Kızıldeniz’de yeni güç mücadelesi: Orta Doğu savaşları Afrika’ya taşınıyor

Kızıldeniz hattı, Orta Doğu ile Afrika arasındaki yeni jeopolitik mücadele alanına dönüşüyor. Ticaret yolları, askeri üsler ve enerji geçişleri rekabeti büyütüyor.
Bölge, Süveyş Kanalı ile Babülmendep Boğazı üzerinden Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlıyor. Normal koşullarda küresel konteyner ticaretinin yaklaşık yüzde 30’u bu güzergâhtan geçiyor.
Ayrıca günde yaklaşık 5 milyon varil petrol Kızıldeniz üzerinden taşınıyor. Avrupa ile Asya’yı bağlayan denizaltı internet kablolarının önemli bölümü de aynı koridorda bulunuyor.
Kızıldeniz küresel ticaretin kritik hattı haline geldi
Kızıldeniz’in önemi yalnızca deniz taşımacılığıyla sınırlı değil.
Kuzeyde Süveyş Kanalı, güneyde ise Babülmendep Boğazı bulunuyor. Bu yapı bölgeyi dünya ticaretinin ana geçiş noktalarından biri yapıyor.
Özellikle Babülmendep’in dar yapısı, güvenlik sorunlarının ticarete hızla yansımasına neden oluyor.
Kızıldeniz’deki askeri gerilim artık yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel ticareti de doğrudan etkiliyor.
Husiler Suudi Arabistan ile yeniden karşı karşıya
Yemen’deki Husiler, 2023 sonrasında Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarını artırdı.
Bunun yanında İsrail’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları da gerçekleşti.
Suudi Arabistan ile yıllardır süren ateşkesin bozulması ise çatışmayı yeniden genişletti.
Husiler, Babülmendep çevresinde stratejik bölgelerde kontrol alanını büyüttü.
Ayrıca Suudi deniz taşımacılığına yönelik baskıyı artırdı.
Yanbu Limanı da saldırıların hedeflerinden biri oldu.
Bu liman, Hürmüz Boğazı’nda sorun yaşandığında Suudi petrolünün alternatif çıkış kapılarından biri olarak öne çıkıyor.
Suudi Arabistan Yemen’de yeni operasyonu destekliyor
Riyad yönetimi, Yemen hükümet güçlerinin Husilere karşı yürüttüğü operasyonlara destek veriyor.
Amaç, son dönemde kaybedilen bölgelerin yeniden kontrol altına alınması.
Buna karşılık Husiler Suudi Arabistan’daki havalimanları, boru hatları ve stratejik tesisleri hedef alıyor.
Suudi yönetimi ise güvenlik desteği için birçok ülkeyle temas yürütüyor.
Bu ülkeler arasında ABD, Çin, Pakistan, Türkiye, İngiltere, Fransa ve İsrail bulunuyor.
Afrika kıyısında çatışmalar yeniden hareketlendi
Kızıldeniz’in Afrika tarafında da güvenlik dengesi hızla değişiyor.
Etiyopya’da yaklaşık dört yıl boyunca düşük yoğunlukta kalan iç çatışmalar yeniden gündeme geldi.
Addis Ababa yönetimi, Tigray güçlerine destek verildiği iddiasıyla Eritre, Sudan ve Mısır’ı suçluyor.
Sudan’da ise iç savaş devam ediyor.
Ülkedeki çatışmalara farklı dış aktörlerin desteği bölgesel rekabeti daha karmaşık hale getiriyor.
Sudan bölgesel güçlerin rekabet alanına dönüştü
Sudan’daki savaş yalnızca ülke içindeki taraflarla sınırlı kalmıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve İran gibi ülkelerin bölgedeki etkisi giderek artıyor.
Ayrıca Suudi Arabistan ile BAE arasındaki nüfuz rekabeti de Sudan sahasına yansıyor.
Tarafların farklı gruplarla ilişki kurması, çatışmanın bölgesel boyutunu büyütüyor.
Kızıldeniz hattındaki krizler, Orta Doğu’daki rekabeti Afrika’nın kuzeydoğusuna taşıyor.
Cibuti askeri üslerin merkezi oldu
Kızıldeniz ile Aden Körfezi’nin birleştiği noktada yer alan Cibuti ayrı bir stratejik önem taşıyor.
Ülkede birçok yabancı askeri üs bulunuyor.
Çin, ilk denizaşırı askeri üssünü burada kurdu.
Buna ek olarak ABD ve diğer ülkelerin de askeri varlığı bölgede devam ediyor.
Bu nedenle Cibuti, büyük güçler arasındaki deniz rekabetinin önemli merkezlerinden biri haline geldi.
Somali ve Somaliland gerilimi denklemi büyütüyor
Somali de Kızıldeniz güvenliğini etkileyen ülkeler arasında bulunuyor.
El Kaide bağlantılı Eş Şebab örgütünün faaliyetleri güvenlik riskini artırıyor.
Bunun yanı sıra Somaliland’ın statüsü bölgesel gerilim yaratıyor.
İsrail’in Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıması yeni bir diplomatik alan açtı.
Türkiye ise Somali ile yakın siyasi ve askeri ilişkilerini sürdürüyor.
Bu tablo, Ankara ile Tel Aviv arasındaki Afrika rekabetini de güçlendirebilir.
İran Afrika kıyısında etkisini artırıyor
İran’ın Kızıldeniz’in Afrika kıyılarındaki varlığı da dikkat çekiyor.
Tahran yönetimi, bölgedeki bağlantılarını Suudi Arabistan üzerindeki baskıyı artırabilecek bir unsur olarak kullanıyor.
Öte yandan Husiler ile Eş Şebab arasında silah ve eğitim bağlantılarının bulunduğuna ilişkin değerlendirmeler de güvenlik risklerini artırıyor.
Bu gelişmeler, devlet dışı silahlı grupların bölgesel siyasetteki etkisini büyütüyor.
Türkiye, Rusya ve Çin de sahada
Kızıldeniz’de yalnızca bölge ülkeleri değil, küresel güçler de etkili oluyor.
Türkiye’nin Somali ve Sudan’daki askeri ve siyasi varlığı sürüyor.
Rusya ise Sudan üzerinden deniz erişimi elde etmeye çalışıyor.
Böyle bir imkan Moskova’ya Kızıldeniz, Afrika ve Hint Okyanusu hattında yeni hareket alanı sağlayabilir.
Çin ise Cibuti’deki askeri üssü ve bölgesel ekonomik ilişkileriyle etkinliğini artırıyor.
Avrupa Birliği de 2024’ten bu yana Kızıldeniz’de ticari gemileri korumaya yönelik deniz operasyonu yürütüyor.
ABD ise geçmiş yıllarda Husilere karşı çeşitli askeri operasyonlar gerçekleştirdi.
Küresel güç mücadelesi boğazlara kayıyor
Kızıldeniz’de yaşanan gelişmeler, stratejik geçiş noktalarına yönelik küresel rekabetin bir parçası olarak öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı, Güney Çin Denizi ve Kuzey Deniz Rotası da benzer mücadele alanları arasında bulunuyor.
Devletler, ticaret yolları üzerindeki kontrolü ekonomik ve askeri güç unsuru olarak kullanıyor.
Buna ek olarak devlet dışı aktörler de füze ve insansız hava araçlarıyla bu dengede daha etkili hale geliyor.
Kızıldeniz’de risk küresel ekonomiye yayılıyor
Bölgedeki çatışmaların genişlemesi deniz taşımacılığı maliyetlerini yükseltebilir.
Ayrıca petrol sevkiyatları ve tedarik zincirleri üzerinde yeni baskılar oluşabilir.
Kızıldeniz’deki belirsizlik, Avrupa-Asya ticaretinde alternatif rotalara yönelimi de artırabilir.
Bu nedenle bölgedeki askeri gelişmeler yalnızca güvenlik açısından değil, enerji ve lojistik piyasaları açısından da yakından izleniyor.





