Ali Değermenci

TÜRKİYE’NİN YENİ KONUMU

Türkiye’nin çözmesi gereken sorunlar var. Hatta ; Türkiye’nin uluslararası alanda çözmesi gereken sorunlu ilişkiler var demek daha doğru olacak.

Türkiye Cumhuriyeti başından beri, hatta Osmanlı’nın genelinde ama son 200 yılında yönü batı idi. Bugün batı ile yaşanan gerilim Türkiye’ye ciddi ekonomik maliyet oluyor.

Tabi ki; Türkiye genç cumhuriyet dönemindeki, darbelerle uğraştığı dönemdeki Türkiye değil… Son 15-20 yılda Türkiye batı ile arasındaki geri kalmışlık farkını azalttı, ekonomisini güçlendirdi, kişi başına düşen geliri önemli ölçüde arttırdı. Yani kendi ayakları üzerinde düne göre daha iyi durabilen bir konuma geldi. Fakat gelişmiş ülkeler ile arasındaki ekonomik fark ne yazık ki kapanmadı, son dönemde yaşanan gerginlikler ve COVİD-19 ile fark biraz daha açılmış oldu.

Türkiye bugün batı ile ciddi siyasal kriz yaşayınca biraz doğuya yaklaşmış gibi bir görüntü verdi. Özellikle ABD ile yaşanan S-400 Füze Savunma Sistemi krizi ve AB ile yaşanan bir dizi siyasal sorun nedeniyle batı kampından uzaklaşan bir görüntü verdi. Haklılık payı ciddi anlamda olsa da tarihsel ilişki biçimi nedeniyle fazla kopamaz. Bu arada Rusya ve Çin’e yaklaşması da doğal bir durum oluşturuyor. Türkiye aslında tam da bu arada kalması gereken stratejik bir pozisyona sahip bir ülke.

Ne Batı’nın eski rotasında ne de Rusya ve Çin ile aynı cephede olmaması gerekiyor. Fakat Türkiye’yi batılı normlardan uzaklaştırmadan, demokrasi, hukuk devleti, serbest piyasa ekonomisi, NATO, AB ve bir çok uluslararası örgüt üyeliği kesintisiz devam etmeli. Türkiye batı ile tarihsel ve ekonomik ilişkilerini koparmadan, Rusya, Çin gibi ülkelerle diyalog halinde olup ticaret yapabilmeli. Türkiye hatta tarihsel bağları olan Orta Doğu ile yakınlığını siyasal ve ekonomik kazanca tahvil etme becerisine de sahip. Son olarak Libya ile varın anlaşma bu denklemi çok net gün yüzüne çıkarmış durumda.

Türkiye ekonomik çıkarları nedeniyle batı blokundan kopamaz, kopmamalı. Fakat yeni bir süreci kesinlikle başlatmalı. Başta ABD ve AB ile yeni diyaloglar kurup ekonomik çıkarlarını riske atmamlı. Amerika Birleşik Devletleri ile var olan sorunları müzakere sürecine oturtabilirse, en azından o taraftan zarar görmeyi önleyebilir. Avrupa Birliği üyeliği bugün her iki tarfında gündemine gelebilecek bir konu değil. Fakat Türkiye’nin ihracatının yarısından fazlası birlik ülkelerine yapılmakta. Bir de buna Gümrük Birliği Anlaşması’nın revize edilmesi eklenirse tarım alanında Türkiye Avrupa’nın manavı olabilir.

Varolan sorunlar bir anda çözülmeyecektir. Hatta kısa vadede de çözülmesi mümkün gözükmüyor. Ama çözüm yollarının, müzakere sürecinin başlatılması gerekir. Buna Türkiye’nin ciddi anlamda ihtiyacı var. En azından COVİD sürecinde dış kaynağın maliyetleri ciddi anlamda yükselmiş durumda. Bu süreç olumlu havaya girebilirse, Türkiye’nin ihtiyacı olan nakit girişi sağlanmış olacaktır. Bu da Türkiye’nin büyümesi ve ekonomik olarak gelişmesine ciddi katkı sağlayacaktır.

Siyasal sorunların düzelmesi ve normalleşme sürecine girmeye çok ihtiyacımız var.