Avrupa’nın gündeminde neler var? 15 Ocak 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi.
İNGİLTERE
İngiltere Merkez Bankası Yetkilisi: Faizler Bu Yıl Daha Fazla İndirilmeli
İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) para politikası kurulunda yer alan üst düzey bir yetkili, enflasyonda beklenen hızlı düşüşe dikkat çekerek politika faizlerinin bu yıl içinde daha fazla indirilmesi gerektiğini söyledi.
BoE Para Politikası Kurulu’nun (MPC) dış üyelerinden Alan Taylor, enerji fiyatlarındaki gerileme ve hükümetin yaşam maliyetlerini düşürmeye yönelik bütçe adımlarının, enflasyonu 2026 yılının ortasına kadar yüzde 2 hedefine yaklaştıracağını belirtti. Bu gelişmelerin, borçlanma maliyetlerinde ilave indirimler için alan yarattığını ifade etti.
“Görünümüm verilerle uyumlu kalmaya devam ederse, faizlerin aşağı yönlü seyrini sürdürmesi gerektiğini düşünüyorum,” diyen Taylor, son bir yıldaki ekonomik verilerin bu değerlendirmeyi desteklediğini söyledi.
Küresel Ticarette Riskler, Uzun Vadede İyimser Beklenti
Alan Taylor, Singapur’da yaptığı konuşmada küresel ticarete yönelik risklere de değindi. ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı gümrük tarifeleri ve artan jeopolitik gerilimlerin ticaret üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Taylor, buna rağmen uzun vadeli görünümün görece olumlu olduğunu vurguladı.
Tarihsel olarak ticaret engellerinin zaman içinde zayıfladığını ifade eden Taylor, mevcut küresel gerilimlere karşın küresel ticaretin yeniden ivme kazanma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı ilerleme ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonomide artan rolünün bu süreci destekleyebileceğini dile getirdi.
Enflasyonun 2026 Ortasında Yüzde 2’ye Gerilemesi Bekleniyor
Taylor, bu gelişmelerin İngiltere’de enflasyon üzerinde orta ve uzun vadede aşağı yönlü baskı oluşturacağını belirtti. Gümrük tarifeleri nedeniyle ticaretin yön değiştirmesinin, İngiltere’ye daha ucuz ürün girişini artırdığını ve bunun da fiyat artışlarını sınırladığını kaydetti.
Şu anda yüzde 3,2 seviyesinde bulunan yıllık enflasyonun, 2026 yılının ortalarına doğru yüzde 2 seviyesine hızla gerilemesini beklediğini ifade eden Taylor, bu düşüşte birden fazla faktörün etkili olacağını söyledi. “Vergi ve idari fiyat artışlarının nisan ayında sona erecek olması, yeni bütçe önlemlerinin enflasyonu yaklaşık 0,5 puan aşağı çekmesi, gıda enflasyonundaki belirgin gerileme ve enerji fiyatlarının daha düşük seviyelerde dengelenmesi bu süreci destekliyor,” dedi.
Faiz İndirimi İçin Alan Var
Para politikasında “güvercin” kanatta yer alan Taylor, mevcut koşulların İngiltere Merkez Bankası’nın politika faizinde ilave indirimleri haklı kıldığını savundu. Hâlihazırda yüzde 3,75 seviyesinde bulunan politika faizinin, soğuyan ücret artışlarıyla birlikte daha da düşürülebileceğini belirtti.
“Bunu sürdürülebilir görüyorum. Ücret artışları yavaşlıyor ve bu nedenle para politikasının nötr seviyeye beklenenden daha erken normalleşmesini öngörüyorum,” ifadelerini kullandı.
Piyasalar da Faiz İndirimi Bekliyor
Finans piyasalarının da Taylor’ın değerlendirmesine paralel bir beklenti içinde olduğu görülüyor. Londra merkezli yatırımcılar ve piyasa fiyatlamaları, bu yıl içinde en az bir adet 25 baz puanlık ek faiz indiriminin gündeme gelebileceğine işaret ediyor.
AVRUPA BİRLİĞİ
Trump’ın Fed’e baskısı küresel finansal istikrarı tehdit ediyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın Federal Reserve’e (Fed) yönelik baskıları, küresel finansal istikrar açısından “son derece ciddi” sonuçlar doğurabilir. Eski Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Jean-Claude Trichet, CNBC’ye yaptığı açıklamada, merkez bankası bağımsızlığının hedef alınmasının dünya ekonomisi için büyük bir risk oluşturduğunu söyledi.
Trichet, Trump yönetiminin yaklaşık 50 yıldır gelişmiş ekonomilerde geçerli olan merkez bankası bağımsızlığı mutabakatını bozmak istediğini belirtti. “Kuralları değiştirmeye çalışıyorlar” diyen Trichet, bu yaklaşımın özellikle Fed gibi küresel sistem için kritik bir kurum söz konusu olduğunda ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Powell soruşturması ve siyasi baskı iddiası
Fed Başkanı Jerome Powell, Pazar günü yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığı’nın Fed binasının 2,5 milyar dolarlık yenilenmesine ilişkin cezai bir soruşturma başlattığını duyurdu. Powell, bu sürecin, Trump’ın faizlerin daha hızlı ve sert düşürülmesi yönündeki baskılarına boyun eğmemesinin ardından gelen siyasi bir hamle olduğunu savundu.
Bu gelişmenin ardından, Andrew Bailey ve Christine Lagarde’ın da aralarında bulunduğu küresel merkez bankası başkanları, Powell’a destek veren ortak bir bildiri yayımladı.
“Durum son derece vahim” Trichet, Powell’a yönelik yaklaşımı, kurumsal yapıları zayıf bazı gelişmekte olan ülkelerdeki para politikası uygulamalarına benzeterek, “Durum son derece vahim” ifadesini kullandı. “Yürütme organının en itaatkâr hizmetkârı haline gelmiş bir Fed, ABD Anayasası’nda öngörülen bir yapı değildir. Fed, yürütmeye değil Kongre’ye bağlıdır.”
Enflasyon ve küresel risk uyarısı
Finlandiya Merkez Bankası Başkanı Olli Rehn ise merkez bankası bağımsızlığını “finansal ve fiyat istikrarının temel taşı” olarak nitelendirdi. Rehn, Fed’in kredibilitesinin zedelenmesi halinde küresel enflasyonun yapısal olarak yükselme riskiyle karşı karşıya kalınabileceğini söyledi.
“Bu, kesinlikle küresel sonuçlar doğurur ve Avrupa dahil hepimizin kararlarını etkiler.”
Borç yükü ve “büyük kırılganlık”
Trichet ayrıca, ABD’de iki partili biçimde artan harcama eğiliminin ve yükselen borç/GSYH oranlarının, hem ekonomik hem de siyasi kırılganlığı artırdığına dikkat çekti. Küresel ölçekte kamu ve özel borcun, Lehman Brothers krizinden hemen önceki seviyelerin üzerine çıktığını belirten Trichet piyasalara da uyarıda bulundu: “Piyasalar, mevcut risklere kıyasla fazlasıyla sakin.” Popülist baskı riski Avrupa’ya da yayılabilir
Citigroup (Citi) analistleri ise yayımladıkları notta, merkez bankası bağımsızlığına yönelik popülist baskıların ABD ile sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulundu. Uzun vadeli tahvillere talebin azalmasıyla birlikte, faiz kararlarının kamu borçlanma maliyetleri üzerindeki etkisinin arttığına dikkat çeken Citi, ileride Avrupa’da da benzer siyasi baskıların gündeme gelebileceğini vurguladı.
Notta, ECB ve İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) bağımsızlığının bugün sorgulanmadığı, ancak uzun vadede bunun garanti olmadığı ifade edildi.
WEF Anketi: Küresel Ekonomik Çatışmalar Dünyanın En Büyük Kısa Vadeli Riski
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Davos Zirvesi öncesinde yayımladığı son ankete göre, büyük güçler arasındaki ekonomik çatışmalar, önümüzdeki iki yıl için küresel ölçekte en büyük risk olarak görülüyor.
WEF tarafından iş dünyası liderleri, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan yaklaşık 1.300 kişiyle yapılan ankette, katılımcıların yüzde 18’i “jeoekonomik gerilimleri” en acil küresel tehdit olarak tanımladı. Ukrayna’da devam eden savaşın etkisiyle devletler arası silahlı çatışmalar yüzde 14 ile ikinci sırada yer alırken, aşırı hava olayları yüzde 8 oranıyla üçüncü sırada gösterildi.
Ankette öne çıkan uyarılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın son bir yılda uyguladığı agresif gümrük tarifeleri politikası ve ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri adımları sonrasında geldi. Trump, söz konusu müdahalelerin ülkenin petrol kaynaklarını güvence altına alma amacı taşıdığını kamuoyuna açıklamıştı.
Raporda, ekonomik yaptırımların son yıllarda giderek daha yaygın bir dış politika aracı haline geldiğine dikkat çekildi. Bu kapsamda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından milyarlarca dolarlık Rus varlığının dondurulması örnek gösterildi. Aynı zamanda, kritik ekonomik kaynaklara erişim konusunda ülkeler arasındaki rekabetin keskinleştiği vurgulandı.
Bu çerçevede, G7 ülkelerinin maliye bakanları Washington’da bir araya gelerek, başta teknoloji sektöründe kullanılan nadir toprak elementleri olmak üzere kritik ham maddelerde tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini ele aldı. Toplantıya başkanlık eden ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu minerallerin tedarik zincirlerinin “aşırı derecede yoğunlaşmış ve manipülasyona açık” hale geldiği uyarısında bulundu. Söz konusu minerallerin önemli bir bölümünün Çin’in kontrolünde olduğu biliniyor.
WEF’in daha uzun vadeli, 10 yıllık risk görünümünde ise tablo değişiyor. Rapora göre, önümüzdeki on yıl için en ciddi tehditlerin tamamı iklim kriziyle bağlantılı. Aşırı hava olayları ilk sırada yer alırken, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile Dünya sistemlerindeki kritik değişimler bu başlığı izliyor. Raporda, çevresel risklerin kısa vadeli sıralamada gerilemesine rağmen, “varoluşsal nitelikleri nedeniyle” uzun vadede önceliğini koruduğu vurgulandı.
Gelecek hafta İsviçre Alpleri’ndeki Davos kasabasında düzenlenecek yıllık toplantıya, siyaset, iş dünyası ve sivil toplumdan binlerce üst düzey isim katılacak. Aralarında 60’tan fazla devlet ve hükümet başkanının da bulunduğu zirvenin bu yılki teması “diyalog ruhu” olarak belirlendi.
Zirvenin en dikkat çeken konuğu ise, ikinci döneminin ilk yılında ticaret savaşlarını tırmandıran ve Paris İklim Anlaşması başta olmak üzere birçok küresel taahhüdü geri çeken ABD Başkanı Trump olacak. Davos’ta ayrıca Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin de yer alması bekleniyor.
WEF raporunda ayrıca, “ticaret, finans ve teknolojinin birer nüfuz aracı olarak kullanıldığı yeni bir dönemde, uzun süredir küresel istikrarı ayakta tutan kurallar ve kurumların ciddi baskı altında olduğu” uyarısı yapıldı.
Bu değerlendirme, dünya genelindeki merkez bankalarının, ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell’a destek açıklaması yayımlamasının hemen ardından geldi. Powell’ın bağımsızlığı, Trump’ın faiz indirimleri yönündeki baskıları nedeniyle tartışma konusu olmuştu.
Zirveye Birleşik Krallık’tan Hazine Bakanı Rachel Reeves ile İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle da katılacak.
Kaynak: The Guardian, World Economic Forum Global Risks Report, 14 Ocak 2026 ABD–Danimarka–Grönland görüşmeleri: Washington’da “temel anlaşmazlık” aşılamadı Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ile Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt, Washington’da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından yapılan açıklamalar, ABD ile Danimarka arasında Grönland konusunda derin bir görüş ayrılığının sürdüğünü ortaya koydu.
Rasmussen, toplantının “yapıcı” geçtiğini, ancak ABD’nin Grönland’a ilişkin tutumunun değişmediğini açıkça ifade etti. “Amerikan pozisyonunu şimdilik değiştiremedik. Başkanın Grönland’ı kontrol etme arzusu çok net.” Danimarka tarafı, ABD ile iş birliğine açık olduklarını, ancak bunun mutlaka “saygılı bir çerçevede” olması gerektiğini vurguladı. Rasmussen, özellikle Washington’dan gelen sert söylemlerin, çözüm üretmeyi zorlaştırdığına dikkat çekti:
“Her sabah farklı tehdit açıklamalarıyla uyanırken yenilikçi çözümler düşünmek kolay değil.”
Rasmussen ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı “kontrol etme” isteğinin, Danimarka Krallığı’nın çıkarlarına açıkça aykırı olduğunu Amerikan tarafına net bir dille ilettiklerini söyledi.
Avrupa’dan güçlü siyasi ve askeri destek
Avrupa Parlamentosu liderleri yayımladıkları ortak açıklamada, Danimarka ve Grönland’a “sarsılmaz destek” verdiklerini duyurdu. Açıklamada,
Grönland’ın egemenliğini veya toprak bütünlüğünü zedeleyecek her türlü girişimin uluslararası hukuku ve BM Şartı’nı ihlal ettiği,
Arktik güvenliğinin Avrupa Birliği için stratejik bir öncelik olduğu, Bu nedenle Avrupa savunma kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği
özellikle vurgulandı.
Askeri cephede somut adımlar
Siyasi mesajların yanı sıra askeri alanda da somut gelişmeler yaşanıyor: Fransa’nın, Danimarka liderliğinde kurulması planlanan çok uluslu askeri misyona katılması bekleniyor. Almanya, Bundeswehr’den 13 kişilik bir keşif ekibini, Grönland’da olası askeri katkıların çerçevesini değerlendirmek üzere bölgeye göndereceğini açıkladı.
Norveç de Danimarka öncülüğündeki misyona destek vereceğini duyurdu. Danimarka Savunma Bakanlığı, bu katkıların Grönland ve çevresinde uçaklar, gemiler ve askerleri kapsayan artırılmış bir askeri varlık anlamına geleceğini ve NATO müttefiklerinin de sürece dahil olacağını bildirdi.
Çalışma grubu kuruluyor, ancak “kırmızı çizgiler” net Washington’daki temasların tek somut çıktısı, taraflar arasında bir çalışma grubu kurulması oldu. Rasmussen, bu grubun amacını şöyle özetledi: “Amerikan güvenlik kaygılarını ele alırken, Danimarka Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterilmesi.” Ancak Danimarka tarafı, egemenlik ve toprak bütünlüğü konusunda herhangi bir tavizin söz konusu olmadığını özellikle vurguluyor.
Trump: Grönland’ı Rusya ve Çin’e Karşı Sadece ABD Koruyabilir
ABD Başkanı Donald Trump, Grönland’ın güvenliğine ilişkin açıklamalarını sertleştirerek, Rusya ve Çin’den gelebilecek tehditlere karşı adayı yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin koruyabileceğini savundu. Trump, Danimarka ve Grönland temsilcileriyle yapılması beklenen kritik görüşmeler öncesinde sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarla Kopenhag üzerindeki baskıyı artırdı.
Trump son paylaşımında, Danimarka’ya çağrıda bulunarak Grönland çevresinde bulunduğunu iddia ettiği Rusya ve Çin unsurlarına karşı harekete geçmesini istedi. Ancak mesajını, “Bunu sadece ABD yapabilir” ifadeleriyle tamamladı. Trump, NATO’ya hitaben yazdığı mesajda ise, “NATO: Danimarka’ya söyleyin, onları buradan hemen çıkarsın! İki köpek kızağı yeterli olmaz! Bunu sadece ABD yapabilir!” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı ayrıca, Danimarka istihbaratının geçen ay yayımladığı bir rapora dayanan bir haber bağlantısını da paylaştı. Söz konusu raporda, Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Arktik bölgesinde farklı çıkarlara sahip olduğu, ancak üç ülkenin de bölgede etkisini artırmak istediği vurgulanmıştı.
Raporda, Arktik’te büyük güçler arasındaki rekabetin giderek yoğunlaştığına dikkat çekilerek, özellikle ABD’nin Grönland’a yönelik artan ilgisinin ABD ulusal güvenliği açısından kritik sonuçlar doğurduğu ifade edildi. ABD’nin Arktik’e yönelik stratejik yaklaşımının, bölgesel savunmayı önceliklendirme politikasının bir parçası olduğu belirtilirken, son yıllarda Danimarka başta olmak üzere müttefiklerle askeri faaliyetlerin artırıldığı kaydedildi.
Danimarka istihbarat raporunda, Grönland’daki Pituffik Uzay Üssü’nde bulunan radar sistemlerinin, Rusya veya Çin kaynaklı olası bir büyük güç çatışması durumunda ABD ana karasına yönelik füze tehditlerinin erken tespitinde hayati rol oynadığı belirtildi. Arktik bölgesinin, ABD için “ilk ve en kritik erken uyarı hattı” olduğu vurgulandı.
Raporda ayrıca, Ukrayna savaşı ve bozulan ekonomik görünüm nedeniyle baskı altında olan Rusya’nın, Arktik’teki temel askeri kapasitesini büyük ölçüde koruduğu ifade edildi. Moskova’nın savaş uçakları ve bombardıman uçaklarını Arktik’teki üslerine kısa sürede konuşlandırma kabiliyetine sahip olduğu, bunun da Arktik ve Kuzey Atlantik genelinde Batılı hedeflere kısa sürede saldırı imkânı sağladığı kaydedildi.
Belgede, Batı’nın Arktik’te artan askeri faaliyetlerine karşılık olarak Rusya’nın daha öngörülemez ve çatışmacı bir tutum benimseyebileceği uyarısı yapıldı. Bu kapsamda, Batılı askeri tatbikatlara tehlikeli seyir manevraları ya da simüle saldırılar gibi agresif tepkilerin gündeme gelebileceği belirtildi.
Çin’e ilişkin değerlendirmelerde ise, Pekin yönetiminin şu aşamada Arktik’te askeri bir varlığı bulunmadığı, ancak önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde Arktik sularında yüzey gemileri ve denizaltılarla bağımsız operasyon yürütebilecek bir kapasite geliştirmeyi hedeflediği ifade edildi.
Rapora göre, Rusya ve Çin’in bölgedeki çıkar farklılıklarına rağmen Arktik iş birliğini önümüzdeki yıllarda genişletmesi bekleniyor. Bu kapsamda, iki ülkenin 2026 yılında Rusya’nın Arktik bölgesinde ortak askeri tatbikatlar düzenleyebileceği, bu tür faaliyetlerin ABD ve Batı’ya yönelik stratejik mesaj niteliği taşıyacağı kaydedildi. Rusya’nın Çin ile Arktik’te ortak tatbikat yapma isteğinin ise, Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerin seyrine bağlı olacağı belirtildi.
NATO ve AB Net Mesaj Verdi: Von der Leyen’den Grönland Açıklaması
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel’de düzenlenen haftalık Komisyon toplantısının ardından yaptığı açıklamalarla Grönland’a ilişkin tartışmalara net bir çerçeve çizdi. Von der Leyen, Grönland’ın NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında bulunduğunu hatırlatarak, Ada’nın geleceğine ilişkin karar yetkisinin yalnızca Grönland halkı ve Danimarka’ya ait olduğunu vurguladı.
“Karar Sahibi Grönland Halkıdır”
ABD’den son dönemde gelen açıklamalara doğrudan yanıt veren von der Leyen, Grönland’ın statüsüne yönelik dış müdahalelere kapalı bir tutum sergiledi. Danimarka hükümetiyle sürekli temas halinde olduklarını belirten AB Komisyonu Başkanı, Nuuk yönetimiyle de yakın ve düzenli bir iletişim yürüttüklerini ifade etti.
“Grönland halkına ait olan bir coğrafya hakkında nihai kararı yalnızca Grönlandlılar ve Danimarka verir,” diyen von der Leyen, bu ilkenin AB açısından tartışmaya kapalı olduğunu söyledi.
NATO ve Kolektif Güvenlik Vurgusu
Von der Leyen, Grönland’ın NATO’nun bir parçası olduğuna özellikle dikkat çekerek, ittifakın temel ilkesinin kolektif savunma olduğunu hatırlattı. Bu yaklaşımın, Arktik bölgesinde artan jeopolitik rekabet karşısında hayati önemde olduğunu vurguladı. “NATO’nun özü ortak güvenliktir ve Grönland bu güvenlik mimarisinin içindedir,” ifadelerini kullandı.
Arktik Bölgesi AB’nin Stratejik Gündeminde
Avrupa Birliği’nin Arktik bölgesine yaklaşımının yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını belirten von der Leyen, bölgenin ekonomik ve çevresel açıdan da stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. AB’nin Grönland ile ilişkilerini uzun süredir sistematik biçimde güçlendirdiğini vurgulayan von der Leyen, geçtiğimiz yıl Nuuk’ta açılan AB ofisinin bu sürecin somut bir adımı olduğunu hatırlattı.
“AB, Grönland’ın yanında yalnızca sözle değil, sahadaki yatırımlar ve sürekli temasla duruyor,” dedi.
Trump’ın Açıklamaları Gerilimi Tırmandırdı
ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldikten sonra Grönland’ın ABD kontrolünde olması gerektiğini defalarca dile getirmiş, Ada’nın stratejik konumunun Washington açısından “mutlak bir gereklilik” oluşturduğunu savunmuştu. Trump, aksi takdirde bölgede Rusya ya da Çin’in etkisinin artacağını öne sürmüştü.
Bu açıklamalar, Grönland ve Danimarka yönetimlerinin yanı sıra Avrupa Birliği cephesinde de sert tepkilere yol açtı.
NATO Cephesi: Arktik Güvenliği Gündemde
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, konunun müttefikler tarafından Arktik güvenliği başlığı altında ele alındığını ve bölgenin korunmasına yönelik olası adımların değerlendirildiğini açıkladı. Bu açıklama, NATO’nun kuzey hattındaki savunma reflekslerini güçlendirmeye hazırlandığı şeklinde yorumlandı.
Grönland’ın Stratejik Konumu
Danimarka Krallığı’na bağlı iki özerk bölgeden biri olan Grönland, Danimarka ana karasına yaklaşık 2 bin 900 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Faroe Adaları ile birlikte Danimarka Krallığı çatısı altında yer alan Ada, Arktik Okyanusu’ndaki konumu nedeniyle küresel güçlerin stratejik hesaplarında önemli bir yer tutmayı sürdürüyor.
İsveç, Danimarka’nın Talebiyle Grönland’a Asker Gönderiyor
İsveç, Danimarka’nın talebi üzerine Grönland’a askeri personel gönderme kararı aldı. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, İsveçli askeri görevlilerin bugün itibarıyla Grönland’a doğru yola çıktığını açıkladı.
Kristersson, kaç askerin gönderildiğine ilişkin sayı vermedi ancak söz konusu personelin müttefik ülkelerden oluşan bir grubun parçası olduğunu belirtti. İsveç Başbakanı, askerlerin Danimarka öncülüğünde yürütülen “Operation Arctic Endurance” (Arktik Dayanıklılık Operasyonu) kapsamında planlanan faaliyetlere hazırlık amacıyla bölgede bulunacağını ifade etti.
İsveç’in bu adımı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi gerektiğine yönelik açıklamalarını yeniden gündeme taşımasının ardından geldi. Stockholm yönetimi son günlerde Danimarka’ya açık destek vererek, Grönland konusunda Kopenhag ile dayanışma mesajları vermişti.
Washington’da Kritik Grönland Zirvesi
Öte yandan, ABD’nin başkenti Washington’da Grönland konusunda kritik bir diplomatik temas gerçekleşti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ile Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt’i Beyaz Saray yerleşkesindeki Eisenhower Yürütme Ofisi Binası’nda kabul etti.
Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede, ABD’nin Grönland’a yönelik güvenlik ve strateji taleplerinin ele alındığı belirtildi. Danimarka ve Grönlandlı yetkililerin, görüşme sonrasında Danimarka Büyükelçiliği’nde basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.
Trump’tan Sert Mesajlar, NATO’ya Çağrı
Görüşme öncesinde ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla tansiyonu yeniden yükseltti. Trump, Danimarka istihbarat raporlarına atıf yaparak Grönland çevresinde Rusya ve Çin’in askeri hedefleri bulunduğunu savundu ve NATO’ya seslenerek, “Danimarka’ya söyleyin, onları buradan hemen çıkarsın. İki köpek kızağı yeterli olmaz. Bunu sadece ABD yapabilir,” ifadelerini kullandı.
Trump, Grönland’ın ABD’nin füze savunma sistemi açısından kritik önemde olduğunu ve ülkenin ulusal güvenliği için “vazgeçilmez” olduğunu öne sürdü.
Grönlandlılar ABD’ye Katılmaya Karşı
Grönland’ın Washington’daki temsilcisi ise Trump’ın açıklamalarına kamuoyu verileriyle yanıt verdi. Ocak 2025’te yapılan bir ankete göre, Grönland halkının yalnızca yüzde 6’sı ABD’ye katılmayı destekliyor. Ankete katılanların yüzde 85’i Danimarka Krallığı bünyesinde kalmak istemediğini, yüzde 9’unun ise kararsız olduğunu belirtti.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen de dün yaptığı açıklamada, “Grönland satılık değildir, ABD’nin bir parçası olmak istemiyoruz,” diyerek Washington’a net bir mesaj vermişti.
Kopenhag’da Protesto: “Grönland Grönlandlılarındır”
Trump’ın açıklamaları Danimarka’da da protestolara yol açtı. Kopenhag’daki ABD Büyükelçiliği önünde toplanan göstericiler, “Grönland Grönlandlılarındır” sloganları atarak ABD’nin adaya yönelik söylemlerine tepki gösterdi.
Arktik’te Jeopolitik Rekabet Derinleşiyor
Uzmanlar, Grönland etrafında yaşanan gelişmelerin Arktik bölgesinde askeri ve jeopolitik rekabetin yeni bir aşamaya girdiğine işaret ettiğini belirtiyor. Bölgenin hem erken uyarı sistemleri hem de doğal kaynaklar açısından taşıdığı stratejik önem, küresel güçlerin ilgisini artırmayı sürdürüyor.
Beyaz Saray’dan Grönland’a çağrı: ABD mi, Rusya ve Çin mi?
Beyaz Saray, Grönland halkına ABD ile Rusya ve Çin arasında bir tercih yapmaları yönünde çağrıda bulunan dikkat çekici bir paylaşım yaptı.
Beyaz Saray’ın sosyal medya hesabı üzerinden yayımlanan paylaşımda, bir tarafta ABD bayrağı ve Beyaz Saray görseli, diğer tarafta ise Rusya ve Çin bayraklarıyla bu ülkelerin devlet başkanlığı saraylarını temsil eden görseller yer aldı. Görsellerde, ABD’yi ve Rusya-Çin blokunu simgeleyen yönlere doğru ilerleyen, Grönland bayrağı taşıyan köpekli kızakların üzerinde “Grönland halkı, hangi yol?” ifadesi kullanıldı.
Paylaşımda ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği açısından kritik öneme sahip olduğuna dair açıklamalarına da yer verildi.
Trump, konuya ilişkin son değerlendirmelerinde, ABD ve Avrupa’nın ulusal güvenliği için Grönland’ın savunulması gerektiğini savunarak, “Çin veya Rusya’nın Grönland’ı işgal etmesine izin veremeyiz” ifadelerini kullanmıştı.
Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland, daha önce ABD’den gelen ve egemenliğin devrini de içeren yaklaşımları net bir şekilde reddetmişti. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, 5 Ocak’ta yaptığı açıklamada, ABD’nin bir NATO müttefikine yönelik askeri saldırı kararı almasının “her şeyin sonu” anlamına geleceğini söylemişti.
Frederiksen, Trump’ın “Ulusal güvenliğimiz açısından Grönland’a ihtiyacımız var” yönündeki açıklamalarını sert ifadelerle eleştirmişti.
Öte yandan Danimarka Savunma Bakanlığı, 14 Ocak’ta yaptığı açıklamada, NATO müttefikleriyle işbirliği içinde Grönland’daki askeri varlığın artırılacağını duyurdu.





