Dünya Borsaları

Avrupa’nın gündeminde neler var? 22 Ocak 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi. İNGİLTERE Aşırı sağcı Farage: “ABD Grönland’a sahip olursa dünya daha güvenli olur” Reform UK lideri Nigel Farage , Davos’ta yaptığı açıklamada ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesinin küresel güvenliği artıracağını savundu.

Avrupa’nın gündeminde neler var? 22 Ocak 2026
EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi. İNGİLTERE  Aşırı sağcı Farage: “ABD Grönland’a sahip olursa dünya daha güvenli olur” Reform UK lideri Nigel Farage, Davos’ta yaptığı açıklamada ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesinin küresel güvenliği artıracağını savundu. PA Media’nın aktardığına göre Farage, ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşmasını USA House’daki bir etkinlikte değerlendirdi. Farage, Yüksek Kuzey’in jeopolitiği, eriyen buzullar, Rusya’nın buz kıran faaliyetleri ve Çin yatırımlarının artışı nedeniyle güçlü bir ABD varlığının NATO’yu da güçlendireceğini söyledi. Bununla birlikte bu yaklaşımın ulusal egemenlik ve kendi kaderini tayin ilkeleriyle çeliştiğini kabul ederek, “Egemenliğe inanıyorsanız, ulusal kendi kaderini tayin hakkına da inanırsınız” dedi. İngiltere’de son anketler, Farage’ın liderliğindeki Reform UK’nin yükselişini teyit ediyor. More in Common’ın 13 Ocak 2026 tarihli anketinde Reform UK %31 ile ilk sırada yer alırken, Muhafazakâr Parti %21, İşçi Partisi %17, Liberal Demokrat Parti %10, Yeşiller Partisi %7 ölçüldü; diğer partilerin toplamı %14 oldu. YouGov’un 18–19 Ocak 2026 tarihli Westminster oy eğilimi anketinde de benzer bir tablo görülüyor: Reform UK yaklaşık %24, İşçi Partisi %19, Muhafazakâr Parti %18, Liberal Demokratlar %11–12, Yeşiller %8–9 bandında. Veriler, İngiltere’de iki partili yapının zayıfladığını ve orta-küçük partilerin dengeleyici rolünün arttığını gösteriyor. BBC, YouTube için özel içerik üretecek: İngiliz televizyonu için dönüm noktası BBC, YouTube ile yaptığı anlaşma kapsamında ilk kez YouTube’a özel, sıfırdan içerik üretileceğini açıkladı. Anlaşma, İngiliz televizyonculuğu açısından tarihi bir adım olarak değerlendiriliyor. BBC, bugüne kadar YouTube’da yalnızca programlardan kesitler ve tanıtımlar paylaşıyordu. Yeni anlaşmayla birlikte kurum, eğlence, haber ve spor alanlarında YouTube’a özel programlar hazırlayacak. İçeriklerin ilki, Şubat ayında düzenlenecek Kış Olimpiyatları kapsamında yayımlanacak. BBC, bu içeriklerin aynı zamanda BBC iPlayer ve BBC Sounds platformlarında da yer alacağını, ancak tüm BBC içeriklerinin YouTube’a taşınmasının söz konusu olmadığını vurguladı. Buna rağmen, İngiltere’de televizyon lisansı olmayan izleyiciler de YouTube üzerinden bazı BBC içeriklerine erişebilecek. İngiltere dışından izlenen BBC YouTube içeriklerinde ise reklam gösterilecek. Anlaşma, medya tüketimindeki hızlı değişime uyum çabasının bir parçası olarak görülüyor. Resmi ölçüm kuruluşu Barb verilerine göre, YouTube Aralık ayında ilk kez BBC’yi izleyici sayısında geride bıraktı. Aralık ayında yaklaşık 52 milyon kişi YouTube izlerken, BBC’nin toplam erişimi 50,9 milyon olarak ölçüldü. BBC’nin görevden ayrılan Genel Direktörü Tim Davie, anlaşmanın kurumun yeni izleyicilere ulaşmasını sağlayacağını belirterek, “YouTube’da izleyicilerin istediği formatlarda, cesur ve yerli içeriklerle bir üst seviyeye çıkıyoruz” dedi. Davie ayrıca, anlaşmanın Birleşik Krallık genelinde yeni YouTube içerik üreticilerini yetiştirmeye yönelik kapsamlı bir eğitim programını da içerdiğini söyledi. Anlaşma, BBC’nin kamu yayıncılığı sözleşmesinin yenilenme sürecine girdiği ve finansman modelinin yeniden tartışıldığı bir dönemde geldi. BBC’nin gelirlerinin büyük kısmını oluşturan lisans ücreti, son mali yılda 3,8 milyar sterlin seviyesinde gerçekleşmişti. Sektör genelinde ise geleneksel yayıncıların büyük teknoloji platformlarıyla iş birlikleri artıyor. BBC–YouTube anlaşması, klasik televizyon ile dijital platformlar arasındaki sınırların giderek silikleştiğini gösteren son örnek olarak öne çıkıyor. AVRUPA BİRLİĞİ  DAVOS’tan one çıkan notlar 
  • Donald Trump, Grönland’ı ilhak etmek için askeri güç kullanmayacağını söyledi ancak “derhal müzakerelere başlanması” çağrısı yaptı.
  • Trump, Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD’nin Grönland’ı satın almasının NATO’yu güçlendireceğini savundu.
  • Konuşması sırasında Trump, Grönland ile İzlanda’yı karıştırdı; borsalardaki düşüşün “İzlanda” nedeniyle yaşandığını iddia etti. Oysa piyasalardaki düşüş, Trump’ın sekiz Avrupa ülkesine yeni gümrük tarifeleri uygulama tehdidi sonrası gerçekleşti.
  • Beyaz Saray, Trump’ın Grönland–İzlanda karışıklığı yaşadığı iddiasını hızla reddetmeye çalıştı.
  • Trump, NATO’nun ABD’ye karşı adil davranmadığını yineleyerek, “Artık NATO’nun sorumluluk almasının zamanı geldi” dedi ve ABD’nin Ukrayna konusunda Avrupalı müttefiklere destek verdiğini vurguladı.
  • Grönland’ın Danimarka’ya “yılda yüz milyonlarca dolara mal olduğunu” öne süren Trump, “küçük bir ülke için çok pahalı, çok büyük bir buz parçası” ifadelerini kullandı.
  • Trump, NATO’nun kriz anında ABD’nin yanında olup olmayacağını sorgulayan tartışmalı ve saldırgan söylemini tekrarladı.
  • Avrupa Parlamentosu, Trump’ın AB ihracatına yüzde 10 gümrük vergisi tehdidi ve Grönland talebi nedeniyle AB–ABD ticaret anlaşması çalışmalarını askıya aldı.
  • Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, “Grönland tehdidi bitmeden uzlaşma mümkün değil” dedi ve ABD ile planlanan sıfır gümrük tarifesi vaadi içeren anlaşmanın onaylanmayacağını açıkladı.
  • Trump, Volodymyr Zelenskyy ile yarın bir görüşme yapılmasının beklendiğini belirterek, “Ukrayna konusunda makul bir anlaşmaya oldukça yakınız” dedi.
  • Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland konusunda askeri güç kullanmayacağını açıklamasını olumlu bulduklarını söyledi.
  • Rasmussen, buna rağmen Trump’ın Grönland’ı elde etme hedefinden vazgeçmediğini vurgulayarak, “Askeri güç kullanılmayacağının söylenmesi olumlu ama bu durum sorunu ortadan kaldırmıyor. Zorluk hâlâ devam ediyor” dedi.
Trump Davos’ta Grönland talebini sertleştirdi: “Güç kullanmayacağım ama mülkiyet gerekiyor” ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada Grönland’ın ABD tarafından ilhak edilmesi yönündeki talebini açık şekilde dile getirdi, ancak askeri güç kullanmayacağını söyledi. Trump, Grönland’ın savunulabilmesi için ABD’nin doğrudan mülkiyetine ihtiyaç olduğunu savundu. Küresel iş ve siyaset dünyasından binlerce isme hitap eden Trump, “Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. ABD’nin istediği tek şey Grönland adlı bir yer” dedi. Trump, Washington’un “derhal müzakerelere başlamak istediğini” vurgulayarak, “Evet diyebilirsiniz ve çok memnun oluruz. Ya da hayır dersiniz ve biz bunu hatırlarız” ifadelerini kullandı. Grönland’ı “büyük ve güzel bir buz parçası” olarak tanımlayan Trump, adanın yeterince korunmadığını öne sürdü ve ABD dışında hiçbir ülkenin bu adayı savunabilecek kapasiteye sahip olmadığını iddia etti. “Onu savunmak için mülkiyet gerekir. Bir kira sözleşmesiyle savunamazsınız” diyen Trump, lisans ya da kira anlaşmalarının güvenlik açısından yetersiz olduğunu savundu. Konuşmasında İkinci Dünya Savaşı’na da atıf yapan Trump, ABD’nin Avrupa’yı savunmadaki rolünü hatırlatarak, “Biz olmasaydık bugün hepiniz Almanca konuşuyor olabilirdiniz, belki biraz da Japonca” dedi. Danimarka’nın savaşta kısa sürede işgal edildiğini söyleyen Trump, ABD’nin büyük bedeller ödeyerek müdahil olduğunu dile getirdi. Trump, Grönland’ın ABD’ye devredilmesinin NATO için bir tehdit oluşturmayacağını savundu ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte için “mükemmel bir genel sekreter” ifadesini kullandı. Ancak buna rağmen ABD’nin NATO’ya fazla yük taşıdığını ileri sürerek, “Biz çok şey veriyoruz ama karşılığında çok az alıyoruz” dedi. ABD’nin NATO’ya yüzde 100 bağlı olduğunu söyleyen Trump, “Onların bizim için aynısını yapacağından emin değilim” ifadelerini kullandı. Uzun ve dağınık geçen konuşmasında Trump, çevre ve enerji politikalarına da değinerek temiz enerji dönüşümünü “yeni yeşil aldatmaca” olarak nitelendirdi. Avrupa’yı fosil yakıt kaynaklarını kullanmamakla eleştiren Trump, “Her yerde rüzgâr türbinleri var ve bunlar kaybedenler” dedi. ABD ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Trump, ikinci başkanlık döneminin ilk yılında enflasyonun neredeyse sıfırlandığını, benzin fiyatlarının düştüğünü ve ekonominin hızla büyüdüğünü savundu. Önceki başkan Joe Biden dönemini hedef alan Trump, “O dönemde ölü bir ülkeydik. Şimdi dünyanın en sıcak ekonomisiyiz” dedi. Trump’ın hafta sonunda bazı Avrupa ülkelerine, Grönland talebini engelledikleri gerekçesiyle yeni gümrük tarifeleri uygulayabileceği yönündeki tehdidi, Davos’taki görüşmelerin ana gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Kanada Başbakanı Mark Carney, bir gün önce yaptığı konuşmada orta ölçekli ülkelerin ABD’nin “zorlayıcı politikalarına” karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini söylemişti. Trump ise konuşmasında Carney’i doğrudan hedef alarak, “Kanada ABD sayesinde ayakta duruyor, bunu unutma Mark” ifadelerini kullandı. Konuşma boyunca Trump’ın hedef aldığı isimler arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Merkez Bankası’nın görevden ayrılan başkanı Jerome Powell ve Kongre üyesi Ilhan Omar da yer aldı. Trump, Davos’a gelişinin Air Force One’daki teknik bir arıza nedeniyle geciktiğini ancak buna rağmen programını boşaltarak zirvede konuşmayı tercih ettiğini de aktardı. Trump: NATO Genel Sekreteri ile Grönland konusunda “anlaşma çerçevesi” oluşturduk ABD Başkanı Donald Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmenin ardından Grönland ve genel olarak Arktik bölgeye ilişkin gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesinin oluşturulduğunu açıkladı. Trump, görüşmeyi “çok verimli” olarak nitelendirdi. Trump, anlaşmanın hayata geçirilmesi halinde, Grönland’ın ABD tarafından ilhak edilmesine karşı çıkan bazı müttefik ülkelere Şubat ayında uygulanması planlanan gümrük tarifelerinin devreye alınmayacağını söyledi. Bu açıklama, son günlerde transatlantik ticaret ilişkilerinde artan gerilimin yumuşayabileceği şeklinde yorumlandı. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Grönland ve aslında tüm Arktik bölgeyle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, “Anlaşma tamamlanırsa, Şubat ayında yürürlüğe girmesi planlanan tarifeleri uygulamayacağım” dedi. Paylaşımında savunma boyutuna da değinen Trump, “Grönland bağlamında Altın Kubbe ile ilgili ek görüşmeler yapılıyor. Görüşmeler ilerledikçe daha fazla bilgi paylaşılacak” açıklamasını yaptı. Trump’ın “Altın Kubbe” ifadesiyle, ABD’nin NATO ile bağlantılı füze savunma mimarisine atıfta bulunduğu değerlendiriliyor. Trump, daha sonra CNBC’ye verdiği röportajda, söz konusu anlaşma çerçevesine dair yeni ayrıntılar paylaştı. Trump, Grönland’a ilişkin olası anlaşmanın NATO’nun Altın Kubbe füze savunma sistemine dahil edilmesini ve ABD’ye “maden hakları” verilmesini içerdiğini söyledi. Röportaj sırasında anlaşmanın süresi sorulduğunda Trump, “Sonsuza kadar” yanıtını verdi. Trump, bu hedeflere ulaşmak için askeri güç kullanma niyetinde olmadığını da bir kez daha vurguladı. ABD Başkanı, müzakerelerin yürütülmesinde üst düzey isimlerin görev alacağını da duyurdu. Buna göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Özel Temsilci Steve Witkoff, görüşmeleri yürütecek ve doğrudan Trump’a rapor verecek. Trump’ın tarifeleri geri çekme kararını açıklamasının ardından küresel piyasalarda hızlı bir toparlanma yaşandı. ABD borsalarında endeksler Çarşamba günü sert yükselirken, yatırımcıların ticaret geriliminin şimdilik tırmanmayacağı beklentisiyle risk iştahının arttığı görüldü. Trump’ın Grönland ve Arktik bölgeye ilişkin açıklamaları, yalnızca jeopolitik dengeler açısından değil, aynı zamanda NATO içi ilişkiler ve küresel ticaret politikaları bakımından da yeni bir dönemin sinyali olarak değerlendiriliyor. Altın Kubbe nedir, Grönland’daki madenler ne kadar ve ne ediyor? Altın Kubbe, ABD Başkanı Donald Trump’ın kullandığı siyasi–stratejik bir kavramdır; resmî bir savunma sistemi adı değildir. ABD ve NATO’nun Arktik merkezli füze erken uyarı ve savunma mimarisini ifade eder. Bu yapı, balistik füze radarları, uydu izleme sistemleri ve NATO’ya entegre hava–füze savunma ağlarını kapsar. Grönland, Rusya’dan Kuzey Kutbu üzerinden gelebilecek balistik füzeler için en kısa rota üzerinde yer aldığı için kritik kabul edilir. ABD’nin Pituffik (eski Thule) Üssü, bu mimarinin merkez unsurlarından biridir. Trump’ın yaklaşımında Altın Kubbe, kalıcı askeri ve siyasi kontrol gerektirir; bu nedenle Grönland yalnızca savunma değil egemenlik meselesi olarak ele alınmaktadır. Grönland’daki maden ve mineral kaynakları (miktar ve değer) Grönland, dünya üzerindeki en büyük işlenmemiş kritik mineral havzalarından biridir.
  • Nadir toprak elementleri (REE): Grönland’da yaklaşık 38–40 milyon ton nadir toprak oksit eşdeğeri rezerv bulunduğu tahmin ediliyor. Bu, küresel rezervlerin yaklaşık %20–25’i anlamına geliyor. Mevcut piyasa fiyatlarıyla bu rezervin brüt ekonomik değeri 1–1,5 trilyon dolar aralığında hesaplanıyor. En büyük saha Kvanefjeld.
  • Uranyum: Tahmini 600 bin tonun üzerinde uranyum rezervi bulunuyor. Güncel fiyatlarla potansiyel değeri 70–90 milyar dolar seviyesinde. Uranyum, nükleer enerji ve savunma sanayii açısından stratejik kabul ediliyor.
  • Lityum: Ticari ölçekli yataklar tespit edilmiş durumda. Kesin rezerv rakamları netleşmemiş olsa da, mevcut sahaların on milyarlarca dolarlık potansiyele sahip olduğu değerlendiriliyor. Lityum, elektrikli araç ve batarya teknolojileri için kritik.
  • Grafit: Yüksek saflıkta grafit potansiyeli bulunuyor. Batarya ve savunma sanayii kullanımına uygun bu kaynağın 10–20 milyar dolar düzeyinde bir ekonomik değere ulaşabileceği öngörülüyor.
  • Nikel, bakır, çinko ve kobalt: Bu metallerin toplam potansiyel değeri, mevcut fiyatlarla 100 milyar doların üzerinde hesaplanıyor. Havacılık, savunma ve enerji altyapısında kullanılıyor.
ABD neden bu kaynakları istiyor? Çin, küresel nadir toprak işleme kapasitesinin yaklaşık %85–90’ını kontrol ediyor. ABD ve NATO ülkeleri, savunma sanayii ve enerji dönüşümü için gerekli kritik minerallerde Çin bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Grönland, bu açıdan jeopolitik olarak güvenli ve Batı kontrolünde bir alternatif sunuyor. Trump’ın CNBC’ye verdiği röportajda kullandığı ifade bu yaklaşımı netleştiriyor: “Anlaşma maden ve mineral haklarını da kapsayacak.” Trump, Davos’ta Macron’la alay etti: Söz düellosu sertleşiyor ABD Başkanı Donald Trump, Davos’taki konuşmasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u hedef aldı. Trump, Macron’un bir gün önceki konuşmasında taktığı pilot gözlükleriyle alay ederek salondan kahkahalar yükselmesine neden oldu. “Dün Emmanuel Macron’u o güzel güneş gözlükleriyle izledim” diyen Trump, ardından Macron’u “sevdiğini” söyledi. Ancak iki lider arasındaki gerilimin hızla tırmandığı görülüyor. Trump, pazartesi günü Macron’un kendi “Barış Kurulu” girişimine katılmayı reddetmesinin ardından, Fransız şarap ve şampanyalarına yüzde 200 gümrük vergisi uygulamakla tehdit etmişti. Macron için “Kimse onu istemiyor, yakında görevden gidecek” ifadelerini kullanan Trump, ticaret tehdidini açıkça dile getirmişti. Macron’un görev süresi 2027’de sona eriyor. Fransız lider, Aralık 2025’te görevini “son saniyesine kadar” sürdüreceğini açıklamıştı. Elysee Sarayı ise Davos’ta çok konuşulan güneş gözlüklerinin, Macron’un gözündeki damar çatlağı nedeniyle takıldığını belirtmişti. Macron, Davos’taki konuşmasında Trump’ın Grönland politikasına dolaylı ama sert bir yanıt vererek, Avrupa’nın “zorbalara boyun eğmeyeceğini” ve “güçlünün hukuku”nu reddettiğini söylemişti. Trump da kendi konuşmasında Macron’la ilaç fiyatları pazarlıklarını anlatarak, “ABD’yi 30 yıldır sömürdüğünü söyledim” ifadelerini kullandı. Karşılıklı açıklamalar, iki lider arasında diplomatik gerilimin kişisel sataşmalara dönüştüğünü ve ABD–Fransa hattındaki tansiyonun Davos’ta daha da yükseldiğini gösteriyor. Avrupa Parlamentosu, AB–ABD ticaret anlaşmasının onay sürecini askıya aldı Avrupa Parlamentosu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland gerilimi kapsamında sekiz Avrupa ülkesine ek gümrük tarifeleri uygulanacağını açıklamasının ardından, Avrupa Birliği ile ABD arasında Temmuz 2025’te varılan ticaret anlaşmasının onay sürecini süresiz olarak askıya aldı. Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB–ABD ticaret anlaşmasına ilişkin tüm çalışmaların dondurulduğunu duyurdu. Lange, kararın gerekçesini şu sözlerle açıkladı: “Egemenliğimiz ve toprak bütünlüğümüz tehlikede. İşleri her zamanki gibi sürdürmek imkânsız. Grönland, Danimarka ve Avrupa’daki müttefiklere yönelik devam eden ve artan tehditler, özellikle de gümrük vergisi tehditleri dikkate alındığında, anlaşma üzerindeki çalışmaları askıya almaktan başka seçeneğimiz kalmadı.” AB–ABD ticaret anlaşmasına ilişkin yasal metin, Avrupa Parlamentosu süreci ve üye ülkelerle yürütülen teknik müzakereler, doğrudan Uluslararası Ticaret Komitesi’nin yetki alanında bulunuyordu. Askıya alma kararıyla birlikte, anlaşmanın parlamentodaki ilerleme süreci fiilen durdurulmuş oldu. Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Halk Partisi, Sosyalistler ve Demokratlar ile Avrupa’yı Yenile gruplarının liderleri de Trump’ın Grönland’a yönelik açıklamaları ve sekiz Avrupa ülkesine ek tarife uygulanacağı duyurusuna tepki göstererek, bu koşullar altında uzlaşılan ticaret anlaşmasının onaylanmasının mümkün olmadığını açıkladı. Söz konusu ticaret anlaşması, sanayi ürünlerinde karşılıklı gümrük vergilerinin büyük ölçüde sıfırlanmasını ve transatlantik ticarette yeni bir dönemin başlamasını hedefliyordu. Ancak Trump’ın son açıklamaları, AB–ABD ekonomik ilişkilerinde ciddi bir siyasi kırılma olarak değerlendiriliyor. Lagarde, ABD Ticaret Bakanı’nın katıldığı Davos yemeğini terk etti **Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın, ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in de katıldığı Davos’taki üst düzey bir yemeği salondaki konuşmalar nedeniyle terk ettiği bildirildi. Bloomberg’in konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, 100’den fazla davetlinin katıldığı VIP yemekte, Lutnick’in konuşmasında Avrupa ekonomilerini küçümseyen ve ABD’nin ekonomik üstünlüğünü vurgulayan ifadeler kullanması salonda gerginliğe yol açtı. Kaynağa göre, eleştirilerin tonu sertleştikçe Lagarde’ın salondan ayrıldığı görüldü. Habere göre, salı akşamı düzenlenen yemekte son sözü alan Lutnick, konuşması sırasında Avrupa’ya yönelik eleştirilerini artırdı. Bu ifadelerin, masadaki bazı Avrupalı katılımcıları açık biçimde rahatsız ettiği ve tepki çektiği aktarıldı. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde, geçmişte de ABD’de Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün Avrupa ekonomisi ve transatlantik ilişkiler açısından sorunlar yaratabileceği yönünde uyarılarda bulunmuştu. Lagarde, Trump’ın ilk başkanlık döneminin büyük bölümünde Uluslararası Para Fonu başkanlığı görevini yürütmüş, daha önce de Fransa Maliye Bakanı olarak görev yapmıştı. Davos’ta yaşanan bu gelişme, ABD–Avrupa hattında artan siyasi ve ekonomik gerilimin, yalnızca resmi toplantılara değil, kapalı kapılar ardındaki diplomatik temaslara da yansıdığını ortaya koydu. Norveç, Trump’ın “Barış Kurulu”na katılmayacak Norveç hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump tarafından oluşturulan “Barış Kurulu”na katılmayacağını açıkladı. Norveç Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, kurulun kapsamı ve işleyişine ilişkin çok sayıda soru işareti bulunduğu belirtildi. Norveç Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Kristoffer Thoner, ABD’nin teklifinin Birleşmiş Milletler gibi mevcut uluslararası yapılarla nasıl ilişkilendirileceğinin net olmadığını söyledi. Thoner, bu nedenle Norveç’in Davos’ta yapılması planlanan imza törenine de katılmayacağını ifade etti. Açıklamada, Norveç’in ABD ile yakın iş birliğini sürdürmeye devam edeceği vurgulandı. Trump’ın “Barış Kurulu” girişimi ilk olarak Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek amacıyla gündeme gelmişti. Ancak kurulun tüzüğünde, yetki alanının yalnızca Filistin topraklarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. ABD yönetiminin, kurulda kalıcı koltuk için ülkelerden 1 milyar dolara kadar katkı payı talep ettiği, Trump’ın da kurulun başkanlığını üstleneceği belirtiliyor. Norveç tarafı, Trump’ın Ukrayna, Gazze ve diğer krizlerde kalıcı barış hedefini paylaştığını, ancak önerilen yapının Norveç’in uluslararası yükümlülükleriyle uyumlu olmadığını kaydetti. Trump’ın, Nobel Barış Ödülü’nü alamamasının ardından Norveç’e yönelik eleştirilerini sertleştirdiği de hatırlatıldı. JP Morgan CEO’su Dimon: Yapay zekânın yaygınlaşması toplumu korumak için yavaşlatılabilir Jamie Dimon, yapay zekânın çok hızlı yayılması halinde toplumsal huzursuzluk ve sivil karışıklık riski doğabileceği uyarısında bulundu. JP Morgan CEO’su Dimon, Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada, yapay zekânın verimlilik artışı ve hastalıkların tedavisi gibi büyük faydalar sağlayacağını ancak “toplumu kurtarmak için” aşamalı biçimde hayata geçirilmesi gerekebileceğini söyledi. Dimon, şirketlerin ve hükümetlerin yapay zekâyı görmezden gelemeyeceğini belirterek, beş yıl içinde JP Morgan’da çalışan sayısının azalabileceğini ifade etti. Rekabet nedeniyle bu teknolojinin mutlaka kullanılacağını vurgulayan Dimon, “Eğer yapay zekâ toplumdan daha hızlı ilerlerse, hükümetler ve şirketler birlikte devreye girip insanları yeniden eğitecek çözümler üretmek zorunda” dedi. ABD’deki yaklaşık 2 milyon ticari kamyon şoförünü örnek gösteren Dimon, sürücüsüz araçların hızla devreye girmesi halinde milyonlarca kişinin bir anda düşük ücretli işlere itilemeyeceğini söyledi. “Bu şekilde yapılırsa sivil huzursuzluk çıkar. Bu yüzden geçiş süreci zamana yayılmalı” ifadelerini kullandı. Dimon’a göre yerel yönetimler, ücret destekleri, yeniden eğitim, yer değiştirme ve erken emeklilik gibi programları gündeme almak zorunda kalabilir. Dimon ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ve NATO’ya yönelik sert söylemlerine temkinli yaklaşarak, Avrupa’nın güçlendirilmesinin amaçlanması halinde bunun kabul edilebilir olduğunu, ancak bunun baskıyla değil ikna ve iş birliğiyle yapılması gerektiğini söyledi. Trump’ın göç politikalarına da eleştiri getiren Dimon, göçmenlerin sağlık, tarım ve hizmet sektörlerinde ABD ekonomisi için vazgeçilmez roller oynadığını vurguladı. Aynı oturumda söz alan Jensen Huang ise Dimon’dan farklı bir tablo çizdi. Nvidia CEO’su Huang, asıl sorunun iş kaybı değil iş gücü açığı olduğunu savunarak, yapay zekâ yatırımlarının tarihteki en büyük altyapı hamlesi olduğunu ve çok sayıda yeni iş yaratacağını söyledi. Huang, çip üretimi, veri merkezleri, inşaat, elektrik ve ağ kurulumları gibi alanlarda “iş, iş, iş” oluştuğunu belirtti. Huang’a göre yapay zekâ destekli robotik sistemler, Avrupa için de nesilde bir kez gelen bir fırsat sunuyor. Avrupa’nın güçlü sanayi altyapısına dikkat çeken Huang, kıtanın yazılım çağını atlayarak ileri üretim ve robotik alanında sıçrama yapabileceğini savundu. Ryanair’den Starlink’e ret: O’Leary ile Musk arasındaki atışma reklama dönüştü Ryanair CEO’su Michael O’Leary, Elon Musk’ın Starlink uydu internet sisteminin Ryanair uçaklarında kullanılmasına yüksek maliyet nedeniyle karşı çıktıklarını açıkladı. Tartışma, Elon Musk’ın sosyal medyada Ryanair’i satın alabileceği yönündeki alaycı paylaşımıyla başladı ve kısa sürede kişisel sataşmalara dönüştü. Musk, X’te yaptığı paylaşımlarda O’Leary için “aptal” ve “geri zekâlı herif” gibi ifadeler kullandı. O’Leary ise buna sert ama alaycı bir yanıt vererek, “Sosyal medya, özellikle X, tam bir lağım çukuru. Musk’ın bana söyleyebileceği hiçbir şey, ergen çocuklarımın bana söylemediği bir şey değil” dedi. O’Leary, Starlink’in teknoloji olarak iyi olduğunu kabul etti ancak “Sorun teknoloji değil, maliyet” diyerek sistemin Ryanair için uygun olmadığını vurguladı. Ryanair CEO’suna göre Starlink’in filoya kurulması, kurulum ve yakıt tüketimi etkisiyle birlikte yıllık 200–250 milyon avro ek maliyet yaratıyor. Uçak gövdesine yerleştirilecek antenlerin yakıt tüketimini yüzde 1–2 artıracağı ve bunun düşük maliyetli iş modelini bozacağı ifade edildi. Yolcu talebine de değinen O’Leary, “Starlink yolcuların yüzde 90’ının Wi-Fi için para ödeyeceğini düşünüyor, bizim verilerimiz ise bunun yüzde 10’dan az olduğunu gösteriyor” dedi. Buna rağmen kapıyı tamamen kapatmadıklarını belirten O’Leary, “Yakıt maliyetini Starlink karşılarsa, sistemi uçaklara takarız” ifadesini kullandı. Ryanair, tartışmayı ticari avantaja da çevirdi. Şirket, Musk’ın hakaretlerine gönderme yaparak “Big Idiot” (Büyük Aptal) adlı kampanyayı başlattı ve 16,99 avroluk indirimli bilet satışına çıktı. O’Leary, kampanyanın milyonlarca tıklama aldığını belirterek, polemiğin Ryanair’e bedava reklam sağladığını söyledi.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar