Analiz

Görüş: Petrol vs İnsan Hakları: Biden’ın Tartışmalı Suudi Arabistan Ziyareti

Görüş: Petrol vs İnsan Hakları: Biden’ın Tartışmalı Suudi Arabistan Ziyareti

Başkan’ın gelecek ay Riyad’a yapacağı ziyaret, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası tetiklenen dikkat çekici bir U dönüşü…

*Andrew England, Samer Al-Atrush, Felicia Schwartz, Simeon Kerr

Bu yılın ilk birkaç ayında, İran destekli militanlar Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) karşı füze ve drone saldırıları başlatırken, Körfez ülkelerinde ABD’ye karşı hayal kırıklığı giderek büyüyordu.

Söz konusu monarşiler, Washington’ı uzun zaman boyunca kendilerinin geleneksel güvenlik ortağı olarak gördü fakat ileri teknoloji ürünü silahların şehirlerini, havalimanlarını ve petrol altyapısını hedef almasıyla birlikte ABD’nin, karşı karşıya oldukları tehditlere yeterince saygı göstermediğini düşündüler.

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya’nın işgali ile mücadele etmesine yardım etmek üzere milyarlarca dolarlık silah ve cephaneyi Ukrayna’ya gönderme emrini verdiğinde, Körfez ülkeleri bunu uzun zamandır ortak oldukları Washington’ın onlara hak ettiklerini düşündükleri değeri vermediğinin ciddi bir işareti olarak gördü.

Suudiler ve BAE güvenlik sorunlarından yakınıyorken, Biden yönetiminin de kendi hayal kırıklıkları vardı. Körfez liderlerinin yüksek enerji fiyatlarını aşağıya çekmek için petrol üretimlerini artırmalarına karşı gösterdikleri direnç ve son yıllarda daha yakın bağlar geliştirdikleri Vladimir Putin ile aralarına mesafe koymayı reddetmeleri sebebiyle Biden yönetimi öfkeliydi.

Rusya’nın saldırganlığı transatlantik ittifaka yeni bir ivme kazandırırken, iki Körfez ülkesinin Washington ile on yıllardır süren ve istikrarlı küresel enerji piyasalarına bağlılığı karşısında ABD’nin petrol zengini ülkelere verdiği güvenlik garantileri üzerine inşa edilen ortaklığının yıpranan yapısını da ortaya çıkardı.

Chatham House’da Körfez uzmanı olan Sanam Vakil, “Ukrayna’daki savaş Körfez için hem iyi hem de kötü oldu. Amerika’nın geri döndüğünü, kontrol etmediğini ve istediği zaman harekete geçebileceğini görüyorlar.” diyor. “ABD bir başkası için harekete geçtiğinde, bu yüzünüze atılmış bir tokattır. Bu da onlar için kötü haber.”

Bir uyuşmazlık yerine, ABD ve Körfez müttefikleri ilişkileri düzeltmeyi denemeye karar verdi. Salı günü Beyaz Saray, Biden’ın gelecek ay dünyanın en büyük petrol ihracatçısının lideri konumundaki Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ile görüşeceği Suudi Arabistan’a bir ziyarette bulunacağını duyurdu.

Krallığa bir parya gibi davranacağını ve veliaht olan oğlu Muhammed Bin Selman ile değil de Kral Selman ile ilişki kuracağını söyleyen bir başkan için bu dikkat çekici bir U dönüşü. ABD istihbarat kurumları, dört sene önce Suudi istihbaratı tarafından öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın “ele geçirilmesi ya da öldürülmesi” emrini Muhammed Bin Selman’ın verdiğine inanıyorken, Biden Rusya’yı izole etmeye çalışmak adına ilkelerinden vazgeçtiği için kendi ülkesinde eleştirilere maruz kalacak. Riyad ise, cinayetten kendi ajanları tarafından düzenlenen alçak bir operasyonu sorumlu tutuyor.

Bu ziyaret birçok diplamat ve gözlemci için, şimdiye kadar ABD ve Körfez ilişkisini tanımlayan güvenlik için enerji paktının cazibesinin devam etmesinin bir işareti.

Körfez ülkeleri füze savunmalarından savaş uçaklarına kadar ağırlıkla ABD’ye bağımlı kalmaya devam ederken, Ukrayna’daki savaşın petrol fiyatları üzerindeki etkilerini sınırlandırmak için Washington’ın yardıma ihtiyacı var.

Körfez tartışmalarına vakıf bir isim, “Bölgeyi daha rahat bir hale getirmek ve ortaklarına ABD’nin bağlılığına olan endişelerinin farkında olduğunu göstermek için; yani kısacası ABD için işleri tekrar rayına oturtmak adına bir fırsat bu.” Yorumunu yapıyor.

Enerji İstikrarı Değiş Tokuşu

Suudi Arabistan, Opec+ üretici ortakları ile birlikte ham petrol üretiminde mütevazı bir artış üzerinde nihayet anlaşmaya vararak bu ay potansiyel bir toplantının yolunu açmış oldu. Biden, bu eylemi “pozitif” bir eylem olarak değerlendirdi.

Başkan’ın bazı yardımcıları, Biden’a aylardır ahlaki öfkesini bir kenara bırakmasını ve bir uzlaşma yolu araması için enerji istikrarı karşılığında Muhammed Bin Selman ile iletişim kurmanın artılarını ve eksilerini kabul etmenin buna değer olacağını söyleyerek baskı yapıyor. Beyaz Saray daha önce Biden ve Muhammed Bin Selman arasında geçecek Ekim’de Roma’daki G20 zirvesinde bir toplantı düşünmüşlerdi fakat konuya aşina olanların söylediğine göre bu geçici planlar Muhammed Bin Selman’ın toplantıya katılmamayı seçmesiyle suya düştü.

Enerji piyasalarındaki kaldıraçların teşvik etmesinden sonra hem Suudi Arabistan hem de BAE, sadece ABD’nin bağlılığına dair basit garantiler değil somut desteğe de dayalı bir anlaşma isteyecektir. Gündemlerinin en tepesinde, drone ve füze tehdidiyle mücadele etmek için iyileştirilmiş istihbarat ve askeri işbirliğini içeren ABD ile daha resmi ve kurumsal bir güvenlik ortaklığı çabaları olacak.

Suudi Arabistan ile “dengeli” bir ilişki için baskı yapan ABD’li eski diplomat Dennis Ross son zamanlarda Riyad ziyaretinde, “incinmiş gurur” duygusu sezdiğini ifade ediyor. Riyad’dan gelen mesajın, “Bizi hafife almayın, bize bir şeyleri dikte edebileceğinizi düşünmeyin ve bizi küçük düşürmeyin.” olduğunu söylüyor.

Fakat Ross aynı zamanda ülkeler arasında uzun zamanlı stratejik bir ilişkinin varlığının da kabul edildiğini ekliyor. Ross, ‘hala bazı soru işaretleri ve mevcut yönetimin geri çekilip çekilmeyeceğine dair endişeler olduğunu’ söylüyor: “Bu yönetim yapmasa bile, bir sonraki yönetimin yapıp yapmayacağını nasıl bileceğiz?”

ABD’nin geçen yıl bakım ve rotasyon amacıyla krallıktan bazı hava savunmalarını çekmesinden sonra, ABD’nin geri çekilmesi korkuları arttı.

ABD Merkez Kuvettler Komutanı General Kenneth McKenzie mart ayında “Körfez müttefikleri ile kendilerini savunma kabiliyetlerini geliştirmek için çok yakın çalıştık.” dedi ve “Suudi Arabistan’da halen 20’den fazla Patriot füzesavar bataryası var.” diye de ekledi.

Fakat Riyad, ABD-Suudi ilişkilerinin kendilerine göre özellikle aydın Demokratlar tarafından siyasallaştırılmasının bir işareti olarak birkaç hava savunma sisteminin geri çekilmesine tanık oldu.

Ross, “Hem Suudilerin hem de BAE’nin kendilerini gerçekten tehdit altında hissettikleri zaman, bizim tarafımızdan duyarlı olduğumuza dair bir aciliyet duygusu görmediklerinden bir anlam çıkarılabilir.” diyor. “Bunun adil bir algı olup olmadığının bir önemi yok çünkü inandıkları şey bu.”

Fakat Rusya krizi ile Biden, Putin’i izole etmeye ve enerji piyasalarını istikrara kavuşturmaya çalışırken Washinghton’da, ham petrol üretimini önemli ölçüde artırabilecek tek petrol üreticileri olan Suudi Arabistan ve BAE’nin stratejik öneminin kavranmasına sebep olduğuna inanıyor.

Ross, “Biden yönetiminden baktığınız şey bir bakıma, ‘Güvenliğinizle biz ilgileneceğiz, siz de enerji arzının olması gerektiği gibi olacağından emin olacaksınız’ geleneksel formülünün bir tür güncelleme ve modernizasyonu.” diyor.

Değişen diplomatik havanın bir işareti olarak, hiçbir şeyin henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen, BAE ve ABD’nin yeni bir “güvenlik çerçevesi” çizdiklerini BAE görüşmeleri hakkında bilgi veren bir isim söylüyor.

ABD’li üst düzey bir yetkili, “Washington, gelecekteki herhangi bir saldırıyı caydırmak ve bunlara cevap vermek için BAE ile savunma ortaklıklarını güçlendirme hususunda düzenli görüşmelerde bulunuyor.” dedi.

Enerji piyasalarını istikrara kavuşturmak için daha büyük bir destek aramanın yanında Biden’ın, ziyarette bulunacağı İsrail’e yönelik Suud’dan bir hamle araması da muhtemel. İsrail’li yetkililer, Biden’ın ziyareti öncesindeki tartışmaların, Riyad’ın İsrail’in Suudi Arabistan’daki uçuşlarını genişletme potansiyelini içerdiğini aktardı. Suudi Arabistan’ın İsrail ile resmi bir ilişkisi bulunmuyor fakat Yahudi devleti ile güvenlik ve istihbarat konularında gizli bir şekilde iş birliği yapılıyor.

Ancak, bazı Demokratlar arasında oluşturacağı potansiyel tepki risklerini düşününce, Biden’ın Suudi Arabistan ile güvenlik ilişkisini geliştirmek için ne kadar istekli olacağı net değil.

Biden’ın Suudi Arabistan’ı ziyaretinden konuşurken, önde gelen Demokratlardan Adam Schiff, “Ben Suudi Arabistan’a gitmezdim ve Muhammed Bin Selman’ın elini sıkmazdım.” diye konuştu.

Meclis İstihbarat Komisyonu’na başkanlık eden Schiff bu ay Amerikan televizyonlara yaptığı açıklamada veliaht prens için, “Bu şahıs, Amerika’da ikamet eden Kaşıkçı’yı katleden, onu en korkunç ve en planlı şekilde parçalara ayıran biri.”dedi.

Füze Teknolojisi

Washington, ABD’den daha bağımsız olmak için yan çizen daha iddialı ve kendinden çok daha emin olan Körfez liderleri kuşağı ile mücadele ediyor. Washington ile ilişkilerinde bir diğer kırılma noktası olan bu, son yıllarda Riyad ve Abu Dabi’yi Rusya ve Çin ile yakınlaştıran faktörlerden biri.

Yemen’deki iç savaşta İran destekli Husi isyancıları ile mücadele eden Suudi öncülüğündeki koalisyona Washington’ın desteğini sonlandırarak Biden, henüz ofisindeki ilk günlerinde Körfez liderlerinin tepkisini çekmişti. Biden, Suudi Arabistan’a “saldırı” silah satışlarını dondurdu ve Trump yönetiminin Husiler’i terorist olarak tanımlamasını kaldırdı. Riyad’daki yetkililer, Biden’ın kararları ile Husiler’in saldırılarındaki artış arasında bir bağlantı gördüler.

Militanlar, BAE’yi de içeren Suudi öncülüğündeki koalisyonun 2015’te devrilen hükümeti desteklemek için Yemen iç savaşına müdahalesinden beri Krallık ile çatışmaya kilitlendiler. Riyad ve Abu Dabi Husiler’i İran ile bir ilişki içinde görüyor ve bu gruplara gelişmiş füze ve drone teknolojileri sağlamakla suçluyor.

Bu yılın ilk aylarında isyancılar, Cidde’nin mart ayında Formula-1 yarışına ev sahipliği yaptığı hafta sonu da dahil olmak üzere Krallık’a neredeyse haftalık olarak saldırılar düzenledi. Ocak ve şubat aylarında drone ve füzeleri, BAE’deki gücün kalbini hedef alarak Abu Dabi’ye ateşlediler.

Devletinin karşı karşıya olduğu kırılganlıkla birlikte, BAE lideri Muhammed Bin Zayed el Nahyan, Biden’ın kendisini destek sunmak için aramamasına öfkeliydi. BAE daha sonra şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ndeki geçici koltuğunu kullanarak ABD’nin Rusya’yı kınayan kararında çekimser kaldı.

Husi tehdidi, o zamandan beri Yemen’de geçici ateşkesin devam etmesiyle azaldı ve Washington’da Riyad’ın çatışmayı sonlandırmak için çalıştığına dair giderek güçlenen bir kanaat var. Biden, ateşkes bu ay 60 gün daha uzatıldığında Suudi Arabistan’ı “cesur liderliği” için övdü. Fakat Körfez ülkelerinin İran’ın saldırganlığına karşı kırılganlığı azalmadı. Biden’ın 2015’teki nükleer anlaşmayı Tahran ile yeniden hayata geçirme planı da ABD-Körfez ilişkilerindeki bir diğer karmaşık etken.

Riyad ve Abu Dabi, ABD’nin kendi güvenlikleri için tehdit olan İran’ın füze gelişimine ve bölgedeki Şii militanlarına verdiği desteğe çok az dikkat verdiğinden endişeli. Biden’ın ABD eski Başkanı Trump’ın 2018 yılında ayrıldığı ve İslam Cumhuriyeti’ni cesaretlendiren ancak bölgesel faaliyetlerini kontrol etmede başarısız olan anlaşmayı yeniden canlandırmaya çalışması onlar için bir endişe kaynağı.

Hem Suudiler hem de BAE, nükleer anlaşmayı imzalayan ve Krallık’ın ezeli rakibiyle “bölgeyi paylaşmanın” bir yolunu bulması gerektiğini söyleyerek Riyad’ı kızdıran Obama yönetiminin ayak seslerini duyuyor.

Abu Dabi’nin pozisyonu hakkında konuşan bir kaynak , “BAE, Biden’dan bu konuyu farklı bir şekilde ele almasını bekliyordu.” diyor. “Fakat onlar tam oldukları yere geri döndüler.”

Hayal kırıklığı bir açıdan çok daha fazla. Biden, Trump’ın aksine Kaşıkçı cinayetinden “tiksindiğini” net bir şekilde ortaya koydu ve ABD istihbarat servislerinin cinayet ve diğer hak ihlallerine ilişkin bulgularını yayınladı. 2019’daki bir başkanlık münazarasında, Suudi öncülüğünde koalisyonun binlerce sivili öldürdüğü hava saldırları için yoğun eleştirildiğinde Biden, Yemen’deki savaşa açık bir şekilde atıfta bulunarak Suudiler’i “çocukları öldürmekle” suçladı.

Schiff ve diğer beş üst düzey Demokratın Biden’a geçen hafta yazdıkları mektuplarında, Başkan’a Kaşıkçı cinayeti için mesuliyet talebini yinelemesini ve Yemen’de savaşan Suudi öncülüğündeki koalisyona saldırı desteğini askıya almasını sürdürmesini ısrarla tavsiye etti.

Kaşıkçı’nın kurucu ortağı olduğu Washington merkezli insan hakları grubu Dawn, Washinghton’ın Riyad ile ilişkileri onarma çabalarına karşı uyardı ve “İnsan haklarına öncelik verme konusunda gerçek bir garantide bulunmamak, yalnızca [Biden’ın] kampanya vaatlerine zarar vermekle kalmaz aynı zamanda da büyük olasılıkla veliaht prensi daha fazla ihlalde bulunmaya teşvik eder.” dedi.

BAE’nin Washington’daki itibarı çok daha az sarsılmış durumda fakat Suudi Arabistan’ın koalisyon ortağı olarak Yemen’deki eleştirilerden kaçabilmiş değil. Farklı olarak, Libya iç savaşı sırasında Rusya ile birlikte Libyalı general Hafter’i desteklemesini de içeren diğer dış politika arayışlarında ABD’li yetkilileri hayal kırıklığına uğrattı. BAE’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile diplomatik ilişkileri yeniden kuran ilk Arap devleti olması da sinirleri gerdi. Şeyh Muhammed mart ayında Esad’ı Abu Dabi’de ağırladıktan sonra Washington, “derin bir hayal kırklığına” uğradığını söyledi.

Körfez’in Çin ile gelişen ilişkileri ve Washington’ın Amerikan varlıklarını gözetlemek için kullanılıyor olduğundan şüphelendiği Huawei’nin 5G ağları da dahil olmak Çin teknolojisine olan ilgisi bir başka sürtüşme noktası oldu.

Daha yakın zamanlarda, BAE’nin Rus kirli parası ve Rusya’nın yaptırımdan kaçmak için kullanabileceği bir merkez haline gelebileceği endişeleri hakim.

Vakil, “Körfez devletlerinin Washington’daki hayal kırıklığı seviyesini, onlara yönelik hayal kırıklığı yoğunluğunu gözden kaçırmaya devam etmesi bir problem.” diyor.

Tüm hayal kırıklıklarına rağmen, ABD bölgede halen önemli bir askeri ayak izine sahip.

Bu yıl Abu Dabi’de, ateşlenen bir Husi füzesini düşürmek için kullanılan ve bir savaşta ilk kez kullanılan hava savunma sistemi gelişmiş THAAD’a sahip olan ABD’den sonra ikinci devlet BAE. Öte yandan 2017’de 44 THAAD füzesi için 15 milyar dolarlık onaylanan anlaşmanın ardından Suudi Arabistan da bu füzelere sahip üçüncü ülke olmaya hazırlanıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Tom Karako, Krallık’ın ABD ordusu kadar THAAD’ı olacağını söylüyor.

Karako, “Herhangi bir şey varsa, ABD orada kısıtlı hava savunması kurmak için modernizasyon, gergin operasyonel tempo ve Hint Pasifik’deki hava savunma ihtiyaçlarının göreceli olarak ihmal edilmesi pahasına çok şey yapıyor.” diyor.

Donanmanın beşinci filosu nisan ayında Yemen açıklarında devriye gezmek için Suudiler’in ve BAE’nin endişlerini anlayan bir şekilde yeni bir görev gücü ilan ederken, ABD ordusu ek olarak, Abu Dabi’ye yapılan saldırılardan sonra Husi hedeflerine karşılık verildiğinde BAE’ye istihbarat sağladı. Ancak Abu Dabi ve Riyad’dan gelen mesajlar onların daha fazlasını istediği yönünde.

Şimdiye kadar Batı’nın Putin’i izole etme çabalarına rağmen, Riyad ve Abu Dabi’den gelen sinyaller Putin ile bağlarını koparmak istemediklerine işaret ediyor.

Bu ayın başında Körfez İşbirliği Konseyi, Riyad’da Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u ağırladı. Putin’in 2015’te Esad’ı desteklemek için Suriye iç savaşına müdahale kararı Körfez ülkelerinin karşı tarafında olsa bile Rusya’nın Orta Doğu’daki rolünü yükseltti. Rusya’nın İran ile ilişkileri birleştirildiğinde bu, güçlü adam Putin’in bölgede giderek artan bir şekilde oyuncu olarak görüldüğü anlamına geliyor.

Biden, Muhammed Bin Selman ile buluşacaksa bile Ross, bunun “her şeyin yolunda olduğuna dair bir ışık yakmayacağı”na dikkat çekiyor. Ross, “Yan çizmelerinin bir nedeni de bizden emin olmak istemeleri. Bizim hakkımızda ne kadar emin olurlarsa davranışlarını da o kadar değiştirebilirler.” diyor. “Fakat sadece biz istediğimiz için, ani bir şekilde bizim istediğimiz pozisyonu almayacaklar.”

Kaynak: Financial Times (Oil vs human rights: Biden’s controversial mission to Saudi Arabia)

Tercüme: Kerem Temelli

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar