Trump’tan Bir Zafer Daha! “Büyük, Güzel Yasa Tasarısı” Geçti
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın seçimlerden sonra en büyük zaferi olarak 3 Temmuz’u adlandırabiliriz.
Çünkü “One Big Beautiful Bill” yani Trump’ın ‘Büyük, Güzel Yasa’ olarak adlandırdığı yasa artık geçti.
Bugün ABD’de 4 Temmuz Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor ve Trump’ın keyfi yerinde!
ABD Temsilciler Meclisi, Donald Trump’ın “One Big Beautiful Bill” (OBBBA) adını verdiği dev vergi ve harcama paketini 218’e karşı 214 oyla kabul etti. Tüm Demokratlar ve iki Cumhuriyetçi vekil karşı oy kullandı; bu da paketin ne kadar tartışmalı olduğunu gösteriyor.

Peki Bu Yasa Paketinde Neler Var?
Vergi indirimleri: Trump vergi kesintileri kalıcı hale getiriliyor. Bahşişten ve fazla mesai ücretinden vergi alınmayacak. Çocuk ve yaşlılar için yeni vergi kredileri geliyor.
Sosyal yardımlarda kesintiler: Medicaid (yoksullara sağlık hizmeti) ve SNAP (gıda yardımı) gibi programlarda milyarlarca dolarlık kesinti yapılacak. CBO’ya göre, bu durum 11-12 milyon kişinin sağlık güvencesini kaybetmesine yol açabilir.
Göçmenlik ve savunma: ICE (Göçmenlik Polisi) ve sınır güvenliğine ek 170 milyar dolar ayrılıyor. Savunma harcamaları da ciddi şekilde artırılıyor.
Çevre politikaları geri alınıyor: Yeşil enerjiye yönelik teşvikler kaldırılıyor, çevre fonları kesiliyor.
Trump Cephesi: Güç Gösterisi ve Kutlama
Trump, bu yasayı “çöküşe karşı bağımsızlık bildirisi” olarak tanımladı. Iowa’daki kutlama mitinginde “Artık daha da güçlüyüm” diyerek siyasi rakiplerine gözdağı verdi.
Ancak mitingde kullandığı “shylock” (Yahudilere yönelik aşağılayıcı bir ifade) kelimesi, antisemitizm suçlamalarına neden oldu.
Ekonomik ve Politik Tepkiler
Ekonomistlere göre bu yasa, önümüzdeki 10 yılda bütçeye 2.8–3.4 trilyon dolar açık getirebilir.
Demokratlar, bu paketi “yoksullar için ölüm fermanı” olarak nitelendiriyor. Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 8 saatten fazla süren tarihi bir konuşma yaptı.
Bazı Cumhuriyetçiler ise bu yasanın 2026 ara seçimlerinde siyasi olarak geri tepeceğinden endişeli.
Trump – Musk Kavgası
Amerikan siyasetinde dostluklar sıkça geçici, düşmanlıklar ise oldukça yüksek sesli olur. Ancak Donald Trump ile Elon Musk arasında yaşanan kavga, yalnızca kişisel bir ego savaşı değil; aynı zamanda Amerika’nın geleceğine, ekonomisine ve teknoloji-siyaset ilişkisine dair derin bir tartışmanın habercisi.
Musk, yıllar boyunca Trump’a mesafeli destekler sundu. Elektrikli araç sübvansiyonlarından NASA ihalelerine, SpaceX’in askeri projelerine kadar Trump döneminde büyük kazançlar elde etti. Ancak şimdi tablo çok farklı.

Trump’ın “One Big Beautiful Bill” adını verdiği dev harcama ve vergi paketine Musk’ın tepkisi sert oldu: “İğrenç, tiksindirici, delilik.” Bu yalnızca bir yasa eleştirisi değil, aynı zamanda Trump’ın liderlik anlayışına açık bir meydan okumaydı. Musk artık bir CEO değil, siyasi bir figür gibi davranıyor. “America Party” adı altında yeni bir parti kurma planları, onu sadece iş dünyasında değil, sandıkta da Trump’a rakip yapabilir.
Trump ise her zamanki gibi cevap vermekte gecikmedi. “Musk’ın sübvansiyonlarını gözden geçiririz, gerekirse vatandaşlığını bile inceleriz” diyerek hem devlet desteğini hem de kişisel statüsünü hedef aldı. ABD tarihinde bir başkan adayının bir vatandaşı açıkça “deport etme” ihtimalini dillendirmesi nadirdir—ama söz konusu Trump olunca artık hiçbir şey şaşırtmıyor.
Trump ayrıca ‘“DOGE’u Elon’un üzerine salmamız gerekebilir… DOGE’un ne olduğunu biliyor musunuz? Elon’u geri dönüp yiyebilecek bir canavar. Ne korkunç olurdu değil mi?” bunları duyunca aklıma şu geldi: Bir zamanlar bu adam, Musk’ın başarılarını överdi. “Amerikan rüyasının ta kendisi” derdi. Şimdi onu canavarla tehdit ediyor. Ve yetmedi… “Musk’ı sınır dışı edip edemeyeceğimize bakmam lazım.”
Bu kavga sadece iki dev figür arasında geçmiyor. Bu, Amerikan sağının içindeki çatlağın bir yansıması. Bir yanda popülist söylemiyle eski düzeni yıkmak isteyen Trump, diğer yanda teknoloji elitleri adına yeni bir vizyon ortaya koyan Musk. Seçmenler ise hangi “deliliği” tercih edeceklerini düşünmek zorunda…

Kıtalar Arasında Bir Dostluk Köprüsü: İstanbul ve Chicago Artık Kardeş
Küresel havacılıkta önemli bir adım atan Chicago O’Hare Uluslararası Havalimanı ile İGA İstanbul Havalimanı, “Kardeş Havalimanı” anlaşması imzalayarak Atlantik ötesi iş birliğini resmileştirdi. Bu anlaşma, Amerika’nın en bağlantılı havalimanı ile Avrupa’nın en hızlı büyüyen küresel aktarma merkezi arasında stratejik ortaklık kuruyor.
İGA CEO’su Selahattin Bilgen, bu iş birliğinin sadece iki havalimanını değil, aynı zamanda farklı kıtalardaki kültürleri, ekonomik hareketliliği ve teknolojik gelişmeleri de bir araya getirdiğini vurguladı. “O’Hare ile bu ortak adımı atmak, bizi daha güçlü, daha yenilikçi ve kalite odaklı bir geleceğe taşıyor,” ifadelerini kullandı.
Chicago Havacılık Departmanı Komiseri Michael J. McMurray ise, Belediye Başkanı Brandon Johnson adına yaptığı konuşmada, İstanbul Havalimanı’nın O’Hare’in kardeş havalimanları arasında yer almasından memnuniyet duyduklarını belirtti. McMurray, bu anlaşmanın Chicago’nun uluslararası bağlarını daha da pekiştireceğini söyledi.
Tarihi anlaşma, 20 Haziran Cuma günü O’Hare Havalimanı’nın Terminal 5’inde düzenlenen törenle imzalandı. Etkinliğe her iki havalimanının üst düzey yöneticileri ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Chicago Başkonsolosu Tahir Bora Atatanır da katıldı.

Amerika’da Futbol Gelişiyor: DC United Maçında
Futbolun kalbi Avrupa’da atar deriz hep. Ama geçen hafta Washington DC’de bir stadyumun tribünlerinde otururken aklımdan geçen tek şey şu oldu: “Bu oyun artık Amerika’ya da iyi geliyor.”
DC United, Başkent’in takımı. O akşam Audi Field’da Nashville SC’yi ağırlıyorlardı. Hava sıcaktı ama tribünler daha sıcaktı. İnsanlar formalarıyla, atkılarıyla, çocuklarıyla, kahkahaları ve tezahüratlarıyla oradaydı. Bir ayrıntı dikkatimi çekti: Ev sahibi takımın taraftarıyla misafir takımın taraftarı yan yana oturuyordu. Ne bağıran vardı, ne gerilim… Sadece futbol vardı. Arada birbirine takılanlar, birlikte maç izleyen arkadaş grupları… Böyle dostça bir atmosferi görmek güzeldi.

MLS—yani Major League Soccer—her geçen yıl daha fazla ilgi çekiyor. Eskiden sadece emekli yıldız futbolcuların kariyer sonu durağı gibi bakılıyordu ama artık işler değişti. Genç yetenekler geliyor, kulüpler ciddi yatırımlar yapıyor, taraftarlar aidiyet hissediyor. Belki hâlâ Avrupa’nın büyük ligleriyle kıyaslanmaz ama bir futbol ruhu filizleniyor burada.
Aklıma şu geliyor: Bu ligde neden daha fazla Türk oyuncu olmasın? Türkiye gibi futbola tutkuyla bağlı bir ülkenin yetenekleri, bu büyüyen sahnede kendine yer bulmalı. Çünkü Türk futbolcusu sadece sahadaki yeteneğiyle değil, getirdiği heyecanla, tutkuyla, hikâyeyle fark yaratır. Ve o ruh, Amerika’da büyüyen bu futbol hikâyesine çok yakışır.
Stadyumdan ayrılırken düşündüm: Belki bir gün bir DC United maçında bir Türk oyuncunun golüne sevineceğiz. Futbol artık Amerika’da da bir “oyundan fazlası” olmaya başlıyor. Ve biz, bu yeni hikâyenin içinde neden olmayalım?

