını çekmesi için baskı büyüyor. 19 yaşında İngiliz bir genç, Londra’da binlerce insanı bir araya getirip, elinde Filistin bayrağı ile “Filistin’e Özgürlük” diyebiliyor. Bunu gururla ve inançla yapıyor.

Dünyanın farklı kentlerinde, inanan, inanmayan, farklı kültürlerden gelmiş milyonlarca genç bir kez daha kardeş olduklarını hatırlıyor. Yıllarca farklı kamplara ayrılmış olan bu gençler, büyük bir özlemle birbirlerine sarılıyor.

Şimdi bu görüntünün diğer tarafında, bir an için eski dünyanın en fazla kınama yayınlayan atıl kurumlarını, liderlerini düşünün; ne kadar çürümüş, ne kadar çaresiz ve aslında ne kadar güçsüzler…

Kazanan, nihayetinde batıdan doğan bu güneşin doğu ile buluşması olacak.
Vicdanı uyananlar, birbirine sarılanlar, yeni dünyayı kuranlar olacak.