Goldman Sachs’tan Türkiye için yüksek faiz ve enflasyon uyarısı

Goldman Sachs, Türkiye’de yıl sonu enflasyonunun yüzde 29’a ulaşabileceğini ve risklerin yukarı yönlü olduğunu öngörürken faizlerin daha uzun süre yüksek kalması gerektiğini belirtti. Bankanın küresel strateji raporunda ise Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen piyasalarda şirket kârlarının getirileri desteklediği ve yatırım fırsatlarının genişlediği vurgulandı.
Goldman Sachs, Türkiye ekonomisi ve küresel piyasalara ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Kurumun Türkiye’ye yönelik yakın tarihli tahminlerinde, 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 27,5’ten yüzde 29’a yükseltildi. Yüksek enerji fiyatları ve Türk lirasındaki değer kaybının enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğu belirtildi.
Goldman Sachs ekonomistleri, temel enflasyon göstergelerinde iyileşme görülmesine rağmen enerji fiyatlarındaki belirsizlik ve kur hareketlerinin faizlerin daha uzun süre yüksek seviyelerde tutulmasını gerektirebileceğini değerlendirdi.
TL’de daha hızlı değer kaybı bekleniyor
Goldman Sachs, Türkiye’nin dış dengeyi istikrara kavuşturmak amacıyla Türk lirasında daha hızlı değer kaybına izin verebileceğini öngördü.
Kurum, liranın dolar karşısında yıllık bazda yüzde 20’li seviyelerin ortalarında değer kaybedebileceğini tahmin etti. Daha hızlı kur ayarlamasının dolarizasyon riskini artırmaması için para politikasının sıkı tutulması gerektiği kaydedildi.
Türkiye’nin cari açığının 2026’da gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 3,5’ine, yaklaşık 60 milyar dolara ulaşabileceği tahmin edildi. Goldman Sachs, ihracattaki zayıflama ve rekabet gücü kaybının dış denge açısından risk oluşturduğuna dikkat çekti.
Gelişen piyasalarda kazançların kaynağı değişti
Goldman Sachs’ın “Global Strategy Views” raporuna göre küresel hisse senedi piyasalarındaki yükseliş daha geniş bir coğrafyaya yayıldı.
Japonya, Asya-Pasifik ve gelişen piyasalar yerel para birimleri cinsinden en güçlü getirilerin görüldüğü bölgeler oldu. ABD ise 2025’in başından bu yana ana piyasalar arasında daha zayıf bir performans gösterdi.
Raporda, gelişen piyasalar ile Asya ve ABD’de değerlemelerin gerilediği, buna karşılık Avrupa ve Japonya’da sınırlı yükseldiği belirtildi. Hisse getirilerinin önceki dönemlerden farklı olarak değerleme artışından çok şirketlerin kâr büyümesiyle desteklendiği kaydedildi.
Goldman Sachs, yüksek kamu borcu, artan tahvil ihraçları ve kalıcı enflasyon nedeniyle sermaye maliyetinin yüksek kalacağını, bu nedenle şirket kârlarının piyasa performansında belirleyici olmayı sürdüreceğini öngördü.
Piyasalardaki yükseliş daha fazla şirkete yayılıyor
Rapora göre küresel borsalardaki performans artık yalnızca az sayıdaki büyük şirket tarafından belirlenmiyor.
Eşit ağırlıklı S&P 500 Endeksi, piyasa değeri ağırlıklı S&P 500’ü 2009’dan bu yana ilk kez yüzde 7,3’ten fazla geride bıraktı. Ekonomilerin dirençli kalması, birleşme ve satın alma faaliyetlerindeki artış ile küçük şirket hisselerinin güçlenmesi piyasadaki katılımı genişletti.
Son dönemde momentum hisselerinde yaşanan çözülmenin de sektör ve şirketler arasındaki rotasyonu hızlandırdığı belirtildi.
Teknoloji şirketlerinde yatırım harcamaları baskısı
Goldman Sachs, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarını hızlandırmasının serbest nakit akışlarını baskıladığına dikkat çekti.
Teknoloji şirketlerinin borçlanma ve sermaye piyasalarına daha fazla yönelmesi, ABD piyasasının Avrupa gibi değer odaklı piyasalara karşı üstünlüğünü azalttı.
S&P 500’deki en büyük beş şirketin fiyat/kazanç oranı, diğer 495 şirketin değerlemesine yaklaştı. Yazılım şirketlerinin küresel piyasaya göre fiyat/kazanç primi de 2000’li yılların başındaki yüzde 200’e yakın seviyeden yaklaşık yüzde 20’ye geriledi.
Raporda teknoloji sektöründe genel bir değerleme balonu görülmediği ancak mevcut yüksek kâr büyümesinin sürdürülebilirliği açısından bir “kazanç balonu” riski oluşabileceği belirtildi.
Yatırım harcamalarında süper döngü beklentisi
Yapay zekâ şirketlerinin yatırımları ile hükümetlerin enerji güvenliği, savunma ve kritik altyapıya yönelik harcamalarının küresel ölçekte yeni bir yatırım süper döngüsü başlattığı değerlendirildi.
Bu sürecin uzun süre yatırımcıların ilgisinin dışında kalan sanayi, enerji, malzeme ve diğer geleneksel sektörlerin büyüme görünümünü desteklediği kaydedildi.
Sanayi şirketlerinin değerlemeleri 20 yıllık tarihsel aralığın üzerine çıkarken teknoloji sektörünün değerlemesi uzun vadeli ortalamasına geriledi. Goldman Sachs, teknoloji yatırımlarının oluşturduğu talebin “eski ekonomi” şirketlerine de yayıldığını belirtti.
ABD yeniden fırsat sunabilir
Goldman Sachs’a göre büyük teknoloji şirketlerindeki değerleme kaybı, güçlü kârlılık görünümünü koruyan ABD piyasasına yeniden giriş fırsatı oluşturabilir.
ABD şirketlerinin öz sermaye kârlılığı diğer büyük piyasaların üzerinde bulunurken Çin, kârlılığın tarihsel ortalamanın altında kaldığı tek büyük piyasa olarak öne çıktı.
Kurum, ABD piyasasının seçici biçimde değerlendirilebileceğini ancak yatırımların Avrupa, Japonya, Asya-Pasifik ve gelişen piyasalara dağıtılmasının önemini koruduğunu bildirdi.
Şirket seçiminin önemi artıyor
Raporda, şirket hisseleri arasındaki korelasyonun ABD, Avrupa ve Asya-Pasifik piyasalarında düşük seviyelerde kaldığı belirtildi.
Endekslerdeki oynaklık sınırlı seyretmesine rağmen şirket hisselerinde büyük fiyat farklılıkları görülmesinin aktif yatırımcılar açısından fırsat oluşturduğu ifade edildi.
Goldman Sachs, coğrafi, sektörel ve faktör bazlı çeşitlenmenin arttığı yeni piyasa düzeninde endeks tercihinden çok doğru şirket seçiminin belirleyici olacağını vurguladı.





