Röportajlar

"Zengin ülkelerin aşısının masadaki kırıntılar gibi toplandığı üretim modeli değişmeli"

"Zengin ülkelerin aşısının masadaki kırıntılar gibi toplandığı üretim modeli değişmeli"

Feyza Gümüşlüoğlu, Saat Farkı programında bu hafta ABD’deki Duke Üniversitesi’nden Küresel Sağlık ve Kamu Politikaları Profesörü Gavin Yamey ile pandemi üzerine konuştu.

 
FG: Hoş geldiniz Profesör, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim…
 
GY: Beni ağırladığınız için ben teşekkür ediyorum…
 
Biz teşekkür ederiz. Evet hocam, size soracak bir sürü sorum var ama zamanımız kısıtlı o yüzden hemen başlamak istiyorum. Öncelikle belki de bize güzel haberler vererek başlarsınız. Pozitif haberler duymaya ihtiyacımız var. Şunu sorarak başlayayım; son iki yıldır kısıtlamalar, yasaklarla boğuşuyoruz. Ancak omicron varyantı sonrası biraz daha rahatlama görünüyor. Sizce sona yaklaştık mı? Pandemi yakında endemi haline gelecek mi? Eğer öyle ise sonrasında bizi neler bekliyor?
 
Elbette, iyi bir haber olarak şunu söyleyebilirim ki olağanüstü güvenli ve oldukça etkili bir aşımız var. Ve eğer dünyanın büyük bir çoğunluğunu aşılayabilirsek ki benim bulaşıcı hastalıklar ve epidemiyoloji uzmanı meslektaşlarım dünyanın yaklaşık yüzde 90’ını, hatta yüzde 95’ini aşılamamız gerektiğini söylüyor, o zaman bu salgını soğuk algınlığı veya grip gibi korkuç hastaneye yatış ve ölüm oranları vermeyen bir hastalığa dönüştürebiliriz. Aşılar, hastaneye yatış ve ölümü önlemede şaşırtıcı derecede etkili. Bugün ne yazık ki hastaneye ve yoğun bakıma kaldırılarak ölmekte olan insanların aşısız olma olasılığı çok, çok daha fazla. Bu nedenle, aşı kesinlikle bu pandemiden çıkış yolumuz. Bu arada, artık yaygın olarak bulunacağını umduğumuz tedavilerimiz de var; eğer hastalığı erken yakalar ve bu ilacı alırsanız, hastaneye kaldırılmanızı tamamıyla engelleyebilir veya hastaneye kaldırılma ihtimalinizi önemli ölçüde azaltabilir. Yani, şu anda umut verici bir aşı sonrası antiviral dünyaya ilerliyoruz. Tabii ki ne yazık ki düşük gelirli üklelerde nerdeyse kimse tam aşılı değil ve bu bizim en büyük problemimiz…
 
Evet bu konuyu detaylıca konuşacağız, aşılama konusuna ayrıca geleceğim ama ondan önce size pandeminin küresel olarak nasıl yönetildiğini -veya yanlış yönetildiğini- sormak istiyorum. Hangi ülkeler gerçekten iyi başa çıktı, hangileri başarısız oldu? Yaygın hatalar nelerdi? Bir de, otoriter rejimlerin pandemi ile başa çıkmada demokrasilere kıyasla daha başarılı olduğunu öne süren çalışmalar var. Çin’in sıfır-vaka politikası malum…. Bazıları da tam tersini savunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
 
Çok güzel bir soru… Hangi ülkelerin, insanları virüs kaynaklı ölümden en iyi şekilde koruduğunu anlamaya çalışacağımız araştırmalar daha uzun yıllar sürecek. Dünyanın dört bir yanına baktığınızda, ABD, Birleşik Krallık ve Brezilya gibi ülkelerde toplu ölümlerin yaşandığını ve milyon kişi başına kümülatif ölümler açısından şaşırtıcı derecede yüksek oranlara sahip olunduğunu görebilirsiniz. Ayrıca bu kitlesel ölüm oranlarını engellemeyi başarmış ülkeler de var, bu başarının nedenlerini uzun yıllar boyunca araştırmalarla anlamaya çalışacağız. Fakat, tabii ki hangi ülkelerin iyi adımlar attığı hangilerinin yıkıcı bir şekilde yanlış kararlar aldığı konusunda bazı ortak fikirler ortaya çıkıyor. Bu konularda bir sürü araştırma ortaya kondu, daha önce pandemi, özellikle de SARS'ı deneyimlemiş olan ülkelerin pandemiyle ilgili bir geçmişleri olduğunu ve bu deneyimlerini kullandıklarını düşünüyorum. Ellerinde geçmiş bilgiler olduğu için daha hazırlıklıydılar ve bu durumu erkenden ciddiye alıp ona göre yaptırımlar yaptılar. Yani 2020’nin Ocak ayında Dünya Sağlık Örgütü tüm ülkelere hazırlıklı olun, bu virüs geliyor ve hazır olmanız gerekiyor, her vakayı teşhis etmeniz ve izole etmeniz gerekiyor dediğinde hazırlardı. Ayrıca ben vatandaşlarıyla iyi iletişim kurabilen, toplumu ve vatandaşları yönetime dahil eden ve pandemi yönetiminin bazı temel ilkelerini benimseyen liderlerin, bu tür toplu ölüm olaylarını nispeten engelleyebildiğini düşünüyorum. İngiltere, ABD ve Brezilya gibi ülkelerde bu durumun yaşanmadığını trajik bir şekilde görebiliyoruz. Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Kore, Japonya gibi Pasifik ve Güneydoğu Asya ülkelerinde gördüğümüz gibi ölüm oranlarını düşük tutmak da mümkün.
 
Anlıyorum hocam… Okulların kapanması da pandemi döneminde en çok tartışılan konulardan biri oldu, destekleyenler çocukların güvenliğinin her şeyden önce geldiğini söylerken, karşıtlar ise okulların ne olursa olsun açık kalması gerektiğini savunuyor. Siz halk sağlığı açısından bu konu hakkında neler söylersiniz? 
 
Evet… Bence bilim, okullar ve okul güvenliği konusunda oldukça net, aslında bilimin bu konuda ne söylediği uzun zamandan beri biliniyor. Herhangi bir binada uygulayabileceğiniz bilime dayalı, kanıta dayalı halk sağlığı önlemleri var. Bir okulun da diğer binalardan bir farkı yok değil mi? Herhangi bir binada, ofiste, okulda insanları korumak için alınan önemler aslında aynı. Bu önemlerin içine havalandırma ve hava filtrasyonu da dahil. Virüsün ortak hava yoluyla bulaştığını biliyoruz, özellikle insanlarla yakın temas içindeyseniz. Böylelikle mesafenin de bizi koruduğunu biliyoruz. Ayrıca maskeleme de özellikle yüksek filtrasyonlu olanlar kullanıldığında koruma sağladığını biliyoruz. Ve şimdi çocuklar da dahil olmak üzere herkes için aşılama var. Mesela benim 6 yaşındaki çocuğum yüz yüze okula gidiyor. Tüm aşıları yapıldı ve okul havalandırmasını iyileştirdi. Her sınıfta bir HEPA filtresi sağlandı ve zorunlu maske takma kuralı var. Öğretmenleri aşılandı. Bana göre bu durumda çocuğuma tam koruma sağlanmış durumda. Kendisi de okulda olmak istiyor ve sorumluluklarını yerine getiriyor, bundan önce de Haziran 2020’den beri kreşe gidiyordu ve korumasını sağlayabiliyordu. Asıl trajedi, 2 yıldır pandemi sürecinde olmamıza ragmen mantıksızca, birçok yerde bu yatırımların yapılmamış olması. Hala bazı bölgelerde bazı okullarda bu önemler uygulamaya konulmuyor ve bu tür halk sağlığı koruma önlemleri alınmadan okulları açık tutmak çok zor…
 
AŞI ZORUNLULUKLARI ZATEN HAYATIMIZIN PARÇASIYDI
 
Çok tartışılan ve anlaşmazlığa neden olan bir diğer konu da aşı zorunluluğu. Bildiğiniz gibi Dünya Sağlık Örgütü, zorunlu aşının “son çare” olması gerektiğini söyledi. Ülkeler bu konuda farklı politikalar izliyor. Siyasetçiler, bilim insanları ve halk farklı görüşlere sahip. Şahsen dürüst olmam gerekirse benim de kafam bu konuda karışık. Bu yüzden sizin düşüncenizi bilhassa merak ediyorum. Hükümetler Covid aşılarını zorunlu kılmalı mı? Halk sağlığı ile kişisel özgürlükler arasında nasıl bir karar verilmeli?
 
Evet çok iyi bir soru… Aslında sizin de söylediğiniz gibi bu son derece anlaşılabilir ve canlı bir tartışma. Ben bu tartışmanın tek bir doğru ya da yanlış cevabı olduğunu düşünmüyorum. 100'den fazla ülkede halihazırda bir çeşit aşılama zorunluluğu olduğunu, dolayısıyla bunun da zorunlu olmasının hayatımızın zaten bir parçası olduğunu aklımızda tutmalıyız. Çocuklarımız çocukluk aşılarını olmadıkça zaten neredeyse hiçbir okula gidemiyor. Duke Üniversitesi’nde 6 yıldır çalışıyorum ve grip aşınız olmadıkça hastanede, üniversitede çalışamıyorsunuz. Yani aşı zorunlulukları hayatımızın zaten bir parçası. Avukatlar, hukukçular, aşılama zorunluluklarının etik, yasal ve hak temelli olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyorlar. Dünya Sağlık Örgütü de aşılamanın bir insan hakkı olduğunu söylüyor. Aşı olma hakkımız var. Ama sizin de söylediğiniz gibi Dünya Sağlık Örgütü bunun son çare olması gerektiğini söylüyor. Elbette toplumun aşılamayı benimsediğini görmek isteriz ve bence her zaman ilk yaklaşım bu olmalı. Ve birçok senaryoda, bilgi, iletişim ve eğitim yoluyla şaşırtıcı derecede yüksek aşı oranlarına ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda tabii ki aşı yaptırmayan insanları utandırmamalı, aksine onlara bilgi verip sorularına cevap vermeliyiz. Ancak dediğiniz gibi, şu anda Covid-19 aşı zorunluluğunu uygulayan ülkeler var. Bu konuda yorum yapamıyorum. Çalıştığım yerde de zorunlu. Ben de çalıştığım için Covid aşısı olmak zorundaydım. Çalıştığım yer, üniversitem kendinizi, meslektaşlarınızı ve hastalarınızı korumanız gerekiyor dedi. Bu yüzden pek çok hastane ve sağlık sistemi, bazı durumlarda da şirketler aşı zorunluluğunu benimsiyor.
 
ABD’DE AŞILAMA KORKUNÇ BİÇİMDE POLİTİZE DURUMDA
 
Yine bununla bağlantılı bir soru sorayım. Tüm dünyada, Türkiye'de de ABD'de de güçlü bir aşı karşıtlığı var. Aslında sandığımızın aksine birçok araştırma aşı karşıtlığının, eğitim seviyesinin daha yüksek olduğu gelişmiş ülkelerde daha yaygın olduğunu gösteriyor. Bu aşı karşıtı hareketlerin arkasındaki motivasyonlar neler? Sizin bu konudaki gözlemleriniz nedir? Ve ne yapılmalı? Bu durumla nasıl mücadele edilebilir?
 
Evet, özellikle benim yaşadığım yerde bu gerçekten çok büyük bir zorluk. Ve az önce söylediğiniz gibi, aslında araştırmalar oldukça açık, dünya genelinde yapılan anketlerde aşı olma isteği düşük ve orta gelirli ülkelerde daha yüksek. Yani tamamen haklısınız, ABD'de olduğu gibi daha yüksek gelirli ülkelerde aşı karşıtlığı oranları daha yüksek olma eğiliminde. Bence ABD çok iyi bir örnek, ne yazık ki burada aşılama korkunç bir şekilde politize olmuş durumda. Şu anda aşı olup olmadığınızı tahmin etmede en güçlü faktör Donald Trump'a oy verip vermediğiniz. Aşıdan çekinmek hatta aşıya karşı çıkmak ne yazık ki artık muhafazakar ve cumhuriyetçi kimliğin bir parçası haline geldi. Bu konuda sağcı liderlere ihtiyacımız olacak, muhafazakar ve cumhuriyetçi liderlerin asılsız mitleri ortadan kaldırmak ve Cumhuriyetçilere ulaşabilmesi için birlik olması gerekiyor. Mesela sağcı televizyon kanalı Fox, 24 saat sanki insanları aşı yaptırmamaya ikna etmeye çalışıyormuş gibi programlarında aşılar hakkında saçma sapan şeylere ve yanlış bilgilere yer veriyor. İşin ironik yanı, Fox News’in kendi çalışanlarına yönelik aşı zorunluluğu var. Çalışanlarının işe gelmeden önce aşı olmaları veya negatif test göstermeleri gerekiyor. Yani şu anda bu konuda çok fazla ikiyüzlülük var. Ayrıca, büyük aşı karşıtı örgütlerin karşıt kampanyaları da sürüyor. Özellikle büyük 12 tane örgüt var. Onlara Kirli Düzine deniyor ve içten içe insanların korkularını besliyorlar. Bu konuyu paraya çeviriyorlar. İnsanlardan bağış istiyorlar. Bu tür örgütler bir tür bilim karşıtı hareketin, bilim karşıtı saldırganlığın bir parçası. Ve gerçek şu ki, bu bilim karşıtı saldırganlığın sonucu, insanlar COVID 19'a yakalanıyor ve aşı olmadıkları için ölüyorlar.
 
BİR GRUP UÇ BİLİM İNSANI MEDYADAKİ SÖYLEME HÜKMEDİYOR
 
Evet ben de tam buraya gelecektim… Bilim insanları sadece pandeminin kendisine karşı değil, aynı zamanda sizin de bahsettiğiniz gibi infodemiye (yanlış bilgi salgını) karşı da savaşıyor. Bilhassa sosyal medyada aşılama konusunda çok büyük bir bilgi kirliliği var. Ve malum komplo teorileri çoğu zaman bilimsel gerçeklerden çok daha hızlı yayılıyor. Ama aynı zamanda şunu da açıkça sormak istiyorum. Bilim insanları pandemi sürecinde maskelerin koruyuculuğundan kısıtlamalara, aşının etkisine kadar çok temel bazı konularda ikiye bölündü. Bilim insanlarından gelen bu karışık, hatta bazen çelişkili mesajların da bu infodemiye katkıda bulunduğunu düşünüyor musunuz?
 
Aslında bu noktada size katılmıyorum. Bilim tartışmaya çok da açık değildir. Virüsün ne olduğunu biliyoruz, nasıl bulaştığını biliyoruz. Aşılama, maske, mesafe gibi bulaşmayı azaltan kanıta ve bilime dayalı araçları biliyoruz. Ve aslında dezenformasyon yayan, Covid’in varlığına inanmayan, doğal bağışılığın her şeyi yenebileceğini düşünen, Büyük Barrington Deklarasyonunu savunan insanların inanmanızı istediği şey, virüsün iki farklı yönünün olduğu ve kesinliğin olmadığı. İşte buna hiç katılmıyorum. Çoğu tartışma konuları bugün konuştuğumuz yanlış anlaşılmalardan ibaret değil tabii ki, aşı zorunlulukları ve benzeri şeyler hakkında mantıklı tartışmalar var. Ancak bilim bu konuyla alakalı zaten temel ve değişmeyecek bilgilere sahip ve virüsün nasıl ilerlediği konusu bu tartışmalar arasında değil. Yakın zaman önce yayınlanan ve pandeminin doğru ve yanlış yönetimini anlamak için en önemli çalışmalardan biri olacağını düşündüğüm gerçekten ilgi çekici bir makaleyi belki görmüşsünüzdür. Covid 19’un medya ayağını araştıran bir çalışmaydı. Ortaya koyduğu şey, çok küçük bir grup uç bilim insanının medyadaki hakim söyleme büyük bir başarı ile hükmederek iki taraf varmış gibi görünmesine neden olduğu ve bu söylemin halk sağlığı önlemlerinin önüne geçtiğiydi. Bu yüzden virüsün iki tarafı olduğu fikrine gerçekten sonuna kadar meydan okuyorum. Virüs bunları umursamaz ve var olmaya devam eder. Bağışıklığı olmayan insanları bulur ve enfekte eder. Nasıl enfekte olmayı ve insanların hasta olmalarını engellediğinize bakar. Bilimin bütünü, dediğim gibi, tamamen değil ama büyük ölçüde kabul görüyor. Dolayısıyla, bunun çok önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum…
 
Meydan okumanız kabul edildi profesör… Aşıdan devam edersek, aşı konusunda ciddi dağıtım sorunları ve eşitsizlikler var. Ne yazık ki aşı dozlarının büyük çoğunluğu hala yüksek gelirli ülkelerde ve fakir ülkelere bu aşıları sanki hayır işi yapıyormuş gibi veriyorlar. Aşı eşitsizliği, gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Afrika’da insanların hayatlarına mal oluyor, görüyoruz. Sizce bu konudaki çabalar sonuçsuz mu kaldı yoksa yeterince çaba gösterilmedi mi? 
 
Bu konuda iki büyük sorun var. Birincisi, mantıksız bir şekilde, zengin ülkeler ve güçlü aşı şirketleri, düşük ve orta gelirli ülkelerin kendi dozlarını yapmalarını engelliyor. Düşük ve orta gelirli ülkeler kendi aşılarını yapma hakkına sahipken dünyanın zengin tarafı onları engelliyor. Ayrıca bağış dediniz, elbette zengin ülkeler aşı doz bağışı yapmalı. Bu ülkelerde doz fazlası var, geçen yılın sonuna kadar yaklaşık bir milyardan fazla doz aşı kullanılmadığı için çöpe gitti. Yeteri kadar dozu paylaşmaya istekli olmadılar ve cimri davrandılar. Yani engelleyici ve istifçi davranış sergiliyorlar. Yani, hayır, bence bu zengin ülkelerin en kötü, en açgözlü ve en ahlaksız halinde davrandığının bir örneği. Ve gerçek şu ki bu, pandeminin uzun yıllar devam edeceği anlamına geliyor. Çoğu aşı uzmanı, bulaşıcı hastalık epidemiyologu, pandemiyi sona erdirmek için tüm dünyanın yaklaşık yüzde 90 veya 95'ini aşılamamız gerektiğini düşünüyor. Ve bu istifleme ve engelleme davranışını değiştirmedikçe, bunun yakın zamanda olacağını sanmıyorum.
 
SALGIN VARKEN PATENT HAKLARINDAN VAZGEÇİLMELİ
 
Patent hakkından feragat edilmesi konusundaki düşüncenizi de merak ediyorum. Bildiğiniz gibi Hindistan ve Güney Afrika, aşılar üzerindeki fikri mülkiyet haklarının geçici olarak kaldırılmasına yönelik kampanya başlatmıştı. Diğer yandan, sizin de değindiğiniz gibi şirketler bu aşılardan olağanüstü kârlar elde ediyor. Bu tür pandemi dönemlerinde aşılar üzerindeki patentten feragat edilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
 
Bunu kesinlikle destekliyorum. Bence pandemi olduğu durumlarda aşılar ve o sırada kullanılan araçlardaki patentlerden feragat edilmesi gerekiyor. Sanırım bu Covid-19 ile beraber almış olmamız gereken bir ders, ileride küresel sağlıkla alakalı acil durum ilan edildiğinde yani yeni bir pandemi olduğunda bunları hatırlamalıyız. Bence bu tıbbi önlemler, yani aşılar, teşhis ve tedavi araçları üzerindeki patentler küresel bir kamu malı haline gelmeli. Onlar paylaşılmalı, tüm halkların aşısı olmalı. Aşı haklarının kamusal olmasının üç ayağı vardır. İlk ayak patenttir, tarifi paylaşılmalıdır. İkinci ayak ise teknoloji transferidir. Yani tek başına patente sahip olmak yeterli değil, kullanılan teknolojiyi de anlamak gerekiyor. Patent için tarif dersek, teknoloji transferi de mutfağınıza bu tarifi nasıl yapacağınızı açıklamak için gelen bir şefe benzer. Ve sonuncusu, elbette, küreselleşmiş üretimdir. Tüm ülkeler bu aşıları kendileri üretebilecek seviyede olmalı. Zengin ülkelerin aşıları ürettiği, daha sonra zengin birinin masasındaki kırıntılar gibi, orada burada birkaç doz bağışladığı bu yukarıdan-aşağıya üretim fikrinden uzaklaşmalıyız.  Aşağıdan-yukarıya bir üretim modeline ihtiyacımız var.
 
Anlıyorum…. Ne yazık ki çok az vaktimiz kaldı professor. Fakat son olarak şunu sorayım, bu almamız gereken birinci ders dediniz. Bu pandemiden çıkardığımızı umduğumuz diğer dersler neler?
 
Açıkçası, ileriye dönük bir tür küresel pandemi sözleşmesine sahip olabileceğimize dair bir umut var. Ancak sorun, elbette ülkelerin uluslararası sağlık düzenlemelerine uyup uymadığı konusunda büyük farklılıklar olması. Bazı ülkeler Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı yönlendirmeleri görmezden geldi, bazıları kabul etti. Ve bu ilerleyebilmemiz için çözmemiz gereken bir problem. Gelecekte yaşanabilecek başka bir pandemide aşıları nasıl paylaşacağımız konusunda bir tür anlaşma yapmamız gerekecek. Zengin ülkelerin hemen aşıları satın almasına ve fakir ülkeleri mahrum bırakmalarına tekrar izin veremeyiz. Bu durum etik değil, ahlak dışı, adaletsiz ve insanların ölümüne yol açıyor. Dolayısıyla aşı dozlarını daha adil bir şekilde dağıtmak için ileriye dönük bir anlaşma yapmamız gerek. Çok yakın zamanlarda küresel aşı paylaşımı konusunda yaptırımlar yapmaya çalışan COVAX adında, para beklentisi olmayan akademik danışma grubuna katıldım. COVAX bu konuda doğru bir fikre sahip. Fikir, ilk önce her ulustaki nufusun yüzde 20’sini yani yüksek riskli kişileri, yaşlıları, sağlık çalışanlarını ve diğer temel hizmet çalışanlarını aşılamamız gerektiği. Bunu önce tüm ülkelerde yapsaydık, ölüm oranını önemli ölçüde azaltabilirdik. Bu nedenle artık çok dikkatli hareket etmemiz ve Covid-19 ile gördüğümüz türden bir yıkımı önlemek için aşı paylaşımı ve üretimi, sağlık düzenlemelerine uyma konusunda öğrendiklerimizi iyice aklımıza kazımamız gerekiyor.
 
Ve umarım yakın gelecekte başka bir pandemi daha yaşamayız…
 
Umarım bir sonraki pandemi hakkında konuşmak için programınıza gelmeme gerek kalmaz…
 
Umarım! Çok teşekkür ediyorum katıldığınız için…
 
Davet için teşekkür ederim.
 
Sağlıkla kalın…

İlgili Haberler

En Çok Okunanlar