Yeni Dünya Düzeni ya da Çivisi Çıkmış Dünya

Dünyanın çivisi çıktı, iki yakası bir araya gelmez oldu. İnsanlık tarihinin en karanlık dönemini bugünlerde yaşıyoruz. Gelir adaletsizliği insanlık tarihinin en kötü dönemini, refah ve müreffeh bir hayat sunan / sunacağı söylenen küreselleşme çağında yani 21. yy’da yaşamakta. Dünyanın en zengin 26 kişisinin (toplam 26 kişi ) serveti dünya nüfusunun ( 3.8 milyar kişi) yarısının servetine eşit.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika, Batı toplumunu arkasına alarak ‘Yeni Dünya Düzeni’ni ilan etti. Demokrasi ile kapitalizm birleştirilerek dünyanın yükselen sistemi yapıldı. Yeni düzen ile dünyaya refah ve demokrasi vaad edildi. İnsanlar çalışacak ve özgür bireyler haline geleceklerdi. Batı, düşmanını ‘Komünizm’ olarak belirledi. Kapitalist Batı ile Komünist Doğu arasındaki mücadele fazla sürmedi. 1989 yılında Doğu Bloku’nun yıkılması ile ‘Tarihin Sonu’ tezi Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nda Politika Planlama Dairesi’nde Ortadoğu uzmanı olan sosyal bilimci Francis Fukuyama tarafından ilan edildi. Artık liberal demokrasi dünyanın son kutsalı, ABD ise dünyanın lideri olarak ilan edildi.

Liberal teorinin ne söylediği bir tarafa, demokrasi ve serbest ticaret kavramı hızla dünyanın dört bir köşesine yayıldı. İnsanlık bu tez daha müreffeh, daha özgür, daha mutlu ve onurlu bir hayat yaşayacaktı. Komünizmin veremediğini kapitalizm verecekti. ‘’Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” (Laissez faire, laissez passer) dünyanın genel kaidesi olmuştu. Sınırlar kalkacak, ulus devlet yapılanması dağılacak ve dünya bir köy olacaktı. Tabi ki, insanlar zenginleşecek, iç sömürgeden kurtulacak, demokrasi, özgürlük ve refah toplumları olacaktı. Dünya yaşanır hale gelecek, savaşlar, göçler bitecek, siyasal gerginlikler azalacak, insanlar çalışacak ve mutlu bir ömür sürecekti. Olacaktı olmasına ama serbestlik, özgürlük pek insanlık için olmadı. Özgürlük sadece finans için oldu. Finans dünyanın yeni tanrısı, şirket patronları da yeni kutsal ikonları idi. Dünyadaki servet katlanarak arttı, teknoloji gelişti, bilim zirveye ulaştı, icatlar her saniye gerçekleşir oldu. Üretim arttıkça servetler hızla çoğaldı. Finans dünyanın her yerine girebilen, istediği anda çıkabilen tek özgür meta idi. Bunlar oldu olmasına fakat dünyanın geneline, insanlığın yararına pek bir şey olmadı. İnsanlık yine açlık çekmeye, doğa daha fazla kazanç uğruna hunharca katledilmeye, ormanlar yağmalanmaya, doğal kaynaklar küresel şirketlerin emrine sunulmaya devam etti. Temiz su bulmak artık zor oldu. Savaşlar her bölgede insanlığı tehdit eder hale geldi. Savaşlarla birlikte kentler viraneye döndü, milyonlarca insan yerinden yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Göçmenler düşmanlaştırıldı, ırkçılık hızla yükseldi. Batının gizli faşizan hastalığı her geçen gün yükseldi.

Yoksulluğa karşı çalışmalarıyla bilinen yardım kuruluşu Oxfam’ın son raporunda, dünyanın en zengin 26 milyarderinin, dünya nüfusunun en yoksul yüzde 50’sini oluşturan 3,8 milyar insanın toplam varlığına eşit servete sahip olduğu açıklandı.

Dünyada zenginlik müthiş rakamlara ulaşmasına ulaştı fakat insanlığın geneli için değil bir elin parmakları arasında dağıldı. Geride milyarlarca insan açlık ve sefalet içinde yaşam savaşı verir hale geldi.

Küreselleşmeye büyük umutlar bağlanmıştı, Komünizmin yapamadığını küresel kapitalizm yapacaktı fakat ‘9 kişiye bir pul, bir kişiye 9 pul’ verildi. Bu taksimi kurt yapmazdı ama küresel kapitalistler bu taksimi böyle uygun gördü. Yeni denilen dünya düzeni böyle bir adaletsizliği insanlığa reva gördü.

Mao’un çocukları 25 yıldan fazladır tek parti komünizmi ile kapitalizm arasında kurduğu yeni ilişki ile dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Öylesine büyüdü ki, dünyanın fabrikası haline geldi. Ekonominin hemen hemen bütün değerlerinde öne çıktı, teknolojide devrimler yaptı ve dünyanın son yüzyıldaki liderinin tahtına göz koydu. Aslında olanlar bundan sonra başladı ve liberal Amerika korumacılık silahını çekti. ABD Başkanı Trump’ın iktidarıyla birlikte Çin ile mücadele küresel ekonomiyi tehdit eder hale geldi. Dünya, küresel kapitalizm içinde yeniden çift kutba doğru evrilmeye başladı.

Dünya nüfusunun yarısının yıllık gelirinin 25-30 kişiye eşit hale gelmesi, sistemin büyük bir hata içinde olduğunu gösterse de, alternatif bir sistem ortaya çıkamadı -henüz-. Fakat son Davos Toplantısı’nda küresel kapitalizmin patronları gidişatın hiç de iyi olmadığını itiraf ettiler. İklim değişikliğini büyük bir tehdit olarak gündemlerine aldılar. Sadece iklim değil gelir dağılımında, üretilen artı değerin insanlığa dağılımındaki ciddi hakkaniyetsizliği giderecek bir plan ne yazık ki ortaya çıkmadı.

Küresel Kapitalizm ya da Yeni Dünya Düzeni toplumsal çatışmalara karşı bir çözüm bulamadı. Kazananların sayısı her geçen gün azalırken, kazançları misliyle artıyor. Kaybedenlerin gelirleri her geçen gün azalırken, kaybedenlerin sayısı misliyle artıyor.

Ortaya farklı fikirler atılmış olsa da küresel kapitalizmin alternatifinin olmadığı, kapitalizmin kendini revize edeceği, sosyal politikaları uygulamaya koyacağı düşünceleri de var. Küreselleşmenin insanlığa refah ve mutluluk yerine daha fazla çatışma ve eşitsizlik getirdiği, ortaya konan rakamlarla net şekilde görülüyor. Evet, bugün itibarı ile küreselleşme büyük bir hayal kırıklığı ile neticelendi. Ya revize edilecek ve daha insani bir sisteme evrilecek ya da insanlık büyük bir buhranın içinde büyük bir kaosa doğru sürüklenecek. Gerçekten insanlık yeni bir düzene ihtiyaç duymakta. Daha adil, daha şeffaf ve özgürlükçü olmak zorunda. Aksi takdirde çözülemeyen düğümler geçmişte büyük dünya savaşları ile çözüldüğü gibi, bu yolun tekrar denenmesi her an mümkün gözüküyor.