Dünya Borsaları

Avrupa’nın gündeminde neler var? 18 Mart 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa’nın gündemini derledi. Trump: NATO’dan ayrılmak “düşünülmesi gereken bir şey” ABD Başkanı Donald Trump , müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için çağrısına destek vermemesi üzerine ABD’nin NATO’dan ayrılmasının “düşünülmesi gereken bir konu” olduğunu söyledi.

Avrupa’nın gündeminde neler var? 18 Mart 2026
EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa’nın gündemini derledi. Trump: NATO’dan ayrılmak “düşünülmesi gereken bir şey” ABD Başkanı Donald Trump, müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için çağrısına destek vermemesi üzerine ABD’nin NATO’dan ayrılmasının “düşünülmesi gereken bir konu” olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, İran savaşı nedeniyle Batı ittifakı içinde ortaya çıkan görüş ayrılıklarını daha da görünür hale getirdi. Trump, gazetecilerin ABD’nin askeri ittifaktan çekilip çekilmeyeceğini sorması üzerine “Bu kesinlikle düşünmemiz gereken bir şey. Bunun için Kongre’ye ihtiyacım yok” dedi. Şu anda böyle bir karar alınmadığını belirten Trump, ancak NATO müttefiklerinin tutumundan memnun olmadığını ifade etti. ABD Başkanı daha önce yaptığı açıklamada, müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için uluslararası bir deniz gücü oluşturma çağrısına yanıt vermemesi halinde NATO’nun “çok kötü bir gelecekle karşı karşıya kalabileceğini” söylemişti. Trump ayrıca sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda ABD’nin İran savaşında artık müttefik askeri desteğine ihtiyaç duymadığını savundu. Trump mesajında “Elde ettiğimiz askeri başarılar nedeniyle NATO ülkelerinin yardımına artık ihtiyaç duymuyoruz. Aslında hiçbir zaman da ihtiyaç duymadık” ifadelerini kullandı. Trump aynı açıklamada Japonya, Avustralya ve Güney Kore’nin desteğine de ihtiyaç duyulmadığını belirterek ABD’nin askeri operasyonları tek başına sürdürebileceğini ima etti. İran savaşı 18. gününe girerken bölgede gerilim tırmanmaya devam ediyor. Günün erken saatlerinde Birleşik Arap Emirlikleri, İran saldırılarının ardından hava sahasını kısa süreliğine kapattı. İsrail ise gece düzenlediği saldırılarda İran Ulusal Güvenlik Konseyi eski sekreteri Ali Larijani ile Devrim Muhafızları’na bağlı Basij milislerinin komutanı General Gholam Reza Soleimani’nin öldürüldüğünü açıkladı. Tahran yönetimi Soleimani’nin ölümünü doğrularken, Larijani hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim, dünya petrolünün önemli bir bölümünün geçtiği bu stratejik geçit nedeniyle küresel enerji piyasalarında büyük endişe yaratmaya devam ediyor. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent İran savaşı nedeniyle istifa etti ABD’nin en üst düzey terörle mücadele yetkililerinden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, İran’a yönelik askeri operasyonlara karşı çıkarak görevinden istifa etti. Kent, istifa mektubunda İran’a yönelik saldırıların gerekçesine inanmadığını ve “vicdanen bu savaşı destekleyemeyeceğini” söyledi. Geçen yıl Senato’da 52’ye karşı 44 oyla göreve onaylanan Kent, ABD’deki terör tehditlerini analiz eden ve önlemeye çalışan kurumun başındaydı. İstifası, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşın kendi siyasi tabanında ve yönetim içinde de tartışma yarattığını gösteren önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Kent istifa mektubunda kararının temel nedeninin İran’a yönelik askeri saldırıların gerekçesi olduğunu belirtti. Trump yönetiminin operasyon için farklı açıklamalar yaptığını ve saldırıların neden gerekli olduğuna dair net bir gerekçe ortaya konmadığını savundu. Trump ise Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada Kent’i sert sözlerle eleştirerek “Her zaman güvenlik konusunda zayıf olduğunu düşünüyordum” dedi. Trump ayrıca İran’ın ciddi bir tehdit oluşturduğunu savunarak “Eğer yönetimimde İran’ın tehdit olmadığına inanan biri varsa, o kişileri istemeyiz” ifadelerini kullandı. Hürmüz gerilimi küresel piyasalarda ana risk olmaya devam ediyor Küresel piyasalarda İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü ve bölgede artan askeri gerilim, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesine neden olurken yatırımcıların risk algısını da belirlemeye devam ediyor. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın enerji arzına yönelik riskleri artırması, piyasalarda oynaklığı yükseltti. Yeni işlem gününde ABD vadeli endeksleri düşüş gösterirken, küresel hisse senetlerinde teknoloji hisseleri öncülüğünde görülen kısa süreli toparlanma Orta Doğu’daki gerilimin artması ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle zayıfladı. İran’ın Basra Körfezi çevresindeki enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırması, petrol piyasasında yeni bir yükseliş dalgasına yol açtı. Brent petrol yüzde 2,6 artışla varil başına yaklaşık 103 dolara çıktı. Buna karşılık Asya borsaları, Nvidia’nın açıklamalarının teknoloji hisselerini desteklemesiyle ikinci gününde de yükseliş eğilimini sürdürdü. Finansal piyasalarda dolar da baskı altında kaldı. ABD doları bir aydan uzun süredir en büyük günlük kaybını yaşarken, ABD Hazine tahvilleri tüm vadelerde düşüş gösterdi. 10 yıllık ABD tahvil getirisi iki baz puan artarak yüzde 4,23’e yükseldi. Güvenli liman talebinin etkisiyle altın fiyatları ise beş gün sonra ilk kez yükseldi. ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması için müttefiklerine yaptığı çağrıyı yineledi ancak bu konuda uluslararası destek bulmakta zorlandığını söyledi. Trump, birçok ülkenin destek vermeye hazır olduğunu ancak bazılarının isteksiz davrandığını belirterek NATO ve diğer müttefiklerini eleştirdi. Trump ayrıca Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile planlanan görüşmesini yaklaşık bir ay ertelediğini açıklayarak savaş sürecini Washington’dan yönetmek istediğini söyledi. ABD Başkanı, İran’a karşı yürütülen operasyonlarda 7 binden fazla hedefin vurulduğunu, İran’ın hava savunma sistemlerinin ve radarlarının büyük ölçüde yok edildiğini iddia etti. Trump, gerekirse İran’ın petrol ihracatında kritik rol oynayan Hark Adası’na yönelik saldırıları genişletebileceklerini de dile getirdi. Bölgede askeri gerilim de sürüyor. Birleşik Arap Emirlikleri, İran saldırılarının ardından hava sahasını yaklaşık iki saat süreyle kapatırken, ülkenin önemli petrol merkezlerinden biri olan Fujairah ihracat terminalinde yüklemeler bir İHA saldırısı sonrası geçici olarak durduruldu. Öte yandan Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmak amacıyla doğudaki petrol sahalarından batı kıyısındaki Yanbu limanına uzanan boru hattı üzerinden petrol sevkiyatını artırmaya başladı. Bu adımın, petrol ihracatının en azından bir kısmının Hürmüz Boğazı dışından yapılmasını sağlayarak arz risklerini azaltmayı hedeflediği belirtiliyor. İran BAE enerji tesislerini hedef aldı, Hürmüz yakınında tanker vuruldu İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki enerji altyapısına yönelik yeni saldırıları küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırdı. Drone saldırılarında BAE’deki Shah doğalgaz sahasında ve Fujairah Petrol Endüstri Bölgesi’nde yangın çıktığı, ayrıca Hürmüz Boğazı yakınlarında bir tankerin vurulduğu bildirildi. Abu Dabi yetkilileri, günlük yaklaşık 1,28 milyar standart kübik feet üretim kapasitesine sahip Shah gaz sahasında saldırı sonrası operasyonların geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Fujairah’daki yangında ise can kaybı olmadığı bildirildi. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO), Fujairah açıklarında demirli bir tankerin bilinmeyen bir mühimmatla vurulduğunu, olayda gemide sınırlı hasar oluştuğunu duyurdu. Gelişmelerin ardından petrol fiyatları yükseldi. Brent petrol yüzde 2’nin üzerinde artışla yaklaşık 102 dolar, ABD tipi ham petrol ise 95 dolar seviyesine çıktı. Ray Dalio: Hürmüz krizi ABD’nin küresel liderliği için “final testi” olabilir Dünyanın en tanınmış makro yatırımcılarından Ray Dalio, Orta Doğu’da tırmanan savaş ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol mücadelesinin ABD’nin küresel liderliğinin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olabileceğini söyledi. Dalio’ya göre Hürmüz krizi yalnızca enerji piyasalarıyla ilgili değil; aynı zamanda ABD’nin küresel ekonomik ve jeopolitik üstünlüğünün devam edip etmeyeceğini belirleyebilecek bir “final testi” niteliği taşıyor. Substack’te yayımladığı analizde Dalio, tarihteki imparatorlukların yükseliş ve çöküş süreçleri ile mevcut küresel tablo arasında paralellik kurarak ABD’nin riskli bir döneme girdiğini savundu. Dalio, 1956’daki Süveyş Krizi’ni örnek göstererek o dönemde yaşanan gelişmelerin Britanya İmparatorluğu’nun küresel güç olarak gerilemesinin başlangıcı olduğunu hatırlattı. Dalio’ya göre Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek benzer bir stratejik kırılma ABD’nin küresel gücü açısından da benzer sonuçlar doğurabilir. Ünlü yatırımcı özellikle petrol ticaretinde doların devre dışı bırakılması ihtimaline dikkat çekti. Dalio, Hürmüz’den geçen petrol sevkiyatında Çin yuanı gibi alternatif para birimlerinin kullanılmaya başlanmasının “petrodolar sistemine büyük bir darbe” olabileceğini ifade etti. Dalio’nun analizine göre ABD’nin küresel gücünü zayıflatabilecek üç temel risk bulunuyor:
  • Devasa borç yükü ve para basımının doların satın alma gücünü aşındırması
  • ABD içindeki siyasi kutuplaşma ve toplumsal gerilimlerin artması
  • İran gibi bölgesel güçlerle girilecek maliyetli savaşların askeri ve ekonomik kaynakları tüketmesi
Dalio, özellikle doların rezerv para statüsünün zayıflamasının ABD’nin borçlarını finanse etmesini zorlaştırabileceğini ve küresel gücünde hızlı bir gerilemeye yol açabileceğini söyledi. İNGİLTERE  Starmer: İngiltere İran Savaşı’na Çekilmeyecek, Avrupa da Hürmüz’e Savaş Gemisi Göndermeyi Reddediyor İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin Orta Doğu’daki savaşın parçası olmayacağını vurgularken, Avrupa’nın büyük ülkeleri de Hürmüz Boğazı’na savaş gemisi gönderme çağrılarını reddetti. Böylece ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı askeri baskıyı artırma çağrıları Avrupa’da karşılık bulmadı. Starmer, yaptığı açıklamada İngiltere’nin “kendini ve müttefiklerini savunmak için gerekli adımları atacağını ancak daha geniş bir savaşa çekilmeyeceğini” söyledi. ABD’nin İngiliz donanmasının bölgeye gönderilmesi yönündeki baskısına rağmen bu tutumun sürdürüleceğini belirten Starmer, kararın “zor ama gerekli” olduğunu ifade etti. ABD Başkanı Trump ise NATO müttefiklerinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çabalarına katılmaması halinde ittifakın “çok kötü bir gelecekle karşılaşabileceği” uyarısında bulundu. Trump özellikle İngiltere’nin mayın temizleme gemileri göndermemesini eleştirerek “çok şaşırdım, en eski müttefikimiz bunu yapmadı” dedi. Hürmüz krizi petrol fiyatlarını 100 doların üzerine taşıdı İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri hedef alabileceğini açıklaması küresel enerji piyasalarını sarstı. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolundaki riskler nedeniyle petrol fiyatı varil başına yaklaşık 65 dolardan 100 doların üzerine çıktı. Ekonomistler bu artışın enflasyonu yükseltebileceği ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği uyarısında bulunuyor. İngiltere’de akaryakıt fiyatlarındaki artışın şimdiden tüketicilere yansımaya başladığı belirtiliyor. Starmer hükümeti de enerji fiyatlarındaki yükselişin haneler üzerindeki etkisini hafifletmek amacıyla ısınma için fuel oil kullanan düşük gelirli ailelere 53 milyon sterlinlik destek paketi açıklayacağını duyurdu. ABD ile İngiltere arasında gerilim Krizin, Starmer ile Trump arasındaki ilişkileri de zorladığı belirtiliyor. İngiltere’nin ABD’nin Tahran’a yönelik ilk saldırısında İngiliz üslerinin kullanılmasına izin vermemesi, iki lider arasındaki görüş ayrılığını derinleştirdi. Starmer bu kararın “Britanya’nın ulusal çıkarlarının sakin ve dengeli şekilde değerlendirilmesine dayandığını” söyledi. İngiliz yetkililer ayrıca Trump yönetiminin savaşın nasıl sona ereceğine dair net bir strateji ortaya koymamasından endişe duyduklarını ifade ediyor. Avrupa da askeri katılıma mesafeli ABD’nin çağrısına karşı yalnızca İngiltere değil, Avrupa’nın diğer büyük ülkeleri de mesafeli yaklaşıyor. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ülkesinin herhangi bir askeri operasyona katılmayacağını belirterek “Bu bizim savaşımız değil, biz başlatmadık” dedi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise krizin çözümünde diplomasinin öncelik olması gerektiğini söyledi ve ülkesinin bölgedeki herhangi bir deniz görevine katılmayı planlamadığını açıkladı. Avrupa liderleri, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için askeri operasyon yerine diplomatik çözüm arayışının sürmesi gerektiğini vurguluyor. Enerji krizi küresel ekonomiyi tehdit ediyor İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açarken petrol fiyatlarının hızla yükselmesi enflasyon, enerji faturaları ve ekonomik büyüme üzerinde yeni bir baskı yaratıyor. Starmer, savaşın uzamasının hem bölgesel güvenlik hem de İngiltere’de yaşam maliyeti açısından risk oluşturduğunu belirterek “Bu savaşın mümkün olan en kısa sürede sona ermesini istiyorum” dedi. Starmer: İran savaşı gündemi Ukrayna’dan dikkati uzaklaştırmamalı İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra’da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmede İran’daki savaşın Ukrayna’ya verilen desteğin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi. Downing Street’te gerçekleşen görüşmeye NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de katıldı. Starmer, “Ukrayna’da yaşananlardan ve Kiev’e desteğin gerekliliğinden dikkatimizi kaybedemeyiz” diyerek Batı’nın kararlılığını sürdürmesi gerektiğini vurguladı. Starmer ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran savaşı nedeniyle yükselen petrol fiyatlarından veya yaptırımların gevşemesinden fayda sağlamasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Zelenskiy ise görüşmelerde enerji güvenliği ve savaşın cephedeki durumunun ele alındığını belirtti. Rusya’nın kış boyunca Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef alan saldırılarının ülkenin enerji sistemine ciddi zarar verdiği ifade edildi. Öte yandan bazı Avrupalı liderler, İran savaşının yükselen petrol fiyatları sayesinde Rus ekonomisini güçlendirebileceği uyarısında bulundu. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, petrol fiyatlarının artmasının Rus savaş makinesini finanse eden gelirleri artırdığını söyledi. Uzmanlara göre Orta Doğu’daki savaş aynı zamanda ABD’nin dikkatini ve hava savunma sistemlerini Ukrayna’dan uzaklaştırma riski taşıyor. İngiltere ve Ukrayna ayrıca drone üretimi ve savunma teknolojileri alanında iş birliğini artıracak yeni bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor. Plan kapsamında Ukrayna’nın savaş tecrübesi ile İngiltere’nin savunma sanayisi kapasitesinin birleştirilmesi hedefleniyor. Reeves: İngiltere ticareti artırmak ve fiyatları düşürmek için AB kurallarına daha fazla uyum sağlayabilir İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves, ülkenin ticareti artırmak ve enflasyonu düşürmek için Avrupa Birliği’nin daha fazla düzenlemesiyle uyum sağlaması gerektiğini söyledi. Londra’daki Bayes Business School’da düzenlenen Mais Lecture konuşmasında Reeves, İngiltere’nin küresel ticarette iki büyük blok arasında “sıkışıp kalma riski” bulunduğunu belirterek Brüksel ile daha yakın ekonomik ilişkilerin büyüme için önemli olduğunu vurguladı. Reeves, Brexit sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerin ekonomiyi olumsuz etkilediğini savunarak İngiltere’nin AB ile daha yakın düzenleyici uyum sağlamasının ticareti kolaylaştırabileceğini ve fiyatların düşmesine yardımcı olabileceğini ifade etti. İngiltere’nin bazı alanlarda AB kurallarından ayrışabileceğini ancak bunun “istisna olması gerektiğini, kuralın ise uyum olması gerektiğini” söyledi. Maliye Bakanı konuşmasında Brexit’in ekonomiye ciddi maliyetler getirdiğini belirterek ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYH) %8’e kadar daraldığını ve işletmeler ile tüketiciler için fiyatların arttığını dile getirdi. Reeves, Brexit’i geri çevirmeyi amaçlamadığını ancak AB ile “yeni ve istikrarlı bir ekonomik ilişki” kurulması gerektiğini söyledi. “Bir ülke olarak kaderimiz Avrupa’nın kaderiyle kaçınılmaz biçimde bağlantılı” diyen Reeves, İngiltere’nin ulusal çıkarlarına uygun olduğu durumlarda AB düzenlemeleriyle uyum sağlamaya açık olması gerektiğini belirtti. Reeves ayrıca ekonomik büyümeyi hızlandırmak için yerel yönetimlere daha fazla mali yetki verilmesi planını da açıkladı. Buna göre hükümet, bazı ulusal vergilerin bir bölümünü bölgesel yönetimlere devrederek şehirlerin yatırım kapasitesini artırmayı hedefliyor. Reeves, Londra dışındaki büyük şehirlerin Avrupa’daki benzer şehirlerin gerisinde kaldığını belirterek Manchester, Liverpool ve Leeds gibi şehirlerin Stuttgart, Torino ve Lyon gibi şehirlerle rekabet edebilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi. Konuşmasında teknoloji yatırımlarına da değinen Reeves, hükümetin 500 milyon sterlinlik bir egemen yapay zekâ fonu kuracağını, haziran ayında bir AI kullanım zirvesi düzenleneceğini ve yapay zekânın ekonomi üzerindeki etkisini inceleyecek bir enstitü oluşturulacağını açıkladı. Ayrıca önümüzdeki on yıl içinde kuantum teknolojilerine 2 milyar sterlin yatırım yapılması planlanıyor. Muhalefetteki gölge maliye bakanı Sir Mel Stride, Reeves’in Brexit’i ekonomideki sorunlar için günah keçisi yaptığını savunarak hükümeti sert şekilde eleştirdi. Stride, “66 milyar sterlinlik vergi artışının ardından büyümenin durduğunu, iş dünyası güveninin çöktüğünü ve enflasyon ile işsizliğin yükseldiğini” öne sürdü. AB ile daha yakın ilişki savunan Best for Britain grubunun CEO’su Naomi Smith ise Reeves’in açıklamalarını olumlu karşıladı ve AB ile daha geniş kapsamlı düzenleyici uyumun Brexit sonrası kaybedilen ekonomik büyümenin önemli bir kısmını geri getirebileceğini söyledi. Reeves: Yapay zekâ ve bölgesel yetki devri İngiltere ekonomisini canlandıracak İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves, ülkenin ekonomik büyümesini hızlandırmak için yapay zekâ yatırımları, Avrupa Birliği ile daha yakın ekonomik ilişkiler ve bölgesel kalkınma olmak üzere üç temel strateji izleneceğini açıkladı. Reeves, Londra’da düzenlenen Mais Lecture konuşmasında İngiltere’nin yapay zekâyı G7 ülkeleri arasında en hızlı benimseyen ülke olmayı hedeflediğini söyledi. Reeves, hükümetin kısa süre önce açıklanan 2,5 milyar sterlinlik yapay zekâ finansman paketinin, İngiltere’yi teknolojik dönüşümün merkezine yerleştirmeyi amaçladığını belirtti. Yapay zekâyı “çağımızın belirleyici teknolojisi” olarak tanımlayan Reeves, ülkenin bu alanda geri kalmaması gerektiğini vurgulayarak “Geleceğin teknolojilerinin icat edildiği, geliştirildiği ve uygulandığı yer Britanya olmalı” dedi. Hükümetin planına göre yapay zekâ ve yeni teknolojiler önümüzdeki yirmi yıl içinde 100 binden fazla yeni istihdam yaratabilir ve yaklaşık 212 milyar sterlinlik yatırım çekebilir. Reeves ayrıca İngiltere’nin “kuantum devrimine liderlik etme” hedefi doğrultusunda kuantum bilgisayarların büyük ölçekli kullanımı için yatırım yapılacağını açıkladı. Bu kapsamda açıklanan yeni finansmanın büyük bölümü kuantum bilgisayar yatırımlarına, araştırma faaliyetlerine ve uzman yetiştirilmesine ayrılacak. Ayrıca 500 milyon sterlinlik bir fonun İngiliz yapay zekâ şirketlerini desteklemek için Nisan ayında devreye alınması planlanıyor. Reeves konuşmasında ekonomik büyümeyi artırmak için yalnızca teknoloji yatırımlarına değil, Avrupa Birliği ile daha yakın ekonomik ilişkilere de ihtiyaç olduğunu vurguladı. Brexit’in ekonomiye “derin zararlar verdiğini” söyleyen Reeves, İngiltere’nin küresel ticarette iki büyük blok arasında “sıkışıp kalma riski” bulunduğunu belirtti. “Bir ülke olarak kaderimiz Avrupa’nın kaderiyle kaçınılmaz biçimde bağlantılı” diyen Reeves, İngiltere’nin ulusal çıkarlarına uygun olduğu durumlarda AB düzenlemeleriyle daha fazla uyum sağlamaya hazır olması gerektiğini ifade etti. Maliye Bakanı ayrıca ekonomik büyümeyi ülke geneline yaymak için bölgesel yetki devri planını açıkladı. Buna göre bölgesel belediye başkanlarına gelir vergisi dahil bazı ulusal vergilerin bir kısmı üzerinde kontrol verilmesi planlanıyor. Hükümet bu kapsamda 2,3 milyar sterlinlik “şehir yatırım fonu” oluşturacak ve yerel yönetimlere uzun vadeli yatırım kaynakları sağlayacak. Reeves, İngiltere’nin en büyük sorunlarından birinin Londra dışındaki büyük şehirlerin Avrupa’daki benzer şehirlerin gerisinde kalması olduğunu belirterek bu farkın kapatılması gerektiğini söyledi. Açıklanan planlar, İran savaşı nedeniyle petrol fiyatlarının yükseldiği ve küresel ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde İngiltere ekonomisini güçlendirmeyi hedefliyor. AVRUPA BİRLİĞİ  AB’den Rusya’ya daha sert yaptırım çağrısı Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, ABD’nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetmesini eleştirerek Avrupa’nın Moskova’ya karşı daha güçlü yaptırımlar uygulaması gerektiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşan Kallas, küresel güvenlik ortamının hızla kötüleştiğini belirterek Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ile Orta Doğu’daki çatışmalar arasında açık bir bağlantı bulunduğunu ifade etti. Kallas, uluslararası hukukun zayıflamasının küresel krizlerin temelinde yer aldığını belirterek “Çok çalkantılı bir dönemden geçiyoruz” dedi. Orta Doğu’daki savaşın giderek genişlediğini söyleyen Kallas, bu durumun küresel ekonomi üzerinde ciddi etkiler yarattığını vurguladı. AB Yüksek Temsilcisi özellikle enerji piyasalarındaki dalgalanmalara dikkat çekerek Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin küresel ticaret için kritik önem taşıdığını söyledi. Kallas, boğazdan yapılan sevkiyatların ciddi şekilde azaldığını ve bunun enerji fiyatlarını doğrudan etkilediğini ifade etti. Boğazın kapanmasının özellikle Asya ekonomileri üzerinde daha ağır sonuçlar doğurabileceğini belirten Kallas, aynı zamanda gübre ve gıda tedarik zincirlerinde aksama riskine de dikkat çekti. İran’ın bölgedeki rolünü sert sözlerle eleştiren Kallas, “İran dünyaya karşı savaş yürütüyor” ifadelerini kullandı. Kallas, mevcut koşullarda çatışmanın kısa vadede sona ereceğine dair bir işaret bulunmadığını belirterek uluslararası diplomatik çabaların artırılması gerektiğini söyledi. AB’nin öncelikleri arasında Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz ulaşımının korunması ve ticaretin yeniden güvenli şekilde devam etmesinin sağlanması bulunduğunu belirten Kallas, Avrupa’nın ortaklarıyla gerilimi azaltmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Orbán: “Oğullarımız Ukrayna için ölmeyecek” Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde düzenlenen mitingde Macaristan’ın Ukrayna savaşına dahil olmayacağını söyleyerek, seçimleri “barış ile savaş arasında bir tercih” olarak nitelendirdi. Budapeşte’de ülkenin 1848 devrimini anmak için düzenlenen etkinlikte konuşan Orbán, “Oğullarımız Ukrayna için ölmeyecek, Macaristan için yaşayacak” ifadelerini kullandı. Orbán, Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek Brüksel’i savaşı tırmandırmakla suçladı. 12 Nisan’da yapılacak seçimler, 2010’dan beri iktidarda olan Orbán için en ciddi siyasi sınavlardan biri olarak görülüyor. Kamuoyu yoklamalarına göre muhalefetteki Tisza Partisi lideri Péter Magyar, Orbán’ın Fidesz partisinin önünde yer alıyor. Orbán ayrıca Ukrayna ve Avrupa Birliği’nin seçim sürecine müdahale etmeye çalıştığını iddia etti. Budapeşte ile Kiev arasında özellikle Rus petrolünü Macaristan’a taşıyan Druzhba boru hattının kapatılması nedeniyle gerilim yaşanıyor. Macaristan hükümeti, boru hattının yeniden açılmasını talep ederken Ukrayna’ya verilmesi planlanan 50 milyar euroluk AB kredi paketini bloke etti. Orbán ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gerilim son haftalarda daha da arttı. Orbán, Ukrayna’nın petrol akışını kesmesini “şantaj ve baskı girişimi” olarak nitelendirdi. İki ülke arasındaki kriz, Macaristan’ın Ukrayna’ya ait iki para taşıma aracına el koyarak 40 milyon dolar, 35 milyon euro ve 9 kilogram altına el koyması sonrası daha da büyüdü. Kiev yönetimi söz konusu transferin yasal olduğunu savunarak **Budapeşte’yi “devlet terörü” ile suçladı. Orbán konuşmasında seçimleri doğrudan Ukrayna savaşıyla ilişkilendirerek “Hükümeti ben mi kuracağım yoksa Zelenskiy mi?” sözleriyle destekçilerine seslendi. 2025’te Avrupa’da en hızlı büyüyen ekonomiler: İrlanda zirvede, Almanya geride Avrupa’da 2025 yılında ekonomik büyüme hızlanırken ülkeler arasındaki fark dikkat çekti. Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği’nin reel GSYH büyümesi 2025’te yüzde 1,5’e yükseldi, 2024’te bu oran yüzde 1,1 seviyesindeydi. Avrupa’da en hızlı büyüyen ekonomi yüzde 12,3 ile İrlanda oldu. Uzmanlar bu yüksek büyümenin büyük ölçüde ABD merkezli çok uluslu şirketlerin İrlanda’daki muhasebe ve faturalama faaliyetlerinden kaynaklandığını belirtiyor. İrlanda’nın ardından Malta yüzde 4, Kıbrıs yüzde 3,8 büyüme kaydetti. AB dışında ise Kuzey Makedonya yüzde 3,5, Hırvatistan yüzde 3,2 ve Bulgaristan yüzde 3,1 büyüyerek güçlü performans gösterdi. Büyük Avrupa ekonomileri arasında en güçlü büyüme yüzde 2,8 ile İspanya’da gerçekleşti. Buna karşılık Almanya yüzde 0,2 büyüme ile Avrupa’nın en zayıf performans gösteren büyük ekonomisi oldu. Aynı seviyede büyüyen Finlandiya da listenin en altında yer aldı. Diğer büyük ekonomilerde büyüme daha sınırlı kaldı. Fransa yüzde 0,8, İtalya ise yüzde 0,5 büyüme kaydetti. Uzmanlara göre Avrupa’daki büyüme farklarının önemli nedenlerinden biri Çin’in küresel ihracatındaki hızlı artışın Avrupa sanayisi üzerindeki baskısı. Bu durum özellikle ihracata dayalı ekonomiler olan Almanya ve Kuzey Avrupa ülkelerini daha fazla etkiliyor. İspanya’nın daha güçlü performans göstermesinde ise turizmin hızlı toparlanması ve göç yoluyla artan nüfusun işgücünü büyütmesi etkili oldu. Öte yandan ekonomistler, GSYH büyümesinin her zaman vatandaşların refahını yansıtmadığını vurguluyor. Özellikle İspanya’da çalışan başına üretimin düşmesi ve verimlilik artışının sınırlı kalması, ekonomik büyümenin hane gelirlerine aynı ölçüde yansımayabileceğine işaret ediyor.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar