Avrupa’nın gündeminde neler var? 26 Mart 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa’nın gündemini sizler için derledi.
İNGİLTERE
İngiltere’den Hürmüz hamlesi: Petrol akışını yeniden başlatmak için zirve önerisi
İngiltere, küresel enerji krizinin derinleşmesi üzerine Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için uluslararası bir güvenlik zirvesine ev sahipliği yapmayı teklif etti. Yaklaşık küresel petrol arzının %20’sinin geçtiği kritik su yolunun fiilen kapanması, ekonomik etkilerin hızla artmasına yol açıyor.
Savunma yetkilileri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından tırmanan kriz çerçevesinde, boğazın nasıl güvenli şekilde yeniden açılabileceğini tartışıyor. İngiltere Savunma Bakanlığı (UK Ministry of Defence), tankerlerin geçişini sağlamak için seçenekleri değerlendirmek üzere ABD Merkez Komutanlığı ile koordinasyon başlattı.
30’dan fazla ülkenin imzaladığı ortak bildiride, Hürmüz’de deniz trafiğinin güvenliğini sağlamak için “uygun adımların atılması” konusunda mutabakata varıldı. İngiltere, Fransa, Almanya, Kanada ve Avustralya’nın da yer aldığı bu girişim kapsamında, askeri düzeyde yeni toplantılar yapılması ve daha geniş bir koalisyon oluşturulması planlanıyor.
İngiliz yetkililer, olası zirvenin Londra’da veya Portsmouth’taki deniz karargâhında düzenlenebileceğini ve amacın “koordineli bir plan oluşturarak uygun şartlar oluşur oluşmaz güvenli bir geçiş koridoru açmak” olduğunu belirtti. Bu çerçevede mayın temizleme dronları gibi teknolojik çözümler de gündemde.
Başbakan Keir Starmer, çatışmanın kısa sürede sona ermeyebileceğini belirtirken, hükümetin ve müttefiklerin önceliğinin gerilimin düşürülmesi ve enerji akışının yeniden sağlanması olduğunu vurguladı.
İngiltere Parlamentosu Ulusal Güvenlik Stratejisi Komitesi Başkanı Matt Western ise krizin küresel ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, enerji fiyatlarının hızla yükseldiğini, doğalgaz fiyatlarının neredeyse iki katına çıktığını ve petrol fiyatlarının ciddi şekilde arttığını söyledi. Western, mevcut durumun hem müttefik ekonomilere zarar verdiğini hem de Çin ve Rusya gibi aktörlerin bu krizden fayda sağladığını ifade etti.
Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması, yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda enflasyon, kamu borçlanma maliyetleri ve küresel ticaret akışlarını da doğrudan etkiliyor. Bu nedenle boğazın yeniden açılması, kısa vadede küresel ekonomik istikrar için kritik önemde görülüyor.
İngiltere’de enflasyon %3’te sabit kaldı: İran savaşı sonrası yeni artış riski
İngiltere’de enflasyon şubat ayında %3 seviyesinde sabit kaldı, ancak Orta Doğu’daki savaşın tetiklediği enerji fiyat artışları nedeniyle önümüzdeki dönemde yeniden yükselmesi bekleniyor.
İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi (Office for National Statistics) verilerine göre tüketici fiyat endeksi, ocak ayındaki seviyesini koruyarak beklentilere paralel gerçekleşti, ancak %2’lik resmi hedefin üzerinde kalmaya devam etti. Ekonomistler, verilerin İran savaşı öncesine ait olması nedeniyle mevcut riskleri tam yansıtmadığını vurguluyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların ardından petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan artışın, enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturması bekleniyor.
Şubat ayında gıda enflasyonu %3,6’dan %3,3’e gerileyerek son bir yılın en düşük seviyesine inse de, İngiltere Gıda ve İçecek Federasyonu (Food and Drink Federation) bu düşüşün geçici olabileceği uyarısında bulundu. Kurum, artan enerji, gübre ve taşımacılık maliyetlerinin etkisiyle önümüzdeki aylarda fiyatların yeniden yükselişe geçebileceğini belirterek mevcut durumu “fırtına öncesi sessizlik” olarak nitelendirdi.
Savaşın başlamasının ardından akaryakıt fiyatlarında hızlı bir artış yaşandı; benzin fiyatları kısa sürede yaklaşık %9 yükseldi. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi Başekonomisti Grant Fitzner, şubat ayında giyim fiyatlarının enflasyonu yukarı çektiğini, ancak petrol fiyatlarındaki önceki düşüş ve bazı kalemlerdeki gerilemenin bu etkiyi dengelediğini ifade etti.
Çekirdek enflasyonun %3,2’ye yükselmesi, fiyat baskılarının daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ederken, bu durum İngiltere Merkez Bankası’nın (Bank of England) faiz indirimi beklentilerini zayıflattı. Piyasalar artık bir sonraki adımın faiz artışı olabileceğini fiyatlamaya başladı.
Maliye Bakanı Rachel Reeves ise hükümetin artan maliyetlere karşı önlem alacağını belirterek, enerji faturalarına 150 sterlin destek sağlanacağını ve yüksek faturalarla karşılaşabilecek haneler için ek yardım seçeneklerinin değerlendirildiğini açıkladı.
Son veriler, enflasyonda geçici bir dengelenmeye işaret etse de, enerji fiyat şoku kaynaklı yeni bir yükseliş dalgasının kapıda olduğuna dair endişeler güçleniyor.
İngiltere’de gıda enflasyonu geriledi: Sektörden “fırtına öncesi sessizlik” uyarısı
İngiltere’de gıda enflasyonu şubat ayında %3,6’dan %3,3’e gerileyerek sınırlı bir düşüş gösterdi, ancak sektör temsilcileri Orta Doğu’daki savaşın etkisiyle fiyatların yeniden yükselişe geçebileceği uyarısında bulundu.
İngiltere Gıda ve İçecek Federasyonu (Food and Drink Federation), enerji ve gübre maliyetlerindeki artışın gıda fiyatlarını yeniden yukarı çekebileceğini belirterek mevcut tabloyu “fırtına öncesi sessizlik” olarak nitelendirdi. Kurum, savaşın uzaması halinde maliyet baskılarının tüketici fiyatlarına kaçınılmaz olarak yansıyacağını vurguladı.
Şubat ayında fiyat düşüşleri özellikle bazı temel ürünlerde belirgin oldu. Zeytinyağı fiyatları %10,4, un fiyatları %8,3, pizza fiyatları ise %4,9 geriledi. Şekerleme ürünleri, özellikle çikolata fiyatlarındaki düşüş de yıllık enflasyonu aşağı çekti. Buna karşılık süt ürünleri ve sebze fiyatlarındaki artışlar bu düşüşü kısmen dengeledi.
Öte yandan bazı ürünlerde sert fiyat artışları dikkat çekti. Sığır eti ve dana eti fiyatları %20,6, sakatat %17, tam yağlı süt ise %13,1 oranında arttı. Bu durum, gıda enflasyonundaki genel yavaşlamaya rağmen belirli kalemlerde maliyet baskısının sürdüğünü gösterdi.
Federasyon, enerji krizinin yalnızca üretim maliyetlerini değil, aynı zamanda lojistik zincirini de etkilediğine dikkat çekti. İngiltere’de taşımacılık şirketlerinin acil yakıt ek ücretlerini %20’ye kadar artırdığı, deniz taşımacılığında ise konteyner başına yaklaşık 400 dolar ek yakıt maliyeti uygulandığı belirtildi.
Sektör temsilcilerine göre gıda fiyatlarındaki maliyet artışlarının raflara tam olarak yansıması birkaç ay sürebilir. Ancak mevcut koşullar altında İran savaşı kaynaklı maliyet artışlarının bu yıl içinde tüketiciler tarafından hissedileceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, gıda enflasyonundaki mevcut düşüşün geçici olabileceğini ve enerji, gübre ve taşımacılık maliyetlerinin birleşik etkisiyle önümüzdeki dönemde yeniden yukarı yönlü bir baskı oluşabileceğini değerlendiriyor.
İngiltere Merkez Bankası üyesi Greene: Faiz artışına oy vermeye yakın değildim
İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (MPC) üyesi Megan Greene, bu ayki toplantıda faiz artışı yönünde oy vermeye yakın olmadığını belirterek piyasalardaki sıkılaşma beklentilerine temkinli bir mesaj verdi.
İngiltere Merkez Bankası’nda (Bank of England) faiz belirleyici konumda bulunan Megan Greene, ABD’li yatırım bankası Jefferies tarafından düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamada, “faiz artırmaya yönelmedim” ifadesini kullandı. Açıklama, Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkilerinin giderek belirginleştiği bir dönemde geldi.
Geçen hafta yapılan toplantıda MPC üyeleri oybirliğiyle faizleri sabit tutarken, kurul enflasyonu %2 hedefinde tutmak için gerektiğinde harekete geçmeye hazır olduğunu vurgulamıştı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu yeniden yukarı çekme riski, kurul içindeki görüş ayrılıklarını da artırmış durumda. Bazı üyeler faiz artışının gerekebileceğini savunurken, Greene daha temkinli bir duruş sergiledi.
Greene, enflasyonun kalıcı hale gelme riskinin “belki de önemli ölçüde arttığını” kabul ederken, İngiliz hanehalklarının enflasyon şoklarına karşı daha hassas hale geldiğini söyledi. Buna karşın, bu riskin otomatik olarak güçlü ücret artışlarına dönüşmeyebileceğini belirtti ve iş gücü piyasasının 2022’deki enerji krizi dönemine kıyasla daha zayıf olduğuna dikkat çekti.
Öte yandan ABD’li Citi bankasının yayımladığı ankete göre, İngiltere’de halkın önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi %3,3’ten %5,4’e sıçrayarak son 20 yılın en sert artışını kaydetti. Bu gelişme, fiyat baskılarının beklentiler kanalıyla ekonomiye yayılabileceği endişelerini artırdı.
Piyasalarda ise beklentiler hızla değişiyor. İran savaşı öncesinde faiz indirimi öngörülürken, son gelişmelerin ardından yatırımcılar artık yaz aylarına kadar en az iki faiz artışı ihtimalini fiyatlıyor. Bu durum, para politikasında yönün kısa sürede tersine dönebileceğine işaret ediyor.
Greene’in açıklamaları, Merkez Bankası içinde henüz net bir sıkılaşma eğilimi oluşmadığını gösterse de, enflasyon beklentilerindeki sıçrama ve enerji fiyatlarındaki artışın politika üzerinde baskıyı artırdığı değerlendiriliyor.
İngiltere’de kiralar %3,5 arttı, konut fiyatlarındaki yükseliş yavaşladı
İngiltere’de kira artışları son aylarda %3,5 seviyesinde sabit kalırken, konut fiyatlarındaki yükselişin hız kestiği görüldü.
İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi (Office for National Statistics) verilerine göre ortalama özel sektör kirası, şubat ayına kadar olan 12 aylık dönemde %3,5 artarak 1.374 sterline yükseldi. Bu oran, ocak ayıyla aynı seviyede gerçekleşti.
Bölgesel olarak bakıldığında kiralar İngiltere’de 1.430 sterline (%3,6), Galler’de 828 sterline (%5,5), İskoçya’da 1.022 sterline (%2,4) yükseldi. Kuzey İrlanda’da ise kira artışı daha güçlü seyrederek %5,2 ile 875 sterline ulaştı. İngiltere içinde en yüksek kira artışı %7,6 ile Kuzeydoğu bölgesinde görülürken, Londra’da artış %1,7 ile en düşük seviyede kaldı.
Konut fiyatlarında ise belirgin bir yavaşlama dikkat çekti. Ortalama konut değeri ocak ayına kadar olan dönemde %1,3 artarak 268 bin sterline yükseldi, ancak bu oran bir önceki ayda kaydedilen %1,9’luk artışın altında kaldı. İngiltere’de ortalama konut fiyatı 290 bin sterlin (%1,1), Galler’de 210 bin sterlin (%2,0), İskoçya’da ise 188 bin sterlin (%1,3) olarak hesaplandı.
Veriler, konut piyasasında hem kiralarda hem de satış fiyatlarında artışın sürdüğünü ancak momentumun zayıfladığını gösterirken, yüksek faiz ortamı ve ekonomik belirsizliklerin talebi sınırladığı değerlendiriliyor.
İngiltere’de gençlere sosyal medya kısıtlaması testi başlıyor
İngiltere hükümeti, gençlerin dijital kullanımını sınırlamaya yönelik adımlar kapsamında yüzlerce genç üzerinde sosyal medya kısıtlaması denemesi başlatıyor. Uygulama, doğrudan yasak yerine farklı sınırlama modellerinin etkisini ölçmeyi amaçlıyor.
Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanlığı, 300 genci kapsayan altı haftalık pilot programda uygulamalara süre sınırı, gece kullanım yasağı ve bazı platformların tamamen kaldırılması gibi farklı yöntemleri test edecek. Deney kapsamında bazı aileler çocuklarının sosyal medya kullanımını tamamen kısıtlarken, bazı gruplarda günlük kullanım bir saatle sınırlandırılacak. Bir diğer grupta ise 21.00–07.00 saatleri arasında erişim yasağı uygulanacak, kontrol grubu ise herhangi bir kısıtlama olmadan sürece dahil edilecek.
Program, hükümetin bu yıl başlattığı ve şu ana kadar 30 binden fazla görüş toplanan dijital refah danışma sürecinin bir parçası olarak yürütülüyor. Çalışmanın amacı, sosyal medya kullanımının gençlerin uyku düzeni, stres seviyesi ve genel psikolojik durumu üzerindeki etkilerini daha somut verilerle ortaya koymak.
Bu adım, parlamentonun kısa süre önce 16 yaş altına yönelik genel sosyal medya yasağını reddetmesinin ardından geldi. Yetkililer, doğrudan yasak yerine veriye dayalı ve kademeli bir düzenleme yaklaşımı benimsemeyi tercih ediyor.
Düzenleyici kurumlar Ofcom ve Information Commissioner's Office, sosyal medya şirketlerine çocukları korumak için yaş doğrulama sistemlerini güçlendirme ve yabancılarla temasın sınırlandırılması çağrısında bulundu.
Avrupa genelinde benzer adımlar gündeme geliyor. Avustralya’nın 16 yaş altına sosyal medya yasağı getirmesinin ardından, İspanya gençlere yönelik kısıtlama uygulayan ilk Avrupa ülkesi olurken, Fransa’da da 15 yaş altı için benzer bir düzenleme planlanıyor.
İngiltere’de yürütülen bilimsel araştırma kapsamında ise yaklaşık 4 bin öğrenci üzerinde sosyal medya kullanımının azaltılmasının etkileri incelenecek. Çalışma, gençlerin dijital alışkanlıklarının sağlık ve davranış üzerindeki uzun vadeli etkilerine ışık tutmayı hedefliyor.
Öte yandan teknoloji şirketlerine yönelik baskı da artıyor. Meta, ABD’de görülen bir davada çocukları platformlarında yeterince koruyamadığı gerekçesiyle yaklaşık 400 milyon dolar tazminata mahkûm edildi. Ayrıca ABD’de devam eden başka bir davada, sosyal medya platformlarının bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanıp tasarlanmadığı da inceleniyor.
Son gelişmeler, Avrupa’da sosyal medya kullanımına yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini ve gençlerin dijital ortamda korunmasının politika gündeminde üst sıralara yükseldiğini gösteriyor.
AVRUPA BİRLİĞİ
ECB’den faiz sinyali: Lagarde “gelecek ay bile artış olabilir” dedi
Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank) Başkanı Christine Lagarde, enerji fiyat şokunun enflasyonu hedefin üzerine taşıması halinde faiz artırımlarının “önümüzdeki ay kadar yakın” bir tarihte başlayabileceğini söyledi.
Frankfurt’ta yaptığı konuşmada Lagarde, enflasyonun %2 hedefinin sınırlı ölçüde aşılmasının bile “ölçülü bir sıkılaşmayı” gerektirebileceğini vurguladı. ECB geçen hafta faizleri sabit bırakırken, enerji fiyatlarındaki artışın önümüzdeki dönemde fiyatları yukarı çekeceği uyarısında bulunmuştu.
Lagarde, enflasyonun hedefin kalıcı şekilde üzerine çıkması durumunda “güçlü ve sürekli” bir politika tepkisinin kaçınılmaz olacağını belirtirken, daha sınırlı bir sapmada dahi hareketsiz kalmanın iletişim açısından risk oluşturacağını ifade etti. “Bu tür bir sapmaya hiç tepki verilmemesi, kamuoyunun merkez bankasının nasıl karar aldığına dair güvenini zedeleyebilir” dedi.
ECB’nin projeksiyonlarına göre en iyimser senaryoda enflasyon bu yıl ortalama %2,6 seviyesine yükselirken, olumsuz senaryoda yılın ikinci yarısında %4’ün üzerine çıkması, ağır senaryoda ise gelecek yıl başında %6’yı aşması ve uzun süre yüksek kalması öngörülüyor. Bu tablo, para politikasında daha erken ve kademeli sıkılaşma ihtimalini güçlendiriyor.
Lagarde, ECB’nin “her toplantıda harekete geçmeye hazır olduğunu” ve yeterli veri beklerken “kararsızlık nedeniyle felç olmayacağını” vurguladı. Bankanın başekonomisti Philip Lane ise özellikle şirketlerin fiyat artış beklentileri ve yeni işe alımlardaki ücretlerin yakından izleneceğini belirtti.
Piyasalar halihazırda ECB’den bu yıl içinde iki ila üç faiz artışı beklerken, kurumun 2021–2022 enflasyon döneminde geç kalmasına yönelik eleştiriler yeniden gündeme geliyor. Lagarde ise mevcut durumun farklı olduğunu, enerji şokunun daha sınırlı kaldığını, iş gücü piyasasının daha zayıf olduğunu ve mali politikaların daha sıkı olduğunu savundu.
Öte yandan Almanya’da iş dünyası güveni de savaşın etkisiyle zayıfladı. Münih merkezli Ifo Enstitüsü verilerine göre iş dünyası güven endeksi mart ayında 88,4’ten 86,4’e geriledi. Enstitü Başkanı Clemens Fuest, “İran’daki savaş, ekonomik toparlanma umutlarını şimdilik sona erdirdi” değerlendirmesinde bulundu.
Son gelişmeler, Euro Bölgesi’nde enflasyon ve büyüme görünümünün aynı anda baskı altına girdiğini gösterirken, ECB’nin politika yönünü beklenenden daha erken değiştirebileceğine işaret ediyor.
Avrupa’da enerji alarmı: Nisan ayında yakıt kısıtlaması riski
Avrupa, İran savaşı nedeniyle derinleşen enerji krizinde haftalar içinde yakıt sıkıntısı ve kısıtlama riskiyle karşı karşıya kalabilir. Avrupa’nın en büyük enerji şirketlerinden Shell CEO’su Wael Sawan, Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışının yeniden başlamaması halinde Nisan ayı itibarıyla arz sıkıntılarının başlayabileceğini söyledi.
Sawan, krizin halihazırda Asya’da enerji kısıtlamalarına yol açtığını belirterek, etkilerin dalga dalga Avrupa’ya ulaştığını ifade etti. “İlk olarak Güney Asya etkilendi, ardından Güneydoğu ve Kuzeydoğu Asya, şimdi ise Nisan ayına girerken Avrupa daha fazla etkilenecek” dedi. Jet yakıtı fiyatlarının savaşın başlangıcından bu yana iki katına çıktığını, sırada dizel ve ardından benzin piyasalarının baskı altına girebileceğini vurguladı.
Petrol fiyatları hafta başında 114 dolar seviyesine kadar yükseldikten sonra, ABD’nin İran’a yönelik diplomatik girişimlerine ilişkin haberlerle 100 dolar civarına geriledi. Ancak sektör temsilcileri, fiyatlardaki bu düşüşün arz krizine dair temel riskleri ortadan kaldırmadığını belirtiyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması halinde Körfez’den küresel piyasalara petrol akışının ciddi şekilde kısıtlanacağı ifade ediliyor.
Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche de benzer bir uyarıda bulunarak, savaşın sürmesi halinde Nisan sonu veya Mayıs ayında enerji arzında ciddi daralma yaşanabileceğini söyledi. Reiche ayrıca Almanya’nın nükleer enerjiden çıkış kararını “büyük bir hata” olarak nitelendirerek, çözümün sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatının artırılmasında yattığını dile getirdi.
Uzmanlara göre mevcut kriz, yalnızca kısa vadeli bir arz sorunu değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji güvenliğine ilişkin yapısal zafiyetlerini de yeniden gündeme taşıyor. Özellikle enerji talebinin artacağı yaz ayları yaklaşırken, petrol ve gaz piyasalarında arz sıkıntısının daha geniş bir ekonomik baskıya dönüşme riski güçleniyor.
Avrupa’da nükleer enerji dengesi: Üretim artıyor ancak uzun vadede gerileme sürüyor
Avrupa Birliği’nde nükleer enerji üretimi son iki yılda artış gösterse de, uzun vadeli eğilim gerilemeye işaret ediyor. Nükleer enerji, AB’nin toplam enerji karışımının %12’sini oluştururken, 2024 yılında üretim %4,8 artarak 649.524 GWh’ye yükseldi.
Ancak Eurostat verilerine göre bu artış kalıcı bir toparlanmaya işaret etmiyor. Nükleer üretim 2014–2024 döneminde %20, 2004–2024 döneminde ise %30 oranında azaldı. Bu durum, Avrupa’da nükleer enerjinin sistem içindeki rolünün zamanla zayıfladığını gösteriyor.
Enerji karışımına bakıldığında, AB’de en büyük pay %38 ile petrol ve petrol ürünlerine ait. Doğalgaz %21, yenilenebilir enerji %20, nükleer enerji %12 ve katı yakıtlar %10 seviyesinde bulunuyor. Avrupa Komisyonu (European Commission), enerji kaynaklarına ilişkin kararların üye ülkelerin yetkisinde olduğunu vurgularken, mevcut jeopolitik gerilimler enerji güvenliği tartışmalarını yeniden öne çıkarıyor.
Ülke bazında incelendiğinde Fransa açık ara önde yer alıyor. Nükleer enerjinin toplam enerji içindeki payı Fransa’da %40,3 ile ilk sırada bulunurken, Slovakya %29,7, İsveç %25,6 ve Bulgaristan %23,7 ile öne çıkıyor. Finlandiya ve Slovenya’da da bu oran %20’nin üzerinde, Çekya ise %19,5 ile bu seviyeye yakın.
Elektrik üretiminde nükleer enerjinin rolü daha da belirgin. Fransa’da elektriğin %69’u, Slovakya’da %66,4’ü nükleer kaynaklardan sağlanıyor. Çekya, Finlandiya, Macaristan, Slovenya ve Bulgaristan’da bu oran %40 civarında bulunurken, Belçika ve İsveç de AB ortalamasının üzerinde yer alıyor.
Almanya ise nükleer enerjiden tamamen çıkış yaparak 2024 itibarıyla üretimini sıfırladı. İngiltere’de nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payı %12,4 seviyesinde kalırken, Hollanda %3 ile en düşük oranlardan birine sahip.
Avrupa genelinde enerji bağımlılığı da dikkat çekiyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre AB, enerjisinin yalnızca %43’ünü kendi üretirken, %57’sini ithalatla karşılıyor. Bu tablo, özellikle Orta Doğu’daki krizle birlikte enerji güvenliği risklerinin daha da arttığını ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, yenilenebilir ve nükleer kapasitesi güçlü ülkeler enerji şoklarına karşı daha dayanıklı olurken, doğalgaza bağımlı ülkeler daha kırılgan bir görünüm sergiliyor. Son gelişmeler, nükleer enerjinin tamamen terk edilmediğini ancak Avrupa’nın uzun vadede farklı kaynaklara yönelmeye devam ettiğini gösteriyor.
Rusya’dan stratejik hamle: Altın ve gübre ihracatına kısıtlama
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkeden 100 gramın üzerindeki külçe altın ihracatını yasaklayan kararnameyi imzaladı. Karar, Rusya’nın resmi yasal bilgi sisteminde yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yeni düzenlemeye göre hem şirketlerin hem de bireylerin 100 gramdan daha ağır külçe altını yurt dışına çıkarması yasaklandı. Bu adım, Moskova’nın artan jeopolitik riskler karşısında rezervlerini koruma ve finansal sistem üzerindeki kontrolünü güçlendirme çabası olarak değerlendiriliyor.
Rusya’nın altın rezervleri Kasım 2025 itibarıyla ilk kez 300 milyar doların üzerine çıkarken, uluslararası rezervler içindeki altının payı da %40’ı aştı. Moskova Borsası’nda (Moscow Exchange) değerli metaller piyasasında işlem hacmi ise 2025 yılında üç kattan fazla artarak 3 trilyon rubleyi (yaklaşık 38 milyar dolar) geçti.
Öte yandan Rusya’nın daha önce gübre ihracatına da kısıtlamalar getirdiği biliniyor. Tarımda kritik öneme sahip olan gübre arzına yönelik bu tür adımların, küresel gıda zinciri üzerinde baskı yaratabileceği ve özellikle ithalata bağımlı ülkelerde maliyetleri artırabileceği değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre altın ve gübre gibi stratejik ürünlere yönelik ihracat kısıtlamaları, Rusya’nın küresel ekonomik belirsizlik ortamında kaynaklarını içeride tutma ve dış baskılara karşı ekonomik dayanıklılığını artırma stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.




