Ekonomi

Cumhuriyet 103 yaşında: Tarihin akışını değiştiren gün

Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923'te ilan edildi. Milli egemenlik esasına dayanan yeni yönetim modeliyle başlayan süreçte, Cumhuriyet Bayramı 1925 yılında resmî bayram statüsü kazandı.

Cumhuriyet 103 yaşında: Tarihin akışını değiştiren gün

Türkiye Cumhuriyeti, yıllar süren bağımsızlık mücadelesinin, cephelerde verilen büyük mücadelenin ve Ankara'da yürütülen siyasi çalışmaların ardından 29 Ekim 1923'te ilan edildi. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde şekillenen bu süreç, Türk milletinin kendi geleceğini belirlediği yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Bir milletin geleceğini belirleyen tarihi kararlar, bazen yıllar süren mücadelelerin ardından alınır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu da savaşların, kongrelerin, diplomatik görüşmelerin ve Meclis'te yürütülen çalışmaların birbirini izlediği uzun bir sürecin sonucunda gerçekleşti. Anadolu'nun farklı bölgelerinde verilen mücadele, halkın desteği ve milli irade etrafında birleşen siyasi kadroların çalışmaları, yeni devletin kuruluşuna giden yolu açtı.

Osmanlı Devleti'nin son döneminde yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan şartlar ve Anadolu'nun işgali, ülkenin geleceğine ilişkin yeni kararları gündeme getirdi. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa'nın öncülüğünde başlayan Milli Mücadele, bağımsızlığın korunmasını ve milletin kendi yönetiminde söz sahibi olmasını temel hedefler arasında tuttu.

Milli Mücadele nasıl başladı?

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nda müttefikleriyle birlikte mücadele etti. Savaşın 1918'de sona ermesinin ardından 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ateşkes sonrasında Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde işgaller başladı. Bu gelişmeler karşısında ülkenin farklı şehirlerinde yerel direniş hareketleri ortaya çıktı. Halk, bulunduğu bölgelerde vatanın korunması için örgütlenmeye yöneldi.

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Bu adım, Anadolu'da yürütülecek milli teşkilatlanma çalışmalarının önemli bir aşamasını oluşturdu. Ardından Amasya Genelgesi yayımlandı. 22 Haziran 1919 tarihli genelgede, milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı düşüncesi öne çıkarıldı.

Erzurum Kongresi 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Kongrede vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı vurgulandı. Ardından 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi'nde milli cemiyetlerin birleştirilmesi yönünde kararlar alındı. Böylece farklı bölgelerde yürütülen direniş faaliyetlerinin ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesi için önemli bir adım atıldı.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, milli iradeye dayalı bir yönetim anlayışını güçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdürdü. 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, burayı Milli Mücadele'nin siyasi ve askeri koordinasyon merkezlerinden biri haline getirdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi neden açıldı?

Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli kararlarını kabul etti. Ancak İstanbul'un 16 Mart 1920'de resmen işgal edilmesi ve Meclisin çalışmalarının sona ermesi üzerine yeni bir siyasi merkez oluşturulması zorunlu hale geldi. Ankara'da toplanacak yeni meclis için hazırlıklar başlatıldı.

23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Farklı bölgelerden gelen temsilciler, ülkenin geleceğine ilişkin kararları Ankara'da almaya başladı. Meclisin açılmasıyla birlikte Milli Mücadele'nin siyasi yönetimi, milletin temsilcilerinin bulunduğu yeni bir kurum etrafında şekillendi.

20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. Yeni anayasal düzenlemede egemenliğin millete ait olduğu ilkesi yer aldı. Bu hüküm, ülkenin yönetiminde milli iradeyi esas alan anlayışın hukuki temelini oluşturdu.

23 Nisan 1920'de açılan TBMM, yalnızca savaşın yönetildiği bir merkez değil, aynı zamanda yeni devletin siyasi yapısının oluşturulduğu kurum oldu.

Kurtuluş Savaşı'nda hangi mücadeleler verildi?

Milli Mücadele, yalnızca siyasi kararlarla değil, Anadolu'nun farklı cephelerinde verilen askeri mücadelelerle de ilerledi. Doğu Cephesi'nde Ermeni kuvvetlerine karşı yürütülen harekâtın ardından 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalandı. Güney Cephesi'nde ise Antep, Maraş ve Urfa başta olmak üzere çeşitli şehirlerde yerel direnişler yaşandı. Bu mücadelelerde düzenli birliklerin yanı sıra halkın oluşturduğu kuvvetler de etkili oldu.

Batı Cephesi'nde Yunan ordusuna karşı yürütülen savaşlar, Milli Mücadele'nin en belirleyici aşamalarını oluşturdu. 1921'de Birinci ve İkinci İnönü muharebeleri yaşandı. Ardından 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi'nde Türk ordusu savunma mücadelesini başarıyla tamamladı. Bu gelişme, savaşın gidişatında önemli bir dönüm noktası oldu.

1922 yılına gelindiğinde Büyük Taarruz için hazırlıklar tamamlandı. Türk ordusu, 26 Ağustos 1922'de başlayan harekâtla Yunan kuvvetlerine karşı genel taarruza geçti. 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, askeri sürecin sonucunu belirleyen gelişmeler arasında yer aldı. Türk birlikleri 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi.

11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile silahlı çatışmaların sona erdirilmesine yönelik önemli bir aşama tamamlandı. Böylece askeri zaferin ardından ülkenin geleceğini belirleyecek diplomatik görüşmelerin önü açıldı.

Saltanat ne zaman kaldırıldı?

Milli Mücadele'nin askeri başarıyla sonuçlanmasının ardından devletin yönetim biçimi ve uluslararası statüsü yeniden ele alındı. Lozan Barış Konferansı'na hem Ankara Hükümeti hem de İstanbul Hükümeti adına temsil meselesinin gündeme gelmesi, siyasi yapının netleştirilmesini hızlandırdı.

TBMM, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasına karar verdi. Böylece Osmanlı Devleti'nin saltanata dayalı hükümdarlık sistemi sona erdi. Halifelik makamı ise bu aşamada kaldırılmadı ve bir süre daha varlığını sürdürdü.

Lozan Barış Konferansı'nda yürütülen görüşmelerin ardından 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma, yeni Türkiye'nin uluslararası alandaki konumunun belirlenmesinde önemli rol oynadı. Ankara ise 13 Ekim 1923'te Türkiye'nin başkenti ilan edildi.

Bu gelişmeler, yeni devletin siyasi ve hukuki yapısının oluşturulması açısından birbirini tamamlayan adımlar oldu. Ülkenin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesi için de uygun bir zemin ortaya çıktı.

Cumhuriyet 29 Ekim 1923'te nasıl ilan edildi?

1923 yılının sonbaharında hükümetin kurulması konusunda yaşanan sorunlar, yönetim sisteminin değiştirilmesi sürecini hızlandırdı. 27 Ekim'de İcra Vekilleri Heyeti'nin istifasının ardından yeni kabinenin oluşturulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü ile birlikte anayasa değişikliği hazırlıklarını yürüttü.

29 Ekim 1923'te TBMM'ye sunulan kanun değişikliği teklifi görüşülerek kabul edildi. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle devletin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi. Aynı gün Mustafa Kemal Atatürk, TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte devlet başkanlığı ve hükümetin kuruluşuna ilişkin esaslar anayasal düzene bağlandı. Ertesi gün, 30 Ekim 1923'te İsmet İnönü başkanlığındaki ilk Cumhuriyet hükümeti oluşturuldu.

29 Ekim 1923 akşamında Cumhuriyet'in ilanı Ankara'da 101 pare top atışıyla duyuruldu; halk, başkentte ve farklı şehirlerde kutlamalar yaptı.

Cumhuriyet'in ilanı, Milli Mücadele yıllarında şekillenen milli egemenlik anlayışının devlet yönetiminde resmiyet kazanmasını sağladı. Yeni dönemde eğitimden hukuka, ekonomiden toplumsal yaşama kadar birçok alanda yapılacak düzenlemelerin de zemini oluştu.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ne zaman kutlanmaya başladı?

Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 yılında 29 Ekim'in resmî bayram olarak kutlanmasına ilişkin özel bir kanun henüz çıkarılmamıştı. Buna rağmen halk, 29 Ekim gecesi ve 30 Ekim günü çeşitli kutlamalar düzenledi.

26 Ekim 1924'te çıkarılan 986 numaralı kararnameyle Cumhuriyet'in ilanının özel bir program çerçevesinde kutlanması kararlaştırıldı. Kutlamalarda 101 pare top atışı yapılması da öngörüldü. Böylece Cumhuriyet'in kuruluş yıl dönümüne yönelik etkinlikler daha düzenli hale geldi.

29 Ekim'in milli bayram ilan edilmesi amacıyla 2 Şubat 1925'te kanun teklifi hazırlandı. Meclis Anayasa Komisyonu'nda incelenen teklif, 18 Nisan'da karara bağlandı ve 19 Nisan 1925'te TBMM tarafından kabul edildi. Düzenlemeyle 29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı olarak resmî statü kazandı.

1925 yılından itibaren Cumhuriyet Bayramı, Türkiye'de ve yurt dışındaki temsilciliklerde resmî törenlerle kutlanmaya başladı. Her yıl düzenlenen törenler, Cumhuriyet'in kuruluşunu ve milli egemenlik ilkesini hatırlatan ulusal günün geleneksel hale gelmesini sağladı.

Cumhuriyet'in kuruluş süreci Türkiye'nin geleceğini nasıl şekillendirdi?

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, tek bir gün içinde gerçekleşen bir değişiklikten ibaret değildi. Samsun'da başlayan çalışmalar, Amasya Genelgesi ve kongrelerle gelişen teşkilatlanma, TBMM'nin açılması, cephelerde kazanılan başarılar, saltanatın kaldırılması ve Lozan Antlaşması ile birbirini izleyen aşamalardan oluştu.

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle milli egemenlik ilkesi devletin yönetim biçiminde açıkça yer aldı. Sonraki yıllarda yapılan siyasi, hukuki, ekonomik ve toplumsal düzenlemeler, yeni devletin kurumlarının oluşturulmasına yönelik süreci sürdürdü.

Cumhuriyet Bayramı ise bu tarihsel sürecin en önemli dönüm noktalarından birinin yıl dönümü olarak kutlanmaya devam etti. 29 Ekim, Türkiye'nin kuruluş dönemini, bağımsızlık mücadelesini ve milli iradeye dayalı yönetim anlayışına geçişini birlikte hatırlatan bir tarih olarak yerini aldı.

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar