Eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir: Aynı ürünün farklı fiyatlarının ortalaması değil, en ucuzu enflasyon hesaplamasında kullanıldı; Bu hesaplamayı kabul etmeyen bölge müdürleri görevden alındı

2011-2016 yılları arasında Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı görevini yürüten Birol Aydemir, Ekotürk’ün sorularını yanıtladı ve madde sepetindeki ürünlerin ortalama fiyatlarının açıklanmama sebeplerinden enflasyonun nasıl hesaplandığına kadar önemli açıklamalarda bulundu
Bilhassa ekonomi gazetecileri hatırlayacaktır; bundan birkaç yıl öncesine kadar enflasyon oranı açıklandığında “Enflasyon yüzde X oldu” şeklinde bir başlık yeterli olurdu.
Şimdi ise “TÜİK’e göre” eklemesi yapmak bir ihtiyaç haline geldi: “TÜİK’e göre enflasyon şu kadar oldu”. Halktan gelmesi muhtemel tepkiye karşı editörlerin bir nevi, “Kesin böyledir diyemiyoruz ama TÜİK böyle dedi” koruması haline geldi.
Kurumlara olan güven araştırmalarında TÜİK’in uzun zamandır alt sıralara demir atmış durumda olması, bu yılın konusu değil.
Bilhassa pandemiden bu yana girilen girdapta, birkaç sene içerisinde bir kalıp peynir fiyatının 50 liradan 250-300 liralara, tatil yapılan en sıradan oda fiyatının gecelik 200 liradan 5-6 bin liralara, 30 bin liralık otomobilin fiyatının yarım milyon liraya, 1 liralık suyun bile fiyatının 15 liraya ulaşmasına bir de etiketlerini her hafta yenileyen market görüntüleri de eklenince TÜİK’in yüzde 100 altında açıkladığı hiçbir rakam inandırıcı gelmemeye başladı.

Hele ki domatesten kışlık bota kadar yüzlerce ürünün ortalama fiyatının yıllar boyu nereden nereye geldiğini gösteren, “ortalama madde fiyatları listesinin” yayınlanmasından vazgeçildiği Mayıs 2022’den bu yana şüphelerin önü alınamaz oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun enflasyon hesaplamasının metodolojisi, Avrupa ile aynı standartlarda, ancak halkın düşen yaşam standartlarını açıklamada kullanılan metodolojinin yetersiz kaldığı da aşikâr.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon oranı yalnızca vatandaşın, çarşı ve pazarda karşı karşıya kaldığı hayat pahalılığını gösteren basit rakamlardan ibaret değil. Aynı zamanda emekliye, memura, asgari ücrete ne kadar zam yapılacağını da belirleyen kritik bir eşik.
Yılların birikimli güvensizliğine bir de son dönemde medyaya yansıyan “TÜİK, doktor muayenesini 34 lira, kirayı 6 bin lira kabul ediyor” haberleri eklenince güven inşasının harcına biraz daha su katılmış oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı, nadiren yaptığı bir şeyi yaparak basının karşısına geçti ve şüpheleri gidermek adına önemli açıklamalar yaptı.
Medyaya yansıyan haberlerin doğruluk payı olmadığını söyledi. Ortalama madde fiyatlarının bir gösterge niteliği olmadığını, hiçbir ülkede açıklanmadığını aktardı.
Enflasyonun nasıl hesaplandığına dair merak, TÜİK tarafından tam anlamıyla karşılanamayınca, gözler bu işin uzmanlarına çevrildi.
Birol Aydemir bu isimlerden biri.
2009-2011 yılları arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapan Aydemir, 2011’den 2016’ya kadarki sürede de Türkiye İstatistik Kurumu’nun başkanıydı.
2020-2024 yılları arasında DEVA Partisi ve İYİ Parti’de genel başkan yardımcılıkları görevini de yürüten Aydemir, yaşanılan fikir ayrılıkları nedeniyle bu partilerle yollarını ayırmıştı.
Ekotürk olarak Birol Aydemir’in siyasi kimliğine değil, istatistik uzmanı kimliğine sorularımızı yönelttik ve enflasyonun nasıl hesaplandığından, istihdama; kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen iddialarda, madde sepetinin varlığına (ya da yokluğuna) kadar pek çok konuyu konuştuk.

Birol bey, herkesin merak ettiği en temel soru ile başlamak istiyorum: TÜİK, enflasyonu nasıl hesaplıyor? Burada teknik detayları sormuyorum. Fiyatların toplanma sürecini soruyorum. TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya “Türkiye genelinde aylık 600 binin üzerinde fiyatı derleyerek hesaplıyoruz. Bu fiyatların yaklaşık 300 bini marketlerden alınan kasa fiyatlarından oluşuyor” dedi. Hanehalkı Bütçe Anketi, Kurumsal Nüfus Bireysel Harcama Anketi, Yabancı Ziyaretçiler Harcama Anketi ve İdari Kayıt verileri ağırlıkları hesaplanıyor denildi. Size sorum şu: Her ay TÜİK’ten belli bir ekip marketlere ziyaretlerde mi bulunuyor? Online fiyatları da takip ediliyor mu? Saha durum nasıl oluyor?
Enflasyonu ölçmek için fiyatını ölçeceğiniz maddeleri belirlemeniz gerekiyor. Hangi ürünlerin fiyatlarını derleyelim de sonra buradan enflasyon oranını açıklayalım?
TÜİK esasında, hangi ürünlerin enflasyon sepetinde olacağını insanlara soruyor. Her yıl hanehalkı bütçe araştırması yapılıyor. Bu çok zor ve çok zaman alan, yorucu bir ankettir. Ancak temel veri kaynağı odur.
Bir ay boyunca insanlar tesadüfi şekilde seçiliyor. Size de bir gün telefon gelebilir. “Bir ay boyunca harcamalarınızı izleyeceğiz ve kayıt altına alacağız” denebilir. Size bir ziyaret yapılır. Bir defter verilir. Bu defteri her alışverişinizde doldurmanız istenir. Fatura ve fişleri saklamanız istenir. Bu süreç boyunca üç veya dört defa ziyaretler yapılır ve tüm bu süreç izah edilir.
Haneler, tüm Türkiye’yi temsil edecek şekilde seçilir. İstanbul’dan da seçilir, Hakkâri’den de seçilir. Bir köyden de seçilir, bir şehir merkezinden de seçilir. 12 ay boyunca devam eder. Yıl sonunda bunlar toplanır. “Türkiye’deki insanlar neye harcama yapıyor?” sorusunun cevabına bakılır. Çünkü ona göre enflasyon sepeti oluşur. Burada da kriter, toplam harcamalar içinde ağırlığı binde 1’in üzerinde olan ürünler sepete girer.
Yanlış hatırlamıyorsam, sepette 1000’in üzerinde çeşit vardı. Peynir bir maddedir ama peynirin çok çeşidi var. Beyaz peynir, kaşar, Ezine peyniri gibi…
En sonunda sepet oluşur. Bu sepet her belirlenişinde 15-20 civarı ürün girer ya da çıkar. İnsanların artık para harcamadığı ürünler çıkartılır. Önceden oyun konsolları vardı. Bunun gibi ürünler çıkarıldı. Çıkarılan ürünlerin yerine yenisi girer. Her yıl aralık ayında güncellenir.
Pinpon topu meselesi….
Ben TÜİK Başkanlığı yaparken de “madde sepetinde pinpon topu var” tartışmaları çok espri konusu olmuştu. Benim zamanımda “Pinpon topuyla mı enflasyon ölçüyorlar?” şeklinde espriyle karışık eleştiriler olurdu. Ancak benim zamanımda da daha sonra da enflasyon sepetinde pinpon topu hiç yer almadı.

Benim başkanlık dönemimden önce madde sepetinde hangi ürünlerin olduğu açıklanmıyordu. Az bir bilgi paylaşılıyordu kamuoyuyla. Bizim zamanımız da eleştirildi ancak bugünkü gibi değildi. Ben başkanlığım döneminde “Neden madde sepetini yayınlamıyoruz? İnsanlar pinpon topu olduğunu düşünüyorlar. Yayınlayalım olmadığını görsünler” demiştim.
Üzerinde çalışma yaptıktan sonra yayınlamaya karar verdik. Yanlış hatırlamıyorsam 2012’den itibaren yayınlamaya başladık. Hangi maddeler var, ağırlıkları ne, hepsini şeffaf şekilde yayınladık. Hiç de bir şey olmadı.
“Herkesin enflasyonu farklıdır”
Esasında o dönem beraber çalıştığımız arkadaşlarımız, bugünkü TÜİK başkanının dile getirdiği endişeleri, o zaman da söylediler.
“Yanlış anlaşılır, herkes kendine göre bir enflasyon hesaplar” dediler. Ben de “Evet, herkesin kendine göre enflasyonu farklıdır. Çünkü sizin harcama kalıbınız farklı, benimki farklı, başkasının farklı" demiştim. O nedenle algılanan ve gerçekleşen enflasyon farklıdır. Doğası gereği farklıdır. TÜİK’in açıkladığı enflasyon, 85 milyonu temsil eden bir ortalama veridir.
Siz hiç araba satın almazsanız, araba fiyatından etkilenmezsiniz. Ama ben araba satın almışımdır, ben etkilenirim. Siz çok telefonda konuşuyorsunuzdur, telefon ücretleri çok arttıysa sizin için enflasyon çok yüksektir. Ben hiç telefonda konuşmuyorsam, benim için orada enflasyon yoktur.
“Fiyat alınacak market ya da mağazalar bellidir, değiştirilemez ama değiştirdiler”
Önemli olan şey şu: TÜİK’in uyguladığı metodoloji, uluslararası kurallara uygun bir metodolojidir. Hâlâ da öyledir. Buradaki tartıştığımız konu, “hangi şehirler belirlenecek, kira ölçümü için kaç eve gidilecek, hangi marketler seçilecek?” konusu. Bunlar seçilir ve aralık sonunda bellidir. Bu marketleri değiştiremezsiniz.
Iğdır’da bir ilçede bir market seçilmiştir. O marketi siz, market kapanmadığı sürece, 12 ay boyunca değiştiremezsiniz. Hep o markete gidip o fiyatı almak zorundasınız.
Önce hangi madde ve ürünlerin takip edileceği belirlenir. Sonra da bu ürünlerin fiyatlarının nereden alınacağı: Marketler, bakkallar, mobilya mağazaları… Bir sürü iş yeri seçiliyor ve o iş yerleri de değiştirilemez. Bunun özellikle altını çiziyorum çünkü bu da yapıldı TÜİK’de. Kafalarına göre iş yeri değiştirdiler. İş yeri, acil ve zorunlu bir durum olmadığı sürece asla değiştirilemez. Ürün de değiştirilemez. Seçtiğiniz ürünü de bir daha değiştirmezsiniz. Niye? Çünkü karşılaştırma yapamazsınız.
Enflasyonu hesaplarken o ürünü ve o ürünü alacağınız yerlerin belli olması lazım. Diğer türlü yanlış veri toplar, yanlış sonuca çıkarsınız.
Bazı ürünlerin fiyatları ayda dört kez, her hafta alınır. Bazıları ise ayda bir ya da iki kez alınır. Ürünün türüne göre değişir. Bazı ürünlerin fiyatları da idari kayıtlardan çıkar. Mesela telefon ücretleri, benzin ücreti gibi. Benzinlik benzinlik dolaşmazlar.
“En ucuz fiyat bulunup; herkese ‘bu fiyatı gireceksiniz’ talimatı gidiyor”
Son 5-6 yıldır TÜİK’in yaptığı bir şey daha var. TÜİK artık süpermarketlerdeki barkod sistemlerinden fiyat çekip, onları kullanmaya başladı. Bir de web scraping dedikleri bir yöntemle. Yani web üzerinden fiyat araştırarak yapılan yöntem. Zaten sorunların çıktığı yerlerden bir tanesi de orası. İnternette araştırma yapıp, bu araştırmada en ucuz fiyatı bulup, sonra da herkese “siz bu fiyatı gireceksiniz talimatı” gidiyor.
Teknoloji gelişti ama bu arkadaşlar teknolojiyi kötü kullanmaya başladılar. Fiyat derlemesi son 5-6 yılda değişti. Market ya da mağazalardan yüz yüze fiyat alma oranı yüzde 50’ye düşmüş.
Daha önce fiyatların tamamı, mağazalardan alınıp, sisteme elle giriliyorken; bu, yüzde 50’ye düşmüş durumda.
TÜİK Başkanı’nın açıklamasına göre yüzde 45’i barkod, yüzde 5’i de web tarama sisteminden geliyor. Her ay 24’üne kadar üçlü bir sistemle topluyorlar. Daha sonra bunlar programda işlenir, kontrolleri yapılır ve enflasyonun ne olduğu açıklanır. Olayın en basit şekilde açıklaması budur.

TÜİK Başkanı’nın “Ortalama madde fiyatlarının açıklanması için bir güne daha ihtiyacımız var” açıklaması talihsiz bir açıklama. Tam tersine; siz artık fiyatları otomatik çekiyorsunuz. Benim zamanımdan 2022’ye kadar hiçbir sorun olmamış aralıkları vermede ve aynı gün açıklamada, şimdi niye sorun oluyor? “Bir gün daha gerekir” açıklaması kesinlikle yanlış bir açıklama.
İnternetten fiyat tarama yönteminde, sizin üzerinizdeki ceket, X lira olsun. Bu bilgiler 81 ili temsil eden 26 bölge bazında toplanıyor. Bazı bölgelere üç il bağlı, bazı bölgelere beş il bağlı, bazılarına bir il bağlı. İstanbul, Ankara, İzmir birer ildir.
Bizim dönemimizde sadece maddelerin ortalama fiyatı, madde sepetini değil. Aynı zamanda 26 bölge için bölge bölge fiyatları da açıklıyorduk. Bunlar 2022’nin mayıs ayında hem bölgesel fiyatları kaldırdılar - burası genelde es geçiliyor – hem de ortalama fiyatları kaldırdılar.
“Sekiz bölge müdürü iki yıl önce, ‘bunu yapmayacağız’ dediği için bir gecede değiştirildi”
Ceket örneğine geri dönersek; Bir ceket 1000 lira olsun. Bir bölge 1200 lira, başka bir bölge 900, başka bir bölge 800 lira girmiş. Bu olabilir. Gayet normal. Zaten o nedenle her yerden fiyat alınıyor. İnternetten aldığınız en düşük fiyat 800 lira ise; bütün bölgelere “800 lira gireceksiniz” diyorlar. Bunu reddeden sekiz bölge müdürü iki yıl önce, “bunu yapmayacağız” dediği için bir gecede değiştirildi. Siz bunu yapamazsınız. Özellikle giyimde bunu yaptılar. Bakarsanız, giyimde fiyatlar anormal yanlış. Giyimde açıklanan veriler, yüzde 100 yanlış.
Teknolojiyi kullanmaya başladıktan sonra bu tür manipülasyonlar da yaptılar. Şimdi yapıyorlar mı bilmiyorum ama geçmişte yaptıklarını biliyorum. Sayın Mehmet Şimşek zamanında böyle talimatların gittiğini zannetmiyorum. TÜİK artık olması gerektiği gibi çalışmaya başlamıştır. Ancak geçmişteki yanlışları düzeltmediler. O yanlışlar orada duruyor ve bu veriler, o yanlışların üzerine devam ediyor.
-TÜİK’in marketlere denetim için giden ekipleri, bu marketlere gitmeden önce, fiyatların düşürüldüğü ve daha sonra yükseltildiği yönünde iddialar da var. Bunlara ne diyorsunuz?
Geçmiş Bakan döneminde bunlar vardı. Ben kendim şahit olmadığım için “kesin vardır” demiyorum. Ama bana gelen bilgiler ve izlenimlerim bu yönde. “Talimat veriliyor. Marketlere telefon ediliyor. O marketlerde fiyatlar düşürülüyor, ona göre işlem yapılıyor”… Bu çok sıkça söylendi. Yapılmış olabilir mi? Olabilir.

-Sayın Alaattin Aktaş’ın Ekonomim Gazetesi için kaleme aldığı “İşte TÜİK’in devlet sırrı gibi sakladığı madde fiyatları” başlıklı haberinde TÜİK’in doktor muayenesi ücretini 34 lira, kirayı 6 bin lira, yurt ücretini 457 lira aldığını söylemişti. Her gruptaki ortalama fiyat artışını, tek tek seçilen 100 maddeye uygulayarak bir madde sepetine ulaşıyor. Bu hesaplamayla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyim?
Evet inceledim. Alaattin beyin yaptığı yöntemi ben 2022 mayıstan itibaren yapıyorum. Aynı yöntemle yaklaşık 20 ürünü sürekli izliyorum. Alaattin beyin yaptığı yöntem doğru. Çünkü mevcut verilerle başka şekilde yapılma şansı yok.
Örneğin kiraları ele alalım; Benim izlediğim maddelerden biri kiralar. Türkiye’de ortalama kira 5 bin 900 lira çıkıyor. Bu size ne kadar inandırıcı geliyor? Şeffaflıktan vazgeçtiler çünkü bu verileri yayınladıklarında daha önce Alaattin bey de ben de bazı yanlışlarını bulduk.
Mesela otomobil fiyatlarını ben gündeme getirdim. “Yanlış hesaplıyorsunuz” dedim. Yanılmıyorsam 2021 kasımdı. Daha sonra Aralık’ta özür dileyip düzelttiler. Elbette bu bir hata olabilir ama hata mı kasıt mı emin değilim.
Şeffaflıktan vazgeçtiler ve ortalama madde fiyatlarını kaldırdıkları Mayıs 2022’den sonra İTO’nun ve ENAG verileri arasındaki sapma çok daha fazla olmaya başladı.
“2021’de 100 lira olan ürün şu anda, İTO’ya göre 635 lira, TÜİK’e göre 257 lira”
Benim “TÜİK’in verileri doğru değil, düşük gösteriliyor” tezimin en büyük gerekçeleri -bireysel hatalar dışında- sistematik olarak İTO ile olan farklılıklar. Ben bunu üç yıldan beri gündeme getiriyorum. İTO’nun verisiyle TÜİK’in verilerini aldım. Son dört yılın ay ay tüm verilerini karşılaştırdım. İTO’da geriye doğru 10 yıl gittim. ENAG’ın yayınlamaya başladığı 2020’den itibaren aldım. İTO’nun verileri ve TÜİK’in verileri 10 yıl boyunca paralel gidiyor. Aradaki sapma bir veya iki puan. TÜİK, “sekiz” dediyse, İTO, “yedi” demiş gibi.

Fakat Mayıs 2022’de film kopuyor. Orada farklar açılmaya başlıyor. Bir ara İTO ve TÜİK arasındaki fark 20-25 puana kadar çıktı.
Tam madde fiyatlarının açıklanmasının durduğu Mayıs 2022’ye denk geliyor. Aradaki fark da şunu gösteriyor: İTO ne yapıyorsa aynı şekilde devam ediyor. Değişiklik, TÜİK’te. O zaman siz doğruyu söylemiyorsunuz.
Hiç tereddütsüz TÜİK’in en çok yanlışı giyimde yaptığını söylüyorum. 2021 yılının ocak ayında 100 lira olan bir ürün, İTO’ya göre 635 lira şu anda; TÜİK’e göre ise 257 lira. Böyle bir fark mümkün mü? Ki İstanbul’da Laleli’yi Osmanbey’i kattığınızda giyim daha ucuzdur.
Verilerdeki oynama Nisan 2022’den önce başladı. Nisan 2022’de “artık ortalama madde fiyatları açıklanmayacak” denildikten sonra rahat bir şekilde patlattılar.
-TÜİK Başkanı “Geçmişte açıklanan madde fiyatlarının bir gösterge niteliği yoktur” dedi. “Yurt dışında da açıklanmıyor” denildi. Ortalama madde fiyatları neyi açıklar insanlara? Yurt dışında açıklanmaması bizde de açıklanmaması için bir gerekçe midir?
“Madde fiyatları” değil, “ortalama madde fiyatları”. Kaç çeşit domates, kaç çeşit peynir var? Hepsini veremeyeceğiniz için TÜİK’in enflasyonunda ortalama bir domates kaç lira görebiliyordunuz.
Kimse bu fiyatları vermiyor olabilir. Kimsenin vermemesi, bizim vermemize engel mi? Eurostat sana “Bunu neden veriyorsun, kaldır” mı dedi? Yüzlerce veri üretiyoruz. Bir kısmını kaldıralım o zaman. Siz şeffaf oluyorsunuz da size “Niye şeffaf oluyorsunuz?” mu dediler? Bir istatistik kurumunun olabildiğince şeffaf olması lazım. Biz bu veriyi açıklamaya başladıktan sonra 10 yıl boyunca kullanıldı, hiçbir sorun yaşanmadı.
Dolayısıyla siz kendinize güveniyorsanız, yaptığınız eylemlerden eminseniz, o zaman şeffaf olursunuz. İnsanlar yorumlasın, eleştirsin ne olacak ki? Şu anda TÜİK’e olan güven dipte. Toplumun en az yüzde 80’i TÜİK’in verilerine inanmıyor.
TÜİK Başkanı’nın bir açıklaması daha tartışıldı. Kendisinin gazetecilerle bir araya gelişinde kullandığı bir cümle vardı “Yüzde 45 ve yüzde 75 oranlarının her ikisi de son derece yüksek enflasyon oranlarıdır. Can yakıcılığı açısından bir fark yok. Belki psikolojik olarak” demişti. Hatta bu medyada “TÜİK Başkanı ‘Yüzde 45 ile yüzde 75 enflasyon arasında bir fark yok’ dedi” olarak yansıtılmış ve TÜİK’ten açıklama gelmişti. Bize somut örneklerle yüzde 45 enflasyon ile yüzde 75 enflasyon arasındaki farkı açıklar mısınız?
Yüzde 45 enflasyon ile yüzde 75 enflasyon arasındaki fark çok yüksek. Şöyle söyleyebilirim; aralarındaki fark 30 puan. Dünyada Arjantin hariç, gelişmiş ve gelişmekte olan hiçbir ülkede bu aradaki fark kadar enflasyon yok.
Peki biz hep enflasyonu tartışıyoruz. Şu ara istihdam da çok tartışılıyor. SGK’nın nisan verisine baktığımızda sigortalı sayısı, yaklaşık 23 milyon. TÜİK’in nisan verisinde ise istihdam 32,6 milyon. Bu fark da şu ara çok tartışılıyor. Buna ne dersiniz? İstihdam başta olmak üzere TÜİK’in sitesinde pek çok farklı veriye ulaşabiliyoruz. Yıllık tutulan balık sayısına kadar… Bir yandan da sizin de dediğiniz gibi TÜİK’e güven düştüyse, diğer verilerle ilgili tartışmalara ne diyorsunuz?
TÜİK’in açıkladığı istihdam verisi toplam istihdamdır. SGK’daki ise kayıtlı çalışanlar. TÜİK’in istihdam verisinde kayıt dışı çalışanlar da var. İkisinin verilerin birebir tutması gibi bir şey mevzu bahis olamaz. “Böyle bir fark normaldir” diyebiliriz.
TÜİK, istihdam verisini düzenli olarak izler. Benim zamanımda işsizlik verisini, İŞ-KUR’la karşılaştırırdık. Çalışanları SGK’nın kayıtlarıyla karşılaştırırdık. Yani istihdam verisini açıklamadan önce tutarlılıklarına bakılırdı. Geçmiş serilerde anormallikler varsa onun üzerine giderdik “Acaba bir yanlış var mı?” diye. Şu anda da aynı yöntemin izlendiğini düşünüyorum. İki veri zaten aynı olamaz, mümkün değil.
Bilmeyenler için sormak isterim; TÜİK, kayıt dışılığı nasıl hesaplıyor?
“Bu insan sizde çalışıyor mu?” diye sorar. SGK’da o şekilde değil. Kendisine gelip kaydolanları yayınlıyor. TÜİK bunu anketle yaptığı için kayıt dışı çalışanlara ulaşabiliyor.
Türkiye'de "veri" denildiğinde doğal olarak istatistik kurumu konuşuluyor. Ancak şunu unutmayalım; dünyada gelişmiş ülkelerin iyi istatistik ofisleri - mesela Hollanda ve Kanada, Hollanda dünyanın en iyi istatistik ofisine sahiptir- hiçbir araştırma yapmazlar. Hepsini idari kayıtlardan çıkarırlar. Bizim idari kayıtlarımız o kadar zayıf ve kötü ki TÜİK’in açıkladığı verilerdeki yanlışların çoğu, diğer kurumların verisinden gelir. İstihdam, milli gelir vs. birçok veri söyleyebilirim size. Bu verilerde yanlış görmemizin sebebi, onlarda (diğer kurumlarda) da yanlış olması.

Mesela tarıma ilişkin verilerin büyük kısmı yanlıştır. Sebebi Tarım Bakanlığı’nın derlediği veriler yanlış. Örneğin çiftçilerin, Bakanlığa kaydolması. Ayrı bir veri tabanı vardır.
Size çok somut bir örnek vereyim. Ben Çalışma Bakanlığı müsteşarıyken, sendikaların üyeleri üzerinde bir çalışma yaptık. O zaman Türkiye, sendikalaşma oranında yüzde 61 gibi bir seviyede gözüküyordu. Dünyada bir numara neredeyse. “Nerede bu sendikalı bu işçiler? Biz görmüyoruz bunları” dedik. Peki ne yaptık? SGK ile çalışan kayıtlarını aldık. İşçilerin sendikalarına göre eşleştirdik. Böyle bir sendika üye sayısı yoktu. Sendikalı oranı yüzde 8,5’e düştü ve biz bir anda dünyanın en düşük sendikalaşma oranına düştük. Niye? Ölüler kaydedilmiş, çifte kayıt var. Adam, emekli olmuş kaydı silmemiş. Bir sistem geliştirdik ve hepsini temizledik. Toplam sendikalaşma oranı yüzde 10’un altına indi. İnanılır gibi değil.
Bizim idari kayıtlarımız çok kötü. E şimdi TÜİK, sendikalaşma oranını nereden alacak? Çalışma Bakanlığı’ndan. O kayıt yanlış tutulduysa ve sisteme yanlış aktarıldıysa buna TÜİK ne yapabilir ki?
Ben 4,5 yıl başkanlık yaptığımda bir numaralı sorun, idari kayıtların düzeltilmesiydi. Hâlâ çok kötü çünkü kimse umursamıyor. Önce kamu kurumlarından doğru veri gelmeli.
“Türkiye’deki emeklilere, asgari ücretlilere Nobel Ekonomi Ödülü verilmeli”
Doğru veri gelmesi için bir yaptırım, bağımsız deneticiler ne gerekiyor peki?
Bunlar biraz daha teknik konular. Ama TÜİK’in enflasyon verisinin yanlış olmasının sonucu, diğerlerinden çok daha vahim oluyor. Çok daha can yakıcı oluyor.

Benim bile canımı çok yakıyor. Ben emeklilerin nasıl yapabildiğini çok merak ediyorum. Buradan TÜİK Başkanı Erhan beye sesleniyorum: Benim canımı çok yakıyorsunuz. Verdiğiniz yanlış enflasyon rakamlarıyla, çok düşük maaş artışlarıyla ben müsteşar emekli maaşı almama rağmen ben çok zorlanıyorsam, diğer insanlar ne yapıyor, hakikaten çok merak ediyorum. Diğer insanlara, emeklilere, asgari ücretle çalışanlara Nobel Ekonomi Ödülü verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Erhan beyin maaşı yüksek herhalde. Bunları çok fazla önemsemiyor olabilir ama o yanlışlar yüzünden bütün çalışanlar, düşük artışlar alıyoruz. Reel olarak bizim maaşlarımızı çok etkiliyor. Reel maaşı hesaplarken TÜİK’in maaşını hesaplıyorlar. Sayın Mehmet Şimşek de sadece o rakamları alıp konuşuyor. Kişi başına düşen gelir yanlış, milli gelir yanlış… Bunları düzeltmeden doğru bir politika izleyemezsiniz. “Milli gelir 13 bin dolar” diyorlar. 13 bin dolar falan değil. Kişi başına gelir 8 bin dolar bile değil.
10 milyon yabancı kişi başına gelir hesabında dikkate alınmıyor ama üretim kısmında alınıyor. 10 milyonu da ilave edince 8-9 bin lira seviyesine düşüyor.
Son olarak mevcut durumda enflasyonda da faizde de hem Avrupa hem OECD ülkelerinden ayrışıyoruz. Arjantin ve Suriye ile kıyaslanıyoruz. Bu durum, ne şekilde normale döner. Diyelim ki herkes olması gerektiği gibi kullanmaya başladı sistemi. Veriler olması gerektiği gibi şeffaf oldu. Güvenilir veriler akmaya başladıktan sonra normalleşme kaç ayı ya da kaç yılı alır?
Enflasyon verilerini toparlamak çok kolay. Geçmişe dönük tüm verileri düzeltmek bana göre birkaç aylık bir iş. Ben sayın Mehmet Şimşek’in “Şunları manipüle edin” dediğini hiç düşünmüyorum. Sayın Şimşek böyle bir şey yapmaz ama sayın Şimşek, yanlışları düzeltmek için de bir şey yapmıyor. Doğruların yapılması için de bir şey yapmıyor. Ama bütün o verilerin düzeltilmesi için Türkiye’nin ciddi bir şekilde buna önem verip, siyasi iktidarın, bakanlıkların verileri doğru bir şekilde toplaması lazım. Yani verinin öneminin anlaşılması lazım. Türkiye’de verinin önemi anlaşılmadı ki. Veriye dayalı bir politika geliştirmiyoruz ki biz. Böyle bir durumda doğru bir karar alma şansınız yok zaten. Bu çok yapısal bir sorun. Biz şimdi enflasyonu konuşuyoruz ama sorun, çok daha büyük ve derin.
Haber: Gökçen Tuncer





