Avrupa’nın gündeminde neler var? 19 Ocak 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi.
İNGİLTERE
BoE Başkanı Bailey’den popülizme sert mesaj: “Politika yapıcılar meydan okumalı”
İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Andrew Bailey, politika yapıcıların kendilerini itibarsızlaştırmaya çalışan popülist söylemlere karşı “geri adım atmaması ve meydan okuması gerektiğini” söyledi. Bailey, Bellagio Grubu’na hitaben yayımlanan konuşmasında, popülizmin yalnızca ulusal politikayı değil, uluslararası sistemi de zayıflattığını vurguladı.
Bailey, uluslararası kurumların zaman zaman “duymak istenmeyen gerçekleri” dile getirmek zorunda olduğunu belirterek, “elçiyi suçlama” eğilimine karşı uyarıda bulundu. Kurumların değerlendirmelerinin doğruluğu ve kalitesinden sorumlu olması gerektiğini kabul eden Bailey, buna rağmen mesajın içeriği yerine taşıyıcısının hedef alınmasının tehlikeli olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında popülizmin üç temel özelliğine işaret eden Bailey, bunları şöyle sıraladı:
i) Uluslararası açıklıkla çatışır biçimde iç üretim ve servet dağılımının öne çıkarılması,
ii) Olumsuz ekonomik koşulların ortak küresel sorunlar yerine dış güçlere bağlanması,
iii) Kurumlara olan güvenin aşındırılarak, bu yapıların uzak, duyarsız ve güçlü çıkarlar adına hareket eden aktörler gibi gösterilmesi.
Bailey, “Kurumsallaşmış olan bizler için cevap, yalnızca sözle değil, eylemle karşılık vermektir. Ancak bunu yaparken kendi evimizin de düzenli olduğundan emin olmalıyız” dedi.
BoE Başkanı konuşmasında belirli ülke ya da lider isim vermedi. Ancak bu açıklamalar, hafta başında Bailey’nin de aralarında bulunduğu 10 merkez bankası başkanının, Jerome Powell’a destek veren ortak açıklamasının ardından geldi. Söz konusu metinde, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Powell’a “tam dayanışma” mesajı verilmişti.
Powell, Trump yönetiminin baskıları sonrasında, Fed binasının yenilenmesine ilişkin “kamu kaynaklarının kötüye kullanılması” iddiasıyla ABD Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen bir soruşturmayla karşı karşıya. Powell ise suçlamaların asılsız olduğunu ve kendisinin faizleri Trump’ın istediği hızda indirmemesine karşılık siyasi bir misilleme niteliği taşıdığını savunuyor.
Bailey ayrıca, “dünyayı ticaretin faydalarına kapatmanın zamanı olmadığını” vurgulayarak, ekonomik açıklığın ve kurallara dayalı uluslararası sistemin korunmasının kritik önem taşıdığını söyledi. Bu mesaj, küresel ticaret gerilimlerinin ve merkez bankalarının siyasi baskı altında olduğu bir dönemde, para politikası bağımsızlığına yönelik en net uyarılardan biri olarak değerlendiriliyor.
AVRUPA BİRLİĞİ
DAVOS 2026: Küresel güç merkezleri “Diyalog Ruhu” söylemiyle toplanıyor, asıl tartışma kapalı kapılar ardında
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 56. Yıllık Toplantıları, 19–23 Ocak 2026 tarihlerinde İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilecek. Zirve, artan jeopolitik çatışmalar, yükselen küresel borç yükü ve yapay zekâ kaynaklı dönüşümün hızlandığı bir dönemde “Diyalog Ruhu” temasıyla düzenleniyor. Ancak Davos, bu yıl da yalnızca ele aldığı başlıklarla değil, kimlerin masada olduğu, kimlerin dışarıda bırakıldığı ve bu temasların fiilî etkileri nedeniyle tartışma yaratıyor.
Rekor düzeyde siyasi katılım
WEF verilerine göre Davos 2026’ya 130 ülkeden yaklaşık 3 bin katılımcı bekleniyor. Zirveye 65 devlet ve hükümet başkanı, 55 ekonomi ve maliye bakanı, 33 dışişleri bakanı, 34 ticaret ve sanayi bakanı ve 11 merkez bankası başkanı katılacak. Toplamda 400’ün üzerinde üst düzey siyasi liderin Davos’ta bulunması öngörülüyor. Bu tablo, WEF tarihinde en yüksek düzeyli hükümet temsilcisi katılımı olarak kayda geçiyor.
Kimler geliyor?
Zirveye katılması beklenen liderler arasında ABD Başkanı Donald Trump, Kanada Başbakanı Mark Carney, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve İsviçre Konfederasyonu Başkanı Guy Parmelin yer alıyor.
Trump’ın Davos konuşmasını 21 Ocak öğleden sonra yapması planlanıyor. ABD heyetinde Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın da bulunması bekleniyor.
Zirveye ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol ve Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala katılacak.
Trump Davos’a dönüyor: ABD, Dünya Ekonomik Forumu’na şimdiye kadarki en büyük heyetiyle katılacak
ABD Başkanı Donald Trump, gelecek hafta İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yıllık toplantılarına rekor büyüklükte bir ABD heyetiyle katılacak. Organizasyon yetkililerinin verdiği bilgiye göre Trump, 19–23 Ocak tarihleri arasında yapılacak zirvede beş bakan ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte yer alacak.
Cenevre merkezli forum yönetimi, Trump’ın son aylarda Grönland, Venezuela ve ticaret politikaları başta olmak üzere izlediği sert dış politika çizgisinin, Davos’taki temasları daha yakından izlenen başlıklardan biri haline getirdiğini belirtiyor.
Şirketler masada: siyasi zirve mi, CEO buluşması mı?
Davos’un ayırt edici özelliği, siyasetçilerle birlikte yaklaşık 850 küresel şirketin CEO ve yönetim kurulu başkanını aynı çatı altında toplaması. Enerji, savunma, teknoloji, finans ve gıda sektörlerinin en büyük şirketleri zirvede temsil ediliyor.
WEF bağlayıcı karar alınmadığını vurgulasa da, Davos’un fiilî etkisi kayıt altına alınmayan özel toplantılarda ortaya çıkıyor. Enerji yatırımları, yaptırım rejimleri, yapay zekâ düzenlemeleri ve ticaret politikalarına ilişkin çerçeveler bu görüşmelerde şekilleniyor ve daha sonra ABD, AB ve G7 politikalarına yansıyor.
Katılımın bedeli: Davos kime açık?
Davos’a katılım davetiye ve onaya bağlı; ancak asıl filtre yüksek maliyet. WEF kurumsal üyeliği: yaklaşık 60.000 İsviçre frangı (yaklaşık 66.000 ABD doları) “Stratejik ortak” statüsü: 250.000–600.000 İsviçre frangı (yaklaşık 275.000–660.000 ABD doları)
Bu ücretlere Davos haftasındaki kapalı oturumlar ve özel etkinlikler dâhil değil. Eleştirmenlere göre bu yapı, Davos’u fiilen çok uluslu şirketler ve siyasi elitler için erişilebilir kılıyor.
Güvenlik ve kapalı alan
Zirve süresince Davos ve çevresi olağanüstü güvenlik önlemleri altında. İsviçre ordusu binlerce askerle görev yapıyor, hava sahası kısıtlanıyor ve kasabanın büyük bölümü yalnızca akreditasyonu olanlara açılıyor. Davos, birkaç günlüğüne yarı askerî bir güvenlik bölgesine dönüşüyor.
İklim söylemi ve özel jetler
Davos’un en sert eleştirilerinden biri, iklim politikalarıyla zirvenin fiilî pratiği arasındaki çelişki. Karbon vergileri ve emisyon azaltımı çağrıları yapılırken, katılımcıların büyük bölümü Davos’a özel jetlerle ulaşıyor. Zirve haftasında yüzlerce özel uçuş kaydediliyor. Çevre örgütlerine göre Davos’un karbon ayak izi, küçük ölçekli ülkelerin yıllık emisyonlarıyla kıyaslanabilecek düzeyde.
WEF’in geçmişi: Davos’ta konuşulanlar neye dönüştü?
WEF’in temelleri 1971’de ekonomi profesörü Klaus Schwab tarafından atıldı. 1980’lerden itibaren Davos, küresel siyasetin temas noktalarından biri haline geldi. 1988’de Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan “Davos Deklarasyonu”, 1989’da Doğu-Batı Almanya ve Kuzey-Güney Kore temasları, Davos’un diplomatik etkisine örnek gösteriliyor.
2008 finans krizi sonrası bankacılık regülasyonları, 2010’lu yıllarda ESG kriterleri ve pandemi dönemindeki “Great Reset” söylemi de ilk kez Davos’ta yoğun biçimde tartışıldı.
Klaus Schwab sonrası dönem
WEF’i yaklaşık 53 yıl boyunca yöneten Klaus Schwab, 2025’te hakkında ortaya atılan görev kötüye kullanma iddiaları ve kurum içi anlaşmazlıklar sonrası İcra Kurulu Başkanlığı’ndan istifa etti. Schwab, forum kaynaklarıyla hazırlanan kitaplardan kişisel telif geliri elde ettiği iddialarını reddetti.
WEF, geçici eş başkanlığa BlackRock CEO’su Larry Fink ile Roche Başkan Yardımcısı André Hoffmann’ı atadı. Kurumun yeni başkanının kim olacağına ilişkin süreç ise devam ediyor.
Davos’un bedeli: Dünya Ekonomik Forumu’na katılım yüz binlerce doları buluyor
İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yıllık toplantıları, küresel ekonomi ve siyaset gündeminin yanı sıra yüksek katılım maliyetleri nedeniyle de dikkat çekiyor. WEF’e katılım, üyelik ve bilet bedellerinin ötesinde ulaşım, konaklama ve etkinlik harcamalarıyla birlikte yalnızca dar bir elit çevreye hitap ediyor.
Üyelik ve katılım ücretleri
WEF’in temel üyelik bedeli yıllık yaklaşık 52 bin sterlin (yaklaşık 62 bin ABD doları). Davos toplantılarına fiilî katılım için ayrıca 20 bin sterlin (yaklaşık 24 bin ABD doları) bilet ücreti ödeniyor. Böylece tek bir katılımcı için başlangıç maliyeti 72 bin sterline (yaklaşık 86 bin ABD doları) ulaşıyor.
Üst düzey erişim için ücretler hızla artıyor. Kapalı oturumlara giriş sağlayan “Industry Associate” statüsünün yıllık bedeli 137 bin ABD doları. Birden fazla katılımcıya izin veren “Industry Partner” paketi 263 bin ABD doları, en üst seviye “Strategic Partner” statüsü ise 527 bin ABD doları olarak uygulanıyor.
Zirve haftasının ek masrafları
Davos haftasında asıl maliyet, üyelik bedellerinin ötesine geçiyor. Özel jetle gidiş-dönüş ulaşımın yaklaşık 70 bin ABD dolarını bulduğu belirtiliyor. Konaklamada gecelik otel fiyatları en az 500 dolardan başlarken, özel dağ evi kiraları bir hafta için 140 bin dolara kadar çıkabiliyor. Şoförlü araç hizmetleri ise zirve boyunca 10 bin dolar civarında.
Zirve süresince düzenlenen özel davetler ve şirket etkinlikleri de maliyeti artırıyor. Davos’ta bir kokteyl davetine katılmanın kişi başı bedeli 200 doların üzerine çıkarken, büyük şirket organizasyonlarının 250 bin doları aşabildiği ifade ediliyor.
Toplam fatura
Tüm kalemler bir araya getirildiğinde, Davos’a katılan tek bir kişi için toplam maliyetin 250 bin sterlini (yaklaşık 300 bin ABD doları) aştığı hesaplanıyor. Beş kişilik bir heyetin katılım bedeli ise 600 bin doların üzerine çıkabiliyor.
Grönland Krizi Transatlantik İlişkileri Sarsıyor
Trump’ın Tarife Tehdidi Avrupa’yı Birleştirirken, AB–ABD Hattında Yeni Bir Kırılma Yaratıyor
ABD Başkanı Donald Trump, 17 Ocak 2026 Cuma günü yaptığı açıklamalarla Grönland üzerinden Avrupa’yı hedef alan kapsamlı bir ticaret ve siyasi baskı süreci başlattı. Trump, Grönland’ın ABD kontrolüne alınmasına karşı çıkan ülkelerin “bedel ödeyeceğini” söyleyerek, İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerine yönelik gümrük tarifesi tehdidini ilk kez açıkça dile getirdi.
Trump, aynı gün yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “ABD’nin Grönland üzerindeki çıkarlarına karşı çıkan ülkeler, ticarette bunun sonuçlarını görecek.” Bu açıklamadan saatler sonra Trump, Truth Social hesabından paylaştığı mesajda tehdidi daha da netleştirdi. Kendisini “Tarife Kralı” olarak tanımlayan Trump, paylaşımında şu sözlere yer verdi: “Eğer müttefiklerimiz bizimle aynı çizgide durmazsa, tarifeler devreye girer. Bu işin başka yolu yok.”
Tarife Takvimi Açıklandı: 1 Şubat ve 1 Haziran Tarihleri
Trump, 18 Ocak Cumartesi günü yaptığı ikinci açıklamada ise tarife planının ayrıntılarını kamuoyuna duyurdu. Buna göre:
İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Finlandiya ve Norveç’ten ABD’ye ihraç edilen tüm ürünlere
1 Şubat 2026’dan itibaren %10, 1 Haziran 2026’dan itibaren ise %25 ek gümrük vergisi uygulanacak. Trump bu kararını savunurken, Grönland’ı küresel güvenlik açısından stratejik bir bölge olarak tanımladı ve şu ifadeyi kullandı: “Grönland sadece Danimarka’nın meselesi değildir. Dünya barışı söz konusu.” Bu sözler, Avrupa başkentlerinde egemenlik ve uluslararası hukuk ihlali olarak yorumlandı.
AB ve İngiltere’den Sert Tepki: “Tehlikeli Bir Aşağı Sarmal”
Trump’ın açıklamalarının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı António Costa, ortak bir değerlendirme yayımladı. Açıklamada, tarifelerin “transatlantik ilişkileri tehlikeli bir aşağı sarmala sürükleyebileceği” uyarısı yapıldı ve şu vurgu öne çıktı:
“Grönland’ın egemenliği tartışmaya açık değildir. Bu, Danimarka Krallığı ve Grönland halkının meselesidir.”
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise Trump’ın sözlerine doğrudan yanıt verdi. Starmer, tarifeleri “tamamen yanlış” olarak nitelendirerek şunları söyledi:
“Grönland Danimarka’nın bir parçasıdır. Geleceğine yalnızca Grönland halkı ve Danimarka karar verir.”
Avrupa Parlamentosu’ndan Trump’a Net Mesaj
Üç Büyük Grup, AB-ABD Ticaret Anlaşmasını Onaylamayacak
Avrupa Parlamentosu’ndaki üç büyük siyasi grup, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland gerekçesiyle sekiz Avrupa ülkesine ek gümrük vergisi uygulama kararı almasının ardından, Temmuz ayında uzlaşılan AB-ABD ticaret anlaşmasını onaylamayacaklarını açıkladı. Açıklamalar, anlaşmanın hukuken henüz askıya alınmadığını, ancak onay sürecinin siyasi olarak durdurulduğunu ortaya koydu.
Avrupa Halk Partisi (EPP), Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) ile Renew Europe (Avrupa’yı Yenile) gruplarının liderleri, Trump’ın Grönland’a yönelik söylemlerini ve tarife tehdidini kabul edilemez olarak nitelendirdi. AP’deki en büyük grup olan EPP’nin Başkanı Manfred Weber, mevcut koşullarda anlaşmanın onaylanmasının mümkün olmadığını belirtirken, ABD ürünlerine sıfır gümrük vergisi öngören düzenlemenin askıya alınmasının zorunlu hâle geldiğini söyledi.
S&D’nin Başkanı Iratxe García-Pérez, Trump’ın Grönland’ı destekleyen müttefiklere yönelik yüzde 25’lik tarife tehdidinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. García-Pérez, AB’nin ticaret anlaşması onay sürecini durdurması ve Ekonomik Zorlama Karşıtı Mekanizma’nın (Anti-Coercion Instrument) devreye alınması gerektiğini ifade etti.
Renew Europe Grubu Başkanı Valérie Hayer ise Trump’ın Grönland planına katılmayı reddeden ülkelere yönelik gümrük vergisi tehdidinin, ABD’nin AB’ye karşı attığı saldırgan adımların son halkası olduğunu söyledi. Hayer, AB-ABD Turnberry ticaret anlaşmasının oylamaya getirilmeyeceğini ve AB’nin hedefli, orantılı karşı önlemler almaya hazır olması gerektiğini kaydetti.
Grönland ve Kuzey Avrupa’da Sokaklar Hareketli
Trump’ın sözleri yalnızca diplomatik değil, toplumsal bir karşılık da yarattı. Grönland’ın başkenti Nuuk’ta ve Danimarka’nın çeşitli şehirlerinde binlerce kişi sokaklara çıkarak “Hands Off Grönland” sloganları attı.
Grönland Doğal Kaynaklar Bakanı Naaja Nathanielsen, protestolar sırasında yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Avrupa ülkelerinin verdiği tepkiyi görmek umut verici. Diplomasi ve müttefiklik kazanmalı.”
ABD İçinden Uyarılar: “Bu Yol Çin ve Rusya’ya Yarar”
Trump’ın tarife tehdidi, ABD içinde de tepkiyle karşılandı. Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis ile Demokrat Senatör Jeanne Shaheen, ortak açıklamalarında şu uyarıda bulundu: “Müttefiklere yönelik ekonomik baskı, NATO’yu zayıflatır ve ABD’nin rakiplerine alan açar.”
Tillis ayrıca, bu yaklaşımın Rusya ve Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet edebileceğini belirtti.
Genel Değerlendirme
Grönland krizi, Trump’ın 17–18 Ocak 2026’da kullandığı sert dil ve doğrudan tarife tehdidiyle, artık yalnızca bir egemenlik tartışması olmaktan çıktı. Dosya; küresel ticaret, NATO dayanışması ve ABD–AB ilişkilerinin geleceğini test eden çok katmanlı bir jeopolitik krize dönüştü. Avrupa’nın verdiği ortak tepki, transatlantik ilişkilerde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına işaret ediyor.
Trump’ın Gümrük Vergisi Kararına Sekiz Avrupa Ülkesinden Ortak Tepki
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Grönland konusunda Danimarka’ya destek verdikleri gerekçesiyle sekiz Avrupa ülkesine gümrük vergisi uygulama kararı almasına, söz konusu ülkelerden ortak açıklama geldi. Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve İngiltere, bu adımın transatlantik ilişkileri zayıflatacağı uyarısında bulundu.
Ortak açıklamada, sekiz ülkenin NATO müttefikleri olarak Arktik bölgesinin güvenliğinin güçlendirilmesi konusunda kararlı olduğu vurgulandı. Grönland’da düzenlenmesi planlanan “Arctic Endurance” tatbikatına katılımın daha önce müttefikler arasında koordine edildiği belirtilerek,
“Tatbikat, Arktik güvenliğinin güçlendirilmesi gerekliliğine yanıt vermektedir ve hiçbir ülkeye yönelik tehdit oluşturmamaktadır”
ifadelerine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, “Danimarka Krallığı ve Grönland halkıyla tam bir dayanışma içindeyiz”
denilerek, sekiz ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerine dayalı bir diyaloga hazır olduğu kaydedildi.
Ortak metinde Trump’ın tarife tehdidine doğrudan atıf yapılarak şu değerlendirme yapıldı: “Gümrük vergisi tehditleri, transatlantik ilişkileri zayıflatmakta ve tehlikeli bir aşağı yönlü sarmal riskini doğurmaktadır. Birlik ve eş güdüm içinde durarak karşılık vermeye devam edeceğiz. Egemenliğimizi korumaya kararlıyız.”
Trump’ın Tarife Takvimi ve Gerekçesi
ABD Başkanı Donald Trump, 17 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Grönland’la ilgili tartışmalarda “dünya barışının tehlikede olduğunu” savunarak, ABD’nin Grönland’ı satın alma planına karşı çıkan ülkelere gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu.
Trump, Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya için: 1 Şubat 2026’dan itibaren yüzde 10,
1 Haziran 2026’dan itibaren yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı. Trump, bu oranların “Grönland’ın tamamen ve eksiksiz olarak satın alınmasına ilişkin bir anlaşmaya varılana kadar” yürürlükte kalacağını belirtti.
Portekiz’de cumhurbaşkanlığı seçimi: İlk turu Seguro önde bitirdi, aşırı sağcı Ventura ikinci tura kaldı
Portekiz’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda, sandık çıkış anketlerine göre merkez solun adayı António José Seguro oyların yüzde 30–35’ini alarak ilk sırada yer aldı. Aşırı sağcı ve popülist Chega partisinin lideri André Ventura ise yüzde 20–24 bandındaki oy oranıyla ikinci tura kaldı. Hiçbir adayın yüzde 50’yi aşamaması nedeniyle seçim 8 Şubat’ta yapılacak ikinci turda sonuçlanacak.
Liberal çizgideki aday João Cotrim de Figueiredo yüzde 17–21 ile üçüncü sırada kaldı. Seçim, Portekiz’de aşırı sağın bugüne kadarki en güçlü performanslarından biri olarak değerlendiriliyor.
Ventura’nın kampanyasını büyük ölçüde göçmen karşıtı söylem üzerine kurması dikkat çekti. Kampanya döneminde ayrımcı bulunduğu için mahkeme kararıyla kaldırılan afişlere rağmen aldığı oy oranı, göçmen karşıtı söylemin Portekiz siyasetinde belirgin biçimde güçlendiğini ortaya koydu. Anketler seçmenin önceliklerinin konut krizi ve hayat pahalılığı olduğunu gösterse de, sonuçlar Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ dalganın Portekiz’e de yansıdığını gösteriyor.





