"Çin'in Ortadoğu'da ABD'nin yerini alacak kapasitesi yok"

Saat Farkı’nda Feyza Gümüşlüoğlu bu hafta Abu Dabi’deki Zayed Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Jonathan Fulton ile Ortadoğu-Çin ilişkilerini ve Çin’in bölgede giderek artan nüfuzunu konuştu.
FG: Hoş geldiniz Dr. Jonathan. Katıldığınız için teşekkür ediyorum…
JF: Beni ağırladığınız için ben teşekkür ederim Feyza.
Teşekkürler… Evet, konuşacak çok konu var ve vakit kısıtlı, o yüzden hemen başlayalım… Çin-Ortadoğu ilişkileri son dönemde hızla gelişiyor. Kısa bir süre önce Suudi Arabistan, Türkiye ve İran da dahil olmak üzere bölge ülkelerinin dışişleri bakanları ile Körfez İş Birliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Çin’i ziyaret etti. Pekin, bölgede giderek daha önemli bir ekonomik ve politik aktör haline geliyor. Bu durum Çin’in son yıllardaki daha geniş küresel yükselişinin bir parçası mı? Kuşak-Yol Projesi Çin’in Ortadoğu stratejisini şekillendirmede nasıl bir rol oynuyor?
Kuşak ve Yol Projesi’ni özellikle belirtmenize sevindim çünkü Ortadoğu'da Çin'i konuşurken insanlar genellikle ekonomik çıkarlara odaklanıyor ve konu enerji ile sınırlı kalıyor. Tabii ki enerji Çin’in Ortadoğu’daki en önemli ilgi alanlarından biri ama son yıllarda özellikle 2013’ten beri, Kuşak-Yol Projesi Çin’in bölgedeki faaliyetlerinin büyük bir parçası haline geldi. Kuşak ve Yol Projesi'nin ne olduğunu düşünürsek, Pekin'in birden fazla bölgede pazarları ve ülkeleri birbirine bağlayan çok önemli bir ekonomik proje. Ve tabii ki Akdeniz, Pekin için en önemli güç kaynaklarından biri zira AB, Çin'in en büyük ticaret ortağı. Ve Orta Doğu'dan geçmediğiniz sürece AB'ye ne karadan ne de denizden ulaşım sağlayamazsınız. Yani 2013’ten beri Çin’i daha büyük bir politik rol içinde görüyoruz. Artık sadece ekonomik bir rol değil, aynı zamanda daha büyük bir siyasi rol oynuyor ve kesinlikle Çin’in son dönemdeki faaliyetlerinin çoğunu bu durum açıklıyor.
Çin’in Ortadoğu’daki en önemli motivasyonlarından biri enerji. Petrolünün yüzde 40'ından fazlasını Ortadoğu'dan ithal ediyor ama sizin de belirttiğiniz gibi Çin'in bölgedeki varlığı sadece enerji ticareti ile sınırlı değil, çok daha karmaşık ve aslında bunun ötesinde. Bu yüzden biraz daha açmak isterim, hem Çin hem de Ortadoğu perspektifinden, daha güçlü ilişkiler geliştirilmesinde diğer motivasyonları neler?
Evet, ilk olarak Çin perspektifinden bakarsak, Çin'in buradaki çıkarları öncelikli olarak ekonomik olmaya devam ediyor çünkü yine, Kuşak-Yol Projesi Çinli liderler tarafından siyasi olmaktan çok jeoekonomik bir girişim olarak tanımlanıyor. Bunun doğru olduğuna inansak da inanmasak da Çin, Orta Doğu'da önemli ekonomik bir aktör. Ekonominin ötesinde yaptıklarına gelince, dediğiniz gibi enerji çok önemli ama Çinli şirketler bu süreçte çok fazla anlaşma yaptılar. Son bir kaç yılda gördüğümüz gibi, bir çok Ortadoğu ülkesi Suudi Arabistan'ın 2030 vizyonu, Abu Dabi’nin 2030 Vizyonu, Kuveyt 2035 gibi vizyon projelerini hayata geçirdi. Bu projelerin tümü, daha güçlü, daha dayanıklı ve daha çeşitli bir yerel ekonomi inşa etmek için ekonomik çeşitlendirme ve yeni endüstriler ve sektörler geliştirmekle ilgili. Yani Çin şirketleri aynı zamanda altyapı, teknoloji ve yenilenebilir enerji projeleri de gerçekleştiriyor. Çinli şirketleri bu bölgede çok iş yapıyor. Yani mesele sadece enerji değil. Politik kaygılar da var çünkü Çin burada büyük bir rol oynuyor, bu da bölgenin bir şekilde istikrarlı olmasını gerektiriyor. Çin bölge ülkelerindeki statüko ile siyasi olarak da bir iş birliği içinde. Yani siyasi, ekonomik ve aynı zamanda giderek artan güvenlik hedefleri var zira bölgedeki çıkarlarının korunduğundan emin olmak için daha büyük bir rol oynamak durumunda… Peki bölge ülkelerinin Çin’le ilişkileri geliştirmedeki menfaatlerine gelelim. Uluslararası arenada olanları görüyoruz. ABD, terörle mücadele merkezli dış politikasından, uluslararası alanda yaptıklarının çoğunun merkezinde stratejik rekabete geçti. Rusya ve Çin ana stratejik rakipler olarak öne çıkıyor. Bu da ABD'nin özellikle Hint-Pasifik bölgesinde daha aktif olması gerektiğini gösteriyor. Bu, Körfez aktörlerinin, özellikle de Orta Doğu ülkelerinin, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Orta Doğu'ya derinden bağlı olmayan bir ABD varlığıyla karşı karşıya kaldığı anlamına geliyor. Bu nedenle de ilişki kurdukları ülkeleri çeşitlendirmeye çalışıyorlar ve Kuşak-Yol projesi ile muazzam derecede ticari ve ekonomik varlığını büyüten Çin ile ilişki kurmaya çalışıyorlar. Bu durum Çin ile daha derin ilişkilerin kurulmasını mantıklı kılıyor. Sadece Çin değil tabii ki fakat öncelikle Çin bölge ülkeleri için büyük bir riskten korunma aracı gibi görünüyor.
“ÇİN’İN BÖLGEDEKİ ASKERİ VARLIĞI ARTACAK”
Evet, ABD-Çin yarışı ve bölgeye etkileri hakkında daha detaylı konuşacağız ama güvenlikten bahsetmişken bunu da özellikle sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi şu anda Çin’in tek denizaşırı askeri üssü Afrika’da; Cibuti’de. Çin’in bölgede ekonomik anlamda varlığını artırırken askeri rolünü de güçlendirmesini bekliyor musunuz?
Bu rol ekonomi ile sınırlı kalamaz. ABD-Çin ilişkisine daha sonra döneriz dediniz ama aslında bence her şeyin merkezinde bu var. Çin’in bugün bölgede daha düşük bir güvenlik varlığına sahip olması, büyük ölçüde bölgedeki çıkarlarının ABD'nin bölgeye yönelik güvenlik taahhütleri altında korunuyor olmasından kaynaklıydı. Dolayısıyla Çin'in daha büyük bir rol oynamasına gerek yoktu. Trump yönetimi ticaret savaşını başlattığından ve Çin'i stratejik bir rakip olarak sınıflandırdığında beri ise son yıllarda Çin liderlerinin bölgesel meselelerde daha güçlü bir rol oynamaları gerektiğini düşünmeye başladıklarını ve Pekin'in mantığının değişmeye başladığını görüyoruz. Kısa süre önce Çin savunma bakanı Suudi savunma bakanıyla görüştü ve savunma konusu ile daha ciddi bir şekilde ilgilendiklerinden bahsetti. Bence Çin’in çıkarları bu konuda daha büyük bir rol oynamayı kaçınılmaz kılacak. Bölgedeki çıkarlarını garanti altına almak için ABD ordusuna güvenemezler. Dolayısıyla, daha büyük bir Çin güvenlik yapılanması göreceğimizi düşünüyorum.
“ABD’NİN ORTADOĞU’DAN ÇEKİLDİĞİ DÜŞÜNCESİ ABARTILI”
Bununla bağlantılı bir soru daha sorayım o halde… Bölgede ABD varlığının zayıflaması ve olası güç boşluğu söylemleri… Nitekim ABD’nin Afganistan'dan çekilmesinin de bölge ülkelerinin endişelerini daha da artırdığı söylenebilir. Diğer yandan Çinli yetkililer, ABD'nin çekilmesinden sonra Çin’in sözde güç boşluğunu doldurmayacağını söylüyor. Siz ne diyorsunuz? Sizce Çin, bölgede ABD'nin rolünü almaya istekli mi? Cevap evet ise bunun için yeterli kapasiteye sahip mi?
Kesinlikle hayır. Çin, ABD'nin son 30 yıldır burada oynadığı güvenlik rolünü üstlenmekle ilgilenmiyor, bu Çin'in çıkarlarına uygun değil, bölgesel meseleleri yürütme tarzına da uygun değil. Çin bölgesel meseleleri ABD gibi yönetmiyor. Ayrıca ABD'nin bölgeden tamamen ayrılacağı söyleminin de aşırı derecede abartıldığını düşünüyorum. ABD'nin Orta Doğu'daki çıkarlarının son on veya yirmi yılda temelden değiştiğini düşünüyorum. Bunun sonucunda ABD politikasının da değişmeye başladığını görüyoruz. Ancak örneğin Körfez'e baktığınızda, bölgede hala 35 binden fazla ABD askeri var, dolayısıyla bölgede hala ABD askerlerinin varlığı sürüyor.ABD'nin bölgeden ayrılması fikri gerçekten abartılı. Bu nedenle bence bu düşünce bölgesel siyaseti yönlendirmemeli. Körfez'de ve Orta Doğu'da liderler, Amerika’nın taahhütleri konusunda endişeli. Afganistan'ın durumu, insanların ABD’nin taahhütleri hakkındaki düşüncelerini değiştirdi.Ancak Çin Dışişleri Bakanı'nın dediği gibi, bölgede bir güç boşluğu olduğunu veya olacağını söylemek bence yanlış bir tanımlama olur. Bence şu an yaşanan sadece ABD’nin bölgede bugüne kadar yaptıklarını gözden geçirmesi. Bu da elbette Çin ve diğer büyük güçlerin daha büyük bir rol oynaması için fırsatlar yaratıyor.Farklı bölgesel güvenlik rollerinin çeşitlendirilmesini bekliyorum ama ABD gitti, Çin geldi gibi bir durum yok. Çin'in böyle bir derdi yok, ve dürüst olmak gerekirse bu noktada kapasitesi de yok…
Anlıyorum… BAE eski bakanı ve şimdiki danışman Anwar Gargash, bir seferinde “Bizi endişelendiren, ABD-Çin arasındaki şiddetli rekabet ile yeni bir soğuk savaş arasındaki ince çizgi” demişti. ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu-Çin ilişkilerini genel olarak nasıl şekillendiriyor ve yakın gelecekte bölge ülkeleri için riskler neler sizce? Bir taraf seçmek zorunda kalırlar mı? Ne tür zorluklar bekliyor?
Kısa vadede zorluktan başka bir şey görünmüyor açıkçası. Umarım bu mantık yayılmaz çünkü bölgeye baktığınızda, Çin'in çoğu ülke için, özellikle de Körfez'de ticaret ve yatırım gibi birçok alanda birincil ekonomik ortak olduğunu görürsünüz. Çin, bölgedeki birçok ülke için büyük bir ekonomik güç. ABD ise önemli bir diplomasi ve güvenlik ortağı. Pekin ve Washington'dan gelen bu stratejik rekabet birçok ülkeyi zor duruma sokuyor. Ya taraf seçmek zorundalar ya da neden seçmediklerini açıklamak için stratejik bir sebep ifade etmek zorundalar ve Washington ile Pekin'in bunu kabul etmesini sağlamalılar. Yani şu anda durum çok karmaşık. Kimsenin bir taraf seçmek gerektiği fikrinden hoşlanacağını sanmıyorum, çünkü açıkçası, ABD ekonomisi üzerindeki Çin etkisini veya Çin ekonomisindeki Amerikan etkisini sınırlamak için ayrıştırma konuşmalarına veya diğer birçok stratejiye rağmen, biz 30 yıldan fazla bir süredir bu küreselleşmiş ortamda ülkelerin ekonomileri zaten diğerleriyle derinden iç içe geçmiş durumda. Yani bu son derece zor olur. Bu, iki kutup arasında neredeyse hiçbir ekonomik bağlılığın olmadığı Rusya-ABD arasındaki Soğuk Savaş gibi değil. Şu anda ABD ve Çin, birbirlerinin en büyük ticaret ve yatırım ortakları olmaya devam ediyor ve onlarla iş yapan her ülkenin her ikisiyle de birçok doğrudan bağlantısı var. Dolayısıyla Bakan Anwar Gargash bu noktayı oldukça açık ve net dile getirdi. Taraf seçmek, BAE'yi ve diğer bölgesel aktörleri oldukça rahatsız edici bir duruma sokar. Umarım böyle bir şey yaşanmaz ve ülkelerin süper güçlerle ilişkilerini bu zihniyet yönlendirmez, çünkü açıkçası hiç kimse bunu istemiyor…
Peki ya Washington? Bunu kimse istemiyor ama Washington'ın bu konuya yaklaşımı nasıl sizce? Afganistan örneğinden de gördüğümüz gibi ABD Orta Doğu’daki varlığını azaltıyor ama aynı zamanda Çin'in bölgesel ve küresel alandaki yükselişine de karşı duruyor. ABD'nin, Çin'in yükselişi ve bölgede artan rolüne yaklaşımı nasıl? Washington sizce bölge ülkelerinin bir taraf seçmesini gerçekten bekliyor mu?
Bence olan şey, Çin'in bölgedeki rolünün 15 veya 20 yıldır oldukça derin ve geniş olması, Çin'in giderek daha büyük bir bölgesel güç haline gelmesi. Bunun 2019’da Washington’da daha politik bir mesele haline geldiğini söyleyebilirim. 5G Huawei sorunu ABD'de yankılandı ve eskisinden çok daha büyük bir sorun haline geldi. Yani haklısınız,ABD hassas olduğunu düşündüğü bazı sektörlerde Orta Doğu’daki müttefiklerinin Çin ile ilişki kurmamasını istediğini açıkça belirtti. Bu ister güvenlik konusunda ister teknolojide ya da başka konularda olsun, bunu sağlamak çok zor çünkü, bu 2019'dan beri bir sorun olsa da, bu ülkelerin çoğu Çin ile bu teknoloji meseleleri üzerinde beraber çalışıyor.Ondan önce de altyapı vardı. Fiziksel donanımları yerinde ve bunu desteklemek için 5- 10 yıldır geliştirdikleri sistemleri var. Ekonomiyi çeşitlendirme projelerine baktığınızda, Çin'in oldukça iyi yaptığı dijital ekonomi, fintech, 5G, yapay zeka gibi teknolojileri istiyorlar. Bu yüzden zor olacak, yani Washington net bir şey ortaya koymak zorunda. Ve açıkçası, şimdiye kadar pek çok insanı bu konuda bir seçim yapmaları gerektiğine ikna edemedi. Çin’in 5G’si yerine Amerika’nın şu teknolojisi var diye alternatif sunmuyorlar; Ericsson ile devam edin gibi... ABD'nin neden onlar için önemli olduğunu düşündüklerini daha iyi ifade etmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü açıkçası, bölgedeki çoğu ülke meseleyi Amerika'nın gördüğü gibi görmüyor. Amerika’nın bu ülkelerle karşılıklı çıkar ilişkisi mevcut ve bu konuda bir araya gelmeleri şart değil. Gerçekten karmaşık bir mesele…
“ABD VE ÇİN ARASINDA DENGE KURMAK ZOR”
Yani Körfez ülkeleri ve genel olarak Orta Doğu ülkeleri, ABD ile olan iyi ilişkilerini korurken aynı zamanda Çin ile ilişkilerini geliştirmeye çalışacak… Bu noktada dengeyi sağlamak zor gibi görünüyor…
Evet zor bir denge ama bildiğiniz gibi, kısa süre önce Abu Dabi'ye yönelik ABD füze savunma sistemleri tarafından püskürtülen bir saldırı oldu. Örneğin Çin bu konuda hiçbir şey vadetmiyor. Bu durum, ABD varlığının önemini ve neden devam etmesi gerektiğini oldukça somut ve anlamlı bir şekilde gösterdi. Çin henüz bu tür bir ortaklık sunmuyor.Çin'in çok uzun süredir devam eden, güvenlik veya ittifak durumlarını içine almayan bir politikası var.ABD'nin yaptığı gibi askeri güvenlik sağlamıyor. Bu yüzden, bence birçok ülke Çin'e bakacak ve şöyle düşünecek; pek çok ülke içingüvenliğin acil bir endişe kaynağı olduğu bir bölgede bunları sağlayamıyorsanız, bu durum ilişkinizi sınırlandırır ve bence bu da onları zorluyor. Çin, ABD'nin artık sunmadığı tüm seçenekleri sunuyor gibi bir durum söz konusu değil. Her ülkeden faydalandıkları ayrı bir konu var ve bu yüzden bu zor dengeyi korumaya çalışmak istiyorlar.Ama tekrar söyleyeyim, mevcut ortamda bu çok zor…
Evet, özellikle İran’ı da sormak istiyorum çünkü genelde görünen o ki Çin, bölgesel meselelerde biraz daha tarafsız bir duruş sergilemeye çalışıyor.Ancak İran konusu zorlu çünkü malum Körfez ülkeleri için en büyük tehditlerden biri ve Çin kısa süre önce İran ile 25 yıllık bir iş birliği anlaşması imzaladı. ABD'nin Tahran'a uyguladığı yaptırımlara da karşı. Çin bu tarafsız konumunu bölgede ne kadar sürdürebilir? Sizce Çin, İran ve Körfez ile ilişkilerini aynı anda dengeleyebilir mi?
Öncelikle Çin’in tarafsız olarak nitelendirilmesine çok katılmıyorum çünkü Çin’in İran’la imzaladığı ortaklık anlaşmasının aynısı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile de imzalandı. Aradaki fark şu, İran dışişleri bakanı önceki hafta Çin'e gittiğinde, 25 yıllık bu ortaklığın şimdi uygulama aşamasına geçiyoruz dedi. Bu ortaklık anlaşması aslında 2016 yılında imzalandı. Yani 5 yıl sonra, geçen bahar nihayet anlaşmaya varıldıysa ve bir yıl sonra bunu yürürlüğe koyuyorlarsa zaten ortadaki kısıtlar görülebilir. Eğer faaliyete geçmesinden ve hemen uygulanmasından sadece birkaç gün önce İran’la aynı hafta imzalanan Suudi stratejik ortaklığını birbiriyle karşılaştırırsak, o zamandan beri milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalandı, ve her iki ülke için de çok önemli birçok proje hayata geçti. BAE ile 2018’de imzalandı ve o da direkt hayata geçirildi. Çin’in COVID aşısı (Sinopharm) dahil olmak üzere birçok önemli siyasi ve ekonomik girişim üzerinde işbirliği yapıldı. Anında hayata geçirildi. İran’la imzalanan anlaşmanın hayata geçmesi tam 6 yıl aldı. Dolayısıyla Çin’in İran’ı Körfez’in gördüğü gibi gördüğünü düşünmüyorum. Çok daha derin ekonomik, stratejik ve politik bir değere sahip olduğunu düşünüyorum. İran’ı provoke etmeye gerek olmadığını düşünüyorlar. Çin, İran’ı önemli bir partner olarak görüyor. Çin'in, ABD’nin İran yaptırımlarına karşı olduğunu söylüyorsanız, bu doğru. Ancak zaten Çin genel olarak ABD yaptırımlarına karşı. Bu yaptırımlar ABD’nin sürekli bir şekilde idare aracı olarak kullanılıyor ve Çin de bu durumdan hoşlanmıyor. Çin İran’ı desteklediğinde dedi ki, tamam bu kapsamlı stratejik ortaklığı imzalayacağız ama sonrasında 25 yıl, 400 milyar dolar ödenek ya da üs gibi verilen sözler iki ülke tarafından da onaylanmadı. Bu bana sadece lafta kalan bir anlaşma gibi geliyor, ancak bu ortaklığın iki tarafın da ortak endişelerine karşı beraber çalışmak olduğunu söylüyorlar. Yani Çin diyor ki seninle bu ortaklığı sağlayacağız ve belki de bu büyük bir probleme yol açacak. Ayrıca Şanghay İş birliği Örgütü İran’a kapılarının açık olduklarını söyledi. Bu iki gelişme de bence İran için faydalı olabilir ama tabii ki ancak İran artık ABD yaptırımı altında olmazsa. Eğer İran yeniden nükleer anlaşmaya (JCPOA) katılırsa ABD yaptırımlarına tâbi tutulmayacak, bu tek çözüm. Eğer katılmazsa, İran ile ABD aralarındaki problemi çözebilirse, tabii ki hem Washington hem de Tahran tarafından adım atılması gerekiyor. Ancak İran, JCPOA'ya katılmadan ve bunu yeniden müzakere etmeden ve ABD ile bir anlaşmaya varmadan, yaptırımlar devam edecek ve bu durumda Çin ile yaptıkları ortaklık da işe yaramaz olacak, çünkü bu durumda en büyük ekonomik ortağı olan ABD tarafından yaptırıma uğrayan İran’a hiçbir Çinli şirket gidip yatırım yapmayacak. ASEAN üyeliği için de aynı şey geçerli. Eğer İran tam üye olur ama ABD yaptırımlarının altında kalmaya devam ederse, üyelik yine geçersiz sayılır. Yani, bence Çin'in yaptığı şey, İran'a, eğer sorumlu bir ülke gibi davranmaya başlarsanız, bölgesel düzeni altüst etmeye çalışan bir güç olmayı bırakırsanız bizden gelebilecek büyük ekonomik avantajlardan yararlanabilirsiniz. Ama eğer yapmazsanız, JCPOA’dan birkaç ay sonra imzalanan ortaklık anlaşmasına benzeyecek. Çin bu ortaklık olacak dedi, ancak Trump seçildiği ve anlaşmadan ayrılacağım dediği anda Çin, ortaklık için aktif olarak çalışmayı bıraktı ve İran'la olan ilişkisini neredeyse kesme noktasına geldi. Bana göre bu bize, Çin’in çıkarının Amerika ile iyi ilişkiler kurmasından geçtiğini gösteriyor ve İran’la şu an yaptığı Amerika'nın İran'ı yeniden masaya oturtma konusundaki isteğiyle oldukça uyumlu görünüyor. Çin'in yaptığı şeyin, Washington ile ilişkilerinde bir pazarlık kozu olarak görülen İran'ın değerini arttırmak olduğunu düşünüyorum.
“TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNİN ÖNÜNDE SİYASİ KISITLAR VAR”
Çok kapsamlı bir cevap oldu, teşekkürler… Son sorum Türkiye ile ilgili olacak. Bölgesel bir güç olarak Türkiye de Çin ile iyi ilişkiler geliştiriyor. Tabii diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak Türkiye aynı zamanda Çin'i tehdit olarak gören NATO’nun da bir üyesi.Bir de malum son derece hassas olan Uygur meselesi var. Bu konu aslında çoğu Müslüman ülke için çok büyük bir sorun gibi görünmese de, Türkiye-Çin ilişkilerinin ilerlemesinde potansiyel bir sorun kaynağı denebilir sanıyorum. Şunu sorayım, Çin'in bölgesel stratejisinde Türkiye nerede duruyor? Ve sizce bu konunun ikili ilişkilere olumsuz bir etkisi var mı?
Bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum, ancak tek sorun bu değil. Türkiye'nin ekonomisinin büyüklüğüne ve jeostratejik ve jeopolitik özelliklerine baktığınızda, Çin-Türkiye ilişkilerinin çok iyi olmasını beklersiniz. Fakat olan bu değil. Ve bence bunun nedeni, bu ilişkinin beklenen şekilde iyileşmesini engelleyen durum siyasi kısıtlar. Öncelikle, daha önce Kuşak-Yol Projesi'nden bahsettim, Kuşak-Yol projesi pazarları ve ülkeleri birbirine bağlama ve bundan yararlanma üzerine kurulu. Bir ülkenin kendi bölgesindeki diğer ülkelerle iyi ilişkileri olması gerekir çünkü ancak bu şekilde tedarik zincirlerine ve farklı pazarlara bağlanabilir. Ancak Türkiye, son yıllarda Ortadoğu ve Avrupa'daki birçok komşusuyla oldukça sıkıntılı ilişkilere sahip oldu ve bu da Türkiye’nin bağlantı açısından değerini düşürüyor. Türkiye'nin BAE, Suudi Arabistan, Yunanistan ile sorunlarını düşündüğünüzde, aslında jeopolitik olarak tüm bu yerlerle çok derinden ilişkileri olması gerekir ama siyasi olarak bu yok. Sonuç olarak Türkiye’nin Çin ile bağları güçsüzleşiyor. Uygur meselesi de diğer bir sorun. Tabii Uygurlar etnik olarak Türk kökenli olduğu için Türkiye bunu önemli görüyor. Elbette Türk liderlerin bu konuda seslerini yükseltmeleri normal. Ancak bu, Çin için ciddi anlamda iç siyasi kaygı yaratan bir durum ve bu konuda yabancı bir ülke tarafından eleştirilmek gerçekten Çin'in kabul edebileceği bir şey değil. Dolayısıyla, dışarıdan bakınca daha iyi bir Çin-Türkiye işbirliği için avantajlı olunduğu görülse de bu işbirliğinin önünde duran birçok siyasi mesele olduğunu düşünüyorum…
Anlıyorum… Maalesef vaktimiz doldu. Çok teşekkür ediyorum tekrar. Bu arada Çin-Ortadoğu ilişkileri üzerine Routledge’dan çıkan yeni kitabınız için de tebrik ederim. Okumak için sabırsızlanıyorum!
Teşekkür ederim. Kitapta Dr. Altay Atlı’nın da Türkiye ile ilgili harika bir bölümü var. Değindiğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim hocam, Abu Dabi’ye selamlar…
Tabii ki, buradan da Türkiye’deki herkese selamlar…





