Emrah Gülsunar

TİCARİ PARTNERDEN YARI-SÖMÜRGEYE: ENDÜSTRİ DEVRİMİ BRİTANYA’NIN OSMANLI’YA YÖNELİK EKONOMİK DIŞ POLİTİKASINI NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?

Britanya’da başlayan ve oradan Batı Avrupa’ya yayılan Endüstri Devrimi ile beraber Batılı ülkelerin ekonomik üretim kapasiteleri ve askeri güçleri, Asyalı muadillerine göre tarihte görülmemiş ölçüde arttı. “Büyük Yarılma” adı verilen bu süreç sonunda kapitalist Batı Avrupa ülkeleri ile Osmanlı’nın da içinde olduğu geleneksel Asya imparatorlukları arasındaki ilişkiler kökten değişti.

Literatürde Osmanlı İmparatorluğu’nun Endüstri Devrimi ile beraber Batılı ülkelerle olan iktisadi ilişkilerinin nasıl dönüştüğü genelde Osmanlı’ya odaklı bir şekilde ele alınmıştır. Bu ele almada özellikle düşüşte olan imparatorluğun kapitalist dünya-sisteme eklemlenme süreci ve bununla birlikte gelen endüstrisizleşme ve ticarete yönelik tarımın artması gibi olgulara odaklanılmıştır. Bu çalışma ise Britanya özelinde sürecin diğer tarafına odaklanmakta, 1750 yılından 1850’ye kadar Britanya Parlamentosu’ndaki yasama faaliyetleri ve parlamento tartışmalarını inceleyerek ilişkilerin nasıl dönüştüğünü, dönüşen ilişkilerin Britanya devletince nasıl yürütüldüğünü, Osmanlı’ya yönelik hangi dış ekonomik politikaların hangi gerekçe ve motivasyonlarla uygulandığını incelemektedir.

16. yüzyılın sonlarında başlayan Osmanlı – İngiltere ticari ilişkileri yüzyıllar boyunca birbirine coğrafi olarak görece uzak iki ülkenin sınırlı ticari ilişkileri olarak yürüdü. 18. yüzyıla gelindiğinde Doğu Akdeniz bölgesindeki asıl ticari güç Fransa’ydı. Yüzyıl ortalarında merkantilist rekabet sonucu Britanya, bölgeyle ticaret yapma imtiyazı tanınmış Levant Şirketi üzerinden bir takım yasal değişiklikler ve yeni politikalar uygulayarak, Fransa’yla rekabet etmek istedi ancak bölgede dengeleri değiştirmekte başarılı olamadı.

18. yüzyıl sonlarında Britanya, Osmanlı coğrafyası ile ticaretin yanına ek olarak jeopolitik nedenlerle de ilgilenmeye başladı. Aralıklarla 18. yüzyıl boyunca süren savaşlar sonunda Hindistan’dan diğer Batılı sömürgeci güçleri çıkartan ve bölgeyi büyük oranda kolonileştiren Britanya, bu değerli sömürgesine giden yollar üzerinde bulunduğu için Osmanlı’yla ticaretin yanında siyasi ilişkiler de geliştirmeye başladı. Örneğin yeni yükselen güç Rusya’ya karşı endişelenmeye başlayan Britanyalı hükümetler, tekrar eden Türk-Rus savaşlarında Osmanlı’yı desteklemeye başladılar.

Fransız Devrimi ve sonrasında tüm Avupa’yı saran savaşlarla beraber Doğu Akdeniz’deki ekonomik ve siyasi statüko değişti. Özellikle Napolyon’un Mısır’ı işgal girişimi, Hindistan’a giden yolların Fransa’ya geçeceğinden endişelenen Britanya’yı Osmanlı’ya doğrudan askeri destek vermeye itti. Anglo-Osmanlı ortak girişimi sonucu Napolyon Mısır’dan kapı dışarı edildi. Tüm bir Fransız ve Napolyon savaşları (1792-1815) sonunda ise Levant bölgesinde hem askeri hem ticari baskın güç artık Britanya’ydı.

Britanya’nın dış ticaretinde Osmanlı’nın yeri

1815 sonrası döneme sadece Doğu Akdeniz’in değil tüm yerkürenin hegemonik askeri ve endüstriyel gücü olarak giren Britanya, parlamento tartışmalarından anladığımız üzere, Osmanlı topraklarını yükselen sınai üretimi için elverişli bir pazar olarak düşünmeye başladı. Bu dönemde gerçekten de Osmanlı pazarlarına Batılı mamul sınai malların girişi önemli ölçüde arttı. Ne var ki bu döneme değin, bazı dünya-sistemi analistlerinin iddia ettiği tarzda bir “küresel kapitalist sisteme eklemlenme” sürecinin yaşanmasından bahsetmek güçtür. Örneğin Britanya’nın erken 1830’lara ait dış ticaret rakamlarını incelediğimizde, Osmanlı’nın Britanya’nın dış ticaret hacminde diğer ülkelere kıyasla önemli bir yer kaplamadığı görülür. Hatta Britanya, sınai mal satıp karşılığında zirai mal ve hammadde almasına rağmen, bu dönemde Osmanlı’ya karşı ticaret açığı vermektedir. Bu tarihe kadar Britanya’nın Osmanlı’yla olan ilişkilerinde halen jeopolitik kaygılar ticari ilişkilere ağır basmaktadır.

Ne var ki, 1830’ların ortalarından itibaren Britanya ile Osmanlı arasındaki ilişkiler ciddi manada dönüştü. Güçten düştüğü bilinse de o döneme kadar Osmanlı devleti, topraklarını bir şekilde koruyabilmekteydi. Ancak kendi eyaleti olan Mısır’la ve dış güç Rusya’yla yapılan uzun ve tekrarlayan savaşlar ve alınan ağır yenilgiler, Osmanlı’nın dış destek olmadan toprak bütünlüğünü koruyamayacak noktaya geldiğini gösterdi. Dönemin diplomasisine “Doğu sorunu” olarak geçen bu mesele yüzünden, Hindistan’daki sömürgelerine giden yollar üzerinde Rusya gibi daha güçlü devletlerin hakim olmasının çıkarlarını ciddi manada zedeleyeceğini öngören Britanya devleti, Osmanlı’ya aktif şekilde destek olmaya karar verdi.

Öte yandan, Britanya’nın 1830’lardan itibaren ki Osmanlı’ya aktif desteğinin tek nedeni jeopolitik kaygılar değildi. Bu dönemde Britanya Parlamentosu’na sanayici ve tüccarların verdiği dilekçelerden ve bakanlar dahil parlamenterlerin tartışmalarından anlıyoruz ki Britanya Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerinde nüfuz elde etmesinden iktisadi sebepler yüzünden de kaygılanmaktaydı. Birtanyalı sanayici ve tüccarlar Rusya’nın ele geçirdiği bölgelerde, örneğin Karadeniz’de, korumacı bir ithalat politikası izlediğini, halbuki Osmanlı’nın bu konuda “liberal” olduğunu, dolayısıyla Britanya’nın ekonomik çıkarları için Rusya’nın bölgede güç elde etmesinin engellenmesini istemekteydi. Diğer bir deyişle, Britanyalı ekonomik ve politik aktörler, daha karlı bağımlılık ilişkileri kurabildikleri için Osmanlı’yı Rusya’ya tercih etmekteydi.

Balta Limanı Anlaşması’na doğru

1830’ların ortalarından itibaren “Doğu meselesi” ve Osmanlı, Britanya’nın dış politikasının merkez konularından birisi haline geldi. Bunu Parlamento kayıtlarında net bir şekilde gözlemlemek mümkün. Örneğin, 1750’den 1850’ye her parlamento oturumunda “Türkiye” kelimesinin ekonomik ve ticari meselelerle ilişkili olarak kaç defa geçtiğini gösteren aşağıdaki grafikten anlaşılabildiği üzere, 1830’ların ortalarından itibarenki oturumlarda Osmanlı ile ilgili tartışmalar ciddi manada artmıştır. Bu da göstermektedir ki Türkiye/Osmanlı, bu tarihten itibaren Britanya ekonomik dış politikası için çok daha önemli hale gelmiştir.

Britanya’nın Osmanlı’ya yönelik yükselen jeopolitik ve iktisadi kaygıları, iki ülke arasında 1838 tarihli Balta Limanı Sözleşmesi’nin imzalanmasına yol açtı. Anlaşmayla beraber Osmanlı devleti, topraklarını geniş imtiyazlarla Britanyalı ekonomik aktörlere açmakta, Britanya da karşılığında Osmanlı’ya başta Rusya ve Mısır’a karşı olmak üzere, toprak bütünlüğünü sağlama garantisi vermekteydi. Anlaşma, Britanya Parlamentosu’nda genişçe tartışıldı. İtirazlar olsa da genel kanı, anlaşmanın Britanya için bir başarı olduğu yönündeydi. Gerçekten de anlaşmayla beraber Britanya, Osmanlı’ya karşı ticaret açığı veren ülke konumundan artan sınai malı ihracatı ile birlikte çok kısa bir süre içinde ticaret fazlası veren ülke konumuna geçti.

Sonuçta, Osmanlı İmparatorluğu, Balta Limanı Anlaşması’yla beraber, 18. yüzyılın ortasında başlayan bir yüzyıllık bir dönüşümün yarattığı iktisadi eşitsizliğin bir yansıması olarak, 19. yüzyıl ortalarında Britanya İmparatorluğun’nun “gayri-resmi” bir yarı-sömürgesi haline geldi. Ancak ilginç bir şekilde, birçok Britanyalı bakan ve parlamenter bu “serbest ticaret emperyalizmi” güden ve Osmanlı ekonomisini endüstrisizleştiren anlaşmayla, Osmanlı ekonomisinin canlanacağına ve bu şekilde kendini Rusya’ya karşı koruyabileceğine inanıyordu. Ne var ki bu, o dönemde ekonomik liberalizme olan abartılı inancın naif yansımlarından biriydi.

Emrah Gülsunar

Lund Üniversitesi, İsveç